10. bölüm · DENİZ YILDIZI
10. BÖLÜM : ŞAŞKINLIK
10.BÖLÜM: ŞAŞKINLIK
bir el aynı anda bin tane iş yapabilirmiydi? yapamazdı. peki neden herkes bir insandan herşeyi aynı anda yapması bekliyordu? herşeyin farklı zamanları vardı. herşeyi ayıralım tek tek yapalım demiyorum. tabiiki bazı şeyleri aynı anda yapmayıda öğrenmemiz gerekti ama nasıl aynı anda her şeyi yapabilirdikki?
aynadaki yansımama bakarken akşam olacak bekarlığa veda partimi düşünüyordum. evet akşam bekarlığa veda partim vardı. aynı zamandada yarın düğünüm.
ve bugün herşey çok karışmıştı. annem düğün tarihini iki gün sonraya aldığımızı duyunca paniğe kapılmıştı. çağıl abimi söylememe gerek varmıydı? bayılmıştı. gerçekten bayılmıştı bu arada. miraç abim serum bile takmıştı. miraç abim de memnun değil gibiydi ama bişey söylememişti. sadece erken değilmi gibi şeyler demişti. babam ise... ağlamıştı. zor sakinleştirmiştik. benim kızım şimdi baba evinden gidecekmi diye resmen ağlamıştı.
"defne! hadi kızım daha davetiyeleri komşulara dağıtacağız! " annemin söylenmesini duyduğumda düşüncelerimden sıyrılıp kendime son kez baktım. eteklerimi toplayarak ağır adımlarla kabinden çıktım.
annem "hele şük-" diyorduki beni görmesiyle kelimelerini yuttu. beni baştan aşşağı süerken şimdiden gözleri dolmuştu bile. gizemde annemin susmasıyla bize dönmüştü ve döndüğü gibide kalakalmıştı.
"oha! çok güzel olmuşsun." dedi gizem büyülenmiş bir şekilde. dudaklarım kıvrıldı. ne zaman tuttuğumu bilmediğim nefesimi rahat bıraktım. "anne." dedim umutla. hiç bir şey dememişti.
"defne'm..." annemin gözleri beni tekrar inceledi. "çok... çok güzelsin kızım." gülümsemem genişledi.
"alıyormusunuz o zaman." diyerek yanımızda olduğunu belli etti görevli.
"alıyoruz." diyerek kafamı salladım. daha çok işimiz vardı. saatlerimi burada harcayamazdım. zaten beğenmiştim. güzeldi.
kollarımda sarkan çiçekli dantellerden vardı. göğüsüm v şeklinde açıktı. aynı zamanda sırtımda. göğüs dekoltesi de vardı. ayrıca gelinliğimin eteği hafif boldu ama çok değildi. az da değildi.
"ben üstümü değiştirip geleyim." dediğimde annem gözlerini bir peçeteyle siliyordu. gözlerini silerek başını salladı. kabine geri girdim.
daha birsürü işimiz vardı. davetiyeler dağıtılacaktı ki hiç istemiyordum. o dedikoducu komşu bozuntuları düğünüme gelirse net 'şiret karılarla düğün!' başlığı koyardım.
çok dedikoduculardı. biri bir şeyi duydumu mahallede bilmeyen kalmazdı. 8 sene önce benim adım dönüyodu mahallede. kötü zamanlardı. hatırlamak istemiyordum o günleri.
öyleydi işte. ah, birde akrabalar vardı. of! yarın çok yorucu ve sıkıcı olacaktı anlaşılan. bugünde... şimdiden yorulmuştum zaten ama daha bir sürü yapılacak şey vardı. örneğin mahalledeki kızlarla bekarlığa veda partim vardı. ben evde kız arkadaşlarımla odamda pijamalarımla bir şeyler yapmayı planlamıştım. taki gereksiz komşu olan nülifer abla, bütün kızlar eğleniversin işte hep beraber sokakta defnenin bekarlığına veda etsinler. demiş ve annemin aklına girmişti. annemin aklına girildimi geri dönüşü olmazdı. bende annemin gazabından korkup mecburen tamam demiştim. pişmanmıydım? deli gibi. ama ağazımı açıpta bir şey söylemek istemiyordum.
ha bide yarın biz düğünü bartının evinin bahçesinde yapacaktık. hiç gitmemiştim evine. bu yüzden Bartınla beraber düğünden önce evine gitmemiz gerekti. ve aynı zamanda bekarlığa veda partimden öncede gitmem gerekiyordu. yani bu gün gitmem gerekiyordu.
gelinliğimi çıkarıp, üstümü giyindiğimde yorgun argın kabinden çıktım.
"aa, sen şimdiden yorulduysan oho ho ho defne." eğlenerek yanıma gelen gizeme göz devirdim.
