2. Yeni Başlangıçlara

Vaveyla Yazarı: Gül Bolat

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 2. Yeni Başlangıçlara

Ela, Deniz Kabukları Sokağı'na taşınalı tam bir buçuk ay olmuştu.

İlk gün eve girdiğinde karşılaştığı o tozlu, dağınık ve terk edilmiş görüntü artık büyük ölçüde ortadan kalkmıştı. Evin her köşesi hâlâ tam anlamıyla bitmiş sayılmazdı ama en azından artık kapıyı açtığında insanın içine umutsuzluk çökmüyordu.

Salon yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştı.

Yeni aldığı açık renkli koltuk pencerenin karşısına yerleşmiş, televizyon ünitesi kurulmuş, balkon kapısının yanına büyük yapraklı bir bitki bırakılmıştı. Yine de bazı köşeler hâlâ boş görünüyordu. Duvarlarda tablo yoktu. Rafların bir kısmı boştu. Sehpanın üzerinde durması gereken süs eşyaları hâlâ kutuların içinde bekliyordu.

Üstelik evde hâlâ o garip boya ve yeni eşya kokusu vardı.

Sanki ev ona sürekli, "Henüz tamamlanmadık" diyordu.

Mutfak büyük ölçüde bitmiş ama birkaç dolap rafları hâlâ doldurulmayı bekliyordu. Koridordaki duvar lambaları sipariş edilmiş ama henüz gelmemişti. Eskiden onun çocuk odası olduğu oda ise neredeyse olduğu gibi duruyordu.

Ela odaya şimdilik dokunmamaya karar vermişti. Kapısını açıp içine bakıyor, sonra tekrar kapatıyordu. Ne yapacağına henüz karar verememişti.

Belki çalışma odası olurdu.

Belki misafir odası.

Belki de hiçbir şey.

Ama belki de bir ev arkadaşı bulur, onun olurdu...

Bu bir buçuk aylık süreçte mahalleyi de az çok tanımaya başlamıştı. Sonuçta en son buraya geldiğinde küçücük bir çocuktu. Haliyle mahalle ve insanları değişmişti.

Ama tanıdığı insanların yaş ortalaması konusunda ciddi şüpheleri vardı.

Çünkü bugüne kadar karşılaştığı insanların neredeyse tamamı ya altmış yaş üstüydü ya da ilkokula gidiyordu.

Ortası yoktu.

Şimdilik.

Bir gün aşağıdaki bakkalın sahibi gelip bozuk prizini tamir etmişti.

Başka bir gün karşı apartmandaki Neriman Teyze elinde limonlu kekle kapısında belirmişti.

Apartman görevlisi Mehmet Bey haftada iki kez uğrayıp bir şeye ihtiyacı olup olmadığını soruyordu.

Hatta bir keresinde sokaktan geçen yaşlı bir amca onu hiç tanımadığı hâlde ismini söyleyerek selamlamıştı.

Ela hâlâ o adamın kim olduğunu bilmiyordu.

Bazen balkonda oturup aşağıyı izlerken kendi kendine düşünüyordu. Bu mahallede gerçekten genç insan yok muydu?

Çünkü gördüğü tek gençler sokakta top oynayan çocuklardı.

Sanki mahalledeki herkes bir sabah uyanmış ve altmış yaşına basmıştı ona göre.

Bu durum Ela'ya hem komik hem de biraz tuhaf geliyordu.

Şu an ise odasındaydı, vakit yine akşam saatlerine yaklaşıyordu.

Açık pencereden içeri giren yaz akşamının rüzgârı beyaz perdeleri hafifçe hareket ettiriyor, uzaktan gelen deniz kokusu odanın içine yayılıyordu.

Ela, yatağın karşısındaki dolabın kapakları açık bir şekilde elindeki tişörtleri katlayıp raflara yerleştiriyordu. Dolabın önünde hâlâ açılmamış iki bavul duruyordu.

Bir bavulun içinden kıyafetler taşmıştı hatta, diğerinde ise ne olduğunu kendisi bile unutmuştu.

Odanın köşesinde duran çalışma masasının üzerinde Dora'nın fanusu bulunuyordu. Zavallı japon balığı, Ela hangi odaya gitse onu da peşinden götürüyordu.

Turuncu balık her zamanki gibi kendi dünyasında yüzüyordu.

Ela elindeki tişörtü rafa koyduktan sonra ona baktı.

"Neredeyse iki aydır buradayız." Dora camın önünden geçince, Ela bunu bir cevap olarak kabul etti. "Fena sayılmayız, değil mi?"

Dolabın içine bir çift kot şort yerleştirdi aynı anda.

"Gerçi senin açından hiçbir şey değişmedi. Eskiden de camın içindeydin, şimdi de camın içindesin."

Dora yine yüzmeye devam etti.

