4. bölüm / 4
Deniz Susar Yürek Susmaz4. BÖLÜM: GÜLEN MURAT’IN ATÖLYESİ
Bölümler 4Şu an: 4. BÖLÜM: GÜLEN MURAT’IN ATÖLYESİ
Pazartesi sabahı Çınarlıdere, gece boyunca yağan yağmurun ardından tertemiz uyanmıştı. Çay bahçelerinin üzerinde ince bir sis dolaşıyor, evlerin bacalarından yükselen dumanlar serin havaya karışıyordu. Uzakta deniz, sabahın ilk ışıkları altında koyu mavi bir örtü gibi uzanıyordu. Nehir Sancaktar, odasındaki aynanın karşısında son kez kendisine baktığında kalbinin heyecandan biraz hızlı attığını fark etti. Üzerinde açık mavi bir gömlek, koyu renk bir pantolon ve annesinin yıllar önce hediye ettiği ince bir hırka vardı. Saçlarını omuzlarına bırakmış, yalnızca ön taraftaki birkaç tutamı küçük bir tokayla toplamıştı.
Bugün Çınarlıdere İlkokulundaki ilk ders günüydü.
İstanbul'da öğretmenlik yaptığı zamanlarda da ilk günleri heyecanla beklerdi ama bu sabah hissettiği şey farklıydı. Kendi çocukluğunun geçtiği sokaklardan yürüyerek bir okula gidecek, belki yıllar önce tanıdığı insanların çocuklarına ders anlatacaktı. Daha önemlisi, Murat amcasının elleriyle yaptığı kitaplığın bulunduğu sınıfta çalışacaktı.
Nehir aynaya biraz daha yaklaştı. Boynundaki gümüş çapayı düzeltti, ardından derin bir nefes aldı.
— Hazırsın, dedi kendi kendine.
Kapı hafifçe tıklandı.
— Hazır mısın öğretmen hanım? diye seslendi Elif.
— Hazırım.
Elif kapıyı açıp içeri girdi. Üzerinde hastane forması vardı, saçlarını sıkıca toplamıştı. Nehir'e baştan aşağı baktıktan sonra gülümsedi.
— Çocuklar seni çok sevecek.
— Daha görmediler bile.
— Görmelerine gerek yok. Ben seni yirmi iki yıldır tanıyorum.
Nehir kahkaha attı.
— Bunun on yılı kavga ederek geçti.
— O da sevgiden.
Elif ablasının çantasını alıp kapıya yöneldi.
— Hadi aşağı in. Annem kahvaltı masasının başında nöbet tutuyor.
Nehir kardeşinin arkasından yürürken gülümsüyordu. Mutfağa girdiklerinde Asiye masayı hazırlamış, Cemal gazeteye göz atmaya başlamıştı. Yaman ise telefonunda bir şeyler okuyordu. Masanın ortasında taze ekmek, peynir, domates ve Asiye'nin sabah erkenden hazırladığı mısır ekmeği vardı.
— Günaydın, dedi Nehir.
Cemal gazeteyi indirip kızına baktı.
— Günaydın öğretmen kızım.
Nehir'in yüzü aydınlandı. Babasının sesindeki gurur, bütün sabah duyduğu güzel sözlerden daha fazla etkiledi onu.
— Nasıl olmuşum?
Cemal gözlüğünü çıkarıp gülümsedi.
— Pek güzel olmuşsun. Allah utandırmasın.
— Âmin, dedi Asiye. — Önce otur da bir şeyler ye. Aç karnına ders anlatılmaz.
Yaman sandalyesini çekti.
— İstersen seni okula bırakayım.
— Gerek yok abi. Yürümek istiyorum.
— Hava yine bozabilir.
Nehir pencereye baktı.
— Şimdilik güneş var.
Elif araya girdi.
— Bırak yürüsün abi. İlk gün heyecanını yaşasın.
Yaman kardeşlerine baktı, ardından başını salladı.
— Tamam. Ama yağmur başlarsa ara.
Nehir gülümsedi.
— Söz.
Bu kelimeyi söylediği anda aklına Kuzey geldi. Dün sahilde birbirlerine verdikleri eski sözü konuşmuşlardı. Nehir, onunla ilgili düşüncelerini sabahın heyecanına karıştırmak istemedi. Çayından bir yudum aldı, annesinin tabağına koyduğu ekmeği bitirdi ve çantasını omzuna taktı.
Kapıdan çıkarken Asiye arkasından seslendi.
— Nehir!
Nehir döndü.
— Efendim anne?
Asiye yanına gelip kızının yanağını öptü.
— Çocuklara güzel şeyler öğret. Ama en çok da onları dinle.
Nehir annesine sarıldı.
— Dinleyeceğim.
Bahçe kapısından çıktığında güneş çay yapraklarının üzerinde parlıyordu. Nehir taş yoldan aşağı inerken ayakkabılarının altında ezilen küçük çakılların sesini dinledi. Çocukluğunda bu yoldan okula koşarak giderdi. Bazen Murat amcası ona eşlik eder, yokuşun başında durup çantasını taşımayı teklif ederdi. Nehir her seferinde büyüdüğünü söyleyerek reddederdi. Murat da ciddiyetle başını sallardı.
“Öyleyse öğretmen hanım, yol senin.”
Nehir o sözleri hatırlayınca gülümsedi.
Aradan yıllar geçmişti. Şimdi gerçekten öğretmendi.
---
Çınarlıdere İlkokulunun bahçesi çocuk sesleriyle doluydu. Küçük öğrenciler renkli çantalarıyla koşuşturuyor, veliler kapının önünde son uyarılarını yapıyordu. Okulun girişindeki çiçeklikler yağmurdan sonra canlanmış, duvarların üzerindeki resimler sabah güneşinde daha parlak görünmeye başlamıştı.
Nehir bahçe kapısından girdiğinde okul müdürü Hasan Özdemir merdivenlerin başında duruyordu. Onu görünce gülümsedi.
— Günaydın Nehir Öğretmen. İlk güne hazır mıyız?
— Günaydın müdürüm. Hazırız sanırım.
— Sanırım kısmını ilk dersten sonra atarsınız.
Nehir güldü. Hasan Bey elindeki dosyaları düzeltti.
— Sınıfınız hazır. Öğrencileriniz de sizi merak ediyor. Bir şeye ihtiyacınız olursa haber verin.
— Teşekkür ederim.
Koridorda ilerlerken Oğuz Erdem'le karşılaştı. Genç öğretmen kolunun altında birkaç kitap taşıyordu.
— Günaydın Nehir Öğretmen.
— Günaydın Oğuz Hoca.
— İlk gün heyecanı var mı?
— Biraz.
— Hiç belli olmuyor.
Nehir gülümsedi.
— İçimden geçenleri duysanız öyle demezsiniz.
Oğuz hafifçe güldü.
— Ders çıkışında öğretmenler odasında çay içiyoruz. Vaktiniz olursa bekleriz.
— Olur, teşekkür ederim.
Nehir sınıfına yöneldi. Kapının önünde birkaç saniye durdu, ardından içeri girdi. Çocuklar sıralarında oturmuş, meraklı gözlerle ona bakıyordu. Bazıları fısıldaşıyor, bazıları çantalarından kalemlerini çıkarıyordu. Nehir masanın üzerine çantasını bıraktı, sınıfın ortasına geçti ve gülümsedi.
— Günaydın çocuklar.
— Günaydın öğretmenim!
Bir ağızdan yükselen ses Nehir'in bütün heyecanını tatlı bir sevince dönüştürdü.
— Ben Nehir Sancaktar. Bundan sonra birlikte çok güzel şeyler öğreneceğiz. Ama önce birbirimizi tanımamız gerekiyor.
Ön sıradaki küçük bir kız elini kaldırdı.
— Öğretmenim, siz buralı mısınız?
— Evet. Ben de Çınarlıdere'de büyüdüm.
Arka sıradan bir erkek çocuğu heyecanla konuştu.
— Benim annem sizi tanıyormuş!
Nehir gülümsedi.
— Öyle mi? Annenin adı ne?
— Meryem.
— Meryem Aydın mı?
Çocuk başını salladı.
— Evet!
Nehir şaşkınlıkla güldü. Meryem'le çocukken aynı sokakta oynarlardı. Şimdi onun oğluna öğretmenlik yapacaktı.
— Annenize benden selam söyleyin, dedi.
Çocukların yüzündeki merak giderek neşeye dönüştü. Nehir tek tek isimlerini öğrendi, onlara en sevdikleri oyunları ve büyüyünce ne olmak istediklerini sordu. Kimi doktor olmak istiyordu, kimi futbolcu, kimi de balıkçı. Küçük bir kız ressam olacağını söyleyince Nehir tahtaya renkli bir güneş çizdi.
— O zaman sınıfımızın duvarlarını birlikte güzelleştireceğiz.
