11. bölüm · DENİZ YILDIZI

11. BÖLÜM:NİKAH

Elifnur

11:BÖLÜM: NİKAH

korku her yerimi sarmıştı ya olay çıktıysa? ya abim bir şey yaptıysa ona ya Bartın engelleyemediyse... ya kavga ettilerse. abimin o adamı kolundan tutup çekiştirişi hafızamdan silinmiyordu. o kadar sinirliydiki gözü dönmüştü. miraç abiminde.. abilerimin gözü dönmüştü. ve bunu bilmek korkumu arttırıyordu. nerede kalmışlardı? onlar gideli on dakika olmuştu sanırım. ben burada beklemekten dokuz doğuracaktım. gitmek istiyordum ama bir yanımda gitmek istemiyordu. bağıracaklardı çünkü... istemiyordum ben bağırmalarını.

berk iki dakika önce bartından gelen bir aramayı cevaplamıştı. telefon çalmadan öncede beni teselli ediyordu ve tam da dediği gibi olmuştu. bartın her şeyin yolunda olduğunu kavga çıkmadığını sadece bakkaldan su almaya gittiklerini abimleri sakinleştirip geleceğini söylemişti... yani berkin bana anlattığı buydu ama benimle konuşurken arkaya eliyle işaret verdiğini görür gibi olmuştum. emin değildim belkide yanlış yorumlamıştım ama bir yanım doğru yorumladın diyordu.

derin nefes alırken bartın ile abimlerin gittikleri sokaktan çıkıp buraya doğru yürüdüğünü gördüm. hızlı adımlarla onlara doğru ilerledim. normalde koşardım ama gelinliğim beni biraz kısıtlıyordu. kabarık değildi gelinliğim düz elbiseyle yarışırdı. yinede koşup dikkat çekmek istemiyordum.

"ne oldu nerede kaldınız?" diye panikle yanlarına gidip çağıl abimin elini tuttum. ters çevirdim. elini iyice inceledim. yara yoktu, kızarıklıkta yoktu. abim yumruk atmamıştı. hemen miraç abime dönüp onun elini aldım ellerimin arasına. iyice inceledikten sonra kimseye vurmadığının kanağatini vararak bartının elini inceledim. üçündede kızarıklık yoktu. kimseye vurmamışlardı. derin bir nefes alarak rahatladım.

"amma inceledin bücür. sıkmasana sen canını bu kadar bir şey yok işte. uyardık gönderdik." dedi sakince çağıl abim kaşlarım havalandı.

"sen? uyardın gönderdin." sonra başımı kaldırıp üçünü süzdüm. "siz. uyardınız. gönderdiniz." dedim altını çize çize üçüde aynı anda başını sallayarak beni onayladı. inanmamıştım. senelerdir normal bir uyarmayla gitmemişti. şimdide gitmezdi eminim. ama gerçekten gittiyse ve boşuna endişeleniyorsam. bilmiyordum. ne düşüneceğimide bilmiyordum.

"hayatım, bir şey olmadı gerçekten." bartının ılımlı bir şekilde konuşup elini belime sarmasıyla gözlerim şokla aralanmıştı. eli belimdeydi şuan!! çağıl abim kaşlarını kaldırıp bartını biraz iteleyince bartın kaşlarını çatıp yerinde dimdik durmaya devam ediyordu. çağıl abimin kaşları çatıldı. "lan, bıraksana kardeşimi." dedi sakin tutmaya özen gösterdiği sesiyle. derin bir nefes alıp bartına baktım. bakışlarımız kesişince sanki kendini zorluyormuş gibi bir tavır takınıp elini belimden çekti. iyi numara yapmıştı bir an gerçekten istemeyerek çekti zannetmiştim.

"abim," yanımdan gelen sesle başımı çevirdim. çevirir çevirmez miraç abimle göz göze geldik. göz kırptı bana. "burada bizi sorgulamaya devam edersen nikaha geç kalacağız." dediğinde abime hak verdim. geç kalacaktık.