Ela gülümsedi bu sefer, "Bazen seni kıskanıyorum biliyor musun?" dedi, başını hafifçe yana eğerek. "Hiç kira derdin yok." Sonra bir an durdu. "Gerçi artık benim de yok," diye ekledi kendi kendine sinsice gülerek.

Bir tişört daha katladı.

"Hiç fatura derdin yok. Ama benim artık var. Su, elektrik, ek masraflar..."

Bir tane daha.

"Hiç yetiştirmen gereken işler de yok."

Dora, fanusun içindeki küçük kalenin etrafında dönmeye başladı bu sefer.

"Tamam, sen kazandın."

Ela dolabın kapağına yaslandı yorgunca. Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu önce, sonra gözleri pencereye kaydı genç kızın.

Dışarıda sokak lambaları çoktan yanmıştı. Deniz Kabukları Sokağı gece olunca başka bir havaya bürünüyordu.

Daha sakin.

Daha yavaş.

Daha huzurlu.

Ela bir an dalmış bir şekilde öylece dışarıyı izledi ve en sonunda tekrar Dora'ya döndü.

"Biliyor musun, birkaç yıl önce buraya taşınacağımı söyleselerdi buna asla inanmazdım," dedi, sesindeki neşe biraz yumuşamıştı yumuşamasına ama üzgün bir tını da vardı.

Geçmişi hatırlamıştı hâliyle.

"Her şey çok hızlı oldu çünkü," dedi, Dora'nın fanusuna biraz yaklaşarak. "Önce annem gitti," dedi sesini biraz kısarak. "Sonra hemen ardından babam."

Ela bunu söylerken gözlerini kaçırmadı. Artık bu cümleleri kurabiliyordu. Eskisi kadar canını yakmıyordu, ya da en azından öyle görünüyordu.

"Biliyorsun işte," dedi gülümseyerek. "Sanki bilmiyormuşsun gibi konuşuyorum. Sen o zamanlar da yanımdaydın."

Fanusun camına hafifçe dokundu. "İlk başlarda ne yapacağımı hiç bilmiyordum." İstemsizce devam etme gereği hissedince, odadaki sessizlik yeniden büyüdü. "Sonra bir gün fark ettim ki insanlar hayatlarına devam ediyor."

Derin bir nefes aldı.

"Ben de etmek zorundayım, değil mi Dora?"

Dolabın kapağını kapattı. "Şimdi de buradayız," dedi. "Hey, bana bak balık, sen de terk etme beni sakın," dedi, gözlerini balığının kuyruğuna dikerek. Yüzünde ise küçük bir gülümseme oluştu.

"Belki bir gün kendi tasarım stüdyomu açarım ne dersin?"

Fanusa bakmaya devam etti. Konudan konuya atladığının ise farkında bile değildi.

"Belki bu evin balkonunu dünyanın en güzel balkonuna dönüştürürüm. Binlerce bitki besleriz beraber." Bir an düşünür gibi oldu. "Belki şu diğer boş odayı harika bir çalışma alanına çeviririm. O da olabilir bak..."

Sonra omuzları düştü, sesli ve bitkin bir nefes çıktı dudaklarının arasından.

"Önce şu evi bir bitir, Ela."

Bu daha gerçekçi görünüyordu. Dora camın önünden geçerken Ela kahkaha attı.

"Tamam, tamam," dedi başını sallayarak. "Hayaller büyük olabilir ama önce şu dolabı bitirelim."

Odanın içinde yeniden hafif bir sessizlik oluşurken dışarıdan bir kahkaha sesi duyuldu.

Bir araba geçti.

Rüzgâr perdeleri hareket ettirdi.

Ela ise uzun zamandır hissetmediği kadar yerinde hissederek odasının ortasında durdu. Sanki sonunda tekrar bu eve aitmiş gibi...

Sonra raflara yine kıyafetlerini dizmeye devam etti. Biraz geri çekilip yaptığı işe baktı.

Fena değildi. Ona göre tabii...

Hatta son derece düzgün görünüyordu. Yine ona göre.

Birkaç hafta önce bu odada yalnızca bir döşek, atmak istemediği bu dolap ve birkaç koli vardı. Şimdi ise yatağı kurulmuş, dolabın yarısı yerleştirilmiş, çalışma masası odanın bir köşesine çekilmişti.

Duvarlar hâlâ biraz boş görünüyordu ama en azından artık odaya giren biri burada gerçekten birinin yaşadığına inanabilirdi.

Ela ellerini beline koyup başını hafifçe yana eğdi.

"Oluyor oluyor. Biraz daha gayret."

Bu sözün kime söylendiği ise çok belli değildi ne yazık ki.

Odaya mı?

Kendine mi?

Yoksa hayatına mı?

Karar vermek elbette zordu.