Çocuklar sevinçle alkışladı.
Dersin ilerleyen saatlerinde Nehir, sınıfın arka köşesindeki eski kitaplığın yanına geçti. Murat amcasının yıllar önce yaptığı ahşap raflar hâlâ sağlamdı. Köşesindeki küçük hilal işareti de yerindeydi. Nehir parmaklarını işaretin üzerinde gezdirdi, sonra öğrencilere döndü.
— Çocuklar, bu kitaplığı kimin yaptığını biliyor musunuz?
Sınıfta birkaç el kalktı. Ön sıradaki bir çocuk heyecanla konuştu.
— Murat Usta!
Nehir'in kalbi bir an sıkıştı.
— Evet, dedi yavaşça. — Murat Usta.
Bir başka öğrenci elini kaldırdı.
— Babam onun çok güzel tekneler yaptığını söylüyor.
— Doğru söylüyor.
— Öğretmenim, Murat Usta neden artık gelmiyor?
Soru sınıfın içinde sessizce asılı kaldı. Nehir çocuğun yüzüne baktı. Onun merakında hiçbir kötü niyet yoktu. Yalnızca bilmek istiyordu.
Nehir küçük bir nefes aldı.
— Murat Usta yıllar önce hayatını kaybetti, dedi. — Ama yaptığı güzel şeyler hâlâ bizimle. Bakın, bu kitaplık onun ellerinden çıktı. Siz burada kitap okudukça, öğrendikçe onun emeği de yaşamaya devam edecek.
Çocuklar sessizce dinledi. Sonra küçük bir kız elini kaldırdı.
— Öğretmenim, biz de bir şey yapıp okula bırakabilir miyiz?
Nehir'in yüzü aydınlandı.
— Elbette yapabiliriz.
— Ne yapacağız?
Nehir kitaplığa baktı. Aklına dün Murat'ın atölyesinde düşündüğü fikir geldi.
— Belki küçük ahşap oyuncaklar. Belki kitap ayraçları. Belki de sınıfımız için bir pano.
Çocukların hepsi birden konuşmaya başladı. Nehir gülerek ellerini kaldırdı.
— Durun bakalım. Önce birlikte karar vereceğiz.
O an, Murat amcasının hayal ettiği küçük eğitim yerinin yalnızca bir düşünce olmadığını hissetti. Belki gerçekten yapılabilirdi. Atölyenin kapıları yeniden açılabilir, içeride çocuk sesleri yükselebilirdi.
Nehir'in gözleri bir an kitaplığın köşesindeki hilale kaydı.
Murat'ın geride bıraktığı izlerden biri, yeni bir başlangıca dönüşebilirdi.
---
Aynı saatlerde Kuzey, limandaki ofisinde nakliye belgelerini kontrol ediyordu. Masasının üzerinde üst üste dizilmiş dosyalar, duvarda yeni seferlerin yazılı olduğu bir takvim vardı. Pencerenin ardından deniz görünüyordu. Kuzey bir evraka imza attıktan sonra kalemini bıraktı. Sabahın erken saatlerinden beri çalışıyordu ama zihninin bir köşesinde Nehir vardı.
Bugün onun ilk ders günüydü.
Telefonunu eline aldı. Nehir'e bir mesaj göndermeyi düşündü. “İlk günün güzel geçsin,” yazabilirdi. Sıradan, kısa bir mesaj. Fakat numarasını hâlâ bilmiyordu. Yıllar önce kullandığı numara artık geçerli değildi. Bir an Temel'den ya da Rüzgâr'dan sormayı düşündü, sonra bundan vazgeçti. Nehir'in numarasını başkasından almak yerine kendisinden istemek daha doğru geliyordu.
Kapı açıldı. Temel içeri girdiğinde elinde iki bardak çay vardı.
— Deli Fırtına, evrakların arasında kaybolmadın inşallah.
Kuzey başını kaldırdı.
— Kaybolsam beni bulur muydun?
— Önce çayımı bitirirdim. Sonra bakardım.
Temel bardaklardan birini masaya koydu, karşıdaki sandalyeye oturdu.
— Tahir amca döndü mü?
— Hayır. Öğleden sonra gelecek.
— Eski depoyla ilgili ne yapacağız?
Kuzey bir süre düşündü.
— Önce çatıyı tamir ettireceğiz. Sonra kasaların kayıtlarını kontrol edeceğiz.
Temel başını salladı.
— Murat ustanın sandığı?
Kuzey'in bakışları pencereye kaydı.
— Ona şimdilik dokunmayacağız.
— Cemal amca istemiyor diye mi?
— Yalnızca o yüzden değil. Kimin eşyası olduğunu tam olarak bilmeden açmak istemiyorum.
Temel arkadaşına baktı.
— Murat ustanın yaptığı sandıklardan birini yıllar önce atölyede görmüştüm. İçine aletlerini koyardı. Belki bunun da içinde aynı şeyler vardır.
— Olabilir.
— Ama o sandığı neden depoya getirmişler, bilmiyorum.
Kuzey çayından bir yudum aldı.
— Babam eski ortaklık döneminde malzemelerin sürekli taşındığını söyledi.
Temel başını salladı. Sonra bir süre sessiz kaldı.
— Atölyeyi özledim, dedi.
Kuzey ona baktı.
— Ben de.
— Murat usta çalışırken radyo açardı. Aynı türküyü üç kere dinlerdi. Sonra biz sıkılınca sesini daha da yükseltirdi.
Kuzey gülümsedi.
— Hatırlıyorum.
— Bir keresinde bana tekne tahtasını yanlış kesince kızacak sandım. Geldi, baktı, sonra “Temel, sen yeni bir tekne modeli icat ettin,” dedi.
Kuzey kahkaha attı.
— Sana kızmaya kıyamazdı.
— Kimseye kolay kolay kıyamazdı.
Temel'in sesi yumuşadı. İki arkadaş bir süre sessizce çaylarını içti. Murat'ın adı geçtiğinde her ikisinin de zihninde farklı anılar canlanıyordu. Kuzey için Murat, denizi sevdiren ve zor zamanlarda kendisini dinleyen bir ağabeydi. Temel içinse ilk ustası, yol göstericisiydi.
— Atölyeyi yeniden açsalar güzel olurdu, dedi Temel.
Kuzey başını kaldırdı.
— Kim açacak?
— Bilmem. Yaman belki. Ya da Nehir. Çocukken en çok o severdi orayı.
Kuzey bu sözün üzerinde durdu. Nehir dün atölyeye gittiğini söylemişti. Orayı gördüğünde neler hissettiğini anlatırken gözleri dolmuştu.
— Belki bir gün, dedi.
Temel gülümsedi.
— Murat usta görse sevinirdi.
Kuzey başını salladı.
— Sevinirdi.
---
Öğle arasında Nehir öğretmenler odasına geçtiğinde yüzündeki gülümseme hâlâ yerindeydi. Çocuklarla geçirdiği ilk saatler beklediğinden de güzel geçmişti. Bazı öğrenciler çekingen davranmış, bazıları ise bütün sorulara cevap vermek istemişti. Nehir her birinin yüzünü aklında tutmaya çalışıyordu.
Oğuz, masanın üzerinde duran çaydanlıktan bir bardak doldurdu.
— İlk gün nasıl geçti?
Nehir çantasını sandalyeye bıraktı.
— Çok güzel. Çocuklar çok meraklı.
— Bizim okulun en güzel tarafı o. Soru sormayı seviyorlar.
Nehir gülümsedi.
— Bugün kitaplıktaki hilal işaretini sordular. Murat amcamın yaptığını bilenler vardı.
Oğuz'un yüzü ciddileşti.
— Murat Usta'yı ben de duydum. Köyde herkes güzel şeyler anlatıyor.
— Çok iyi bir insandı.
— Siz de onu yakından tanıyordunuz sanırım.
Nehir bir an durdu.
— Amcamdı.
Oğuz şaşırdı.
— Bilmiyordum. Başınız sağ olsun.
— Teşekkür ederim.
Nehir çayını aldı, pencerenin yanındaki sandalyeye oturdu. Bir süre sonra Oğuz yeniden konuştu.
— Çocuklarla ahşap çalışması yapmaktan söz etmişsiniz. Birkaç öğrenci koridorda anlatıyordu.
Nehir gülümsedi.
— Evet. Aslında daha büyük bir fikrim var.
— Nasıl bir fikir?
— Murat amcamın eski atölyesi var. Uzun zamandır kullanılmıyor. Orayı çocuklar için küçük bir çalışma alanına dönüştürmek istiyorum. Tabii ailem kabul ederse.
Oğuz düşünceli bir ifadeyle başını salladı.
— Çok güzel olur. Ama güvenlik için bazı düzenlemeler yapmak gerekir.
