1. bölüm · DALGALARIN ARASINDA
ÖLÜM ADALARINA YOLCULUK
Uzun bir yolculuğun ardından varılan yol, kavuşulan yuva, her bir nefesinde cennetti tattığın yer...
Benim için burası aşktı, belkide bir tutku, vazgeçemediğim o bağımlılığım,ruhumun ikizini bulana dek; ruhum, kalbim, beynim ve bütün benliğimle ait olduğum yer; deniz
Saat sabah beş sularındaydı. Kamaramdan çıkarak tıpkı bir kelebeğin kozasını yarmaya çalışarak çalışarak ilk defa kanatlarını açması gibi doğmakta zorlanan güneş ile bakışıyorduk.
Rotamız belliydi,kıyamet okyanusunun hiçliğindeki ölüm adaları; evimiz.
Zorlu bir yolculuk olacaktı yine de evime varacağım zamanki huzuru ve yaklaşık iki saat sonra ulaşmış olacağımız kıyamet okyanusunun hırçın dalgalarının çığlıklarını düşünerek güneşe doğru derin nefesler veriyordum.
"Eee kaptan, dalgalar sana ne söylüyor?" Yanımda sesi beliren Vira ile derin bir nefes alıp ona doğru döndüm.
Siyah, kısa saçlarından hiç çıkartmadığı bandanası ve bir tutamını örüp ucuna iki siyah boncuk taktığı saçları rüzgarla birlikte savruluyor, beyaz teni güneşte parlıyordu. Siyah gözleri hiç bitmeyen âsiliğinin gölgelerini taşıyordu.
"Büyük fırtınaya az kaldığını.Yani herkesin biran önce uyanması gerektiğini."Dediğimde yüzümde olacaklardan memnun bir ifade vardı.
Benim bunu demem ile Vira'nın yerinden sıçraması bir oldu. " Sen öyle emrediyorsan, kaptan." Gözleri en az haylaz bir çocuğunki kadar ışıl ışıldı. Dudaklarındaysa pis bir sırıtış vardı.
O zıplayan adımlar ile ana güverteye giderken bende yürüyerek peşinden gidiyordum.
Ana güvertenin tam ortasında durdu, boğazını temizledi ve bir anda neredeyse çığlık atarcasına bağırmaya başladı"GEMİ SU ALIYOR, BATIYORUZ, FIRTINAYA YAKALANDIK, UYANIN HEPİMİZ ÖLÜCEZ!!!" Halbuki havada tek bir bulut dahi yoktu.
Bir anda herkesin barakalarından çıkması ile Vira devam etti "ACELE EDİN. HERKES KAYIKLARA BİNSİN!"
Önümüzde uyku sersemliği ile gözlerini dahi açamayan dört kişi bir anda kayıklara atladı.
Ben dahi bu noktadan sonra şaşkınlıkla bakar olmuştum. Galiba son günlerde fazlası ile yorulmuşlardı.
Teknede oturan dört sersem yavaş yavaş ayılmaya başlıyor olacak ki bir anda durgunlaştılar ve aynı anda kafalarını kaldırıp " LUCY!" Diye bağırmışlardı.
Vira'nın yüzü suçsuz bir çocuğunkinden farksızdı. Ben bir şey yapmadım ki gibi masum bir ifade takınmıştı kendisine. " Kıyamet okyanusunun dalgalarındayken uyuyordunuz. Bende uyandırdım."
Dördü birden bıkkınlık ve öfke ile kayıklardan aşağıya inerken kollarımı bağlamış onları izliyordum." Herkes beş dakika içinde güvertede olsun!"
><
Gök gürültüleri kulağımıza dolmaya başlarken sakin adımlarla dümenin önüne yürüyordum. Önümüzdeki bir saat her anlamda fazla zor bir yolculuk olacaktı. Yavaşça kıyamet okyanusuna giriş yapıyorduk, fırtınanın şiddeti ve yeni çatışmadan çıkmış halimizle hepimiz oldukça yorgunduk.
Dalgalar şiddetini artırırken dümenin önünde durdum ve güvertedekilerin durumuna baktım. Bütün tayfa yerini almıştı. Luther ve Erna güvertenin iki tarafından yelkenleri kontrol etmek için yerlerini almışlardı. Cyrus olası durumlar için hazırlık yapıyordu. Vira en tepede önümüzdeki engeller için bize haber verecek kişiydi. Kelvin ise benim yanımda yardımcı kaptanlık görevini üstleniyordu.
Kıyamet okyanusundan gelen fısıltıları dinlerken denizin içinden kükremeye benzeyen devasa bir ses koptu ve ardına onlarcası daha. O kadar yüksektiki bu ses zaten dalgalarla ve fırtınayla beraber sallanan gemi bu kükremeyle devrilecek gibi olmuştu.
Güvertede olan dörtlü birbirlerine baktıklarında kendilerini önümüzdeki yolculuğa hazırladıklarının farkındayım.