Tam o sırada boğazındaki kuruluğu fark etti. Akşam boyunca hiçbir şey içmemişti, özellikle de bu sıcaklarda. Odadan çıkıp küçük mutfağına geçti hızlıca. Buzdolabının kapağını açıp birkaç saniye boyunca öylece baktı.

Buzdolabı da ona baktı.

İkisi arasında son derece boş bir sessizlik yaşandı o an.

Bir şişe ketçap.

Yarım limon.

Ve ne işe yaradığını kendisinin bile bilmediği bir sos.

Hepsi buydu.

Kapağı tekrar kapattı ani bir hareketle.

"Harika."

Saat henüz çok geç değildi, marketler açık olması gerekiyordu. Hem biraz hava almak da fena olmaz diye düşündü o an.

Mutfağın kapısından çıkıp tekrar odasına geçti kararlı adımlarla. Masanın üzerinde duran fanusa ve içinde ağır ağır yüzen Dora'ya baktı ve masanın yanına yaklaştı. Ellerini arkasında birleştirip çok hafif öne eğilip balığı ile konuşmaya başladı.

Zaten tek yaptığı şey bu değil miydi?

Konuşmak, konuşmak ve yine konuşmak...

"Ben bakkala gidiyorum," dedi, Dora hâliyle tepki vermedi. "Sakın bir delilik yapma tamam mı?"

Balık öylece ve umursamadan fanusun içinde yüzmeye devam edince Ela başını salladı.

Tekrar doğrulup, daha birkaç dakika önce düzenlediği dolabının önüne geçti. Üzerine kesinlikle dışarıya uygun bir şeyler giymesi gerekiyor diye düşündü.

En olmadık hâlinizle çöp atmaya çıkınca, beklenmedik anda yakışıklı bir erkek görürsünüz ya. Tam da o geçiyordu aklından.

Hayatın yazılı olmayan kurallarından bir tanesi...

En dağınık olduğun gün, en eski tişörtünü giydiğin an, saçlarının yarısı kontrolden çıktığında...

Ela bunu çok iyi biliyordu.

Bu yüzden bir kısmını başının tepesinden bağladığı topuzundan kaçan birkaç tutam saçı düzeltti. Dudaklarına biraz nemlendirici sürdü ve en sonunda aynaya baktı.

"Abarttın iyice sen de... alt tarafı bir bakkala gideceksin, o da apartmanın en alt katında."

Telefonunu, cüzdanını ve anahtarını aldıktan sonra daireden çıktı.

Kapıyı kilitleyip anahtarı çevirdikten sonra tam arkasını dönüp merdivenlere yönelmişti ki birine çarptı.

"Ayy!" diye bir çığlık kaçtı dudaklarının arasından ve olduğu yerde sıçradı.

Karşısındaki kişi de bir adım geri çekildi, sonra hemen ardından gülmeye başladı.

"Yavaşşş," dedi, sesi oldukça sakin çıkıyordu Ela'nın aksine, "Korkma."

Ela refleksle elini göğsüne götürdü. Ardından başparmağını ön dişlerine değdirip yukarı çekti korktuğunu belli edercesine.

"Ödümü kopardınız."

Karşısındaki çocuk gülmeye devam ediyordu. Gülünce yanaklarında belirgin gamzeler oluşuyor, gözleri ise hafifçe kısılıyordu. İnsanın istemeden bakmak istediği türden bir yüzü vardı.

İki elini teslim olur gibi kaldırdı sonra. "Özür dilerim." Gülüşü biraz daha büyüdü. "Niyetim seni korkutmak değildi."

Sonra elini uzattı yavaşça. "Emir ben." Başını, Ela'nın hemen karşısındaki kapıya doğru çevirdi. "Karşı dairede oturuyorum."

Ela birkaç saniye gösterdiği yere baktı, ardından yeniden ona döndü ve uzattığı eli sıktı.

"Ela."

Dudaklarında hafif bir gülümseme oluştu, sonuçta soğuk yapmanın bir anlamı yoktu değil mi. Karşısındaki adam onu bilerek korkutmamıştı ya...

"Memnun oldum."

"Ben de."

Kısa bir sessizlik oldu ama Ela, sessizlikleri çok uzun süre yaşatabilen biri değildi. Bu yüzden düşünmeden konuştu.

"Açıkçası bu apartmanda genç biriyle karşılaşmayı beklemiyordum."

Emir bu cümlenin üstüne kaşlarını belirgin bir şekilde kaldırdı.

"Neden?"

Ela ise omuz silkti. "Neredeyse iki aya yakın buradayım ve şimdiye kadar sadece yaşlılarla muhatap oldum," dedi, yüzünde sahte bir gülümsemeyle.

Parmaklarıyla saymaya başladı bu sefer.

"Adını bilmediğim bakkal amca, karşı komşu Neriman Teyze, apartman görevlisi Mehmet Bey ve yine adını bilmediğim ama bana ismimle hitap ederek selam veren yoldaki dede."

