3. bölüm / 4
Deniz Kabukları Sokağı3. Radyo’da İlk Hikâye
Bölümler 4Şu an: 3. Radyo’da İlk Hikâye
Ela birkaç saniye boyunca olduğu yerde öylece kaldı.
Eli hâlâ su şişesinin üzerindeydi.
Az önce duyduğu cümle, balkonun serin gecesine bırakılmış ince bir fısıltı gibi zihninin içinde dönüp duruyordu.
"Deniz Kabukları Sokağı'na tekrar hoş geldin, Ela Karaca."
Eski radyoların böyle garip olması normaldi. Frekanslar birbirine karışabiliyordu. Mahallede hâlâ radyo dinleyen insanlar da vardı belki. Sonuçta kendisi bu konuda hiçbir şey bilmiyordu.
Tam radyonun düğmesine uzanıp kapatacakken yeniden hafif bir cızırtı yükseldi.
Ardından birkaç saniyelik sessizlik...
Sonra aynı kadın sesi tekrar duyuldu. Bu kez gayet sakindi.
"...Evet, sanırım sorun çözüldü." Kadın hafifçe güldü. "Az önce yayınımız kısa süreliğine kesildi. Teknik aksaklıklar bazen en heyecanlı yerlerde bizi yakalayabiliyor."
Ela elini düğmenin üzerinde durdurdu. Kadın ise konuşmaya devam ediyordu.
"Ama madem tekrar birlikteyiz, o zaman bu geceki hikâyemizle devam edelim."
Ela şaşkınlık ve merakla kaşlarını kaldırdı.
"Hikâye mi?"
Kadın sesi biraz daha neşelendi. "Fakat önce beş dakikalık kısa bir ara veriyoruz. Siz de o sırada saklanmak için battaniyelerinizi hazırlayın. Çünkü birazdan..."
Kısa bir an duraksadı kadının sesi.
"Tüylerinizi diken diken edecek bir korku hikâyesi anlatacağım."
Hemen ardından hafif tempolu, eski bir enstrümental müzik çalmaya başladı. Melodi garip şekilde huzur vericiydi. Sanki yıllar öncesinden kalmış eski bir yaz akşamını hatırlatıyordu.
Üstelik döngüye girmiş gibiydi.
Bitiyor...
Sonra tekrar başlıyordu.
Ela istemeden gülümsemeye başladı.
"Ay bu tam benlik." Radyoyu bir eliyle kavrayıp, fanusu da dikkatlice yanına aldı.
"Hadi. İçeri girelim, daha rahat dinleriz."
Ayak ucuyla küçük küçük adımlar atarak içeri doğru koşmaya başladı.
Radyoyu koltuğun önündeki küçük masanın üzerine bıraktı. Fanusu da hemen yanına yerleştirince, Dora, yeni yerini beğenmiş gibi fanusun içinde küçük bir tur atmaya başladı.
Ela da doğruca mutfağa geçti.
Buzdolabını açıp az önce aldığı buz gibi limonlu soğuk çayı çıkardı ve büyük bir su bardağının içine gelişigüzel boşalttı. İçine birkaç parça da buz ekledi. Dolaptan da bir paket cips aldı. Sonra son anda fikrini değiştirip küçük bir paket çikolata da sepete ekler gibi kolunun altına sıkıştırdığı an tekrar salonun yolunu tuttu.
"Tamam, başlasın korku seansı." dedi heyecanlı bir ses tonuyla.
Salona döndüğünde radyodaki müzik hâlâ aynı melodiyi çalıyordu.
Kendini koltuğa bıraktı, bardağı da masaya koydu ve cips paketini dizlerinin üzerine aldı. Tam paketi açacakken telefonu titredi ve ekranda bildirimler peş peşe düşmeye başlıyordu.
Bahtsız Tayfa ☠️ (5 Yeni Mesaj)
Ela parmağıyla bildirime dokundu ve grup sohbeti anında açıldı.
Zeynep:
Hayattasın değil mi sen? 😂
Aslı:
Bence bizi unuttu...
Mert:
Eminim şu an evin içindeki kaosta boğuluyor
Zeynep:
Taşınalı kaç hafta olmuştu?
Aslı:
Bilmiyorum ama çok özledimm!!