Kıyamet okyanusuna girdiğimizi belli eden bu sesler, fırtına ve kulağımdaki fısıltılarla zaten önünde olduğum dümeni var gücümle tuttum. Dalgalar iyiden iyiye artarken artık dümen o kadar kolay tutulmuyordu. Solumuzdan vuran rüzgara karşı gemiyi dengede tutmaya çalışıyordum. Gemiye çarpan dalgalar bizi neredeyse devirmek üzereydi. Bütün azabın bir arada toplandığı bu sulara girip de çıkabilen hiç olmamıştı. Benim sularımdan sağ çıkabileni kimse görmemişti. Fırtınanın sarsıntısı git gide artarken önümüzdeki tek engel dalgalar olmaktan çıkmıştı. " Kayalar!" Diyerek bağıran Vira ile güvertede ki dörtlü benden alacakları emri beklemeye başladılar. Sadece ânı bekliyordum. Fırtınadan ve dalgalarla sallanırken dümeni olabildiğince sıkı kavrıyor, tüm gücümle rüzgarın aksi yönüne çeviriyordum. Kayalar iyice yaklaşmışken Sağ tarafımdan Kelvin'in adımı seslenmesi ve dev dalgalar yüzünden kulaklarımda oluşan boğuk ses dışında bütün algımı yitirmiştim. Bir anda okyanusta gür bir kükremenin duyulmasıyla kulağımdaki fısıltılar arttı ve o sırada zamanın geldiğini anladım. Ani bir hamle ile dümeni sola kırarak sivri kayaların birkaçından kurtulmuştuk fakat bu sadece bir başlangıçtı.
Yalnızca çarptığımız an bizi parçalara ayırıp okyanusa dökebilecek Kayalar değil aynı zamanda kayaların devamında lavlar vardı.
Adalar bütün zenginlikleri içinde barındıran Pahabiçilemez bir cennet tanesiydi. Adaların oniki saat uzağında bu üç adayı çevreleyen ve koruyan üç okyanustan geçmek gerekiyordu.
Olyanusun üstü her daim fırtınalı altı ise şeytanlarla dolu olurd.
Bu yüzden hiçkimse adaya varamazdı, bu yüzden adı ölüm adalarıydı. Henüz kayalara gelemeden batarlardı çünkü her yabancı gemi benim şeytanlarımdan birini daha uyandırırdı.
Önümüz ve arkamız kayalarla doluyken dakikalar yaklaşık bir saate uzamıştı.
Devamlı olarak âni manevralar yapıyor, rüzgara ve kayalara göre hareket ediyorduk.
Bir süre sonra hissedilebilir bir şekilde sıcaklık artmaya başladı ki bu da yolculuğun son aşaması demek oluyordu.
Aradan geçen yarım saatin ardından Vira'nın bu sefer "LAVLAR!" Diye bağırmasıyla dümene daha sıkı tutundum.
Fakat bu sefer fısıldama sırası bendeydi. Onlar hiç susmazdı sadece beni beklerlerdi.
Fısıldadım, onlarla aramdaki bağı biliyorlardı, beni anlıyorlardı. Tek bir kelimem vardı " Ev'e."
Tek bir kelimeyi söylemle dümeni bıraktım ve gemi lavlara doğru ilerlemeye başladı.
Bir anda denizin deprem oluyormuş gibi sarsılmasıyla geminin ve haliyle bütün tayfanın dengesi sarsıldı.
İki saniyelik dengesizliğin ardından geminin arka taraftan aldığı büyük bir darbeyle hepimiz öne doğru savrulduk. Bizi düşmekten alıkoyan tek şey ellerimiz kesilmesine rağmen bırakmadığınız halatlar yada geminin herhangi bir yeriydi.
Gemi son sürat ilerlemeye başlardığında durumu en kötü olan Vira'ydı en yukarıda ve en küçük yerde tutunmaya, düşmemeye çalışıyordu.
O kadar hızlı gidiyorduk ki bir tarafımızdan lav ve diğer tarafımızdan deniz havaya sıçrıyor birbirlerini yok ediyorlardı.
Saatler geçmişti lavlara değmemeye ve aynı zamanda kayalara çarpmamaya çalışıyorduk.
Arkamızdan bizi iten şey ise yalnızca şeytanlardan biriydi.
Bütün bu zorlu yolculuğun ardından sıcaklık giderek azalmış ve hava aydınlanmaya başlamıştı. Fırtına dinmişti, yavaş yavaş serin sulara giriş yapıyorduk.
Tam anlamıyla serin sulara indiğimizde ise gemi yavaşlamaya başladı. Arkaya doğru adımlayıp saatler süren yolda bize yardım eden tatlı deniz canavarlarımdan birine baktım.
Başıyla hafifçe selam verir gibi hareket etti ve yavaşça fırtınaya doğru ilerledi.
Kafamı güverteye çevirdiğimde tayfaya bakmamla hepsinin kendini gemide yere attığını attığını görmem bir oldu.
Bu gece hepimiz çok yorulmuştuk, fırtınadan dolayı sırılsıklamdık ve saatlerce halatlara yada dümene tutunmaktan ellerimiz kesilmişti.
Yorgunduk, bitkindik, en önemlisin henüz üç gün önce bir çatışmadan çıkmıştık ve bir aydan beri sadece yoldaydık.