Emir kahkahayı bastı ama Ela hiç aldırmadan devam etti.

"Artık burada kırk yaş altı kimse yaşamıyor diye düşünmeye başlamıştım."

Emir başını salladı. Daha birkaç saniye önce tanıştığı bir kızın bu kadar çok konuşması, üstüne bir de samimiyet göstermesi onu şaşırtmıştı.

"O zaman sana bir güzel haberim daha var."

Ela merakla baktı karşısındaki adama ve, "Nedir?" diye sordu.

"Benden üç yaş büyük bir abim daha var bu dairede." Bir an durdu. "Yani apartmanda genç nüfus bizimle birlikte üç katına çıkıyor."

Ela istemsizce gülmeye başladı.

"Ne büyük şans."

"Öyle," dedi Emir, sonra hemen bir soru sordu. "Alışabildin mi peki?"

"Neye?"

"Mahalleye, sokağa, apartmana..."

Ela bir an düşündü. "Aslında evet." Merdiven boşluğundaki pencereye baktı. "Yani hayır."

Emir'in bir an kaşları çatıldı ama Ela hemen ardından devam etti.

"Ay yani evet, zaten bildiğim bir yer. En son ilkokuldayken gelmiştim ama yine de tanıdık geliyor."

Emir bu sefer çatık kaşlarını bozup onları yukarı kaldırdı. "Epey zaman geçmiş ama."

"Evet öyle oldu biraz," dedi Ela gülümseyerek. Emir de onun gülümsemesine karşılık vererek bir basamak daha çıkınca, Ela refleksle yana kayıp ona yer açtı.

"Bir şeye ihtiyacın olursa haber ver mutlaka. Severek yardımcı oluruz."

Ela yine gülümsedi ama bu sefer daha derin bir samimiyetle.

"Teşekkür ederim."

Emir, dairesinin anahtarını çıkarıp kapıya yöneldi, anahtarı deliğe sokmuştu ki Ela aklına gelen soruyla seslendi.

"Bir şey sorabilir miyim?"

Genç adam dönüp baktı, yüzünde apaçık bir merak belirdi bakarken.

"Aşağıdaki bakkal dışında yakınlarda başka market var mı?"

Emir önce birkaç saniye ona baktı ve beklenmedik anda gülmeye başladı. "Bu mahallede bakkaldan çok ne var," dedi neşeli bir sesle.

Ela şaşkınca gözlerini kırpıştırdı.

"O kadar çok mu?" diye sormuştu, ayrıca bu bilgi biraz da ilgisini çekmişti. Mahalle uzun bir şerit gibi denize uzanıyor, her iki tarafında ise apartmanlar duruyordu. Bundan ibaret sanıyordu mahalleyi, belki de o yüzden şaşırmıştı karşısındaki adamın bu cümlesine.

"Saymayı bıraktım," dedi Emir. Bir an düşündü, yeniden kapıya baktı ve tekrar Ela'ya döndü. "İstersen eşlik edebilirim. Yani rahatsız olmazsan."

Ela omuz silkip başını iki yana salladı, "Yoo, olmam," dedi gayet rahat bir tavırla.

Emir bir an ona bakıp tekrar merdivenlere yöneldi. Birlikte aşağı inmeye başladılar. Apartmanın kapısından çıktıklarında yaz akşamı onları karşıladı. Hava gündüze göre biraz daha serinlemişti nihayet.

Denizden gelen hafif rüzgâr sokak boyunca dolaşıyor, balkonlardaki çiçekleri sallıyordu. Yokuş aşağı yürümeye başladı yeni tanışmış, taze komşular. Uzaktan deniz görünüyor, sokak lambalarının sarı ışıkları yanıyordu.

Emir ellerini cebine sokmuş bir şekilde, sessizliği böldü, "En son ne zaman geldin demiştin?" diye sordu. Sohbeti ilerletmek her zaman onun işiydi, arkadaşları arasında da öyleydi.

"İlkokul."

"Ondan sonra hiç gelmedin mi?" diye sordu yine.

Ela yavaşça başını iki yana salladı. "Hayır, o zamanlar babaannemi ziyarete gelirdik. Sonra o vefat edince-"

"Bir dakika, Leman Nene senin babaannen mi?" diye böldü onu Emir. Yüzünde apaçık bir şaşkınlık vardı.

Hâliyle Ela da şaşırmıştı.

"Evet..."

Emir onun babaannesini nereden tanıyordu? Hatırladığı kadarıyla, yaz tatillerinde buraya geldiklerinde apartmanda onun yaşıtlarında çocuklar yoktu.

Emir, Ela'nın kafasının içindekileri okumuş gibi hemen devam etti.

"O zamanlar bizim ev biraz daha yukarılardaydı," dedi.

Emir, Deniz Kabukları Sokağı'nın birçok olaylarına hâkimdi. Bu sokakta doğmuş, bu sokakta büyümüştü ama Ela ile hiç denk gelmemişlerdi.