— Biliyorum. Eski aletleri kaldırmak, masaları düzenlemek, pencereleri tamir ettirmek…
— Müdür Bey'le de konuşabilirsiniz. Okul olarak destek verebiliriz belki.
Nehir'in yüzü aydınlandı.
— Gerçekten mi?
— Neden olmasın? Çocukların el becerilerini geliştirmesi için güzel bir fırsat.
Nehir heyecanla çantasından küçük not defterini çıkardı. Aklına gelenleri yazmaya başladı. Atölyenin temizlenmesi, kullanılacak malzemelerin seçilmesi, velilerden izin alınması, çocukların yaşlarına uygun etkinlikler hazırlanması…
Bir süre sonra başını kaldırdığında Oğuz'un gülümseyerek kendisini izlediğini fark etti.
— Ne oldu?
— Daha ilk gününüzde yeni bir proje çıkardınız.
Nehir hafifçe güldü.
— Biraz aceleciyim galiba.
— Bence heyecanlısınız. Bu kötü bir şey değil.
Nehir teşekkür etti. Ardından defterini kapattı. Atölye fikrinin yalnızca kendi içinde kalmaması onu sevindirmişti. Yine de en zor kısmın henüz başlamadığını biliyordu.
Önce babasıyla konuşması gerekiyordu.
---
Dersler bittiğinde Nehir okul bahçesinde öğrencileriyle vedalaştı. Küçük bir kız yanına gelip elini tuttu.
— Öğretmenim, yarın da gelecek misiniz?
Nehir eğilip onun göz hizasına indi.
— Tabii ki geleceğim.
— Söz mü?
Nehir gülümsedi.
— Söz.
Küçük kız sevinerek annesinin yanına koştu. Nehir arkasından bakarken kalbinde sıcak bir duygu hissetti. Çocuklar için verilen sözlerin ne kadar önemli olduğunu biliyordu. Onlar, yetişkinlerin bazen unuttuğu şeyleri kolay kolay unutmazdı.
Okulun kapısından çıktığında hava yeniden bulutlanmaya başlamıştı. Çantasını omzuna takıp eve doğru yürüdü. Yol boyunca atölye için düşündüğü düzenlemeleri zihninde sıraladı. Belki önce Yaman'la konuşabilir, sonra babasına fikrini anlatabilirdi. Elif de destek olurdu. Annesinin zaten bu düşünceyi sevdiğini biliyordu.
Dere Mahallesi'ne ulaştığında taş yolun kenarında bir araç duruyordu. Nehir önce dikkat etmedi. Fakat yanından geçerken araçtan inen adam ona seslendi.
— Nehir?
Nehir durup arkasına döndü.
Karşısında uzun boylu, düzgün giyimli bir adam vardı. Üzerinde koyu renk bir ceket, yüzünde kendinden emin bir gülümseme bulunuyordu. Nehir onu tanımak için birkaç saniye düşündü.
— Baran?
Baran Yılmaz gülümsedi.
— Demek hatırladın.
Nehir şaşkınlığını gizleyemedi.
— Tabii ki. Ama yıllardır görmedim seni.
— Ben de seni. Döndüğünü duydum. Hoş geldin.
— Hoş buldum.
Baran arabasının kapısını kapatıp ona yaklaştı.
— Öğretmen olmuşsun.
— Evet. Bugün ilk günümdü.
— Tebrik ederim. Çınarlıdere için güzel haber.
Nehir teşekkür etti. Baran'ın yüzündeki gülümseme değişmedi. Çocukluğunda da böyleydi; konuşurken kendinden emin görünür, her şeyi önceden planlamış gibi davranırdı. Yıllar içinde bu özelliği daha da belirginleşmişti.
— Bir gün kahve içelim, dedi Baran. — Eski günlerden konuşuruz.
Nehir nazikçe gülümsedi.
— Olur, bir ara.
Baran başını salladı.
— Görüşürüz o zaman.
— Görüşürüz.
Nehir yoluna devam etti. Birkaç adım sonra arkasından gelen motor sesini duydu. Baran arabasına binip uzaklaşmıştı. Nehir bu karşılaşmayı fazla düşünmedi. Çınarlıdere'ye döndüğünden beri çocukluğundan tanıdığı insanlarla karşılaşmaya alışmaya başlamıştı.
Fakat Baran, arabasını çalıştırmadan önce dikiz aynasından Nehir'in uzaklaşmasını izlemişti. Onu yıllar sonra yeniden görmek, beklediğinden daha fazla ilgisini çekmişti.
Nehir ise çoktan evlerinin bulunduğu yokuşa yönelmişti. Aklında yalnızca bir düşünce vardı.
Murat amcasının atölyesi yeniden açılmalıydı. Bu kez içeride çekiç seslerinin yanında çocukların kahkahaları da duyulmalıydı. Ve Nehir, bunun için elinden geleni yapmaya kararlıydı.
Nehir, Sancaktar evinin bahçe kapısını açtığında mutfaktan yükselen yemek kokusu taş avluya kadar ulaşmıştı. Yağmur başlamamıştı ama gökyüzündeki bulutlar alçalmış, çay bahçelerinin üzerine akşamın erken gölgesi düşmüştü. Bahçenin köşesinde duran eski tahta bankın üzerinde Yaman'ın çalışma montu vardı. Nehir, ağabeyinin eve döndüğünü anlayınca hafifçe gülümsedi. Atölyeyle ilgili düşüncesini önce onunla konuşmak istiyordu.
İçeri girdiğinde Asiye mutfak tezgâhının başında sebze doğruyor, Elif masaya tabakları yerleştiriyordu. Cemal'in sesi salondan geliyordu; telefonda limandaki bir teslimat hakkında konuşuyordu.
— Ben geldim!
Asiye hemen arkasını döndü.
— Hoş geldin kızım. Nasıl geçti ilk günün?
Nehir çantasını sandalyeye bırakıp annesine sarıldı.
— Çok güzel geçti. Çocuklar harikaydı.
Elif elindeki tabağı masaya koydu.
— Anlat bakalım. Kim ağladı, kim yaramazlık yaptı, kim öğretmenine âşık oldu?
— Elif!
— Ne var? Ben de küçükken öğretmenimi çok severdim.
Nehir gülerek kardeşinin yanına oturdu. Öğrencilerinin isimlerini, sordukları soruları, sınıftaki ilk etkinliği anlattı. Asiye dinlerken arada gülümsüyor, bazen de bir öğrencinin söylediği söze kahkaha atıyordu. Nehir'in yüzündeki mutluluk ona iyi gelmişti. Kızının yıllar sonra eve dönüşü yalnızca özlemlerini gidermemiş, uzun zamandır sessizleşen evin içine de yeni bir canlılık getirmişti.
— Bir de çocuklarla küçük bir çalışma yapmayı düşünüyorum, dedi Nehir.
Asiye başını kaldırdı.
— Nasıl bir çalışma?
— Ahşaptan oyuncaklar, kitap ayraçları, küçük süsler… Ama bunu okulda değil, Murat amcamın atölyesinde yapmak istiyorum.
Elif'in yüzü aydınlandı.
— Gerçekten mi?
— Evet. Bugün çocuklara kitaplığı anlattım. Murat amcamın yaptığını bilenler vardı. Sonra aklıma geldi, neden atölyeyi yeniden kullanmayalım?
Asiye elindeki bıçağı bıraktı.
— Babanla konuşman gerekecek.
— Biliyorum. Önce Yaman abiye söyleyeceğim.
Tam o sırada Yaman mutfağa girdi. Üzerinde koyu renk bir kazak vardı, saçları dışarıdaki nemden hafifçe dağılmıştı.
— Bana ne söyleyeceksin?
Nehir kardeşine baktı, ardından gülümsedi.
— Tam zamanında geldin.
Yaman sandalyeyi çekip oturdu.
— Hayırdır? Yine başımıza iş mi açacaksın?
— İş değil, güzel bir şey.
— Sen böyle başlayınca biraz korkuyorum.
Elif kahkaha attı.
— Bu sefer ben Nehir abladan yanayım.
Yaman iki kardeşine şüpheyle baktı.
— Daha ne olduğunu bilmiyorsun.
— Biliyorum. Bana anlattı.
Nehir öne doğru eğildi.
— Abi, Murat amcamın atölyesini çocuklar için yeniden açmak istiyorum.
Yaman'ın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
— Atölyeyi mi?
— Evet. Okuldaki çocuklarla küçük çalışmalar yapabiliriz. Tabii önce temizlenmesi, onarılması ve güvenli hâle getirilmesi gerekiyor.
Yaman bir süre konuşmadı.
— Nehir, orası yıllardır kullanılmıyor.
— Biliyorum. Dün gittim, gördüm.
— Çatıya bakmak lazım. Arka pencere de zor kapanıyor. İçerideki aletlerin çoğu çocuklar için tehlikeli.