"o zaman başka bir zaman konuşuruz bu konuyu," bakışlarımı bartına çevirdim. "hadi gidelim geç kalacağız." dediğimde başını sallayıp yanıma geldi. gelir gelmezde çağıl abime nispet yapar gibi elimi sımsıkı tutup beni arabaya doğru yürütmeye başladı.

bartın beni yolcu koltuğuna otutturup kapımı kapattığında hızlıca sürücü koltuğunun kapısına varıp arabaya bindi. bizim bindiğimizi görenlerde arabaya binerken bütün çocukların vaziyet aldığını görünce dudaklarım kıvrıldı. küçükken az düğün arabasını durdurmamıştım.

bartın arabayı çalıştırdığında arabadan çıkan motor sesiyle ve bartının hafif gaza basıp park halinden çıkmasıyla bütün çocuklar arabanın önüne atlaması bir oldu. bartın hemen frene bastığında küfür mırıldandığını duymuştum. kendimi tutamayarak güldüm. bana bakınca sinirinin geçtiğini ve dudağının kıvrıldığını görmem benim içinde şok sebebiydi. boğazımı temizleyerek gülüşümü bastırdım.

"zarf?" dedim sorgulayan sesimle.

"zarf?" dedi o da aynı benim gibi sorgulayan sesiyle. kaşlarımı çattım.

"ama ya! hani iki dakikaya hazırlanırdı yalan mı söyledin? bu kadar çabuk mu unuttun. " dedim sitem ederek. başını arkaya atıp gür bir kahkaha patlattı. ben daha ne olduğunu anlayamadan arabanın camı tıklatıldı. bartın kahkahasını zor bela durdurup camı açtı. gelen kişi bartının korumalarındandı.

"efendim istediğiniz zarflar." diyerek elindeki zarfları camdan bartına uzattı. gözlerim kocaman oldu. orada saysan yüzden fazla zarf vardı. oha! çüş! yuh!

"geç getirdin." bartının kaya kadar sert sesiyle adam yutkundu.

şey... o az önce kahkaha atan bartınla aynı kişimiyidi?

adam dudaklarını aralamıştıki bartın elini kaldırdı adam sustuğunda git işareti yapmasıyla adam gitti. kaşlarım havada haraketlerini izledim. yaptığı haraket yanlıştı.

bartın elindeki zarfları camdan bir çocuğun eline tutuşturup herkese ver diye tembihledikten sonra camı kapatı. çocuklar önümüzden ayrılırken bartınde gaza basmıştı.

"yaptığın haraket güzel değildi." dedim kendimi tutamayarak. bartının kaşları havalandı. gözlerinden endişeli bir ifade geçti. ama o kadar kısa sürdüki geçmeme ihtimali vardı.
"hangi haraketim? ne olduki? yanlış ne yaptım ben? seni mi üzdüm?" peş peşe konuşması konuşarak böldüm. "hayır, sadece korumana sergilediğin tavırdan rahatsız oldum. o da bir insan ve... sen adamı geç getirdi diye neredeyse dövecektin. tek başına olsan o zarfları hazırlaman sabahları bulurdu. abimden biliyorum. ama sen iki dakikada yaptırdığın şey sadece bir dakika gecikti diye adamı konuşturmadın bile. elinle sus ve git dedin resmen. adam başını eğip gitti. sen bir teşekkür bile edebilirdin ama etmedin. tamam görevi sana hizmet etmek olabilir ama ona böyle davranmanı haklı çıkarmaz." sözlerim bittiğinde derin bir nefes aldım. arabada sessizlik oldu. ve ben biraz gerilmeye başlamıştım.sonuçta haddim değildi korumasıyla ilişkisine karışmak. ama çenemi tutamamıştım işte.

"haklısın." dedi uzun sessizliğin ardından. konuşmasıyla gerginliğim gitmiş yerini şaşkınlık almıştı. bana hak mı vermişti? "sen deyinceğe kadar farketmemiştim. sanırım birilerine özür dilemem gerek. beni aydınlattığın için teşekkür ederim. " dediğinde üzerimdeki şokla "rica ederim." diye mırıldanddım. dahada bir şey konuşmadık. nikah dairesine gelene kadar sessizdi yol. ancak nikah dairesi gürültülüydü. etrafta bir tek ses eksik değildi. yeni evlenen çifleri tebrik eden akrabaları, arkadaşları, evlenen çiftlerin neşeli kahkahaları. ve aynı zamanda cıvık cıvık yeni evliler vardı burada. kızın erkeğe cilve yaptığı falan. kısacası çok gürültülüydü. allahtan bizim çok beklememize gerek yoktu. içeri girmemizle adımızın anılması bir olmuştu.