"sus, gizem." dedim sabırla. kıkırdayarak koluma girdiğinde gelinliğimi pakete koymuş bize gülümseyerek gelen kadına baktım. yanımıza vardığında pakedi bana uzattı. "buyurun defne hanım, Bartın bey ödemeyi halletti." dediğinde yerimde bir anda dikleştim.
yine aynı şeyi yapmıştı. ödemeyi sormadan kendi halletmişti. sinir oluyordum böyle durumlarda.
"tamam." diye mırıldandım ama içim içime sığmıyordu. ben kara kara düşünürken annem her nereden geliyorsa hızlıca yanımıza geliyordu. kaşlarım çatıldı.
"kızım, " dedi annem nefes nefese. "heh, hadi sen dışarıya gidiyorsun akşam altıya kadar mühlet sana. davetiyeleri abilerinle halledeceğiz biz. hadi koş." anneme alık alık bakmaktan başka birşey yapamadım. ne oluyordu?
"anne bir nefes ol ne oldu?"
"Bartın damadımla işiniz varmış hiç söylemiyorsun. git, çocuk aşağıda seni bekliyor." dediğinde şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. Bartın buraya ne zaman gelmişti? ayrıca bizim ne işimiz vardı?
annem beni cimcikleyip "yürüsene." diye azarlayınca elim ayağım birbirine dolaştı. elimdeki pakedi gizemin eline tutuşturup koşarak mağazadan çıktım. çıkmadan önce gizemin arkamdan "haber ver!" diye seslendiğinide duymuştum.
annem beni panikletmişti. Bartının yanına resmen koşarak gidiyordum.
dışarı çıktığımda bartının arabasını park edilmiş bir şekilde gördüm. yönümü oraya çevirip hızımı arttırdım. nefes nefese arabanın yanına gidince ön kapıyı açıp kendimin arabanın içine attım. nefesimi düzene sokabilmek için kafamı koltuğa yaslayarak gözlerimi yumdum.
"Defne." diyen bartının endişeli sesini duyduğumda "hı" diye bir ses çıkardım. hala nefeslerim düzelmemişti. "iyimisin?" başımı ağır ağır salladım. ek olarak ta "hı-hı" diye bir ses çıkardım.
"al iç." diyen bartının sesiyle gözümü araladım. bir şişe su uzatıyordu. elinden alıp bir teşşekür mırıldanarak şişenin kapağını açtım ve suyu yudumlamaya başladım.
"yavaş. beni bu kadar görmek istediğini bilseydim daha önceden gelirdim." diye alay eden sessini duyduğumda bakışlarımı hızla ona çevirdim.
"alay etme. annem yüzünden. koş koş deyip durdu." sesim mızmız çıkmıştı. bartın bu halime gülerek arabayı çalıştırdı.
"nereye gidiyoruz?" diye sordum nefeslerim düzene girdiği zaman.
"evimize." dediğinde kaşlarım çatıldı.
"evimize?" dedim sorgulayan sesimle. başını salladı.
"yaşayacağımız ev. yarın bahçesinde düğünümüzü yapacağımız ev. ve seni gezdireceğim evimiz." dedi tane tane. başımı sallayarak sustum. kafamı cama çevirdiğimde akıp giden yolu izledim. hızlıca akıyordu. aynı hayat gibi.
bartın arabayı orman arası bir yola sürdüğünde merakla etrafı biraz daha inceledim. hiç ev yoktu etrafta. sessiz sakindi etraf. kuş sesleri heryerdeydi. huzurlu bir ortam gibiydi. evi buralardaysa eğer burada çok güzel kitap okunurdu.
derin bir nefes aldığımda bartın arabayı sağa kırıp başka bir yola sapmıştı ve karşıda etrafı duvarlarla sarılı bir ev vardı. buna evde denmezdi. kocamandı. villa gibiydi ama değil gibiydide. beyazdı ve büyüktü. sanırım villaydı. benim kararlılık seviyesi böyleydi işte.
evin önünde birsüri takım elbiseli adam vardı. bu adamlardan şimdiden nefret etmiştim. heryerdelerdi ve bu sinir bozucuydu.
bartının arabası siyah uzun bir kapının önüne gelince kapı iki yana açıldı. kapı açılırken adamların koşturmasını görebilmiştim. kapı tamamen açıldığında bizi taşlı bir yol karşıladı. Bartında bu yolda arabasını sürerken eve daha çok yaklaşmıştık. tam dibimizdeydi ev artık. gerçi evde denemeyecek kadar büyüktü burası.
