2. bölüm / 4
DENİZİN ALEVİ1. Bölüm
Bölümler 4Şu an: 1. Bölüm
- 1 GİRİŞ357 kelime
- 2 1. Bölüm1.398 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2. Bölüm1.346 kelime
- 4 3. Bölüm1.406 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yok olan her varlığın,
Arkasında bıraktığı tohumlar büyür.
**************************
Geçmişin izleri, geleceğe karıştığında artık hiç kimse eskisi kadar masum kalmazdı. Bizim de mutlu anılarımız kana bulandı, hatıralar hafızadan teker teker yok olmaya başladı. Kaybettiklerimizin yasını daha tutamadan, hayat bizi ölüme hazırladı.
Ekim ayında olduğumuz halde İstanbul’da bu sene erken bir kar yağışı başlamıştı. Boynuma sardığım atkıma daha çok sokulurken evin kapısına çoktan varmıştım. Ablamla hâlâ aynı evde kalmak zordu ama bir o kadar da seviyordum onunla yaşamayı. Ama artık yollarımızı ayırma vakti gelmişti. Asansöre bindiğimde yüzümde oyalandı gözlerim. Kumral saçlarımı dağınık topuz yapmıştım ama çoktan bozulmuşlardı. Yanaklarım ve burnum kızarmış, gözlerimin altı solmuştu.
Her şeye rağmen kış güzeldi.
Kapıyı çaldığımda ablam karşımdaydı. Sarı saçları birbirine girmiş, koyu kahve gözleri şişmiş bir şekilde bana bakıyordu.
“Neredeydin?”
“Sence?”
“Geç kaldın. Yemekler soğudu.”
“Projeyi teslim etmem lazımdı. Sen yemedin mi?”
“Beraber yeriz diye bekledim.”
“E arasaydın abla?”
“Aman sus da gel işte ısıtırız bir şey olmaz.”
“Tamam üstümü çıkarayım.” Diyerek odama ilerlerdim. Son bir kaç gündür aklıma takılan bir soru vardı. Acaba eski evimizi hatırlıyor muydu ablam? Benim için bir geçmişten ibaretti o zamanlar. Babamın ve annemin sadece yüzü vardı beynimde gerisi ise bir hiç. Ablama sormak istiyordum ama o anları da hatırlamasını istemiyordum.
Ya o da hatırlamıyorsa?
Dedi içimden bir ses.
Ya hatırlıyorsa? Acıtmaz mı canını?
Dedi diğeri. İkisini de susturdum. Ama sorsam elime ne geçecekti ki?
Özlemin?
Dedi aynı ses.
Evet özlemim. Deli gibi özledim onları, onlarla olan anıları. Ama beynimde onlara kalan ses üç el silah sesiydi.
Tak
Tak ve
Tak.
Beynim de yıllardır bundan başka bir şey dönmez oldu. Bir yerlere uzun daldığım anda kulağımda bu sesler çınlıyor, beni daldığım yerden ayırıyorlardı. Ama kaçmanın da anlamı yoktu ablama sormalıydım. İçeri geçtiğimde ablam yemekleri ısıtmış beni bekliyordu. “Gel hadi soğumasınlar yine.”
“Geldim işte.” Dedim önce normal sohbet açtım hemen sormam olmazdı sonuçta.
“Akşama kadar reklam mı tasarladın yine?” Ablam grafik tasarımcıydı ben de yazılım mühendisiydim.
“Maalesef. Yine bir sürü marka bizim şirkete geçmiş. Neyse ki evden çalışıyorum. Sen?”
“Aynı bende gün boyu kodlarla projelerle uğraştım her zamanki gibi.”
Bir süre ikimiz de konuşmadık ama sormalıydım artık. Göz ucuyla ona baktığımda sessizce yemeğini yiyordu. Yorulmuş olmalıydı genel olarak neşeliydi ama tersi de pisti.
“Abla?”
Mırıltılı bir ses çıkardı.
“Annem ve babamla yaşadığımız evi hatırlıyor musun?”
Önce durdu sonra bana baktı. Şaşkın gözleri dalgalıyken arkasına yaslandı.
“O nereden çıktı şimdi?”
“ Ben hatırlamıyorum da.”
“Hatırlıyorum.” Dedi sakince. Sonra tekrar önüne dönüp yemeğini yemeye devam etti. Ona bunları çok sormamamın nedeni hala kabullenemiyor oluşuydu. Ne zaman onların adı geçse bir yerlere dalıyor aniden sessizleşiyordu. O yüzden çok üstlemedim.
“Anladım.” Diyerek konuyu kapattım.
“Alev.” Dedi aniden. Ona baktığımda, bana bakıyordu.
“Efendim?”
“Bugün kapının önüne bir zarf koymuşlar.”