— Hepsini düşündüm. Keskin aletleri kilitli dolaplara kaldırırız. Çocuklara uygun malzemeler alırız. Öğretmenler de yanlarında olur.
Yaman kardeşinin yüzüne baktı.
— Sen bu işi ciddi ciddi planlamışsın.
— Evet.
Asiye çaydanlığı ocağa koydu.
— Ben güzel fikir olduğunu söyledim.
Elif hemen ekledi.
— Ben de yardım ederim. İlk yardım çantasını bile hazırlarım.
Yaman istemsizce gülümsedi.
— Siz zaten karar vermişsiniz.
— Sen ne diyorsun? diye sordu Nehir.
Yaman derin bir nefes aldı.
— Önce gidip binaya bakalım. Neler yapılması gerektiğini çıkaralım. Sonra babamla konuşuruz.
Nehir'in yüzü aydınlandı.
— Gerçekten mi?
— Bakalım dedim. Hemen açıyoruz demedim.
Nehir ayağa kalkıp ağabeyinin boynuna sarıldı.
— Bu bile yeter!
Yaman gülerek kardeşini hafifçe itti.
— Dur, boğacaksın beni.
Elif alkışladı.
— İlk engel aşıldı!
Asiye kızlarının sevincini izlerken gülümsüyordu. Fakat gözleri bir an salona açılan kapıya kaydı. Cemal'in konuşmayı duyup duymadığını bilmiyordu. Murat'ın atölyesi, evdeki herkes için başka bir anlam taşıyordu. Nehir orada güzel anılar görüyordu. Yaman sorumluluk hissediyordu. Asiye ise hem oğlunun kahkahasını hem de artık duyamadığı sesini hatırlıyordu.
Cemal içinse atölyenin kapısını açmak, belki de yıllardır uzak durmaya çalıştığı günlere yeniden yaklaşmak demekti.
---
Akşam yemeğinde Nehir konuyu açmak için uygun bir an bekledi. Cemal her zamanki yerinde oturmuş, yemeğini sessizce yiyordu. Yaman limandaki işlerden söz etmiş, Elif hastanede yaşanan küçük bir karışıklığı anlatmıştı. Asiye sofrayı toplamak üzere ayağa kalktığında Nehir babasına döndü.
— Baba, seninle bir şey konuşmak istiyorum.
Cemal kızının sesindeki ciddiyeti fark etti.
— Söyle bakalım.
Nehir ellerini masanın üzerinde birleştirdi.
— Murat amcamın atölyesini yeniden kullanmak istiyorum.
Cemal'in elindeki kaşık durdu. Bir süre kızına baktı.
— Ne için?
— Okuldaki çocuklar için. Küçük ahşap çalışmaları yapabiliriz. Hem el becerilerini geliştirirler hem de Murat amcamın yaptığı işleri tanırlar.
Cemal kaşığını tabağına bıraktı.
— Orası oyun yeri değil, Nehir.
— Biliyorum baba. O yüzden önce onarmamız gerekiyor.
— İçeride yıllardır duran aletler var.
— Onları kaldıracağız. Yaman abi de yardımcı olacak.
Cemal oğluna baktı.
— Sen de biliyor musun bu işi?
Yaman başını salladı.
— Nehir bugün anlattı. Önce binaya bakacağız. Yapılabilecek bir şeyse konuşuruz dedim.
Cemal arkasına yaslandı. Gözleri bir süre masanın üzerindeki boş tabağa takılı kaldı.
— Murat orayı kendi elleriyle kurdu, dedi sonunda.
Nehir yavaşça başını salladı.
— Biliyorum.
— Her tahtasını, her rafını kendi seçti. Bir şey bozulsa başkasına bırakmazdı. Gider kendi tamir ederdi.
Asiye sandalyesine yeniden oturdu. Cemal'in Murat'tan bu kadar uzun söz etmesi pek sık rastlanan bir şey değildi.
— Bir gün çocukları da oraya toplayacağını söylerdi, diye devam etti Cemal. — “Tekne yapmayı öğrenmeseler bile bir çiviyi düzgün çaksınlar,” derdi.
Nehir'in gözleri doldu.
— Ben de tam bunu istiyorum baba.
Cemal kızına baktı. Yüzünde öfke yoktu. Yalnızca yılların bıraktığı derin bir yorgunluk vardı.
— Sen onu çok özledin, değil mi?
Nehir başını salladı.
— Çok.
Cemal'in gözleri nemlendi ama hemen başını çevirdi.
— Hepimiz özledik.
Sofrada kısa bir sessizlik oldu. Sonra Cemal ağır ağır konuştu.
— Atölyeye bir bakın. Ama hiçbir şeyi atmadan önce bana gösterin. Murat'ın eşyaları öylece çıkarılıp dağıtılmasın.
Nehir heyecanla doğruldu.
— Yani izin veriyor musun?
— Önce bakın dedim. Uygun hâle getirilebiliyorsa yeniden konuşuruz.
Nehir gülümsedi.
— Tamam baba. Söz veriyorum, hiçbir şeye gelişigüzel dokunmayacağız.
Cemal başını salladı. Ardından yemeğine döndü ama birkaç lokmadan sonra kaşığını yeniden bıraktı.
— O atölyenin kapısı açılacaksa, dedi alçak sesle, güzel bir iş için açılsın.
Nehir babasının yüzüne baktı. İçinden geçen teşekkürün kelimelere sığmayacağını hissetti.
---
Ertesi sabah limanda hava açıktı. Kuzey, nakliye firmasından gelen evrakları imzaladıktan sonra Temel'le birlikte depoların arkasındaki dar yoldan yürüyordu. Temel, sabah annesinin kendisine verdiği uzun alışveriş listesinden şikâyet ediyordu.
— Ula ben balıkçı mıyım, manav mıyım belli değil. Annem benden limon, maydanoz, sabun istemiş. Bir de “Dönüşte ekmek al,” dedi.
Kuzey güldü.
— Senin eve gitmen için bahane bulmuş.
— Evden çıkarken de iş veriyor. Kadın beni her yerde çalıştırıyor.
— Emine teyze olmasa aç kalırsın.
— Doğru. O yüzden şikâyetlerimi fazla büyütmüyorum.
Kuzey başını iki yana salladı. Tam o sırada karşıdan gelen Yaman'ı gördüler. Yaman elinde bir dosya taşıyordu. İki adam birbirine yaklaştığında Temel selam verdi.
— Günaydın Yaman abi.
— Günaydın Temel.
Kuzey de başını eğdi.
— Günaydın.
— Günaydın, dedi Yaman.
Normalde bu kadarla yetinip yollarına devam ederlerdi. Fakat Yaman birkaç adım attıktan sonra durdu. Arkasına döndü.
— Kuzey.
Kuzey şaşırarak ona baktı.
— Efendim?
Yaman kısa bir duraksamadan sonra konuştu.
— Nehir, Murat amcanın atölyesini yeniden açmak istiyor.
Kuzey'in yüzü değişti.
— Biliyorum. Çocuklar için bir şeyler düşünüyordu.
— Evet. Dün babamla konuştuk. Önce binaya bakacağız.
Temel heyecanla araya girdi.
— Atölye mi açılacak?
Yaman ona döndü.
— Henüz belli değil. Onarım gerekiyor.
Temel hemen konuştu.
— Ben yardım ederim.
Yaman şaşkınlıkla baktı.
— Sen mi?
— Evet. Murat ustanın yanında yıllarca çalıştım. Hangi aletin nerede durduğunu bilirim. Çatıda, kapıda ne iş varsa yaparım.
Yaman'ın yüzündeki sertlik biraz yumuşadı.
— Sağ ol Temel.
Kuzey de konuştu.
— Ben de yardımcı olurum.
Yaman'ın bakışları ona döndü. Birkaç saniye boyunca iki eski arkadaş birbirine baktı. Aralarında söylenmemiş pek çok şey vardı. Murat'ın ölümü, ailelerin ayrılması, yıllarca süren sessizlik… Bunların hiçbiri birkaç cümleyle ortadan kalkmayacaktı.
— Babamın ne diyeceğini bilmiyorum, dedi Yaman.
Kuzey başını salladı.
— Anlıyorum. Ama atölye için bir şeye ihtiyacınız olursa haber ver.
Yaman bir süre düşündü.
— Önce kendimiz bakalım. Sonra konuşuruz.
Kuzey cevap verdi.
— Tamam.
Yaman yoluna devam etti. Temel onun arkasından baktı, ardından Kuzey'e döndü.
— Gördün mü?
— Neyi?
— İlk kez üçümüz aynı yerde konuşup kavga etmedik.
Kuzey hafifçe gülümsedi.
— Her konuşma kavga olmak zorunda değil.
— Bunu babalarımıza da söylesek keşke.
Kuzey'in gülümsemesi söndü. Temel söylediği sözün ağırlığını fark edip sustu. İkisi yürümeye devam etti.
