8. bölüm · Dead Lovers | 2min
7- visit
23/11/2023
Seungmin’in hayalindeki gün gelmişti. Kaç ay sonra sonunda Portekiz’e gidecekti, ve bir gün kalacaktı.
Oraya gittiğinde bulmak üzere otel parası vesaire her şeyi hazırdı. Minho, ilk taşındığı gün evinin tam adresini ona yazıp göndermişti. Açıklama yapmamıştı ancak Seungmin’den bu mesajı ekran görüntüsü almasını, çünkü silmek zorunda olduğunu söylemişti.
Ve bir telefon numarası bırakıp geleceği gün o numarayı aramasını söylemişti.
Seungmin de şuan havalimanındaydı. Valizini uçağa bırakmak için sıradaydı. Telefon pek çekmese de konuşmaya yeteceği için ekran görüntüsü almış olduğu numarayı aradı.
4-5 çalıştan sonra pes edip kapatacaktı ki telefon açıldı. Başta konuşmadı. Ailesidir diye sesini duyurmak istemedi. Ama sonra ne kadar muhtaç olduğu sesi duyunca bedenini hissedememeye başladı.
“Merhaba?”
Asla unutamadığı bir ses tonuydu, her seferinde kalbini hızlandıran, ne diyeceğini unutturan bir sesti. Gülümsedi.
“Minho…”
Minho’nun sesi kısıldı. Fısıldamaya başladı, ama buna rağmen yükseldi sesi.
“Seungmin?!”
Bu esnada Minho, uzun süredir yapmadığından nasıl uygulanacağını unuttuğu şekilde gülümsedi. İçten, yapmacık değil. Başına bu süredir ilk defa geliyordu herhalde.
“Havaalanındayım. Evinde kalamayacağımı bildiğimden yakın bir otele gideceğim. Bir sorun, sıkıntı var mı?”
“Yok. Hızlı gel. Konum var değil mi?”
“Var.”
“Harika. Annemler falan evde ama işimiz yok. Bir bahane bulur çıkarım yarın falan gelirsin muhtemelen.”
“Evet, saat daha 17.00 falan. Yarını bulur.”
Minho, yatağında kulağına koyduğu telefonla heyecanla tavana baktı. 4 aydı bu, bazı insanlar birbirini 4 yıl beklemişti sonuçta. Hatta belki çeyrek asır bekleyen bile olmuştu. Bu da bir şey miydi demeye çalışsa bile her gün adını sayıklıyordu ‘arkadaşı’nın, hislerini anlatmanın yolunu arıyordu.
O yolu bulmuştu işte, hislerini söyleyecekti ama yaşayamayacaklardı. Seungmin de aynı şeyi düşünse bile… çünkü yaşanılamayacak tek şey his olmayacaktı, bir hayat da belki
Minho, gülümsedi. “Görüşürüz o zaman. Geldiğin zaman numaraya mesaj at.”
Tebessümün sesini duyan Seungmin de gülümsedi. Kuyruk gibi sıranın ona gelmesine az kalmıştı. “Tamam. Görüşürüz.”
Telefon kapandı. Gerisi Seungmin’in umrunda da değildi. Uzun ikna ve para bekleme gibi şeyler sonucu sonunda yalnız başına gidiyordu. İlk yolculuğu değildi ama uçağın düşüp de ölmesini dilemeyeceği ilk yolculuğuydu.
Tabii bu dilekleri yaparken de aklına Minho gelir ve susardı.
Valiz, çanta ve ıvır zıvır işler bittikten sonra bir süre önce Minho’nun girmiş olduğu sıraya girdi. Farklı insanlar, farklı hayatlardan oluşan bir uçak sırasıydı.
Arkadaşını ziyarete giden birisi de vardı belki bu sırada. Ama onlar normalce eğlenmeye gidecekti. Seungmin niye gidiyordu bilmiyordu, hediyesi olduğunu söylemişti. Ama gitmeden önce verememe sebebini anlamamıştı.
Yetişmemişti herhalde, diye iç geçirdi. Hem belki verip gitmek yerine birlikte bakacaklardı.
Otobüsten uçağa kısa bir yolculuktan sonra, asıl yolculuk başladı. Bu sefer uçağın düşmesini istemiyordu. Gerçi zaten diğer insanların ne günahı vardı ki.
Kulaklığını takarak bol basınç ile uzun bir yolculuk geçirdi.
Farkında bile olmadan kapattığı gözlerini açtığında, karşısında Minho’yu gördü. Minho’nun ‘eski’ evindelerdi, yalnızlardı.
Bunun rüya olduğunun farkındaydı. Uyanmak istiyordu ama yapamıyordu. Kabuslardan uyanmayı hiç başaramamıştı zaten.