"Bartın ve Defne çiftimizi alalım lütfen." karnıma bir ağrı girdiğini hissettim ve bu ağrı bıçak gibi batıyor nefesimi kesiyordu. nefes almaya çalıştım ama nafileydi. aldığım nefes beni boğmaya çalışacak derecede sıkıyordu.

bartın gelip elini belime atınca irkildim. "sakin ol. bir şey olmayacak. sadece kağıt üstünde bir şey." diye fısıldadı kulağıma. sakinleşmeye çalıştım.bartın beni hafifçe iteleyince aklımı başıma alıp adım atmaya başladım. beraber nikah salonuna girdiğimizde arkamızdanda ailemiz geliyordu. Bartının ailesi son dakika arabalarında çıkan minik bir sıkıntıdan dolayı direk nikah dairesine gelmişlerdi. onlarda arkamızdan gelirken biz bartın ile beraber masaya doğru ilerledik. tabii şaitlerimizde çantalarını birilerine verip yanımıza koşturdu. gizemin heyecan ve panik haline kahkaha atabilirdim. sayesinde stresim az da olsa gitmişti. heycandan eli ayağa birbirine girmişti kızın. benim şaidim, gizemdi. Bartının şaidini bilmiyordum. bir arkadaşım gelecek demişti sadece ve arkadaşıyla büyük ihtimal nikahtan sonra tanışacaktık.

bartın oturacağım sandalyeyi çekince gülümsedim ve teşekkür ederek oturdum. nikah memuru beş dakika kadar sonra gelecekti. baya stres içinde ellerimi sabitlemek için birbirine kenetleyip sıktım. sıkıntı yoktu sadece evlenecektim.

allahım bunu normal görmeye başlamam normalmiydi?!

kendimi teselli edeceğim derken bile kendimi gaza getiren bana saygılar.

etrafıma bakarken bizimkilerin hepsinin bartın ile bana baktığını gördüm. bir ona bir bana bakıyorlardı. nikah memuru salondan içeri girdiğinde bartına döndüm. oda bana döndüğünde kaşlarımı merakla havaya kaldırıp "senin şaidin nerede kaldı?" diye sordum. sesimdeki endişe gözle görülecek kadar belliydi.

"sakin ol. o biraz gösteriş sever. gelecek şimdi." dediğinde kafamı salladım ama hiç sakin kalamıyordum. eğer evlenemezsek abim mesleğinden olacaktı. ve bunu ne ben ne abim kaldırırdı. o yüzden bu stresim vardı. nikah memuru masaya oturduğunda bize gülümseyerek baktı. bizde ona gülümsedik.

"damat bey? şaidiniz nerede beyfendi." dedi sorgulayan sesiyle. bartın tam ağazını açacakken bütün salonda yabancı bir ses duyuldu. "buradayım bey amcacım." neşeyle buraya gelen takım elbiseli adama çevirdim bakışlarımı. eşşek gibi sırıtıyordu. onun enerjisi beni gülmeye itiyor aynı zamanda enerji veriyordu. enerjisi bol birine benziyordu ve bence kesinlikle öyleydi.

"yengem." diyerek asker selamı verince kıkırdadım. gizemde kafasını eğip gülmüştü.

"şavun bittiyse otur şuraya kerim." dedi bartın. kerim dediği çocuk bartına burun kıvırıp nikah masasına oturdu.

"bir eğlenmemizede laf atmasan olmaz." diyede homurdanmayı unutmadı.

"evet, nikah şaitlerimizde tamsa eğer başlıyorum." diyen nikah memuruyla bakışlarımız onu buldu. defteri açarak masaya koyduğunda tırnağımı elime batırdım. nikah memuru hastalıkta ve sağlıkta olan o uzun kısmı dillendirirken rahat gözükmek için bin bir tane şey denedim.