Kızın yüzünde istemsiz bir tebessüm vardı artık, parmakları da hızla klavyenin üzerinde dolaştı.
Ela:
Hayattayım. Sadece daha tam anlamıyla taşınmadım ve o yüzden yazmaya vaktim olmuyor ama ben de sizi çok özledim!!
Mesajı gönderir göndermez yeni bildirimler geldi.
Mert:
Foto at bakalım.
Aslı:
Kızz mahallede yakışıklı var mı??
Ela kahkaha attı.
Ela:
Bir tane var galiba 😂
Mesajı gönderdiği anda ilk Zeynep'in cevabı düştü.
Zeynep:
GALİBA MI?
Aslı:
DETAY ÇABUK!
Mert:
Bana bak bir yamukluk yapmasın, getirtmesin beni oraya!
Ela başını iki yana salladı.
Tam cevap yazacakken radyodaki müzik aniden sustu.
Salondaki sessizlik bir anda değişti.
Ela'nın bakışları refleksle radyoya çevrildi. Telefonu masanın üzerine bırakmadan gruba hızlıca son bir mesaj yazdı.
Ela:
İşim var kaçtım 😂
Telefonu, ekranı koltuğa bakacak şekilde bıraktı ve hızlıca cips paketini açtı.
Bağdaş kurarak koltuğun üzerine biraz daha yerleşirken, istemeden de olsa gövdesini radyoya doğru eğdi. Sanki anlatılacak hikâyeyi daha iyi duyabilmek için aradaki mesafeyi azaltmaya çalışır gibi.
Radyodan birkaç saniyelik hafif bir dip sesi geldi.
Sonra kadın yeniden konuştu ama bu kez sesi önceki gibi değildi.
Kendini hikâyeyi anlatmak için hazırlıyordu, daha yavaş ve fısıldar gibi...
İnsanı fark etmeden dinlemeye zorlayan tuhaf bir tonu vardı.
"Çocukken hepimiz odamızın karanlığında bir eşyayı bir siluete benzetiriz ya... ya da karşı apartmanın dairesinde, pencerenin önünde görürüz o silueti. Veya öyle sanırız," diye başladı kadın.
Ve artık hikâye başlamıştı.
"Ama mutlaka uzun süre o siluete bakmaya cesaret edemeyiz."
Ela farkında olmadan dudaklarını birbirine bastırdı.
Kadın hafifçe gülmeye başladı, belli ki hikâyeyi anlatırken kendince zevk alıyordu.
"Bu gün anlatacağım hikâye de o siluetin bir pencerenin arkasında başlıyor."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Üniversiteyi yeni bitirmiş genç bir kız vardı. İlk kez tek başına yaşamaya karar vermişti. Şehrin biraz dışında, eski ama sessiz bir apartmanda küçük bir daire kiraladı. Taşındığı ilk hafta her şey yolundaydı."
"Sabah işe gidiyor, akşam eve geliyor, balkonunda kahvesini içiyor, karşı apartmandaki insanları seyrediyordu. Karşı binanın dördüncü katında büyük bir pencere vardı. Perdesi hiç kapanmazdı."
"Bir akşam kahvesini içerken o pencerede bir kız gördü. Yirmili yaşlarında görünüyordu. Uzun koyu renk saçları vardı. Beyaz bir tişört giymişti, belki de bezden bir gecelikti... bilinmiyordu. Tek bildiğimiz öylece durup, hiçbir şey yapmamasıydı."
"Sadece pencerenin önünde durmuş dışarı bakıyordu. Genç kız da bunun üzerinde durmadı. Sonuçta insanlar pencereye çıkardı. Belki hava alıyordu. Belki de sadece düşünüyordu."
Ela cipsinden bir tane aldı. Çıt sesi salonda duyulunca istemsizce etrafına baktı, hatta gözleri bir ara balkona, oradan da karşı daireye bile kaydı.
Kadın ise anlatmaya devam etti.
"Ertesi akşam yine aynı saatte balkona çıktı. O kız yine oradaydı. Aynı yerde, aynı şekilde."