“Nereye gidiyorsun, Seungmin?” Dedi karşısındaki ses ona. Arkadaşının bedeninde başka biri konuşuyordu sanki.
“Gitme. Benimle kal. Sana söyleyeceklerim var.”
Seungmin, evi inceledi, gariplik yoktu. Yüzlerce parçadan oluşan köpek puzzle tablosu bile aynı yerde asılıydı.
Seungmin zar zor konuştu. “Bırak beni. Uyanmalıyım. Uçakta uyumaktan nefret ediyorum,” sonlara doğru sesi kısılmıştı.
“Umrumda değil,” dedi Minho gülerek. “O beyaz mumu hatırlıyor musun? Hatta ikisini birden. Siyahı da. Üzerindeki harfler mesela. Hatırlıyor musun onları?”
Ruh gibi duran Minho’ya bakarken, kalbi hızlandı Seungmin’in. Rüyaları hiçbir zaman bu kadar korkunçlaşmamıştı. Sadece Minho ile olan rüyaları böyleydi.
“Evet. Git artık.”
Minho, kahkaha atmaya başladı. Delirmiş gibi gülüyordu. Sanki bu bir oyundu da her şey yalandı, Seungmin’i kandırmıştı sanki
“Rüyandaki o yazı? Ölüm.”
“Ne?”
“Görürsün.”
Seungmin ona mı kanacaktı bu kadar iş içinde? Belki de evet kanmıştı. Çünkü Minho’nun elinde o beyaz mum vardı. D harfinin yanına birkaç harf daha eklenmişti. Gözlerine lanet okudu, yürüyemiyordu da. Hareket de edemiyordu.
“Seni bu yüzden çağırdım.” Dedi. Bu esnada bacakları yok oldu, ve kolları saçlarından çıkmaya başladı. Seungmin bundan korkmadı. Uyanacağını anlayınca rahatladı.
Tabii gözünü açsa da, o mum aklından asla çıkmadı. Minho’nun evinde kaldıkları gün de garip bir rüya görmüştü, şimdi de görüyordu.
Büyü falan mı yapmıştı bu çocuk ona?
Seungmin, gözünü açınca etrafına baktı, bir değişiklik yoktu. Üçlü uçak sırasının ortasındaydı, etrafında insanlar, kimi kitap okuyor, kimi uçaktan korkuyor kimi de sadece önüne bakıyordu.
Şuan kendiyle başa çıkmalıydı. Zihnini zorladı, ama o mumdaki yazıyı hatırlayamadı. Görmüş müydü, görememiş miydi onu bile hatırlayamıyordu.
D harfi. Ve onun dışında 4 harf falan vardı. A’ya çok benzeyen bir harf vardı, gerisi yoktu.
İç çekti, arkasına yaslandı. Kulaklığında hala müzik çalıyordu. HIM’den Dead Lovers’ Lane dinliyordu. En sevdiği şarkılardan biriydi.
Ve aniden dank etti. Minho’nun evinde gördüğü rüyaydı bu. Mumdaki harfler dead kelimesiydi.
L harfi olan mum? O da lovers lane miydi? o zaman? Minho? Onu o ülkeye ‘bu’ sebeple mi çağırmıştı? Ne sebebiydi bu? Cin girmişti rüyasına ya. İnanası tutmuştu bunun da.
Sadece bu şarkıyı çok fazla dinlediği içindi. Bu kanıya varmak istedi.
Varamazdı. O günkü mumların üzerinde gerçekten o harfler vardı ve Minho’ya bu şarkıdan bahsetmemişti. Başka sanatçılardan bahsederlerdi ama bu şarkıdan bahsetmemişlerdi
İşte Seungmin’in kalbi burada başlamıştı hızlanmaya, kontrol edemiyordu. Bu ne anlama geliyordu? Bir mesaj mıydı?
Ne mesajıydı o zaman. ‘Ölü aşıklar’ diye mesaj mı olurdu. Olamazdı zaten. Asla öyle bir şey olmayacaktı. Bir yolunu bulup Minho’yu ülkelerine geri döndüreceklerdi. Saçma sapan şeyler yaşanmayacaktı.
Tabii bunu sadece umuyordu. Belki de tıpkı kendi hisleri gibi, Lee Minho da hissediyordu böyle şeyler.
“Rüya.” Yanından gelen sesle sola döndü. Yanında oturan adam elindeki kitapta, altını çizdiği bir kelimeyi sesli okumuştu.
İçinde tuttuğunu farketmediği nefesini dışa vererek kulaklığındaki şarkıyı değiştirdi.