"sayın Bartın Arslan karakum, kendi hür iradenizle Hüseyin kızı Defne Elçin Akıncıyı işiniz olarak kabul ediyormusunuz?" nikah memurunun sorduğu soruyla bartının bakışları beni buldu. gözlerimin içine bakarken mikrofona uzanıp bütün salonu inletecek derecede ama bağırmadan konuştu. "evet." salondaki herkes alkışlarken gözüm çağıl abimi buldu. alkışlayan enes abime vuruyordu. gülümsedim.
sabahtan beri olan sitresim, sadece sevdiklerimi gördükçe geçiyordu.
o sırada nikah memuru bana soru sordu. "siz Defne Elçin Akıncı, kendi hür iradenizle Engin oğlu Bartın Arslan Karakum'u eşiniz olarak kabul ediyormusunuz?" bu işkence bitsin ve artık kurtulayım diye hiç beklemeden "evet." dedim. salonda tekrar bir alkış koptu. çaktırmadan bartının ayağına bastım.
nikah memuru şaidlere döndü. "siz şaitlik edermisiniz?" gizem ve kerim mikrofona yaklaşıp "ederiz!" diye bağırdılar çoşkuyla. salonda tekrar bir alkış koparken sırayla imzalarımızı attık. nikah memuru ayağa kalkınca bizde kalktık ve o sözleri duyduk. "bende, belediyenin bana verdiği yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum, gelini öpebilirisiniz." nikah memurunun söylediklerinden sonra bartın bana döndü ve nikah memurunun verdiği defteri elime tutuşturup duvağımı kaldırdı. alnımdan öptüğünde salonda ıslıklarla beraber alkış daha çoktu. bartın geri çekildiğinde elimdeki evlilik cüzdanını sanki çok mutluymuş gibi gülerek kaldırdım. gizem gülerek yanıma geldi. ona sarıldığımda bartında kerimle tokalaşıyordu.

....
"öyle işte yengecim." kerimin yengecim demesine kıkırdamadan edemedim. çok güzel yengecim diyordu ve sanırım hoşuma gitmişti. sabahtan beri yengem, yengecim, yenge, yengelerin en iyisi, fovari yengem... diye diye bir hal olmuştu. ve bu beni çok mutlu ediyordu. sevmiştim kerimi. çağıl abimlede iyi anlaşmışlardı. tam aynı kafadalardı.

şuan bir masada ayakta dikiliyorduk. aslında düğünümüzdeydik. yani bartının evinde. evinin bahçesinde. ve çok kalabalıktı. şakasız bizim bütün akrabalar gelmişti neredeyse. büyü yaptığından şüphe ettiğim yengem bile buradaydı. ve biz bartın ile hepsiyle selamlaştıktan sonra masamıza geçmiştik. kötü haber sandalye yoktu. ayağımın ağrıdığını kesinlikle belli etmediğim için her zamanki gibi beni mutlu ve rahat zannediyorlardı. biz masaya geçtiğimizde gizem beni yanlız bırakmak istemeyip yanımıza gelmişti. kerimde yanımıza gelince hep beraber sohbet etmeye başlamıştık.
aynı zamandada kerimle tanışmış kaynaşmıştım. tam tamına iki saattir beraber sohbet ediyorduk. ne zaman bir konu açılsa o konu üzerine bir anısını anlatıyordu. hatta bartının anılarınıda anlatıyordu. tabii bu durum bartının canını sıksada arada bir güldüğü oluyordu.

çağıl abim ve enes abim ise bir saattir ortada yoklardı. nereye gitmişlerdi hiçbir fikrim yoktu ancak gelirlerdi heralde. yani inşallah gelirlerdi.

gizemin bir anda cırlamasıyla irkilerek ona baktım. "kanka!"

"ne oldu?" dedim sesime yansıttığım endişeyle. "geldi! ay geldi." diye sevinçle kolumu tutmasıyla ne olduğuna anlam veremedim. "kim geldi gizem? ne diyorsun sen?" dedim sorgulayan sesimle. kapıdaki bakışlarını ayırmayınca bakışlarımı kapıya çevirdim. gördüğüm sulüet ile göz devirip güldüm. "te allahım ya." diyede mırıldanmayı unutmadım. "sus kız." diye bana yandan bakış atınca omuz silktim. bir şey oldu zannetmiştim. ama hanımefendi aşk derdindeymiş.

"kim geldi? ne oluyor yenge?" diyen kerimle ona döndüm.

"bir şey yok ya. önemli bir şey değil yani." dedim hafif gülümseyerek. kafasını salladı ama meraklı bakışları üzerimizdeydi.

uğurun bizim olduğumuz yere doğru geldiğini görünce derin bir nefes aldım. gelsin bakalım sahte evliliğimize içten dilekler. "defne." ismimi söylemesiyle uğura döndüm. "hoşgeldin." dedim gülümseyerek. "hoşbulduk. tebrik ederim. kusura bakma yetişemedim hastahanede işler birikmiş. yoksa gerçekten erken gelmek isterdim." dediğinde sıkıntı yok der gibi gözlerine baktım ama gözlerine bakmak yetmez diyerek dilimdeki kelimeleri serbest bıraktım. "önemli değil geldin sonuçta. "
gülümseyerek bartına döndü. "sizide tebrik ederim patron. mutluluklar dilerim." bartın sadece kafasını hafifçe oynatarak,"eyvallah." demekle kaldı. uğur fazla bartına bakmadan gizeme döndü. gülümsemesi büyüdü. "naber."
"iyidir senden?" gizem eşşek gibi sırıtıyordu. allahım mal bu kız.
"iyi." dedi uğur. gizem kafasını salladı "allah daha çok iyilik versin. "
"amin."