"Üçüncü akşam yine... yine. Dördüncü akşam... yine. Beşinci akşam artık merak etmeye başlamıştı. Çünkü o kızın tek bir hareket ettiğini bile görmemişti. Telefonla konuşmuyor. Perdeyi dahi çekmiyor hatta nefes bile almıyor gibiydi."
Ela kaşlarını hafifçe çattı.
"Ne kadar saçma..." diye mırıldandı kendi kendine. Ama gözlerini radyodan da ayırmadı. Kadın, Ela'nın bu cümlesini duymuş gibi devam etti.
"İnsan bazı şeylere önce mantıklı açıklamalar bulur. 'Belki mankendir' dersiniz. Belki camdaki yansımadır. Belki her gün aynı saate denk geliyorumdur."
"Genç kız da aynısını düşündü. Ta ki sekizinci geceye kadar. O akşam mutfakta su almak için balkondan birkaç dakika ayrıldı. Geri döndüğünde pencereye tekrar baktı. Kız hâlâ aynı yerdeydi. Ama bu kez..."
Kadın sustu.
Radyodan yalnızca hafif bir parazit sesi geçti. Ela farkında olmadan biraz daha öne eğildi. Kadının sesi yeniden duyuldu nihayet.
"...başı hafifçe yana eğilmişti. Sanki... onu izliyordu."
Ela'nın elindeki cips havada kaldı.
İstemsizce yutkundu.
Kadın ise hiç ses tonunu değiştirmeden anlatmayı sürdürdü.
"İnsan bazen izlendiğini hisseder. Hani dönüp baktığınızda gerçekten biri size bakıyordur ya... İşte genç kız da ilk kez o gece, karşı apartmandaki yabancının aslında manzarayı değil de genç kızı izlediğini düşündü."
"İlk birkaç gün bunun tesadüf olduğunu düşündü. Sonraki birkaç gün perdeleri kapatmayı denedi. Olmadı... Genç kız, merak ettiği şeye bakmadan duramıyor, her akşam kendini yine balkonda buluyordu."
"Ve karşı apartmandaki o pencereye istemeden de olsa gözlerini çeviriyordu. Kız hep oradaydı. Aynı saatte. Aynı yerde. Aynı şekilde."
"Bir akşam artık dayanamadı ve bir karar verdi. Ertesi gün işten çıktıktan sonra eve uğramadan karşı apartmana yürüdü. Apartmanın giriş kapısı açıktı."
"Dördüncü kata çıkınca koridor bomboştu. Yalnızca eski floresan lambanın cızırtısı duyuluyordu. Derin bir nefes aldı ve nihayet zile bastı."
Ela farkında olmadan cipsi yemeyi bırakmıştı artık. Gözleri radyoya kilitlenmiş kadının devam etmesini bekliyordu.
"İçeriden yavaş ayak sesleri geldi. Kapının kilidi çevrildi ve kapı aralandı. Kapıyı yaşlı bir kadın açtı. Bembeyaz saçlı, omzunda örgü bir hırka vardı. Genç kız kibarca gülümsedi. 'Merhaba, rahatsız ettiğim için özür dilerim. Ama birkaç gündür pencerenizde duran kızınızı görüyorum. Müsaitse eğer onunla bir konuşabilir miyim?' diye sordu."
"Kadın hiçbir şey söylemedi. Sadece genç kıza baktı. Uzun uzun... Hiç gözünü kırpmadan."
Ela istemsizce koltuğun üzerinde biraz daha doğruldu.
Kadının sesi bu kez neredeyse fısıltıya dönüşmüştü.
"Sonra yaşlı kadın... kaşlarını hafifçe çattı. 'Yanlış daire.' dedi. Kısa bir sessizlik oldu o an genç kız ve yaşlı kadının arasında. Genç kız şaşırdı hâliyle. 'Ama...' dedi. 'Her akşam pencerede duran-'"
"Yaşlı kadın sözünü kesti. 'Burada sadece ben yaşıyorum evladım!' diye sesini yükseltti kadın."
Ve tam o anda... Radyodan aniden, muhtemelen efekt ile yapılmış yüksek bir kapı çarpma sesi yükseldi.
Ela bütün vücuduyla yerinden sıçrayınca, elindeki cips paketi dizlerinden kayıp halının üzerine düştü.