Bartın profüsyonel bir şekilde arabayı durdurdğunda bakışlarımı bartına çevirdim. "biz şimdi buradamı kalacağız?" diye sordum. sesimden şaşkınlık okunuyordu. bartın bakışlarını bana çevirdi. ağırca başını salladı. "hadi gel, sana evi gezdireyim." dediğinde kapısını açmıştı. bende kapımı açıp arabadan indim. bize doğru gelen adama buldu gözlerim. bartın arabanın anahtarını adama verdiğinde adam hemen arabaya bindi. arabanın motor sesi duyuldu önce. sonra ise tekerlek sesi. ve arabayı döndürüp uzaklaştırdı.
arabadan bakışlarımı çektiğimde bartınla göz göze geldik. e hadi der gibi baktığında bir adım attım ona doğru. bartın yanına gittiğimi görünce başını çevirip kapıya doğru ilerledi. bende peşinden gittim.
anahtarını çıkarıp kapıyı araladığında yana çekilip elini içeriye uzattı. ilk önce benimmi geçmemi istiyordu? çok fazla sorgulamadan içeri geçtim. iki adım attığımda karşıma kocaman bir salon çıktı. bizim evin toplamı gibiydi bu salon. gerçektende büyüktü. nutkum tutulmuş gibi salona bakarken arkamda bir beden hissettim. "burası salon" dedi bartın.
"çok büyük." dedim ne diyeceğimi bilemeyerek.
"kötü mü peki? beğenmediysen başka bir yere taşınabiliriz. yada istersen salonun şeklini değiştiririz yada.." hızla dönüp bartının lafını kestim. "hayır hayır. sadece çok büyük. değiştirmemize gerek yok. hem zaten burası senin evin." dedim itiraz ederek. kaşları çatıldı.
"seninde evin. " ded, net sesiyle. yutkunup önüme döndüm. değildi. neden olsundu?içimdekileri söylemek yerine sustum.
"gel bakalım." bartın önden yürüyerek salona girdi. bende peşinden ilerlerken ilerde geniş bir kapı gördüm. kaşlarım havalanırken bartın o geniş kapıdan içeri girdi. bende peşinden giridiğimde adımlarım durdu. büyülenen gözlerim büyüyerek etrafı taradı.
siyah ve kahvenin tonlarında bir mutfaktı burası. ve aşırı iyiydi. çok güzel pasta yapılırdı burda. aynı zamanda yemekte güzel yapılırdı. bayılmıştım.
"nasıl?" duyduğum sesle mutfaktan bakışlarımı zorla ayırıp bartının yeşillerine baktım. "çok güzel." dediğimde sesimin büyülenmiş gibi çıkmasına engel olamamıştım. bartın gülümsedi.
"odanı göstereyeyimmi?" dediğinde hemen başımı salladım. gerçekten çok merak ediyodum.
bartın mutfaktan çıktığında peşinden gittim. salondan çıkıp sağa döndüğümüzde karşı karşıya iki oda gördüm. ama bartın onların yanından geçip gitti. biraz daha ilerleyince karşımıza merdivan çıktı. kaşlarım havalandığında bartın merdivanlardan çıkıyordu. bende peşinden çıkarken kısa bir kolidora çıktık. iki yana doğru yol açıyordu. bartın sola doğru döndü ve karşımıza yine karşı karşıya olan iki oda çıktı. bartın soldaki kapıya ilerlerken heycanlandığını görmüştüm. benden daha heyecanlı görünmesine şaşırmıştım. sert biri gibi duruyordu bartın. hiç sıcak , gülen ve hisleri olan birine benzemiyordu. işte görünüş ve gönlümüz farklı olabiliyordu.
bartın kapıyı açıp kenara çekildi. benim girmemi beklediğini anlayınca onu bekletmemek için hemen araladığı kapıdan içeri girdim. oda iki kişilik kahverengimsi bir yatak vardı. ama öyle bir kahverengimsi değildi. benim gözlerimin tonuyla aynı tondu. şaşkınlığım boyut atlamış bir şekilde odaya baktım. benim kendi odamın iki katı büyüklüğündeydi. ortada yine kahverengimsi yuvarlak bir halı vardı. tam karşımda kare şeklinde bir cam vardı ve perdesi yine gözlerimle aynı renkteydi. bir tanede makyaj masası vardı. oda kahverengimsiydi. aynı zamanda masanın üstü makyaj malzemeleriyle doluydu. önündede oturmam için yumuşan bi koltuk vardı. yani yumuşak gözüküyordu. birde üç kapı vardı odada. bi tanesi sol tarafta diyer ikisi sağ taraftaydı.
"çok güzel." dedim beğeni dolu sesimle. "asıl güzel olan şeyi görmedin gel bakalım." bartın elimden tutup beni soldaki kapıya götürdü. kapıyı aralayıp ikimizide odaya soktuğunda gözlerim kocaman oldu. "bartın!" diye resmen çığlık attım. burası az önce girdiğimiz odamında iki katı büyüklüğündeydi. aynı zamanda kahverengimsi rafların üzerinde birsürü kitap vardı. etrafımda dönerken burada kaç tana kitap olduğunu bilmiyordum. sayamayacağım kadar çok kitap vardı burada. vee kocaman kahverengimsi ayıcıklı bir koltuk vardı.
"burası... burası çok güzel." dedim bartına dönerek. bartın gülümseyerek beni izliyordu. bende gülümsemesine karşılık verdim. "kitapları seviyorsun diye sana özel olarak yaptırdım. her kitaptan en az dört tane var. " dediğinde gözlerim kocaman oldu.