onları bu saçma döngüden nereden çıktığını anlamadığımız enes abi çıkardı. "layn." gizemi tutup kendine çekmesiyle gizem neye uğradığını şaşırıdı. "abi!"
"sus kız." enes abiden azar işittiğinde gizem sustu. ama yüzünü asmayıda bırakmadı.

bir anda omzuma atılan kolla bende irkildim. "naber bücür."
"ya abi! "dedim sinirle. "sus." dediğinde oflayarak sustum. çağıl abim neden benden büyüktü ve ben kolunun altında küçük kalıyordum ki?

"aa çağıl! yengeme bulaşırsan külahları değişiriz oğlum. bak ben seni sevmiştim olmadı bu. " kerimin sesiyle bakışlarımız onu buldu. çağıl abim sırıttı.

"bu bizim her zamanki halimiz kerimcim. külahları değişmemize gerek yok. ama istersen değişiriz benimki biraz yamulmuştu zaten." dediğinde yaptığı espiriye yüzümü buruşturdum.

"artık evli bir kardeşin var, çağıl." diyen bartınla bakışlarımız onu buldu.

"hatırlatmasana şunu kardeşim." diye homurdandı abim. kıkırdadım. "ne gülüyorsun be." çağıl abimin bana çatık kaşlarıyla sorduğu soruya omuz silkmekle yetindim.

"haklı abicim, artık evli bir kardeşin var. ayrıca istesende beni alamazsın kocam var benim." dedim onu sinir etmek için. "seni almak istediğimi kim söyledi?" dedi tek kaşını kaldırarark. "ben." dediğimde. "iyi söylemişsin." dedi. tekrar kıkıkırdadım. "ama işte alamayacaksın" dedim kudur der gibi. abim gözlerini kıstı. bu arada biz bu konuşmaya ne ara gelmiştik. ben hatırlamıyordumda başını. "öylemi bücür hanım." bana bücür demesiyle kaşlarımı çattım. omzumdaki elini çekerek meydan okudum. "öyle."

ben daha ne olduğunu anlamadan abim bir kolunu bacağımın altına diğerinide sırtıma koyarak beni kucağına almıştı. çığlık attım. "bak bakalım seni nasıl alıyorum." dediğinde şokla abime baktım. beni ciddiye almış olamazdı?! ne oluyordu lan!

"abi! saçmalama!" diye çığlık attığımda abim çoktan kucağında benimle koşuyordu. düşmemek için abime tutunduğumda gülmekle gülmemek arasında kalmıştım. arkama baktığımda enes abimin bartını tuttuğunu gördüm. "abi ne yap-" abime dönmüş konuşacakken kendimi havada süzülürken ve hemen sonrada suyun beni yutmasını hızlı bir şekilde hissetmiştim. suyun altında nefesimi tutmaya çalışırken çırpınarak kendimi zor bela suyun yüzeyine çikarmayı becerdim. su boyumdan bir kaç santim uzundu ayaklarımı sallayarak yüzeyde durmaya çalışırken gözüme kaçan suyu ellerimle ovuçturarak ağrısını geçirmeye çalışıyordum. bir yandanda yuttuğum suları tükürürken farkına varmıştımki çağıl abim benimle beraber havuza atlamıştı!

"defne!" bartının bağırması ile acıyan gözlerimi kırpıştırarark araladım. bartın endişeyle bana bakıyordu. kafamı iki yana sallayarak kafamdaki ağırlığı atmaya çalıştım. gelinliğimin eteklerinin yukarı çıktığını görünce hızla suya vurarak aşağıya çektim. zaten suyun yüzeyinde kalabilmek için çırpınınyordum. arada birde gelinliğimin eteklerine vurmam gerekiyordu. "defne, iyimisin." bartının sesini çağıl abimin kahkahası bastırdı. dişlerimi sıkarak ona döndüm.