Beklediğinden yüksek çıkmıştı bu ses, öyle ki, açık balkon kapısı yüzünden dışarıdakiler bile duyabilirdi.
"Allah!" Göğsüne götürdüğü eliyle kalbini tutmaya çalışırken derin bir nefes aldı. Olduğu yerde irkilerek sıçradı tekrar. "Ödüm koptu be! Manyak karı, böyle hikâye mi olur?!"
Salonda yeniden sessizlik hâkim olmuştu.
Sadece Ela'nın hızlanan nefesi duyuluyordu. Radyodaki kadın ise sanki hiçbir şey olmamış gibi sakin bir sesle konuşmaya devam etti.
"Genç kız da aynı tepkiyi verdi. Kapı yüzünde kapandıktan sonra birkaç saniye boyunca olduğu yerde kıpırdayamadı. Çünkü... karşı apartmandaki dördüncü kat penceresinde... artık kendi yansımasını görüyordu..."
Ela'nın bir eli hâlâ göğsünde, derin bir nefes almaya çalışırken...
Kapı çalındı.
Ela'nın bütün bedeni yeniden kasıldı.
Koridorun sessizliğinde yankılanan üç tok ses, gerilmişliğin üstüne bir gerginlik daha kattı.
Ela birkaç saniye nefes bile alamadı. Az önce dinlediği hikâye zihninin içinde hâlâ dönüp dururken, bir anlığına gerçekten kapıyı açmamayı bile düşündü.
Sonra mantığını devreye soktu.
"Saçmalama," diye fısıldadı kendi kendine. "Saçma sapan uyduruk bir hikâye sadece."
Yavaşça ayağa kalkıp, adımlarını mümkün olduğunca sessiz atarak kapıya yaklaştı.
Derin bir nefes aldı ve gözünü kapı dürbününe yasladı; koridorda duran kişi Emir'di.
Bunu fark eden Ela'nın omuzları bir anda gevşeyince kapıyı hemen açtı.
"Ela?" diye soran Emir'in yüzünde hafif bir endişe vardı. "İyi misin? Az önceki ses de neydi öyle?"
Ela mahcup bir gülümsemeyle ensesini kaşıdı. Radyoda dinlediği uyduruk bir hikâyeden etkilendiğini söylemek biraz utanç vericiydi onun için. Ayrıca radyonun sesini sonuna kadar açmaması gerektiğini de tam şu anda anlamıştı.
"Şey... Ben... Karton düştü elimden. Galiba biraz fazla ses çıkardı..."
"O kadar sesli miydi ya?" diye sordu kendi içine konuşur gibi. Zavallı kız utancından nereye bakacağını şaşırmıştı.
Tam Emir yeniden konuşacakken merdivenlerden ayak sesleri yükseldi bu sefer. İkisi de aynı anda başlarını çevirince, ağır ama düzenli adımlarla biri yukarı çıkıyordu.
Siyah takım elbisesinin ceketini kolunun üzerine almış, beyaz gömleğinin ilk birkaç düğmesi açık, kravatı ise bu sıcakta daha boğucu olduğu için çoktan çıkarılmıştı.
Yüzündeki yorgunluk, uzun geçen bir günün izlerini taşıyordu.
Merdivenin son basamağına geldiğinde önce Emir'e baktı, sonra bakışları yavaşça Ela'ya kaydı.
Hiç acele etmeden başını hafifçe eğerek kısa bir selam verdi ve hemen bakışlarını tekrar kardeşine çevirdi.
Gelen Emir'in ağabeyi Cihangir'di.
"Sorun mu var Emir, hayırdır bu saatte?" dedi sakin bir sesle. Daha çok kardeşinin bu saatte yeni komşularının kapısında bulunmasından rahatsız olur gibiydi.
Emir omzunu silkti.
"Yok abi. Bir ses duydum da komşumuz iyi mi diye sorayım dedim."
Sonra eliyle Ela'yı işaret etti.
"Yeni komşumuz. Leman Nene'nin torunu."
Cihangir kısa bir an Ela'ya baktı tekrar. Yüz ifadesi neredeyse hiç değişmedi ama.
"Hoş geldin."
Dediği tek kelime buydu.
Ela da hafifçe başını eğip gülümsedi. "Hoş buldum, merhaba."