Kuzey'in aklına Nehir geldi. Murat'ın atölyesini yeniden açmak istemesi ona şaşırtıcı gelmiyordu. Nehir çocukken de bir şeylerin kaybolmasına dayanamazdı. Kırılan oyuncaklarını atmak yerine tamir etmeye çalışır, eski defterlerinin boş sayfalarını kesip yeni bir defter yapardı. Şimdi de yıllardır kapalı duran bir atölyeye yeniden hayat vermek istiyordu.
Kuzey, bunun Murat'ın hoşuna gideceğini düşündü.
---
Öğleden sonra Nehir ile Yaman atölyenin önünde buluştu. Nehir okuldan çıkmış, çantasını omzuna takmıştı. Yaman ise yanında küçük bir alet çantası getirmişti. Bahçe kapısının önünde durup binayı incelediler.
— Önce çatıyı kontrol edeceğiz, dedi Yaman. — Sonra pencere ve kapılara bakarız.
Nehir gülümsedi.
— Ben de içerideki eşyaları listeleyeceğim.
— Hiçbir şeyi yerinden oynatma.
— Biliyorum abi. Babama söz verdim.
Yaman kapıyı açtı. İçeri girdiklerinde gün ışığı pencerelerden süzülüyor, havadaki toz zerrecikleri yavaşça hareket ediyordu. Nehir bir an durdu. Murat'ın atölyesine ikinci kez geliyordu ama bu kez yanında ağabeyi vardı. Yaman'ın yüzündeki ifadeyi merak etti. O da yıllar önce burada çok vakit geçirirdi. Murat ona ilk kez olta yapmayı bu tezgâhın başında öğretmişti.
Yaman sessizce çalışma masasının yanına gitti. Elini ahşabın üzerine koydu.
— Hâlâ sağlam, dedi.
Nehir yanına yaklaştı.
— Murat amcam bunu kendi yapmıştı, değil mi?
— Evet. Babam başka bir marangozdan tezgâh almasını söylemişti. O da “Ben başkasının yaptığı masada çalışamam,” demişti.
Nehir güldü.
— Tam ona göre.
Yaman da hafifçe gülümsedi. Sonra tezgâhın altındaki rafları inceledi. Bazı aletler düzenli biçimde dizilmiş, bazıları eski bezlere sarılmıştı. Nehir defterini açıp gördüklerini yazmaya başladı.
— Üç büyük raf, iki çalışma masası, dört sandalye… Bir de şu eski dolap.
Yaman başını kaldırdı.
— Dolabın kilidi bozuk olabilir.
Nehir yaklaşıp baktı. Dolabın kapağı hafifçe aralıktı. İçeride eski boya kutuları ve birkaç tahta parçası görünüyordu.
— Bunu çocukların kullanacağı yerden kaldırırız.
— Evet.
Yaman pencerenin yanına geçti. Çerçeveyi kontrol ederken Nehir atölyenin arka tarafındaki küçük kapıyı fark etti. Çocukluğunda bu kapının ardında Murat'ın malzemelerini sakladığı dar bir oda bulunurdu. Kapı şimdi kapalıydı.
— Abi, burası hâlâ depo mu?
Yaman arkasına döndü.
— Evet.
— İçeride ne var?
— Eski malzemeler. Uzun zamandır bakmadım.
Nehir kapıya yaklaştı. Kilidin üzerinde pas vardı.
— Anahtarı sende mi?
Yaman cebindeki anahtar halkasını çıkardı, birkaç anahtarı denedi. Hiçbiri kilide uymadı.
— Bunun anahtarı ayrıydı galiba.
Nehir kapının üzerindeki küçük metal levhaya baktı. Levhada solmuş harflerle “MALZEME ODASI” yazıyordu. Kapının altından ince bir toz tabakası uzanıyordu.
— Sonra bakarız, dedi Yaman. — Önce burayı halledelim.
Nehir başını salladı. Defterine küçük bir not düştü: “Arka depo — anahtar bulunacak.”
Ardından yeniden çalışma tezgâhına döndü.
İkisi yaklaşık bir saat boyunca atölyeyi inceledi. Yaman çatının birkaç yerinde onarım gerektiğini belirledi. Nehir eski eşyaları listeledi, kullanılabilecek masaları ve rafları not etti. Pencerenin önüne küçük bir okuma köşesi yapılabileceğini düşündü. Çocukların kendi yaptıkları oyuncakları sergileyebilecekleri bir raf da eklenebilirdi.
— Şuraya bir pano assak, dedi heyecanla, çocuklar yaptıkları işleri sergileyebilir.
Yaman baktığı yeri işaret etti.
— Olur. Ama önce duvarın nemini gidermemiz lazım.
Nehir gülümsedi.
— Sen her fikrime bir tamirat çıkarıyorsun.
— Çünkü ben işin tamirat kısmına bakıyorum.
İkisi güldü. Atölyenin içinde yükselen kahkahaları duyunca Nehir bir an durdu. Yıllardır burada böyle bir ses duyulmamış olabileceğini düşündü.
Tam o sırada dışarıdan ayak sesleri geldi. Ardından kapı tıklandı.
— Kimse var mı?
Nehir başını çevirdi. Kapıda Temel duruyordu. Elinde küçük bir takım çantası vardı. Arkasında ise Kuzey görünüyordu.
Yaman doğruldu. Nehir'in kalbi beklenmedik biçimde hızlandı.
Temel gülümseyerek içeri baktı.
— Ula, Murat ustanın atölyesini açmışsınız da bize haber vermemişsiniz!
Nehir şaşkınlıkla gülümsedi.
— Temel?
Temel içeri bir adım attı.
— Yaman abi sabah söyledi. Ben de dayanamadım. Bir bakayım dedim. Kuzey'i de yolda buldum.
Kuzey kapının eşiğinde duruyordu. Gözleri önce atölyenin içine, sonra Nehir'e kaydı.
— Rahatsız etmeyelim, dedi.
Nehir ona baktı. Dün sahilde yarım kalan konuşmalarının ardından ilk kez karşılaşıyorlardı. Kuzey'in yüzünde her zamanki sakin ama dikkatli ifade vardı.
— Rahatsız etmiyorsunuz, dedi Nehir.
Yaman bir an tereddüt etti. Ardından Temel'in elindeki çantaya baktı.
— Madem geldiniz, şu arka pencereye bir bakın. Kapanmıyor.
Temel'in yüzü aydınlandı.
— İşte bunu bekliyordum!
Hemen pencereye yöneldi. Yaman da onun yanına geçti. Kuzey ise birkaç adım içeri girip etrafına baktı. Uzun zamandır bu kapıdan geçmemişti. Çalışma tezgâhı, duvardaki raflar, eski lamba… Hepsi tanıdıktı. Murat'ın sesi neredeyse kulaklarında çınladı.
“Ula Kuzey, şu çiviyi düzgün tut. Parmaklarını da götüreceksin!”
Kuzey istemsizce gülümsedi.
Nehir onun yüzündeki değişimi fark etti.
— Hatırladın mı? diye sordu.
Kuzey başını salladı.
— Her şeyi.
Nehir çalışma tezgâhına baktı.
— Ben de.
İkisi birkaç saniye sessiz kaldı. Atölyenin diğer tarafında Temel pencereyle uğraşıyor, Yaman ona yardım ediyordu. Dışarıdan derenin sesi geliyordu.
Kuzey yavaşça konuştu.
— Murat abi burayı çocuklarla doldurmak isterdi.
Nehir ona döndü.
— Ben de o yüzden yeniden açmak istiyorum.
Kuzey'in bakışları yumuşadı.
— Güzel düşünmüşsün.
Nehir hafifçe gülümsedi.
— Daha çok iş var.
— Yardım ederiz.
Nehir bir an duraksadı. Kuzey'in sesindeki kararlılığı tanıyordu. Bir şeye söz verdiğinde elinden geleni yapardı. En azından çocukluklarında öyleydi.
— Teşekkür ederim, dedi.
Kuzey başını salladı. Sonra gözleri çalışma tezgâhının köşesindeki küçük yıldıza takıldı. Eğilip işarete baktı.
— Bunu sen yapmıştın.
Nehir şaşkınlıkla ona döndü.
— Hatırlıyor musun?
— Murat abi sana kızmasın diye suçu üstlenmiştim.
Nehir kahkaha attı.
— Kızmamıştı ki!
— Ben nereden bileyim? Elinde keskin aletle tahtayı çizmiştin.
— Sonra yanına yıldız yapmıştı.
Kuzey gülümsedi.
— Evet.
Nehir işarete dokundu. Çocukluğundan kalan küçücük bir iz, yıllar sonra ikisini aynı hatıranın içinde buluşturmuştu.