"pislik!" diyerek suya tokat attım. "aptal!" diye çığlık attım. abim daha çok gülerek resmen suyun üzerinde uzandı. tabii boyu uzundu pisliğin. "defne, kız oha." duyduğum sesle yanıma baktığımda gökalp anırarak gülmeye başladı. dişlerimi sıktım. "lan ne oldu size!" dedi gülmelerinin arasında. "alp!" dedim dişlerimin arasından. beni takmadan gülmeye devam etti. ona doğru yüzmeye başladığımda iki adım geriledi. zaten bütün akrabalar havuzun başına toplanmıştı. çok gürültü vardı. ama beni tetikleyecek kadar yoktu. yada vardı. yavaş yavaş zihnimde sesler yankılanıyordu ama kendimi sıkarak kontrol etmeyi beceriyordum.

"gel kulağına bir şey diyeceğim." dediğimde bana sırıtarak baktı. "cık. yemezler."

"yemeyecekler oğlum zaten. yemek mi var yanımda. gel bir şey söyleyeceğim." bana inanmayarak baksada gözlerimi büyütünce oflayarak kulağını bana yaklaştırdı. bende ona yaklaşıp tam kulağına bir şey diyormuş gibi yaparken gökalpin bacağından tuttuğum gibi suya attım. "lan-" diye daha ne olduğunu anlamadan tepetaklak suya düştü. tüşüşü çok komikti. kahkaha attım. gökalp ben gülerken kendini zar zor suyun içinden çıkarıp eliyle yüzünü sıvazladı. bir eli ile de saçlarını karıştırdı. elini yüzünden çektiğinde bana öfkeli bakışlar atmasıyla gülerek çığlık attım. çağıl abime doğru hızla yüzdüğümde peşimden yüzdüğünü biliyordum. "gel buraya! " çağıla abimin arkasına saklandığımda çağıl abim gökalpin düşüşünede güldüğü için hala gülüyordu. ama gökalpin bana saldırmaya geldiğini görünce ciddileşti. "lan! uzak dur." dedi gökalpe bakarken. "ya çağıl abi! beni suya düşürdü ama." diye sızlanan gökalpe burun kıvırdım. "benide abim suya attı! " dedim. ama aklıma gökalpin düşüşü geldiğinde tekrar gülmeye başladım. "affedersinde defne, seni suya atan abinin arkasına saklanıyorsun şuan." dediğinde kaşlarımı havaya kaldırdım. "denize düşen yılana sarılırmış, alpcim." dedim göz kırparak. güldü. suya vurarak kafasını suya yatırdı.
o kadar sesin içinde başka bir sesi ayırt etim. "yenge!" gülümseyerek etrafıma bakındım nereden gelmişti bu ses? kerimin sesine aitti ve evet buldum. bartının yanındaydı. "iyimisin? " dediğinde kafamı salladım. "su çok güzel ya. gelsenize." diyen çağıl abim ile gülmüştüm. baya güzeldi. su buz gibiydi! ama donduğumu belli etmiyordum tabiiki. ama emindim az sonra ya dişlerim birbirine vurarak ses çıkaracaktı yada ben suya alışıp üşümeyecek bedenimi alıştıracaktım. inşallah ikincisi olurdu.

"defne." diyen gizeme döndüm. "kanka, makyajın akmış." dediğinde gözlerim kocaman açıldı. "hayır ya! kızım o kadar parayı boşuna mı verdik biz! hani kaliteli maldı bunlar." diye isyan ettim. hemen sonrada kimsenin yüzüne bakmak istemediğim için kafamı suya gömdüm. "lan." diyen çağıl abimin sesini boğuk bir şekilde duymuştum. kafamdan tutup beni yukarı çeken çağıl abime sövmek istiyordum. "gerizekalı boğulacaksın! ben diyorum o şeylere para vermeyin diye ama beni dinleyen kim." diyede söyleniyordu. "sus ya." dedim mızmızlanarak. yarın ilk işim o mağazayı şikayet etmek olacaktı. o kadar övmüştü bize bunları. haksızlıktı bu. rezil olmuştum sülaleye. beni suya düşürenin çağıl abim olduğu aklıma gelince bütün sinirimi ondan çıkarmak istercesine kafasına vurmaya başladım. "beni neden suya atıyorsun ki pislik! ne gerek vardı buna! gıcık ya. al sana ! al! mal! aptal! gerizekalı! beyinisiz! " abimin kafasına her vuruşumda daha çok şiddetlenip daha sert vuruyordum. gökalp bizi ayırmaya çalıştığında ona da vurup uzaklaştırmıştım.