"dört mü?" dedim şaşkınlıkla. kafasını salladı. "teşekkür ederim..." diye mırıldandım.
"etme. hem bende seninle okuyacağım. banada kitap önerirsin beraber okuruz." dediğinde başka bir şaşkınlık tekrar bünyeme yüklendi.
bartın kitap mı okuyordu. birde benimle okumak istiyordu? üstüne ben kitap önerecektim öylemi?
"o..olur." dedim. bartının gülümsemesi genişledi.
...
"oha burası çok büyük." sesimdeki şaşkınlığı anlamamak mümkün değildi. bu gün şaşırmaktan başka bir şey yapamamıştım. gerçekten bu kadar şaşkınlık bünyeme fazlaydı.
bartın tepkimi kısık bir sesle güldü. "rahat edersin işte." dedi ama sonra bir anda kaşları çatılıp ciddileşti. bu değişimine tuaf bir şekilde bakarken tekrar konuştu. "tabii istersen küçültebiliriz. ama büyütürüzde yani sıkıntı olmaz. sen yeterki iste." dediğinde başımı hemen iki yana salladım.
"yok Bartın gerek yok." bartın bakışlarıyla yüzümü taradıktan sonra önüne döndü. bende önüme dönüp kocaman olan bahçeye baktım. yarın burada düğünümüz olacaktı. bahçede büyük bir havuz vardı. o havuza girmek isterdim. ilk girişimi şimdiden hayal ediyordum. ama asla girmeyecektim. bartının evine aitti sonuçta.
"bekarlığa veda partin kaçta?" diyen bartınla bakışlarımı tekrar ona çevirdim.
"ay birde o var di mi. " dedim oflayarak. mahallede can sıkıcı bir bekarlığa veda partisi olacaktı benim için.
"evet, de senin bi moralin düştü. canını sıkan bir şey mi var." bartının gözlerinden çekmedim gözlerimi. şüpheyle bakmaya devam ediyordu gözlerime.
"var. sanki yokmuş gibi hergün ekleniyor zaten. neyse ya hadi gidelim geç kalacağız yoksa. sonra iki saat annemin dırdırını çekemem." diye söylenerek arkamı döndüğüm gibi eve giridim.
gülay cadısıda gelecekti partiye. keyfimi net kaçırırdı o nemrut kız. nefret ediyordum ondan. bizim olayımız farklıydı aslında. sekiz sene önce başlamıştı her şey. o gün bu gündür arkadaş değilim o kızla. arkadaş olduğum her günede lanet etmişliğim var. hala ediyorum gerçi orası ayrı neyse onu boşverelimde ben bu günün kötü biteceğine eminim. olay çıkacaktı. gülayın o odun abisi gelirse işler daha çok sarpa saracaktı. çünkü gülayın abisini eğer çağıl abim görürse onu bir kaşık suda boğardı. sekiz senedir nerede görse kendini tutamazdı abim. haklıydıda. kimse kardeşine-
"defne." bartının sesini duyuncada düşüncelerimden sıyrıldım.
"araba geldi. hadi gel binelim. sen iyimisin?" başımı hafifçe salladım. "iyiyim." önüme baktığımda arabanın önümüzde durduğunu gördüm. yan koltuğun kapısını açıp koltuğa oturdum. kemerimi bağlarken bartında arabanın etrafından dolanıp sürücü koltuğuna yerleşti. el firenini indirdiğinde hazırda çalışan arabanın gazına basıp profosyonel bir şekilde arabayı döndürdü. "kemerini tak." dedim uyarıcı bir tonda. bartın göz ucuyla bana bakıp kemerine uzandı.
o an aklıma gelen şeyi bartına söylemekle söylememek arasında kaldım. yardım istesem bana yardım edermiydi? etsindi. derin bir nefes alarak bartına baktım.
"bartın," sesim çıktığı an gözleri beni buldu. tekrar yola baktı. "senden birşey isteyebilirmiyim?" dedim direk. kaşları havalansada beni hemen cevapladı. "tabii, isteğin emirdir." dediğinde gözlerim kocaman oldu.
emir mi? ne emri ya. ben sadece bir şey isteyecektim. emir veren kim benmi?
"ne emri? hayır ya! ben sadece bir şey isteyecektim." dedim hızla. bartın minik bir gülümsemeyle başını salladı.
"tamam, ne isteyeceksin bakalım." dediğinde yerimde rahatsızca kıpırdandım.
"ee, şey," diye ağazımda lafı geveledim. bartının kaşları çatıldı.
"ney?"
"bugün olay çıkmamasını sağlarmısın?" dedim bir çırpıda. bartının mimiklerini inceledim. ilk önce kaşları havalandı. bir şeyler düşündü sonra normal haline geri döndü.
"sağlarım sağlamasınada bir şey mi oldu? sorun varsa söyle hallederim." dediğinde anlatıp anlatmamak arasında kaldım.