"Ne kadar tuhaf..." dedi Ela kendi kendine. "Daha önce seni hiç görmediğime eminim."

"Evet... Nedense ben de seni hiç hatırlamıyorum ama babaanneni çok severdim," dedi Emir gülümseyerek. Sanki aklına eski günler gelmişti bunu söylerken.

Ela gözlerini Emir'in yüzünde gezdirdi, belki de bir tanıdıklık arıyordu ama bulamadı.

"Birkaç yıl sonra bu apartmana taşındık. Yani sadece abim ve ben."

İstemsizce içinden bu soru geçti Ela'nın. "Ailen nerede peki?" Belki de kendi annesi ve babası olmadığı için merak ediyordu bunu.

"Onlar eski dairede kaldılar," dedi Emir gayet sade bir sesle. "Bir zaman sonra sığamaz olduk hâliyle ve inan bana böyle çok daha güzel oldu," diye devam etti gülerek.

Ela aklından kötü ihtimali geçirdiği için kendinden utandı. Bir an Emir de ailesini kaybetti sandı ve başını sallayarak önüne eğdi.

"Seninkiler nerede?" diye sorunca Emir, hızla başını kaldırdı.

"Onlar," Bir an durdu. Uzun zamandır söylememişti bu kelimeyi. "Şey..." Öldüler demek yine de zor geliyordu ona.

Emir hemen anlamıştı ve anında kaşlarını çattı. "Ben... çok üzgünüm. Başın sağ olsun." Bir elini Ela'nın omzuna koyup orayı hafifçe sıvazladı.

"Sen de buraya taşınmaya mı karar verdin?" Biraz konuyu dağıtmak istiyordu. Ela bunu fark edince hafifçe gülümsedi.

"Onları kaybedeli neredeyse üç yıl olacak. Buraya dönme gibi planlarım da yoktu aslında. Ama şimdi bir şekilde buradayım işte," dedi yüzünde buruk bir gülümsemeyle.

"E tekrar hoş geldin o zaman, Ela," dedi Emir, başını hafifçe Ela'ya eğip yüzüne bakarak. Yüzündeki derin gülümseme gamzelerini tekrar ortaya çıkarıyordu. Ela'nın gözleri tekrar oraya kayınca yüzünde engel olamadığı o gülümseme beliriveriyordu.

"Hoş buldum," dedi aynı ses tonuyla.

İkili yürümeye devam ederken sokağın sonlarına doğru yaklaştıklarını fark etmemişlerdi.

Emir adımlarını yavaşlatıp, çenesini hafif yukarı kaldırıp önünde durdukları marketi işaret etti. "Geldik işte. Hem daha büyük, hem de bizim sevimsiz bakkalcıdan daha güler yüzlü."

Ela bu cümleye gözlerini kocaman açarak Emir'e baktı ve sesli bir kahkaha attı. "Haksızlık ediyorsun. Bana çok yardımı dokundu ama," dedi, neşeli çıkan sesiyle.

"Şimdilik öyle. Aradan biraz zaman geçsin, sana da gerçek yüzünü gösterecek merak etme."

Ela bu sefer biraz korkmuş gibi bakışlarını kaçırdı.

'Cidden böyle bir şey yapar mıydı bakkal amca?' diye düşünmeye başladı.

🐚

Market düşündüğünden biraz daha büyük çıkmıştı.

Ela aslında yalnızca birkaç içecek almak için gelmişti, büyük alışverişini yarın yapacaktı ama "markete girip sadece ihtiyacın olan şeyleri almak" diye bir şey gerçek hayatta pek mümkün olmuyordu.

Özellikle de yeni taşındıysan.

Bu yüzden yaklaşık yirmi dakika sonra kasadan çıktığında elinde iki poşet vardı. Birinde meyve suyu, su, buzlu çay ve birkaç atıştırmalık bulunuyordu.

Diğerinde ise aslında almaya hiç niyeti olmayan ama bir şekilde sepete giren şeyler vardı.

Kurabiyeler, cipsler, çikolatalar, şekerler ve neden aldığını bilmediği renkli pipetler ve piknik eşyaları. İlla ki lazım olur diye düşündü Ela, ya da daha doğrusu görmüşken almak diyelim biz ona.

Marketin önüne çıktığında Emir hâlâ telefonuna dalmış bir şekilde onu bekliyordu ama Ela'yı görünce başını kaldırdı.

"Sonunda. Bir an içeride düşüp bayıldın sandım."

Ela kaşlarını kaldırdı. "O kadar uzun sürmedi bence," diyerek karşı çıkmaya çalıştı ama Emir'in biraz sonra söylediğiyle şaştı kaldı.

"Tam tamına yirmi üç dakika."

"Saydın mı gerçekten?" diye sordu Ela şaşkınlıkla.

