1. bölüm / 1
Denizci ve Masum Korsanı1
Bölümler 1Şu an: 1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Muğla siyah örtüsünü giymiş, saatler gece 01.00 sularını göstermişti. Datça denizinde dalgalar bu sefer mırıldanarak süzülüyor, geceye bir şeyler anlatıyordu. Yerdeki masmavi parlak deniz, gökyüzünde ki simsiyah geceye vurgun muydu sanki? İmkansız ve vuslatsız aşıkların kader ortakları gibi duruyorlardı sanki. Farklı iki olgu, bir araya gelince muntazam bir manzara oluşturuyordu.
İşte bu manzaraya bakan iki çift göze döndü ayın sahne ışıkları. Kızın gözlerinde ışıltı, oğlanın gözlerinde de ışıltı fakat gözyaşı ışıltısı. Sailor, geminin ucuna bir iskemle koymuş, gecenin siyahına bürünmüş kalbini yatıştırmak için yaktığı sigarasından nefesler çekiyordu. Kaptan arkadaşları ona "Deniz Oğlanı" mahlası takmıştı. Gemisinde uyur, yemek yer ve çalışırdı. Home office kültürünü gemisine uyarlamıştı. 7 kuşaklık yadigârdı. Satmasını için aldığı bütün teklifleri dinlemeden reddediyordu, kaptan arkadaşları ona alacağı para ile daha güzel gemiler alabileceğini söylese de dinlemiyordu. Güçlü karakterdi işin aslı, Sailor. Gözyaşları suyun içinde gözükmediğinden olsa gerek, denizin ortasında bir yerleşke edinmişti kendisine. Denizle dertleşir, denizle gülümserdi. Ha birde, kefal buğulamayı çok güzel yapar kendileri, melankoli ve omega 3 bakımından da zengindir Sailor.
Ve, gecenin bile örtemediği o ışıltıya çevrilir gözler ; Sirenasa. Yat gezisinde arkadaşları ile hoş vakit geçirirken, kırmızı şarabı da elinden bir an olsun düşmüyordu. Saks mavisi, saten kumaş elbisesiyle deniz ile pişti olmuştu adeta. Siyah ve parlak saçlarına teknenin ışıkları da vurunca yıldızlı geceyi andırıyordu. Dans sırasında kızlardan biri ona döndü.
“Başka kadeh doldurmaya kalkma artık sarhoşluğundan denizin dibine batacaksın!”
İkisinin de genç ve şen kahkası ortamı ısıtırken, Sirenasa yarım şarap şişesini fondiplemişti. Bu hareketi kızları daha da gülümsetirken, Sirenasa sarhoş olmadığını kanıtlamak maksadıyla ayağı kalktı ve platform topuklularının üzerine çıktı.
Sirenasa topuklarının üzerinde bir an durdu. Gecenin salınımı mıydı, şarabın cesareti mi bilinmez; denizle arasındaki mesafe bir adım kadardı artık. Müziğin ritmiyle omuzları hafifçe sallanırken, platform topuklarının biri kaygan güvertede boşluğa denk geldi.
Her şey bir nefeslik sürede oldu.
Bir çığlık, kırılan cam sesi gibi dağıldı gecenin içine. Ardından su…
Datça denizi Sirenasa’yı sert değil, sanki tanıdık birini karşılar gibi içine aldı. Elbisesi suyla ağırlaştı, saçları yüzüne dolandı.
Yukarıdan gelen kahkahalar bir anlık sessizliğe dönüştü ama kimse tam olarak ne olduğunu anlayamamıştı.
Aynı anda, karanlığın biraz ötesinde, denizin başka bir noktasında bir çift göz irkildi.
Sailor, sigarasından son nefesi çekmişti ki suyun yüzeyindeki o düzensiz hareketi gördü. Dalgaların dili vardı; yıllardır onunla konuşurdu deniz. Bu sefer fısıldamıyordu, çağırıyordu.
İskemleyi devirdi, sigarayı güverteye bastırdı.
Motoru çalıştırmadı. Kürekleri aldı.
Bazen hız değil, sessizlik gerekirdi.
Sirenasa suyun içinde çırpınırken, gözleri ay ışığına tutunmaya çalışıyordu. Nefesi düzensizdi ama korkusu çığlık atmaktan çok, batmaktı.
Tam o anda, omzuna dokunan bir el hissetti. Sert ama panik olmayan bir el.
“Tamam,” dedi bir ses, sakin ve derin.
“Deniz seni almaz, ben buradayım.”