"ya şey... var sanırım ama uzun hikaye belki başka zaman anlatırım ama mahallede bir adam var... onun bu gece bekarlığa veda partime gelmemesi lazım. çağıl abimle karşılaşmamalılar. gerginlik çıksın istemiyorum. e biliyorsun çağıl abim bu akşam evde duracak.. sana çağıl abimi al git demiyorum çünkü çağıl abim olmasada o adam zaten gerginlik çıkarır ve ben gerçekten istemiyorum heleki o adamı görmeyi hiç istemiyorum. " dedim hızlı hızlı konuşarak. nefes nefese kalmıştım. bartının kaşları çatıktı. göz ucuyla bana baktığını gördüm. merak ettiğini biliyordum. ama şuan anlatamazdım. uzundu ve bizim o kadar süremiz yoktu. belki başka bi zaman sakin bir zamanda konuşabilirdik.
"anlatacak mısın?" dediğinde istemeden "hı." diye bi ses çıkardım. anlamamıştım ne demek istediğini. sadece cevabını bekliyordum.
"neden o adamı istemediğini anlatacakmısın? tabii sonra. " dedi. başımı salladım.
"istersen anlatırım. saklayacağım bir konu değil. ama detaylı bir konu. ben hiçbir şeyi eksik anlatmayı sevmem de.." diye mırıldandım. ben herşeyi uzun uzun anlatmayı severdim. bu aralar anlatamıyordum ve bu beni geriyordu. istemeden geriliyordum. elimde olan bir şey değildi.
"tamam, ben hallederim. " dediğinde rahatlayarak nefesimi serbest bıraktım.
"teşekkür ederim." dedim minnetle. "etme. gerek yok. rahat olacaksan o bana yeter. adamın.. adı ne ?" son sorduğu soruyla yutkundum. o admın adını ağazıma yıllardır almıyordum.
"şey... " diye geveledim ağazımın içinde. ne diyecektim. adını söylemek istemiyorummu? çağıl abimin o ismi bir daha duymak istemediğini mi? yoksa ondan iğrendiğim için birdaha adını bile ağazıma almadığımımı. bartının kıvrandığımı görmesiyle çatık olan kaşları daha çok çatıldı.
"bir şey var? geveleme Defne. söyle." dedi bartın net sesiyle. az önceki yumuşak halinden eser kalmamıştı. öğrenmek istiyordu. biliyordum ama anlatacağım bir şey değildi. yada anlatabilirdim. ama şimdi değil.
"ben adını söylemiyorum da... yani belki saçma gelebilir sana. ama yani ne bileyim. bazı şeylerden dolayı adını söylemiyorum. zaten çağıl abim net bir şekilde onun adını yasaklamıştı herkese. bende kendime yasakladım. yıllardır ağazıma bile almadım ismini... o yüzden nasıl söyleyeceğim bilmiyorum ama ismini söyleyemem." dedim. konuşmam bitince derin bir nefes aldım.
"şşt, tamam sakin ol. saçma gelmedi. demekki bir sebebi var. peki bana onun hakkında söyleyebileceğin bir şey varmı? bir isim falan." az önceki sesinin aksine sesini yumuşak tutmaya çalışıyordu.
"var... kardeşi var. gülay zambak." dedim kaşları havalandı. sanırım kafede geçen günü hatırlamıştı. başını sallayarak direksiyon kontrolünü tek eline alldı ve diğer eliyle telefonunu alıp birine mesaj gönderdi. bütün haraketlerini dikkatlice izledim. mesajı gönderdikten hemen sonra telefonunu aramızda bulunan boşluğa koyup yola odaklandı. bende onu izlemeyi bırakıp bakışlarımı akıp giden yola çevirdim.
...
her şey o kadar hızlıydıki nasıl olduğunu anlamıyordum bile. dün Bartın istediğimi yapmıştı. o adamı görmemiştim. sıkıntı çıkarmamıştı ama gülay gelmişti. somurtarak oturmuştu sadece ve bu ondan beklenmeyecek bir haraketti. biz gizem ile eğlenmiştik mahalledeki kızlar kendi arasında eğlenmişti. bizim gizemle eğlence anlayışımız çok farklıydı. kızlar göbek attıp oynarken biz gizem ile birlikte oturup dedikodu yapmıştık. hatta gizeme Bartının bana yaptığı kitap odasına kadar her şeyi anlatmıştım. gizem ise çığlıklara boğulmuştu. bütün dikkati üzerimize topladığı için ona bir ton azar attıktan sonra bende onunla sevinmiş sonra ise dertleşmiştim.
ama bana asıl süpriz olan başka bir şey olmuştu. Bartın davul çala çala mahalleye girmişti. arkasında ise erkekler vardı. çok şaşırmıştım. şaşırmalara doymadığım bir gündü kabülleniyorum.