"Saymadım tabii ki Ela ama içeriye ne zaman girdiğini biliyorum, tahmin de bulundum."

Her şeyi bu kadar ciddiye almaması gerekiyordu, bunu kendine hatırlatmalıydı...

Ona rağmen önce güldü, sonra poşetleri kaldırıp gösterdi. "Bence başarılı bir alışveriş oldu."

Emir poşetleri hiç düşünmeden elinden aldı.

"Ver, ben taşırım."

Ela itiraz etmeye çalıştı ama nafileydi.

"Yok yok, ben-"

"Ver ver."

"O kadar ağır değiller."

Emir çoktan poşetleri almış ve yürümek için bir adım atmıştı, bu sefer tekrar evin yoluna değil. Başını sahil tarafına çevirip, "Vaktin varsa istersen biraz sahile inebiliriz," diye bir teklifte bulundu.

Cümlesi biter bitmez Ela'nın yüzü heyecanla aydınlandı.

"Ay olur." Abartılı bir rahatlama nefesi verdi. "Evdeki taşınma stresinden biraz uzak kalsam ne güzel olur. En azından nefes alırım. Sabahtan beri dolap diziyorum. Artık daha fazla ne kıyafet ne de koli görmek istemiyorum."

Emir gülmeye başladı. Ela fark etmeden yine aynısını yapıyordu; gereğinden fazla detay vermek.

"Süper, sahil sana iyi gelir o zaman. Hadi inelim."

Poşetlerin ikisini de sol eline aldı ve ikili birlikte yeniden yürümeye başladılar.

Sahil gerçekten de markete çok yakındı. Birkaç dakika sonra asfalt yol yerini yürüyüş yoluna bırakmış, sonrasında ise kumsal görünmüştü. Akşamın ilerleyen saatlerine rağmen sahil hâlâ canlıydı.

İnsanlar yürüyor.

Çocuklar kumda oynuyordu.

Bisiklet sürenler bile vardı.

İskele tarafında oturan kalabalık gruplardan kahkahalar yükseliyordu.

Bazı insanlar sahil boyunca dizilmiş banklarda oturup denizi izliyor, deniz ise gece ışıklarının altında koyu laciverte dönüşüyordu.

Ela birkaç saniye boyunca, uzun zamandır görmediği bu muazzam manzarayı izledi ve yüzünde çocukça bir ifade oluştu. Hiçbir şey söylemeden eğilip, ayağındaki terlikleri çıkardı.

Emir bunu görünce gülmeye başladı ve "Ne yapıyorsun?" diye sordu neşeli sesiyle.

"Ne demek ne yapıyorsun?" Terliklerini eline aldı Ela. "Sahile geldik, denize gireceğim."

"Gece gece mi?"

"En azından ayaklarım değsin. Bu hissi ne kadar özledim anlatamam."

Bunu söyler söylemez kuma doğru yürüdü. Emir arkasından bakıyordu. Ela'nın yürüyüşünde garip bir enerji vardı, sanki yirmi dört yaşında değil de tekrar altı yaşındaydı.

Kuma ulaşınca hızlandı.

Dalgalar kıyıya vurup geri çekiliyor, ilk su ayağına değdiğinde yüzünde kocaman bir gülümseme oluşmuştu.

"Ah!" diye bağırdı ve gözlerini kapattı. "Çok güzel!"

Emir birkaç metre geride durmuş öylece bu anın tadını çıkaran kızı izliyordu.

Ela da dönüp ona baktı.

"Gelsene, su çok güzel!"

"Yok! Sana iyi eğlenceler," diye kahkahasını yükseltti Emir, başını iki yana sallayarak karşısındaki manzarayı izlemeye devam etti. Ela ise hiçbir şey demeden tekrar Deniz'e döndü.

🐚

Bir süre boyunca sadece yürüdüler. Kimi zaman konuşarak, kimi zaman birbirlerini daha iyi tanımak için sorular sorarak. Daha bir saat önce tanışan iki komşu olarak gayet uyumlu bir enerjileri vardı ikilinin ama daha çok anlaşan iki arkadaş gibilerdi bu kısa sürede.

Arada sırada rüzgâr saçlarını savuruyor, deniz hâlâ aynı ritimde kıyıya vuruyor ve uzaktan gelen müzik sesleri gecenin içine karışıyordu.

Yaklaşık bir saat boyunca sahilde kaldılar.

Yürüdüler.

Banklara oturdular.

Dondurma alan insanları izlediler.

Bir ara Ela kumun üzerine oturup ayaklarını uzattı. Emir bunun saçma olduğunu söylese de Ela onu dinlemedi, yıllarca hasret kalmıştı bu hissiyata.

Sonunda saat ilerleyince geri dönmeye karar verdiler.

Mahalleye döndüklerinde sokak daha da sakinleşmişti. Bazı balkonların ışıkları sönmüş, bazı insanlar çoktan evlerine çekilmişti.