Atölyenin içinde yeniden çekiç sesleri yükselmeye başlamıştı. Temel pencerenin gevşek menteşesini kontrol ediyor, Yaman ona alet uzatıyordu. Nehir ile Kuzey ise çalışma tezgâhının başında duruyordu.
Bir zamanlar Murat'ın kahkahalarıyla dolan bu küçük bina, yıllar sonra ilk kez yeniden insan sesleriyle canlanıyordu.
Fakat kimse, aynı gün limandaki eski depoda Murat'ın hilal işaretini taşıyan bir başka sandığın sessizce beklemeye devam ettiğini bilmiyordu.
Atölyenin kapısı açılmıştı.
Geçmişin bütün kapılarıysa henüz açılmamıştı.
Temel, pencerenin menteşesini üçüncü kez yerine oturtmaya çalışırken kendi kendine söyleniyordu. Elindeki tornavidayı bir kenara bıraktı, çerçeveyi iki eliyle kavrayıp hafifçe kaldırdı. Pencere önce inatla yerinden kıpırdamadı, sonra uzun bir gıcırtıyla kapandı.
— İşte bu kadar! dedi gururla. — Çınarlıdere'nin en büyük tamir ustası görevini tamamladı.
Yaman pencerenin kolunu çevirdi. Kol yarısına kadar dönüp sıkıştı.
— Daha tamamlamamışsın.
Temel'in yüzündeki gurur bir anda kayboldu.
— Ula sen de hiçbir şeyi beğenmiyorsun.
Kuzey gülerek yanlarına yaklaştı.
— Menteşeyi düzeltmişsin ama kolun vidası gevşek.
— Biliyorum, dedi Temel. — Önce sizi deniyordum.
Nehir çalışma tezgâhının yanında durmuş, üç adamın konuşmalarını dinliyordu. İstemeden gülümsedi. Yıllardır kapalı duran atölyenin içinde böylesine sıradan bir tartışmanın yaşanması ona tuhaf bir mutluluk veriyordu. Çocukluğunda da durum pek farklı değildi. Murat amcası bir şey tamir ederken Kuzey mutlaka fikir söyler, Yaman sabırsızlanır, Temel ise herkesi güldürecek bir söz bulurdu.
O günlerden geriye çok az şey kalmış gibi görünse de bazı alışkanlıklar hâlâ aynıydı.
— Siz pencereyi halledene kadar ben şu rafları temizleyeyim, dedi Nehir.
Yaman hemen başını çevirdi.
— Üst raflara çıkma. Merdivenin ayağı sağlam değil.
— Tamam abi.
— Ağır kutuları da kaldırma.
— Tamam.
— Bir de…
Nehir ellerini beline koydu.
— Yaman Sancaktar, ben burada nefes alabilir miyim?
Temel kahkahayı bastı. Kuzey'in dudaklarının kenarı kıpırdadı. Yaman kardeşine baktıktan sonra başını iki yana salladı.
— Al. Ama dikkatli al.
Nehir gülerek bezini aldı. Yaman da pencereye döndü.
Atölyenin kapısı açık olduğu için dışarıdaki serin hava içeri doluyordu. Güneş bulutların arasından çıktıkça ahşap zeminin üzerinde aydınlık çizgiler oluşuyordu. Nehir alt rafları temizlerken yıllardır dokunulmamış birkaç tahta kalıp buldu. Birinin üzerinde küçük bir balık, diğerinin üzerinde yuvarlak bir güneş şekli vardı. Murat, çocuklara oyuncak yaparken bunları kullanırdı.
Nehir kalıpları çalışma masasına taşıdı.
— Bunları hatırlıyor musunuz?
Temel tornavidayı bırakıp yaklaştı.
— Vay be! Şu balığı ben kesmiştim.
Kuzey kalıba baktı.
— Sen kesmişsen kuyruğu niye yamuk?
— Sanat eseri olduğu için.
Yaman da yanlarına geldi. Kalıbı eline alıp çevirdi.
— Murat amca bunu sana üç kere yeniden kestirmişti.
Temel şaşkınlıkla ona baktı.
— Sen de mi hatırlıyorsun?
— Hatırlıyorum. Her seferinde kuyruğunu biraz daha kısaltıyordun.
Nehir gülmeye başladı. Temel elini havaya kaldırdı.
— Tamam, anladık. Hepinizin hafızası kuvvetli.
Kuzey kalıbı masaya bıraktı.
— Murat abi sonunda ne demişti, hatırlıyor musun?
Temel bir an düşündü, sonra gülümsedi.
— “Balık olamadı ama güzel bir kuşa benzedi,” demişti.
Dördü birden güldü.
Kahkahaları atölyenin duvarlarında yankılandı. Sonra, sanki hepsi aynı anda aynı şeyi hatırlamış gibi, kısa bir sessizlik oldu. Murat yaşasaydı o da onlarla birlikte gülecekti. Belki Temel'in omzuna vuracak, belki de elindeki kalıbı alıp nasıl düzelteceğini gösterecekti.
Yaman bakışlarını çalışma tezgâhına çevirdi.
— Şu kalıpları atmayalım, dedi.
Nehir başını salladı.
— Zaten atmayacaktım.
— Çocuklara gösterebiliriz.
Nehir ağabeyine baktı. Yaman'ın bu fikre kendi isteğiyle katılması onu sevindirmişti.
— Çok güzel olur.
Temel yeniden pencerenin başına döndü. Kuzey de ona yardım etmek için alet çantasını açtı. Nehir ise defterine buldukları kalıpları not etti.
Bir süre sonra kapının önünde baston sesi duyuldu.
— Ula, burayı kim açtı da bana haber vermedi?
Hepsi aynı anda kapıya döndü.
Fadime Nine, bahçe kapısından içeri girmişti. Başında koyu renk yazması, kolunda küçük bir bez çanta vardı. Atölyenin açık kapısını görünce durdu. Gözleri içerideki insanları tek tek dolaştı.
— Fadime Nine! dedi Nehir.
Hızla yanına gidip koluna girdi.
— Gel, içeri otur.
Yaşlı kadın kapının eşiğinde birkaç saniye bekledi. Sonra yavaşça içeri adım attı.
— Burası… dedi, ardından sustu.
Nehir onun yüzüne baktı. Fadime Nine'nin gözleri çalışma tezgâhına takılmıştı. Murat'ın yıllarca kullandığı tezgâhın üzerinde şimdi temiz bezler, eski kalıplar ve küçük aletler duruyordu.
— Atölyeyi çocuklar için hazırlıyoruz, dedi Nehir. — Daha çok iş var ama yeniden açmak istiyorum.
Fadime Nine ona döndü.
— Çocuklar için mi?
— Evet.
Yaşlı kadının gözleri doldu.
— Murat bunu duysa nasıl sevinirdi…
Temel hemen bir sandalye getirdi.
— Otur nine. Sana çay da getiririz.
— Önce şu yüzüne bakayım senin, dedi Fadime Nine. — Büyümüşsün ama hâlâ Murat'ın peşinde koşturan uşak gibisin.
Temel gülümsedi.
— Ben hep aynıyım nine.
— Belli oluyor.
Kuzey yaşlı kadının elini öptü. Fadime Nine onun yüzüne uzun uzun baktı.
— Sen de gelmişsin Kuzey.
— Geldim nine.
— İyi etmişsin.
Kuzey başını salladı. Fadime Nine'nin sesinde öyle bir sıcaklık vardı ki başka bir şey söylemesine gerek kalmadı.
Yaman yaşlı kadının yanına oturdu. Bir süre Murat'ın eski günlerinden konuştular. Fadime Nine, Murat'ın ilk yaptığı tahta sandalyenin bir ayağının kısa olduğunu anlattı. Temel bunun kendi yaptığı balık kalıbından daha kötü olduğunu söyleyince herkes yeniden güldü.
Fadime Nine gülüşmelerin arasında atölyeye bakıyordu. Murat'ın çalışma tezgâhı, duvardaki raflar, pencerenin önündeki küçük tabure… Hepsi ona geçmişten bir şeyler hatırlatıyordu.
Bir ara gözleri arka taraftaki kapıya kaydı.
— O oda hâlâ kapalı mı? diye sordu.
Yaman başını çevirdi.
— Evet nine. Anahtarını bulamadık.
Fadime Nine kısa bir süre sustu.
— Murat o odayı pek düzenli tutardı.
— İçeride ne vardı? diye sordu Nehir.
— Malzemeleri, eski tahtaları, bazen de yarım kalan işleri.
Nehir başını salladı.
— Çocuklar gelmeden önce orayı da kontrol etmemiz gerekiyor.
Fadime Nine ona baktı.
— Acele etmeyin kızım. Eski eşya dediğin, bazen eline aldığında insanı yıllar öncesine götürür.
Nehir yaşlı kadının sözlerini düşündü. Fadime Nine'nin sesinde uyarıdan çok hüzün vardı.
— Dikkatli olacağız, dedi.