Bartın önümde durmuş bakışlarını benden çekmemişti. davula son tokmağı vurduktan sonra yanımdan gizem kalkmış Bartın oturmuştu. kulağıma eğilip 'sen neden oynamıyorsun' dediğinde ona hala şok içerisinde bakıyordum. o konuşunca kendime gelmiş ve 'canım istemedi. onu boşverde sen ne arıyorsun burda' demiştim. bartın omuz silkip 'kına yakacağız' dediğinde başka bir şok yaşamıştım.
ve gerçekten kına yakmıştık. aynadaki yansımamda olan bakışlarımı elime çevirdim. avucumun içi kınaydı. rengi koyu bir renkti. geç yıkamıştım çünkü. düşüncelerimden sıyrılmamın sebebi gizemin "Bartın geldi!" diye bağırarak odama girmesiydi.
gelinliğim ile ona gülümsediğimde beni baştan aşağıya süzüp tebessüm etti. "çok güzelsin aşkım." dediğinde gülümsemem genişledi.
"sende çok güzelsin gizem'im." dedim onu süzerken. üstünde koyumsu bir mavi vardı ama çok koyu değildi. elbisesinin sağ tarafında minik bir yırtmaç vardı. diz kapağanın hafif altında bitiyordu. karpuz kolluydu elbiisesi. hafif bi göğüs dekoltesi vardı.birde elbisesine uygun bir makyajı vardı.
"ay duygusallaşmayalım. baban ve abilerin seni salonda bekliyor. "dediğinde kafamı sallayıp gizeme doğru yürüdüm. gizem arkasını dönüp yürümeye başladığında arkasındaydım. salona girdiğimizde bakışların hepsi beni buldu ve hepsi sustu. ortama büyük bir sessizlik çöktü. tek ses kapının önünde çalan davulun sesiydi.
"defne.." diye mırıldandı babam. "defne'm" dedi tekrar. gözleri dolmuştu.
"ay hüseyin amca yapma ama ya! " diye yalandan bir sitem etti gizem ortamı yumuşatmak için.
babam gülümseyerek göz yaşlarını saklamaya çalıştı. sonra ban bir adım atıp karşımda durdu. elindeki kırmızı kurteleyi kaldırıp belimin hizasında tuttu.arkamdan geçirip önümde bağladı, geri çözdü. tekrar arkamdan geçirip bağladı, geri çözdü. yine arkamdan geçirip bağladı ama yine çözdü. tekrardan arkamdan geçirip bağladı ve bu sefer sıkıca bağlayıp geri çekildi. gözleri yine dolmuştu.
"hep mutlu ol inşallah kızım." dedi babam ve anlımdan öptü. babam geri çekildiğinde bu sefer miraç abim geçti karşıma. elinde kurdele vardı ve kurdelenin ucunda anahtar vardı. kaşlarım merakla çatıldı.
"ne zaman nerede ne olduğu ve ne yaptığın fark etmez. tek sıkıntında kapım sana daima açık. bu anahtarıda sana verriyorum evimin yedek anahtarı. istediğin zaman gelebilir kalabilirsin." dediğinde miraç abimin gözlerinden bakışlarımı çekmemiştim. gözlerim dolmuştu. elindeki anahtarın kurdelesini kapamdan geçirdiğinde anahtar boynumda sallanıyordu.
miraç abime sarıldım. sımsıkı sarıldım. iyiki abim vardı.
miraç abim geri çekildiğinde anlıma öpücük kondurup geri çekildi. bu sefer karşıma çağıl abim geçti. gülümsüyordu bana. ama bu buruk bir gülümsemeydi. onunda elinde kurdele o kurdelenin ucundada anbahtar vardı. bana babamınn evinin anahtarını mı verecekti?
"benim bücürüm. evleniyorsun lan. şaka gibi. ama yinede bücürlüğümden çıkamassın sen benim hep bücürüm olarak kalacaksın. ve ben senin hep yanında seni destekleyen olacağım. her hatanda arkandayım. bunu sakın unutma tamam mı? ne yaparsan yap çağıl abim benim arkamda de. kimseye kendini ezdirme. çünkü sen Çağılın bücürüsün. " gözlerim doldu. ağlayacak noktadaydım. ağlamamalıydım. çağıl abim elindeki kurdeleyi yukarı kaldırıp gösterdi. "sana aldım. bahçeli dublex bir ev. içinide döşettim. daha önceden almıştım aslında. ama nasip bu güneymiş. ikimizin dertleşme evi. eğlence evide yaparız. kocandan kaçıp yanıma gelirsin. " gülerek göz kırptı." arada bi bu huysus miraç abinide çağırırız." dediğinde odadaki herkes gülmüştü. miraç abim gülüşlerinin arasında yalandan homurdanmıştı. "ne zaman istersen git kafanı dinle. arada bi bende gideceğim yedek anahtarı bende var. dağıttıklarımı toplarsın. neyse işte orası senin. benim. ikimizin eğlence yeri olsun tamam mı? abi kardeş her şeyden kaçtığımız bir ev olsun. ve sen sakın bir şey olduğunda gidecek yerinin olmadığını sanma. senin hep bir gidecek yerin var. sana açık olan kapı var. sırf gidecek yerin yok diye korkupta sinme. senin gidecek yerin var. en başta ben varım. " dolan gözlerimle çağıl abime kocaman sarıldım. çağıl abimde sarılışıma karşılık verdi.