“Ne zarfı?” Diyerek sorgulamaya başladım. Benim yakın arkadaşım çok yoktu. Bir ablam bir de en yakın arkadaşım Yazgı vardı. Ablamında çok yoktu ama yinede çevresi benimkinden genişti. Ona rağmen koyacak kimse yoktu.
“Galiba Karakan’lardan.” Dedi.
Tak
Tak ve
Tak
Beynimde aniden üç el silah sesi yankılandı. Onlardan gelmişti.
Sinem ve Ünsal’ın katillerinden.
Anne ve babamın katillerinden.
Bizi acıyla tanıştıran, hayatı bir anda zindan eden ve etmeye de devam edenlerden.
Ailemin, ailemizin katillerinden.
Elimdeki çatal tabağa düştü. İçimdeki öfke dışarı çıkmak için yüreğimi yırtıyordu. Cevap vermeden sadece ona bakmaya devam ettim. Gözlerimde ki öfkeyi görmüş olmalı ki, sakin bir şekilde çatalını bırakıp arkasına yaslandı.
“Zarf nerede?” Dediğimde ben bile kendi sesimi tanıyamamıştım.
“Çantamda getirmemi ister misin?”
“Olur.” Dedim. Adlarını duyduğum anda tanıyamadığım birine dönüşüyordum. Ablam kalkıp çantasının içindeki zarfı alıp yeniden karşıma oturdu. Zarfı hızla elinden alıp açmaya başladım. Okuduklarım ile akan kanım bile durmuş, başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü.
“Yeniden merhaba Korcan ailesi. Uzun zamandır (yani bir 22 yıldır ) görüşemedik. Bende dedimki bu hasreti daha fazla uzatmaya gerek yok. Anne ve babanızın elimde ki ölülerinden sonra sıra size geldi. Yakında görüşmek üzere kendinize ben gelene kadar iyi bakın :)”
Babama ihanet eden en yakın arkadaşı. Babamı kıskandığı için gözünü bile kırpmadan karısı ile beraber yok ettiği en yakın arkadaşı. Özkan Karakan. ‘Ben çocuk öldürmem’ diyip bize elini sürmeyen ama anne babamı gözümüzün önünde öldüren Özkan Karakan.
“Alev gidelim buralardan. Şehir değiştirelim, gerekirse yurtdışına çıkalım. Ama gidelim buralardan ablacığım lütfen.” Diyen sesi geldi kulağıma. Onu bile seçemiyordum. Şuan öfke öyle diri, öyle canlıydı ki dediklerini duymuyordum.
“Alev beni dinle. Burada kalmaya devam edersek öldürecek bizi. Öldürmeden bırakmayacak.”
En sonunda kendime geldiğimde “Asla!” Dedim.
“Duydun mu beni Nare? Asla! Oyun bu istiyor? En alasını oynarız. Ölüm istiyor? Gelsin öldürsün bakalım! Ne annemin ne de babamın kanını yerde bırakacak değilim. Bunu da görecek ve ayağını denk alacak duydun mu beni! Eğer savaş çıkacaksa savaşa da razıyım, ölüme de! Ama ailemin intikamını almadan şurdan şuraya gitmem! Dediğimde öfke gözlerimde ateş misali dönüyordu. Her şeyimi kaybettim zaten neyim kaldı ki bu hayatta? Bir ablam vardı sadece. Ama Karakan oyun istiyorsa oynayacak, ölüm istiyorsa kendi kefenini verecektim ona. Devlete çalışan bir adam sonradan mafya olabiliyorsa, babamı da satardı tabii. Ama bunu ağır bir şekilde ödetecektim ona. Kana kan dişe diş. Benden hayatımı alan bir adamda, hayat bırakmayacaktım. Ablamın boynu sola doğru büküldü. Sadece sinirden gözümün döndüğü anda ona Nare dediğimi biliyordu.
“Yapma Alev.”
“Geri dönüşü yok artık bunun abla. Durmayacak sende, bende bunu biliyoruz. Kaçmanın kime ne faydası var? Annem babam hayatta olsa sence böyle olsun mu isterdi? Bizim kaçmamızı korkarak ülkeyi terk etmemizi falan mı isterdi? Söyle!” Oturduğum yerden hızla kalktığımda sandalye yere düştü. Ablam da kalktığında onun da sandalyesi düşmüştü.
“ÖLMEMİZİ Mİ İSTERLERDİ SENCE! SEN SÖYLE BU SEFERDE ALEV ÖLELİM Mİ YANİ? BUNU MU İSTİYORSUN?” Diye kükrediğinde ondan aşağı kalmadım.
“GEREKİRSE EVET! AİLEM İÇİN GEREKİRSE BENDE ÖLÜRÜM ABLA. SONUÇ AYNI DUYDUN MU BENİ HİÇ BİR ŞEY DEĞİŞMEYECEK. HER TÜRLÜ BU OYUNUN SONU ÖLÜM. SENDE BUNU ANLA VE O KAFANA SOK!” Normalde asla onunla böyle konuşmazdım hep saygılı yaklaşırdım ama nevrim gerçekten dönmüş durumdaydı. Hızla ceketimi ve kulaklığımı aldığımda arkamdan bağırışını duydum.