Apartmana ulaştıklarında Emir hâlâ poşetleri taşıyor, Ela da hiç itiraz etmeden taşımasına izin veriyordu. Üçüncü kata çıkıp koridorda durdular. Ela anahtarını çıkarırken Emir poşetleri ona uzattı.

"Teslimat tamamlandı."

Ela onun bu cümlesine içten bir kahkaha atma gereği duydu. Biraz cıvık, biraz fazla açık sözlü, biraz da fazla sevecen biriydi Emir. Herkesle kolay anlaşan ama yakın çevresine tüm kalbini açanlardan...

"Teşekkür ederim, seni de yordum bu sıcakta."

"Ne demek, seve seve."

Anlık sessizliği ardından, bu anı bozan Ela oldu. Yorulmuştu hâliyle ama bu tatlı bir yorgunluktu artık.

"İyi geceler o zaman."

"İyi geceler, Ela-" Emir biraz yan eğilip zilin altındaki isme bakmaya çalıştı. Ela bunu fark edince kendiside istemsizce onun baktığı yöne çevirdi başını.

"Karaca. Tanıştığıma memnun oldum, tekrar hoş geldin evine."

Evine.

Gülümseyerek karşılık verdi Ela. "Ben de memnun oldum. Emir-" Bu sefer aynısını Ela da yaptı. "Değirmenci. Yardımın için sağ ol."

İkili gülümseyerek kendi dairelerine yöneldi.

Aynı anda kapılarını açıp içeri girdikten sonra Ela'nın ilk yaptığı şey mutfağa gitmek oldu. Aldığı içecekleri buzdolabına yerleştirdi.

Orada işini bitirdiğinde ev yine sessizliğe gömülmüştü. Sadece mutfaktan gelen hafif buzdolabı sesi duyuluyordu artık.

Ela yavaş ve yorgun adımlarla odasına geçti. Kapıyı arkasından kapattı ve kendini sırt üstü yatağın üzerine bıraktı. Kollarını iki yana açıp tavana bakarken, odadaki loş ışık duvarlara vuruyor, pencereden içeri gece rüzgârı giriyordu.

Gözlerini tavandan ayırmadan düşünmeye başladı.

Denizi, kumsalı, insanların kahkahalarını, sahilin ışıklarını, ayaklarına çarpan serin suyu ve orada geçirdiği vakitte hissettiği o hafifliği... Yüzünde fark etmeden küçük bir tebessüm oluştu.

Bir buçuk ay önce buraya geldiğinde her şey tanıdık olsa da yine de yabancı görünüyordu.

Şimdi ise biraz daha az yabancı, biraz daha alışılır. Hatta ilk arkadaşını bulmuştu bile. Ayrıca kapı komşusu olması da çok büyük bir avantajdı onun için.

Ela birkaç dakika daha yatağın üzerinde öylece kaldı. Bir ara tam uyuyakalacak kadar gevşediğini fark edince aklına hemen dolap geldi ve o anda bütün huzuru dağıldı.

Çünkü şimdi bitirmezse, yarın sabah kalktığında onları yine yerleştirmek zorunda kalacaktı ve kendine, bunu neden gece bitirmediği için kızacaktı.

"Hayır." Yatağın üzerinde doğruldu. "Bu iş bugün bitecek Ela."

Dora, o sırada fanusun içinde yavaşça dönünce, Ela bunu destekleyici bir konuşma olarak yorumladı ve yataktan kalkıp yeniden dolabın başına geçti.

Dolap evde kalan eski eşyalardan biriydi. Aslında taşınırken değiştirmeyi düşünmüştü ama sonra vazgeçti. Hem oldukça büyüktü, hem de yıllara rağmen gayet sağlam görünüyordu.

Yeni alacağı çoğu dolaptan daha kullanışlıydı üstelik, bu yüzden şimdilik onunla devam etmeye karar vermişti.

Dolabın bir kapağını açtı, içeri birkaç kıyafet daha yerleştirdi bavulundan. Sonra alt taraftaki bölmeye uzandı, o bölmeyi şimdiye kadar pek kullanmamıştı.

Kapak biraz sıkışarak açılınca Ela kaşlarını çattı.

"Bu da ne böyle?"

Bölmenin en arkasında tozlanmış bir kutu duruyor, kartonun rengi yıllar içinde solmuştu. Ela eğilip kutuyu çekti, beklediğinden daha ağırdı.

Yere bırakıp kutunun kapağını kaldırdı ve içinden eski bir radyo çıktı.

Birkaç saniye boyunca sadece baktı, sonra radyoyu eline aldı.

"Ee?" Başını yana eğdi. "Sen çalışıyor musun ki daha?" diye sordu kendi kendine.

Radyo gerçekten eski görünüyordu. Ön kısmında birkaç düğme vardı. Yan tarafındaki plastik hafif sararmıştı üstelik.