Yaşlı kadın başını salladı. Bir süre daha oturduktan sonra ayağa kalktı. Nehir onu kapıya kadar geçirdi.
— Ben yine gelirim, dedi Fadime Nine. — Çocukların sesini duymak isterim burada.
— Gel tabii nine. İlk gün seni de çağıracağım.
Fadime Nine gülümsedi.
— Söz mü?
Nehir'in yüzü aydınlandı.
— Söz.
Yaşlı kadın bahçe kapısından çıkarken bir kez daha atölyeye baktı. Sonra bastonuna dayanarak yavaş adımlarla uzaklaştı.
---
Öğleden sonra ilerledikçe atölyedeki işler de belirginleşmeye başladı. Temel pencerenin kolunu tamir etmiş, Yaman çatıdaki hasarlı yerleri not almıştı. Kuzey, eski elektrik tesisatının kontrol edilmesi gerektiğini söylemişti. Nehir ise kullanılabilecek eşyaları ve onarılması gerekenleri iki ayrı sayfaya yazmıştı.
— Bu iş düşündüğümden büyük çıktı, dedi Nehir.
Kuzey deftere göz attı.
— Ama yapılmayacak gibi değil.
— Çatı, elektrik, raflar, boya… Hepsi zaman alacak.
— Zamanımız var.
Nehir ona baktı.
— Senin işin gücün yok mu?
Kuzey hafifçe gülümsedi.
— Var. Ama her gün birkaç saat ayırabilirim.
— Kuzey, bunu yapmak zorunda değilsin.
— Biliyorum.
Nehir bir an sustu.
— O zaman neden bu kadar uğraşıyorsun?
Kuzey gözlerini çalışma tezgâhına çevirdi.
— Murat abi benim için çok şey yaptı. Bir karşılık beklemeden.
Nehir onun yüzüne baktı. Kuzey'in sesinde alışık olmadığı bir yumuşaklık vardı.
— Ben de onun için bir şey yapmak istiyorum, diye devam etti Kuzey. — Üstelik senin fikrin güzel. Burası yeniden kullanılsın istiyorum.
Nehir gülümsedi.
— Teşekkür ederim.
Kuzey başını salladı. Sonra tezgâhın kenarındaki küçük yıldızı gösterdi.
— Şunu sakın zımparalatma.
Nehir şaşkınlıkla baktı.
— Neden?
— Murat abinin yaptığı yıldız. Bir de senin bıraktığın çizik var.
Nehir güldü.
— Merak etme, onu koruyacağım.
Kuzey'in gözleri onun yüzünde kaldı.
— Bazı izler kalmalı.
Nehir'in gülümsemesi yavaşça değişti. Kuzey'in yalnızca tezgâhtan söz etmediğini hissetti. Fakat bu kez aralarındaki sessizliği bozmak istemedi.
Atölyenin diğer tarafında Temel, Yaman'a çatı için gerekli malzemeleri anlatıyordu. İki eski arkadaşın yan yana çalışması Nehir'e iyi gelmişti. Kuzey'le Yaman'ın hâlâ birbirlerine mesafeli davrandığını biliyordu ama bugün aralarında bir tartışma çıkmamıştı. Hatta birkaç kez birbirlerine alet uzatmış, yapılacak işleri konuşmuşlardı.
Belki bazı şeyler küçük adımlarla değişebilirdi.
---
Akşamüstüne doğru Yaman'ın telefonu çaldı. Limandan arıyorlardı. Kısa bir konuşmanın ardından telefonu kapatıp diğerlerine döndü.
— Depoda bir teslimat varmış. Gitmem gerekiyor.
Temel hemen ayağa kalktı.
— Ben de seninle geleyim. Zaten limana uğrayacaktım.
Yaman başını salladı. Nehir'e döndü.
— Sen de fazla kalma. Hava kararmadan eve git.
— Tamam abi.
Yaman Kuzey'e baktı. Kısa bir duraksamadan sonra konuştu.
— Bugün yardım ettiğin için sağ ol.
Kuzey başını salladı.
— Önemli değil.
Yaman başka bir şey söylemedi. Temel'le birlikte atölyeden çıktılar. Birkaç dakika sonra bahçe kapısının kapandığı duyuldu.
Nehir ile Kuzey, çalışma tezgâhının iki yanında kaldı. Dışarıdan derenin sesi geliyordu. Güneş yavaş yavaş alçalıyor, pencereden içeri giren ışık sararmaya başlıyordu.
Nehir defterini kapattı.
— Bugün epey iş yaptık.
— Evet.
— Temel olmasa pencereyle sabaha kadar uğraşırdık.
Kuzey güldü.
— Temel önce pencereyi bozup sonra tamir ettiğini söylerdi.
Nehir de güldü. Ardından tezgâhın üzerindeki kalıpları toplamaya başladı. Kuzey ona yardım etti. Bir süre yalnızca eşyaların sesleri duyuldu.
— Kuzey, dedi Nehir sonunda.
— Efendim?
— Geçen gün konuşmamız yarım kaldı.
Kuzey elindeki tahta kalıbı masaya bıraktı.
— Biliyorum.
Nehir ona döndü.
— Benimle konuşmak istediğini söyledin. Eve geldiğini, iskelede beklediğini… Bunları bilmiyordum.
Kuzey başını salladı.
— Ben de senin o gün dışarı çıkamadığını bilmiyordum.
— Demek ikimiz de başka şeyler düşünmüşüz.
— Öyle görünüyor.
Nehir ellerini birbirine kenetledi.
— Bazen insan geçmişte yaşadığı bir şeyi o kadar çok düşünüyor ki sonunda yalnızca kendi hatırladığı hâline inanıyor.
Kuzey onun yüzüne baktı.
— Ben de öyle yaptım galiba.
Nehir şaşırdı. Kuzey'in bunu kabul etmesi kolay değildi.
— Ben de, dedi.
Kuzey bir süre sustu. Sonra yavaşça konuştu.
— Nehir, sana söylemem gereken şeyler var.
Nehir'in kalbi hızlandı.
— Bana da.
Kuzey bir adım yaklaştı. Aralarında hâlâ çalışma tezgâhının köşesi vardı.
— Ama bu kez bir şeyin araya girmesini istemiyorum.
Nehir ona baktı.
— Ben de istemiyorum.
Kuzey derin bir nefes aldı. Tam konuşmaya başlayacaktı ki dışarıdan gelen bir araba sesi duyuldu. Ardından bahçe kapısı açıldı.
— Nehir!
İkisi de kapıya döndü.
Cemal Sancaktar atölyenin girişinde durmuştu.
Nehir şaşırdı.
— Baba?
Cemal'in bakışları önce kızına, sonra Kuzey'e kaydı. Yüzündeki ifade sertleşti.
— Burada ne oluyor?
Nehir hemen cevap verdi.
— Atölyeyi temizliyoruz baba. Yaman abiyle Temel de buradaydı. Limana gittiler.
Cemal içeri birkaç adım attı. Gözleri çalışma tezgâhındaki aletlere, temizlenmiş raflara ve pencerenin yanına bırakılan malzemelere takıldı.
— Kuzey'in burada ne işi var?
Kuzey sakin bir sesle konuştu.
— Yardım etmeye geldim Cemal amca.
Cemal ona döndü.
— Ben sana yardım et dedim mi?
Nehir araya girdi.
— Baba, ben istedim. Hem Temel de yardım etti.
Cemal'in yüzündeki sertlik değişmedi.
— Nehir, seninle konuşuyorum.
— Ben de sana cevap veriyorum.
Kuzey, Nehir'in sesindeki kararlılığı duyunca ona baktı. Cemal ise birkaç saniye kızını inceledi.
— Bu atölye Murat'ın, dedi.
— Biliyorum baba. O yüzden burayı yeniden açmak istiyorum.
— Ben sana bakabilirsiniz dedim. Herkesi toplayıp işe başlayın demedim.
Nehir derin bir nefes aldı.
— Kimseye zarar vermiyoruz. Eski eşyaları bile yerinden oynatmadık.
Cemal'in gözleri Kuzey'e kaydı.
— Sen çıkabilirsin.
Kuzey bir an durdu. Nehir'in yüzündeki öfkeyi gördü. Fakat tartışmayı büyütmek istemiyordu.
— Tamam, dedi. — Ben zaten gidiyordum.
Nehir ona döndü.
— Kuzey…
Kuzey başını hafifçe salladı.
— Sonra konuşuruz.
Cemal'in yanından geçip kapıya yöneldi. Tam dışarı çıkarken Cemal'in sesi onu durdurdu.
— Kuzey.
Kuzey arkasına döndü.
— Efendim?
Cemal'in yüzündeki ifade sertti ama sesini yükseltmedi.
— Murat'ı sevdiğini biliyorum. Fakat bazı şeylerin yeri ayrıdır. Bunu unutma.