"ya bücür bir dur!" abimin bağırmalarını umursamadan vurmaya devam ettim. en sonunda gökalp arkadan gelip belimden tutunca çırpındım ama fayda etmedi. "alp! bırak lan beni." diye sinirle konuşup ona vurmaya çalıştığımda beni çekiştirip kafasını arkaya atarak benden kaçmayada çalışıyordu. "bir dur ya!" diyede söylenmeyi burakmıyordu. sinirle suya bir tane daha geçirdim. seslice oflayarak rahat durdum. gökalp derin bir nefes alarak beni abimden en uzak bir köşeye yüzdürdü. kısık gözlerimi abimi üzerinden almadım.

"evet! düğün bitmiştir. dağılırmısınız artık." diye bağırdı bartın. ama onu umursamadan abime bakmaya devam ettim. abimde bana bakarak gözlerini kıstı.
ne kadar bakıştık böyle bilmiyorum ama omzuma dokunan elle bakışlarımı abimden alıp bana dokunan kişiye çevirdim. bartın bana gülümseyerek havlu uzatıyordu. "hadi gel üşüteceksin sonra. "

...

dumanı tüten kahvemden bir yudum daha içerken düşüncelerim beni çoktan içine çekmişti. evliydim. gerçekten evliydim ben. bir kocam vardı. sahte bir kocam vardı. ve kocamla toplasan en fazla iki haftadır tanışıyor tanışmıyorduk.bu koca iki haftada çok şey değişmişti. abimin patronu bizim eve gelmişti, rezil olmuştuk. oda yetmezmiş gibi abimin patronu sabahın bir körü, üstümdeki ayıcıklı pijamalarımla bana evlenme teklifi etmişti. tanımadığım biri olduğu için asla kabul etmeyeceğim şeyi beni tehtit ederek kabul ettirmişti. aynı gün onu hem abimlere hem babamlara sevgilim olarak tanıtmıştım. babam böyle dolaşmamızı uygun bulmayarak sözlenmemizi istemişti. ama bartının acelesi olduğu için her şey daha çok aceleye gelmişti. ailesiyle tanışmıştım.hemen sonra ise isteme gerçekleşmiişti. abisinin benim ve ailem hakkımda dediklerini duymuştum.
daha sonra daha ne olduğunu anlamadan kendimi nikah tarihi alırken bulmuşutum. ve iptal edilen en yakın tarih iki gün olduğu için iki gün sonraya gün almış bir sürü işi yetiştirmeye çalışmıştık. doğru düzgün olmamıştı her şey ama gerekte yoktu zaten. sonuçta sahte bir evlilik için fazla bile şey yapmıştık. bekarlığa veda partisi yaparken süpriz olarak kendimi kınam yakılırken bulmuştum. ve ertesi gün nikah dairesinde. nikahımdan bir kaç saat sonra ise kendimi abimin kucağında hemen sonra ise suda bulmam bir olmuştu. şimdi ayıcıklı pijamalarım ile bartının evindeki salonda oturup kahve içiyordum. bartın ise üstünü değiştirmeye odasına gitmişti. bende bataniyeme sarılmış kahve içiyordum işte.

abimler bir saat önce gitmişlerdi. bizde bartınla yanlız kalmıştık. artık rol yapmamız gerekmiyordu.

ben ailemi özlemiştim.akşam yaptığımız çay saatlerini, çağıl abimle didişmelerimizi babamın abimle uğraşmalarını. annemin terlik tehtitleirni. şimdiden çok özlemiştim.