Sirenasa başını kaldırdığında, gecenin içinden gelen bu adamın gözlerinde tuhaf bir tanıdıklık vardı. Sanki deniz, bir parçasını ona ödünç vermişti.
Ve Datça, iki yalnız insanın ilk kez aynı suyun içinde nefes alışını sessizce izledi.
İkili suyun üzerinde, yüzlerindeki su damlaları ve ıslak saçları ile bakışırken yattan gelen müzik yükseldi. Natasha Blume'un sensual sesi onları bir film sahnesinde gibi hissettiriyordu. Black Sea şarkısı arkaplandayken, Sirenasa ellerini genç erkeğin omuzlarına çıkarttı ve yüzmeyi denedi. Gece vakti olduğundan deniz eksi derecelerdeydi fakat, Sailor bu dokunuş ile cıs edip yanmıştı sanki. Kızı nazikçe tek kolunun altına aldı ve geminin merdivenlerine doğru ilerlemek istedi. Fakat kız onu durdurdu.
“Yüzelim?”
Genç adam cevap vereceği esnada şarkı araya girdi.
“Come down to the black sea swimming with me
Go down with me, fall with me, let’s make it worth it”
“Siyah denize gelip yüz benimle. Benimle bat, benimle düş, bırak buna değsin.”
Sailor şarkıyı evrenden bir mesaj olarak algıladı, denizin sesi gibi daha çok. Kızın alkollü olduğunu anladı, ama alkollü birisiyle inatlaşılmayacağını da biliyordu rakı balıkçı kaptan arkadaşlarından. Kısa bir mesafe yüzdüler, kızın hayat enerjisi ve gülüşündeki bulaşıcı pozitiflik oğlana işliyordu. Denizlerin keşfedilmemiş tarafı gibiydi. Sailor, gecesinin depresif dumanını bir anda dağıtan bu kıza bakıyordu ve neyin içine çekildim ben diye düşünmekten kendini alıkoyamıyordu. Kızın mavi elbisesi deniz ile bütünleşmişti bu arada.
Bu kızı Sailor'a deniz mi getirmişti..?
Şarkı çalmaya devam etti ;
“Sen yükelirsin ben düşerim, ben dururum sen ilerlersin
Sen giderken ben gelirim, ilk yanan kim olacak?
Sen oturursun ben kalırım, itaat etmem
Kara denizde nerede karaya ayak basacağız?”
Şarkının sözleri gecenin içine asılı kalmışken, dalgalar ikisini de yavaşça ileri geri savuruyordu. Sirenasa bir an durdu, başını geriye yasladı. Islak saçları suyun yüzeyinde bir yelpaze gibi açıldı. Gözlerini kapattığında yüzünde çocukça bir gülümseme vardı; sanki denizle ilk kez tanışmıyor da, ona geri dönüyordu.
Sailor, kulaç atmayı kesti. Aceleye getirmek istemedi. Deniz soğuktu ama aralarındaki mesafe sıcak.Sirenasa gözlerini açtığında, Sailor’un kendisine bakmadığını fark etti; ufka, karanlığın içine bakıyordu. Bu, onu rahatlatmıştı. Bazı bakışlar yakalar, bazıları bırakırdı. Sailor’un bakışı ikincisindendi.
“Adın ne?” dedi Sirenasa, sesi suyun üzerinde ince bir çizgi gibi yayılarak.
Sailor başını çevirdi.
“Sailor,” dedi.
“Yetiyor.”
Sirenasa güldü.
“Ben de Sirenasa. Ama kimse ciddiye almaz.”
“Deniz aldı,” dedi Sailor.
“Bu yeter.”
Bir süre daha yüzdüler. Kıyıdan, yattan, müzikten uzaklaştılar. Şarkı artık net değil, hatırlanan bir melodi gibiydi. Sirenasa’nın kulaçları yavaşladı. Alkol cesaretini harcamış, yorgunluk payını istemeye başlamıştı.
Sailor bunu fark etti ama söylemedi.
Sadece biraz daha yaklaştı.
“Artık dönelim,” dedi sonunda.
“Deniz seni sevdi ama sabaha kadar misafir ağırlamaz.”
Sirenasa itiraz etmedi. Bu sefer kolunu onun omzuna değil, suyun içine bıraktı. Güvendiğini belli eden bir sessizlikle.
Ve Sailor, yıllardır ilk kez birini taşımadığını; biriyle birlikte ilerlediğini hissetti.
Bölüm etkileşimi