Adam başını yeniden salladıktan sonra hiçbir şey söylemeden dairenin kapısına yöneldi. Anahtarını çıkarırken de arkasını dönmeden konuştu.
"Emir," dedi. "Ben birazdan yatıyorum. Sabah yine erken çıkacağım." Sonra başını omzunun üzerinden kardeşine çevirdi.
"Bana bak, evin içinde çıt istemiyorum," dedi ve daha fazla bir şey demeden dairenin içine girip kapıyı aralık bıraktı.
"Tamam tamam," dedi Emir başından savurur gibi.
Ardından koridor yine sessizleşti.
Ela'nın bakışları istemsizce kapanan kapının üzerinde kalınca içinden tek bir düşünce geçti o an.
"Iyy, ne kadar da sevimsiz..."
Sanki dünyadaki her şeyi olması gerektiği kadar konuşuyor, fazlasını gereksiz buluyordu Cihangir.
Emir gülümseyerek Ela'ya döndü.
"Çok konuşkan biri değildir," dedi, Ela'nın düşüncelerini okumuş gibi.
"Fark ettim." Ela istemsizce gülünce, Emir de ona katıldı.
"Neyse her şey yolunda olduğuna göre... iyi geceler o zaman."
"İyi geceler, kusura bakma tekrar."
Emir karşı dairesine geçti, kapısı kapandıktan sonra koridorda yalnızca Ela kaldı ve o da yavaşça kendi dairesine girdi.
Kapıyı kapattı, yavaşça kilidi çevirdi, sonra sırtını kapıya yasladı.
İki saniye boyunca gözlerini tavana dikti ve aniden iki elini yüzüne kapattı.
"Rezil bir insansın Ela... cidden büyük bir rezilliksin."
Olduğu yerde küçük küçük zıpladıktan sonra tekrar salona döndü. Sessizce çırpınıyor, bir yandan da kendi kendine söyleniyordu.
"Daha taşınalı bir buçuk ay oldu. Gece gece apartmanı ayağa kaldırdın. Harika bir ilk izlenim gerçekten."
Dora fanusun içinden ağır ağır ona doğru dönünce, Ela gözlerini balığına çevirdi.
"Bana hiç öyle bakma Dora. Elimde olan bir şey değildi, insanım ben korkabilirim."
Ama yüzündeki mahcup ifade birkaç saniye sonra yerini istemsiz bir tebessüme bıraktı, çünkü bütün utancına rağmen bu durum ona komik gelmişti.
"Ortalığı da batırdık şuraya bak," dedi kıkırdayarak. "Her yer cips olmuş."
Önce fanusun önüne geçip balığını daha yakından görecek şekilde eğildi, sonra da işaret parmağıyla camı hafifçe okşadı.
Aklından bazen Dora'yı eline alıp sevmek geliyordu ama sonunun nasıl biteceğini bildiği için bu fikri zihninden hemen söküp atmak zorunda kalıyordu.
Şu an da o anlardan biri yaşanıyordu.
"Ben buraları toplayayım. Sonra da sana birazcık yem vereyim," dedi gülümseyerek. "Ama sadece birazcık, fazlası zarar biliyorsun."
Dora ile olan sohbeti bittikten sonra - daha doğrusu tek taraflı bir sohbet - masaya yönelip hiç dokunamadığı ve artık oda ısısına gelmiş olan soğuk çayını bir dikişte içti. Ardından yere dağılmış cipsleri de topladı.
O an ki dalgınlıkla radyoyu tamamen unutmuştu. Büyük ihtimalle yayın bitmiş, sunucu veda etmişti ama Ela bu kısmı kaçırmıştı.
Salon artık daha temiz bir hâle geldikten sonra televizyon ünitesinin dolabından Dora'nın balık yemini çıkardı ve fanusun içine birkaç tanecikler attı.
Turuncu balık hızla suyun dibine düşen yemleri yakaladı. Bu durumu gören Ela'nın yüzünde yine her zamanki gibi kocaman bir gülümseme belirdi.
Sonra hiç düşünmeden fanusu ve telefonunu eline aldı ve kendini uykunun kollarına teslim etmek için odasına yöneldi.
- Bölüm Sonu -
Bölüm etkileşimi