bartının kapıdan içeri girdiğini görünce bakışlarım onu buldu. üstünde mavi bol bir kapşonlu sweatshirt vardı. altında ise gri bir eşortman vardı. ilk defa onu bir takımın içinde görmenin verdiği şaşkınlıkla süzdüm onu. fazla baktığımı düşündüğüm an bakışlarımı hemen çektim. bartın gelip yanıma oturdu.kolunuda arkasına attığında ikimizde sessizdik. ama aklıma gelen şeyle bakışlarımı bartına çevirdim. onunda bana baktığını görünce afallasamda belli etmeden söze giridim. "o... adama ne yaptınız?" dedim titrek bir nefes alarak. kaşları çatıldı. bakışlarını parkeye çevirip bir süre bekledi. "hiç bir şey." dedi sadece. "eminmisin?" dedim korka korka. çağıl abim onu sağ bırakacak gibi durmuyordu çünkü. "evet, eminim." dediğinde derin bir nefes aldım. ama aklımı kurcalayan soruyuda sorup sormamak arasında gidiyordum. kendimi yiyip bitirmek yerine sormayı seçtiğimde çekinerek konuştum. "peki.. sana bir şey dedimi? yada abimlere. yani size bir şey dedimi." dedim. sormam saçma olabilirdi belki ama merak ediyordum. bakışlarını bana çevirdi. "söyledi. saçmaladı biraz. ağazının payını alıncada sustu. vurmadık merak etme. kavga çıkmadı. " dedi sakince. ne zaman tuttuğumu bilmediğim nefesimi özgür bıraktım. "teşekkür ederim. " diye mırıldandım. bana bakıp gülümsedi. "her zaman." göz kırparak söylediği şeyle bende gülümsedim. uyku hafiften bastırdığında esneyrek ayağa kalktım. "iyi geceler ben yatıyorum."

"iyi geceler."

...
bu gün evliliğimin ilk günüydü ve ben cafeye gidiyordum. bartın acil işi olduğunu söyleyerek evden çıktığında bende sıkılarak evden çıkmıştım. korumalar beni bırakacağını söylediklerinde itiraz etmeden kabul etmiştim. şuan lüks bir arabada şöför ve arkamızdaki bir tane koruma arabasıyla cafeye gidiyordum. yolculuk yarım saat süreceği için telefonumda takılıyordum. üstten gizemden mesaj olduğunu bildiren bildiriye tıkladım.

gizoş: kanka
gizoş: kankaaa
gizoş: kankam
gizoş: kankaaaa

siz: ne oldu?

gizoş: kanka ne olmadıki
gizoş: kanka kitap okuyaakkk
gizoş: ben seninle kitap okumayı özledimmm
gizoş: kankaa kitap okuyallımmmmm

siz: bende özledim
siz: okuyalım.
siz: birazdan cafeye geçeceğim
siz: akşam sana geçeyim?
siz: beraber kitap okuruz.
siz: yada sen bize gelsene
siz: kalırsın.
siz: bartın bir şey demez herhalde.
siz: sorarım.
siz: inşallah bir şey demez.

gizoş: ayy inşallah demez.
gizoş: gaze geldim demesin ya
gizoş: hem ben senin kitaplığı merak ediyorum.
gizoş: pardon kitaplıkları.

kıkırdayarak sohbetten çıktım. bartını aramak için aramaya girdiğim. bismillah çekip ara tuşuna bastığımda telefon çalmaya başladı. ikinci çalışta açıldığında bartının "alo." diyen sesini dudum. "bartın." dedim .

"güzelim?" dedi. güzelin? kim kimin güzeli ne oluyor ya. "bir dakika tayfun bey karım arıyor." dediğinde sandelye sesi hemen ardından kapı sesi geldi. "efendim defne?"

"ya şey rahatsız ettiğim için kusura bakma. ben bir şey diyecektimde. "dedim mahcup bir sesle.

"ne rahtsızlığı. beni istediğin zaman arayabilrisin sıkıntı yok. buyur söyle." dediğinde derin bir nefes alıp direk söyledim. "gizem bu gün bizde kalabilirmi?" dedim tatlı çıkarmaya özen gösterdiğim sesimle. "kalsın. bana sormana gerek yok. orası seninde evin. " dediğinde gülümsedim. "teşekkü-" lafımı bölen dışardan gelen silah sesleriydi. irkilerek etrafıma baktığımda şöför arabayı sağ sola kırmaya başladı. araba beşik gibi sallanıyordu. telefondan bartının gür sessini duydum. "defne! ne oluyor orada?!" ben daha ne olduğunu anlamadan bu kadar silah sesi beni tetiklemeye başlamıştı bile. gözüm kararıyor sesler artıyordu. gerçekle hayali ayıramamaya başlamıştım. sesler artarken bilincimi yitirmeye titremeye başlamıştım bile. kendimi sıktım. olmamalıydı şimdi olmamalydı! gözüm kayarken son duyduğum şöförün ve yanındaki adamın konuşmalarıydı.

"silah çıkarıp ateş etmeliyiz! yoksa hepimiz öleceğiz."

"olmaz! patronun net emri var! yenge silah görürsede ölürüz! hemde en acılı bir ölüm olur bu sefer!" ve çok yakınımdan gelen silah sesi...