"teşekkür ederim." diye mırıldandım. "her zaman." dedi abim. gülüşüm büyüdü. çağıl abimden ayrıldığımda annemlede sarılmıştım. Bartını daha fazla bekletmemek için hep beraber evden çıktık. babam koluma girip beni bartının yanına götürdü. bartının ise donmuş bir şekilde bana baktığını farkettiğimde utandım. değişik bakıyordu. seviyormuş gibi... aşıkmış gibi... ben kendimi kandırıyordum. kafamı iki yana sallayarak düşüncelerimden kurtulmaya çalıştım.bartının karşısına geçtiğimizde bartın kendine çeki düzen verip boğazını temizledi.
"bana bak damat. şimdi sana kızımın elini vereceğim tut diye. ama sakın kızımın elini bırakıpta düşmesine izin verme. sımsıkıda tutma ama. benim kızım narindir canı yanar. eğer kızımın canı yanarsa bende senin canını yakarım bunuda böyle bil." babam konuşmasını bitirdiğinde kolumdan ayrılmış ve elimi bartının eliyle buluşturmuştu. bartın babama gülümsedi.
"merak etmeyin. ne düşmesine izin veririm, nede canını yakarım." dedi net sesiyle. babamda bartına gülümseyip omzunu sıktığında abimler yanımıza gelmişti. babam elini bartından çekti. çağıl abim gelip yanımda durdu. miraç abimde çağıl abimin yanında durdu. komşular çoktan cama çıkmıştı. çocuklar ise arabanın önünü kesmek için sabırsızca bekliyordu. onları görünce aklıma yeni gelmiş gibi bartına döndüm. ona döndüğümü hissetmiş gibi bakışlarını bana çevirdi. boyu çok uzundu kulağına söyleyeceğim için "eğilsene bi." dedim. kaşları havalandı ama beni ikiletmeden eğildi. dudaklarımı kulağına yaklaştırdım. "sen zarf ayarladın mı?" dedim kısık bir sesle. kaşları çatıldı. "ne zarfı?" dedi oda benim gibi kısık bir sesle. benimde kaşlarım çatıldı. "zarf hazırlamadınmı?" dedim şokla. kaşları daha çok çatıldı. "ne zarfı ya?" dedi meraklı sesiyle. "çocuklar için para zarfı. arabanın önünü kesecekler o zarf için." diye mırıldandım. bartının kaşları havalanırken doğruldu. arkasına bakıp takım elbiseli bir adama kafa işareti yaptı. adam anında yanımıza geldi. bartın, adamın kulağıma bir şey söylediğinde adam kafasını sallayarak ortadan kayboldu.
"halletim," bartının bana söylediği şeyle gözlerim kocaman oldu.
"nasıl hallettin?" dedim sesimede yansıyan şaşkınlıkla. omzunu silkti. "iki dakikaya zarflar elimizde olur. " dedi umursamayan sesiyle. kurcalamadan başımı sallayarak önüme döndüm. ve dönmemle göz göze geldiğim kişiyle gözlerim tekrar kocaman oldu. kanımın çekildiğini hisettim. mahvedecekti. düğünümü mahvedecekti. günümü mahvedecekti. sanki yıllarımı mahvetmemiş gibi...
"abi." diye mırıldandım korkuyla. bartınla beraber hepsinin bakışları bana döndü. "n'oluyor defne." dedi çağıl abim korkumu hisettmiş gibi. ona döndüm. gözlerinin içine baktım. "burada." dedim korkumu istesemde geçiremiyordum.
"kim..." diyorduki aklına gelmiş olacak gözleri koyulaştı. daha çok korktum.
"n'oluyor?" dedi bartın ama miraç abiminde jetonu düştüğü için gözleri koyulaşmaya başlamıştı.
"abi... " dedim yapma der gibi. çağıl abim etrafına bakındı. miraç abimde bakınmaya başladığında korkum git gide artıyordu. kavga çıkacaktı. kavga gürültü demekti. ve ben gürültüde kavgada istemiyordum.
ve istemediğim şey oldu. çağıl abim onunla göz göze geldi. gözleri dahada koyulaşırken oraya doğru yürümeye başladı. korktum. miraç abimde çağıl abimin peşinden gidince ne yapacağımı bilemedim. hızla bartına döndüm.
"Bartın bir şey yap. kavga çıkacak çıkmasın. gürültü olacak olmasın lüfen. birşey yap." dedim endişeyle. başını salladı. "sakin ol burda bekle. hiç bir şey olmayacak." dedi ve arkadan berk' e el haraketi yaparak çağıl abimlerin peşinden koştu. korkuyla arkalarından baktım.