Kuzey'in çenesi gerildi. Birkaç saniye boyunca Cemal'e baktı.
— Unutmadım, dedi. — Hiçbirini.
Ardından atölyeden çıktı.
Nehir babasına döndü.
— Bunu yapmana gerek yoktu.
Cemal kızının yüzüne baktı.
— Nehir…
— Kuzey buraya yardım etmeye geldi. Murat amcamı o da seviyordu.
— Biliyorum.
— O zaman neden böyle davranıyorsun?
Cemal cevap vermedi. Gözleri çalışma tezgâhının üzerindeki küçük yıldız işaretine kaydı. Bir süre oraya baktı.
— Bazen insan birini sevdiği için de uzak durur, dedi sonunda.
Nehir şaşkınlıkla babasına baktı.
— Ne demek bu?
Cemal başını kaldırdı.
— Şimdi bunu konuşmayalım.
Nehir'in içi sıkıldı. Yine aynı cümle. Yine yarım kalan bir konuşma.
— Baba, dedi yavaşça, biz ne zaman konuşacağız?
Cemal kızının yüzüne baktı. Söylemek istediği bir şey varmış gibi dudaklarını araladı ama sonra sustu.
— Eve gidelim, dedi.
Nehir daha fazla üstelemedi. Çantasını aldı, atölyenin pencerelerini kontrol etti. Cemal kapının önünde bekliyordu. Nehir çıkmadan önce çalışma tezgâhına son kez baktı.
Bir gün bu atölyede yalnızca çocukların kahkahalarının duyulmasını istiyordu.
Ama bugün, geçmişin gölgesi yeniden kapıdan içeri girmişti.
---
Kuzey, atölyeden ayrıldıktan sonra doğrudan limana gitmedi. Dere boyunca uzanan taş yolda bir süre yürüdü. Hava serinlemiş, gökyüzündeki bulutlar yeniden koyulaşmıştı. Cemal'in sözleri zihninde dönüp duruyordu.
“Murat'ı sevdiğini biliyorum.”
Kuzey durup dereye baktı. Murat'ın ölümünden sonra kendisini en çok yaralayan şeylerden biri, onu kaybetmenin acısını açıkça yaşayamamış olmasıydı. İki aile arasındaki kavga büyüdükçe Murat'ın adı bile bir tartışmanın parçasına dönüşmüştü. Oysa Kuzey için Murat, yalnızca eski ortaklığın içinde yer alan bir adam değildi. Ona denizi öğreten, ilk kez tekne kullanmasına izin veren, kızdığında sakinleşmesini bekleyen bir ağabeydi.
Bir zamanlar Murat'ın yanında kendisini güvende hissederdi.
Şimdi ise onun atölyesine girmek bile açıklama gerektiriyordu.
Kuzey cebinden telefonunu çıkardı. Temel'den bir mesaj gelmişti.
“Yaman'la iş bitti. Atölyede her şey yolunda mı?”
Kuzey kısa bir cevap yazdı.
“Şimdilik. Yarın konuşuruz.”
Telefonu cebine koydu. Ardından yoluna devam etti.
Atölyenin önünde Nehir'le yarım kalan konuşmasını düşündü. Ona mektuplardan söz etmeye karar vermişti. Bu kez susmayacaktı. Fakat yine birileri araya girmişti.
Kuzey derin bir nefes aldı.
Belki de doğru zamanın gelmesini beklemekten vazgeçmesi gerekiyordu.
---
Sancaktar evine döndüklerinde Cemal doğrudan salona geçti. Nehir ise mutfağa girip bir bardak su içti. Asiye kızının yüzündeki gerginliği hemen fark etti.
— Ne oldu?
Nehir bardağı masaya bıraktı.
— Babam atölyeye geldi. Kuzey de oradaydı.
Asiye'nin yüzü ciddileşti.
— Tartıştılar mı?
— Hayır. Ama babam Kuzey'i gönderdi.
Asiye derin bir nefes aldı.
— Nehir…
— Anne, Kuzey yalnızca yardım ediyordu. Temel de vardı, Yaman abi de. Kimse kötü bir şey yapmadı.
Asiye kızının yanına oturdu.
— Biliyorum. Baban bazen geçmişi bugünden ayıramıyor.
Nehir annesine baktı.
— Peki neden kimse bana o geçmişi anlatmıyor?
Asiye'nin elleri dizlerinin üzerinde birleşti.
— Bazı şeyleri anlatmak kolay değil.
— Ama saklamak daha mı kolay?
Asiye cevap vermedi. Nehir annesinin yüzündeki ifadeyi görünce sesini yumuşattı.
— Anne, ben kimseyi suçlamak istemiyorum. Yalnızca anlamak istiyorum.
Asiye kızının elini tuttu.
— Biliyorum.
— Murat amcamı kaybettik. Bunu değiştiremeyiz. Ama onun sevdiği insanları birbirimizden uzak tutmak, onu geri getirmiyor.
Asiye'nin gözleri doldu. Bir süre konuşamadı.
— Haklı olduğun yerler var, dedi sonunda.
Nehir annesinin elini sıktı.
— O zaman bana yardım et.
— Atölye için mi?
— Evet. Babamın da güzel bir şey yapmaya çalıştığımı anlaması için.
Asiye başını salladı.
— Konuşurum onunla.
Nehir rahatlayarak annesine sarıldı.
— Teşekkür ederim.
Asiye kızının saçlarını okşadı. Fakat Nehir odasına çıktıktan sonra mutfakta bir süre yalnız kaldı. Pencereden bahçeye baktı. Murat'ın çocukluğundan beri tanıdığı gülüşü aklına geldi. O gülüşü hatırlamak hem iyi geliyor hem de canını acıtıyordu.
Atölyenin yeniden açılması fikri güzeldi. Ama Asiye, o kapının ardında yıllardır dokunulmamış eşyalar bulunduğunu da biliyordu. Murat'ın ölümünden sonra bazı şeyler aceleyle kaldırılmış, bazıları ise olduğu yerde bırakılmıştı. Hangisinin nerede olduğunu artık kendisi bile tam olarak hatırlamıyordu.
Yine de kızının hayalini yarıda bırakmak istemiyordu.
---
Gece ilerlediğinde Nehir odasında atölye için hazırladığı listeye yeniden baktı. Bugün yaşanan tartışma hevesini kırmamıştı. Aksine, bu işi neden yapmak istediğini daha iyi anlamasını sağlamıştı.
Defterinin ilk sayfasına büyük harflerle bir başlık yazdı:
“MURAT USTA ÇOCUK ATÖLYESİ”
Altına yapılacak işleri sıraladı. Çatı onarımı, elektrik kontrolü, güvenli çalışma masaları, malzeme dolapları, çocuklar için önlükler, küçük bir kitap köşesi…
Sonra kalemini bıraktı.
Murat amcasının fotoğrafını masasının üzerine koydu. Fotoğrafta Murat, atölyenin önünde durmuş gülümsüyordu. Üzerinde talaşlarla kaplı eski bir gömlek vardı. Nehir fotoğrafın kenarına dokundu.
— Yapacağım amca, diye fısıldadı. — Senin istediğin gibi olacak.
Dışarıda yağmur yeniden başlamıştı. Çatıya düşen damlaların sesi odanın sessizliğine karışıyordu.
Nehir, çantasından Fadime Nine'nin verdiği küçük tahta tekneyi çıkardı. Onu fotoğrafın yanına yerleştirdi. Ardından boynundaki gümüş çapayı parmaklarının arasına aldı.
Murat'ın hatırası, Kuzey'le yarım kalan konuşmaları ve ailesinin yıllardır taşıdığı kırgınlıklar birbirine karışıyordu. Nehir artık geçmişin yalnızca acı veren yanlarını değil, geride bıraktığı güzel şeyleri de korumak istiyordu.
Atölyenin kapısı yeniden açılmıştı.
Belki bir gün, birbirine kapanan başka kapılar da açılabilirdi.
Fakat o gece Çınarlıdere'de herkes aynı umudu taşımıyordu. Cemal salonda tek başına oturmuş, yıllar önce Murat'la birlikte çekilmiş bir fotoğrafa bakıyordu. Tahir Karahan ise çalışma odasında eski şirket dosyalarının arasında kaybolmuştu. İki adamın önünde farklı kâğıtlar, farklı hatıralar vardı.
Ama ikisinin de zihninde aynı isim dolaşıyordu.
Murat.
Bir zamanlar gülüşüyle iki aileyi aynı sofrada buluşturan adam, ölümünden sonra aralarında aşılması zor bir sessizlik bırakmıştı.
Şimdi o sessizliğin içinde, genç bir öğretmenin küçük bir hayali büyümeye başlıyordu.
Ve Gülen Murat'ın atölyesi, uzun yıllardan sonra ilk kez ertesi günü bekliyordu.
Bölüm etkileşimi