Üst kısmından ince metal bir anten çıkıyordu. Ela anteni tutup çekince, anten uzadı da uzadı.

"Vay be." Dora'ya döndü. "Dora bu çok eski olmalı." Balık hâliyle sessiz kaldı. Ela, radyoyu elinde şöyle bir evirip çevirdi.

Arkasına baktı.

Yanlarına baktı.

Telefonla bağlanabileceği bir yer bile aradı saçma bir şekilde.

"Yok..." Bir süre sonra teslim oldu. "Bu bildiğimiz eski püskü bir radyo galiba Dora."

Radyonun üzerindeki düğmelerden birine basınca bir anda cızırtı sesi yükseldi ve Ela refleksle yüzünü buruşturdu.

"Ayy!" diye bağırdı önce. "Allah'ım bugün herkes ve her şey beni korkutmakla görevli galiba..."

Ses bütün odada yankılanmıştı.

Cızırtılar o sırada devam etti, ardından aniden kesildi. Sonra başka bir frekans geldi ve hemen arkasından tekrar bir cızırtı.

Ela'nın merakı iyice artmıştı. Radyoyu kolunun altına sıkıştırdı ve fanusu da aldı. "Hadi bakalım Dora," dedi fanusu dikkatlice kaldırarak. "Bunu balkonda çözeceğiz."

Birkaç dakika sonra balkondaki küçük masanın üzerinde hem Dora'nın fanusu hem de eski radyo duruyordu.

Ela mutfaktan aldığı soğuk suyla birlikte sandalyesine oturdu. Gece artık iyice çökmüştü. Deniz Kabukları Sokağı'nın büyük kısmı sessizleşmeye başlamıştı.

Ela radyonun düğmeleriyle oynamaya başladı.

Bir frekans:

Cızırtı.

Başka bir frekans:

Müzik.

Başka bir frekans:

Haberler.

Bir tane daha:

Sonra bir kadın sesi duyuldu.

"... ve kitabın en sevdiğim kısmı da buydu." Ela durdu, ses oldukça netti. Kadın konuşmaya devam ediyordu. "Çünkü bazen insanlar yeni bir hayata başlamak için büyük mucizelere ihtiyaçları olduğunu sanıyorlar."

Ela fark etmeden biraz daha yaklaştı, kadın sesi gülümser gibi konuşuyordu.

"Sanki bir gün uyanacaklar ve her şey değişecek."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Halbuki çoğu zaman yeni başlangıçlar yalnızca küçük cesaretlerden oluşur."

Ela kaşlarını hafifçe kaldırdı. Kadın kitabı anlatmaya devam etti.

Karakterlerden, taşınmaktan, yeni şehirlerden, yeni insanlardan ve geçmişi geride bırakmaktan...

Ela elindeki su şişesini yavaşça masaya bıraktı.

Bu biraz tuhaftı.

Çünkü anlatılan şeyler son birkaç haftadır yaşadığı şeylere şaşırtıcı derecede çok benziyordu.

Yeni ev, yeni hayat, yeni başlangıçlar.

Kadının sesi geceye karışırken Ela istemsizce gülümsedi.

"Bu biraz ürkütücü, değil mi Dora?" diye sordu, aynı anda Dora camın önünden geçti.

Ela ise tekrar radyoya baktı.

"İyi anlamda ürkütücü..."

Tam o sırada radyonun hafif bir parazit sesi yükseldi. Kadının sesi kesildi ve cızırtılar tekrar başladı.

Ela'nın kaşları istemsizce çatıldı. "Ne oldu şimdi? Ne güzel dinliyorduk."

Frekans kendi kendine kaymış gibiydi ve birkaç saniye boyunca yalnızca uzun bir parazit duyuldu.

Sonra... Kadının sesi tekrar geldi, bu kez daha derin, daha sakindi ve nedense çok daha yakından geliyormuş gibi hissediliyordu.

Ela'nın yüzündeki gülümseme yavaşça silindi, rüzgâr bir anda daha serin esmiş gibi geldi.

Ses birkaç saniye sustu, sonra konuştu.

"Deniz Kabukları Sokağı'na..." Kısa bir duraksama oldu. "...hoş geldin, Ela Karaca."

Ela'nın eli su şişesinin üzerinde donup kaldı. Gözleri yavaşça büyüdü, kalbi bir anlığına atlamış gibi hissetti.

Hemen ardından, 'Neredeyse iki ay oldu taşınalı, illa ki ismim duyulmuştur buralarda. Ayrıca çoğu kişi seni babaannenden tanıyor.' diye geçirdi içinden.

"Hemen panik yapma Ela," dedi kendi kendine.

Ama bilmiyordu ki, bu radyonun onun başına daha ne belalar açacağını...

- Bölüm Sonu -

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

25okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18