(YAZARDAN)
Çağıl etrafına bakarken gördüğü sıfat ile kanın beynine sıçradığını hissetti. şerefsiz herif tekrar kardeşini üzecekti. aynı zamanda kardeşinin korkudan sesinin titremesi daha çok öfkelenmesine sebep oluyordu. bu durum miraç içinde geçerliydi. kardeşleri kırmızı çizgisiydi heleki defne ayrı bir çizgiydi miraç için. defnenin narin ama belli etmeyen bir yapısı olduğunu ikiside biliyordu. narin bir çiçekti onların kardeşleri. ve narin çiçeklerinin solmasına sebep olan o adam vardı karşılarında. hemde kardeşlerinin en mutlu gününde çıka gelmişti.
çağıl büyük ve hızlı adımlarla adamın yanına gitti. gittiği gibide koluna yapışıp bulundukları sokağın ara ve tenha olan sokağına çekiştirdi. adam çekiştirmesine uydu. kimsenin görmediği sokağa girdiklerinde çağıl adamı bir çöp gibi yere fırlattı. adam dengesini kaybederek yere yapıştı. ama sanki canı acımamış gibi kahkaha attı. miraç dişlerini sıktı. çağıl yumruklarını. arkalarından gelen bartın koşarak çağılı kolundan tuttu. "çağıl, kardeşin korkuyor. ve ben kardeşinin korkmasından nefret ediyorum. dur. ne yapıyorsun sen? kardeşinin en mutlu gününde kavga mı çıkaracaksın." dedi bartın sinirli bir sesle.
sinirliydi. çünkü sevdiği kadının sesi korkudan titremişti. ve sevdiği kadın ona yalvarmıştı resmen. hemde korkudan. bu bartını çok sinirlendirmişti.
çağıl kendini sakinleştirmek için yüzünü sıvazladı. miraçta gözlerini yumdu. miraç daha sakindi çağıla göre ama bu konuda sakin kalamıyordu.
"vay damat bey sensin sanırım." dedi yerdeki adam. sonra ise kahkaha attı. ama bu kahkaha acılı bir kahkaha idi.
"lan," çağıl elini yüzünden çekti. "sen hala konuşuyormusun lan." dedi sinirle. bir ara can dostum dediği adama baktı çağıl. o günlerin pişmanlığını hala yaşıyordu.
"ağız benim ses benim. gönülde benim çağıl." dedi adam. sesinde bariz bir ima vardı.
"kardeşimde benim!" diye kükredi çağıl adamın imasına. ileri atılacaktı, bartın geri çekti çağılı. "şşt ben sana az önce sakin ol demedim mi?" dedi bartın uyarıcı sesiyle. çağıl bakışlarını bartına çevirdi. "nasıl sakin olmamı bekliyorsun? bu şerefsizi burada öldürmemek için nasıl bir çaba sarf ediyorum biliyormusun sen." diye bartınada çıkıştı çağıl. bartının kaşları çatıldı. "bağırma bana çağıl." dedi sakin çıkarmaya özen gösterdiği sesiyle. çağıl derin bir nefes aldı.
"hayallerimi yaşıyorsun damat. ama yaşamana izin vermeyeceğim. o ailenin tek damadı var." dediğinde bu sefer Bartının gözü döndü.
"lan." kükreyerek üzerine atılıyorduki miraç ve çağıl bir olup zar zor geri çektiler.
bartını sakinleştiremediler ama geri çektiklerinde çağıl ileri atılıp adamın üzerine yüreyecekken miraç, çağılı kolundan tuttu. "bana bak şerefsiz. kardeşimin adını ağazına almayacaksın. duyudunmu beni? duymadıysan çok güzel duyururum. hele bi kardeşim üzülsün. hele bir tekrar soldur benim çiçeğimi... allah yarattı demem." çağılın bağırmasıyla adam tekrar kahkaha attı. ciddiye almıyordu. bu çağılı daha çok sinirlendiriyordu.
"o kahkaha atan çeneni s!kerim senin hiç bir doktorda düzeltemez." dedi miraç sinirle.
"oo doktor beyciğimiz konuştu . aman allahım kaçmam gerek. "dedi adam yapay bir korkuyla.
"abimle düzgün konuş lan." dedi çağıl dişlerinin arasından. bartın bütün siniriyle telefonunu çıkarıp Berki aradı.
"alo." dedi berkin hafif neşeli sesi. bartının kaşları çatıldı.
"buraya adam gönder berk." dedi sert sesiyle. berkten bir kaç saniye ses gelmedi.
"öylemi? çok sevindim yengemde rahatladı valla. tamam abi bekliyoruz biz seni." dediğinde berki defnenin yanına gönderdiğini hatırladı. sinirden unutmuştu ve berk defneyi endişelendirmemek için oyun yapıyordu. bartın bir şey demeden telefonu kapattı.
"bana bak kardeşimden uzak dur bu gününü mahvetme." dedi çağıl tehtitkar sesiyle. bartının dudakları tehlikeyle kıvrıldı.
"istesede yaklaşamaz zaten, bir süre benim misafirim olacak." bartının lafından hemen sonra takım elbiseli adamlar ara sokağı sarmıştı.