“Nereye!”
“ Sahile!” Dedim. Nereye gittiğimi söylemesem 28 yaşında kadın demez döverdi. Hızla kapıyı çarpıp çıktım. Sakinleşmeye ihtiyacım vardı. Hızla bindiğim asansörde,sinirden kafamın içi dört dönüyordu.
Nasıl yapabilirdi?
Hala nasıl yüzsüzce kapının önüne bir zarf atıp bizi tehdit edebilirdi?
Her şey çığırından çıkacak gibiydi.
Asansörden indiğim anda çalan telefonum ile adımlarım duraksadı ekrandaki isim Yazgı’ydı. “Efendim?” Dedim gereğinden fazla çıkan sesiyle.
“Neredesin?”
“Neden soruyorsun?”
“Sinirli gibisin sanki de.”
“Ablamın arattığını biliyorum Yazgı.”
“Yapma böyle Alev. Sakinleşmen lazım herkes için.”
“Olmuyorum sakin falan Yazgı! Benim ailemi hayattan koparan adam, gelmiş bana şimdi de sizi öldüreceğim diyor. Aklımı kaçıracağım!”
“Tamam geliyorum yanına daha detaylı anlat şunları.”
“Gelme yalnız kalmak istiyorum.”
“Geliyo-“
Cümlesini yarıda kesen şey yüzüne kapattığım telefondu. Ama gelme demem fayda etmeyecekti bunu da biliyordum.
Hepsi ölümün ucunda dahi olsa gelirdi.
********************
Koltukta oturmuş uzun uzun düşünüyordu Tuna Karakan. Sözde Özkan Karakan’ın oğluydu ama o öyle hissetmiyordu.
Hayatta başına gelen bütün zararları babasından gören bir çocuk, baba ne demek bilebilir miydi?
Tuna Karakan’da görmemişti. Ölümle burun buruna gelmişti, annesinin ölümüne şahit olmuştu, görmediği şiddet ve işkence kalmamıştı ama yinede babasına boyun eğmemişti.
Babası da zaten o yüzden nefret ederdi ya ondan. Ona boyun eğmeyenin ya da ondan üstün olanın boynunu keserdi. Ama sırf çocuk öldürmediği için ona dokunmamıştı.
Karısının hatırı olduğu için değil.
15 yıldır görüşmüyordu babasıyla.
Sevmezdi babası onu. Ne varlığına dokunur olmuştu ne de yokluğuna.
Ama artık küçük bir çocuk değildi. Babasını bitirmek için uğaraşacak ve devletten gizli yaptığı bütün suçları yavaş yavaş gün yüzüne çıkaracaktı.
Delil.
Tek bir delil lazımdı ona.
Yaptıklarıyla ilgili tek bir delil.
Çalan kapı ile bakışlarını daldığı yerden kaldırdı. “Gel.” Dediğinde içeriye giren kişi Mert’ti.
“Noldu?” Dedi Tuna.
“Baban İstanbul’a geliyor.” Diyerek lafı uzatmadı Mert.
Önce bir duraksadı Tuna böyle bir şey bekliyordu çünkü aldığı duyumlara göre burada ki işleri birikmişti. Ama bu kadar da hızlı değildi. Daha önemli bir şey olmuş olmalıydı.
“Neden bu kadar hızlı oldu?” Dediğinde daha çok kendisine soruyor gibiydi.
“Bilmiyoruz ama bir aile varmış. Geriye kalan iki kişiyi yok edecek diyorlar. Ya onlara bir şey yapacak ya da daha farklı.”
“Aile derken, kimden bahsediyorsun?”
“Korcan diyorlar.”
Tanıdık geliyordu Tuna’ya Korcan ismi. Ama nereden çıkardığını da tam hatırlamıyordu.
“Korcan’ları araştır benim için. Kimler, kaç kişiler, nasıl bir aileler hepsini öğren.”
“Tamamdır abi, bakacağım.”
Aklını karıştıran çok şey vardı Tuna’nın ama hiç birini toparlayamıyordu. Olacaklardan habersiz şuan sadece düşünüyordu.
Ama bu ölümle yaşam arasında olan çizgide bütün duyguları yaşayacağından, birilerini yaşatmak için kendinden bile vazgeçme noktasına geleceğinden henüz kimsenin haberi yoktu.
Asıl savaş yeni başlıyordu.
Bu Korcan ve Karakan savaşı değildi.
Bu ölüm ve yaşamın savaşı,
Yalanın ve gerçeğin savaşı,
Aşkın ve ihanetin savaşıydı.
Bazende yalnızların savaşı.
••••••••••••••••••
Bölüm etkileşimi
