2. bölüm · DALGALARIN ARASINDA
KEYİFLİ AKŞAM YEMEĞİ
Keyifli okumalar ve şimdiden yazım yanlışları için özür dilerimmm :)
Adaya ayak basalı saatler olmuştu ve bu süre içerisinde hepimiz odalarımıza çekilmiştik.
Adaya ilk geldiğim zamanı hatırlıyorum da... kaçıyordum. Bu öyle bir kaçıştı ki okyanuslar aşmıştım.Yaptığım tek şey, bir anda sıcacık yatağımdan kalkmak ve bana ait olmayan o yerden adımlayarak çıkmaktı. İnsanın yok sayıldığı ve eksik hissettiği bir yerde kalması zor oluyordu tabii.
Oradan çıkarken ki ilk adımlarım her ne kadar yavaşsa bahçeye adım atıp denizi gördüğüm ilk an koşmaya başlamıştım ve yemin edebilirim saatlerce kaçmıştım. Atıma atlar atlamaz üstümde uzun saten bir gecelik vepelerinden başka hiçbir şey yokken koşmaya başlamıştım.
O odadan ilk çıktığımda ve çıplak ayağımın toprağa değdiği zamanda içimde oluşan heyecanı tarif bile edemem. kalbim nefesimi kesmek istermiş gibi atıyor ve sabırsız ruhum adımlarımı hızlandırıyordu.
Neredeyse üç saat kadar takipedilmiş ve izimi kaybettirmeye çalışmıştım. İçimde yakalanma hissinin getirdiği bir korku vardı yinede her adımımda saçlarımın arasından akan deli rüzgar "Özgürlüğüne az kaldı, sakın arkana bakma. Koşmaya devam et." diye bağırıyordu. Bende onu dinledim rüzgarı.
Ormanın içine girdim ve ağaçların arasında nasıl olduğunu ben bile anlamasamda atımın yorulmaya başladığı ve benimde artık oturamaz hale geldiğim üçüncü saate girerken izimikaybettirmeye çalışmıştım. İçimde yakalanma hissinin getirdiği bir korku vardı yinede her adımımda saçlarımın arasından akan deli rüzgar "Özgürlüğüne az kaldı, sakın arkana bakma. Koşmaya devam et." diye bağırıyordu. Bende onu dinledim rüzgarı.
Ormanın içine girdim ve ağaçların arasında nasıl olduğunu ben bile anlamasamda atımın yorulmaya başladığı ve benimde artık oturamaz hale geldiğim üçüncü saate girerken izimikaybettirmeye başardım. Sanki birisi yada bir şey bizim ve onların arasına görünmez bir bariyer çekmiş gibi...
Arkamdakilerin ilk başta o bariyeri geçemeyip durduğunu sonrada gözden kaybolduklarını fark ettiğimde bayılma raddesine gelmiştim fakat kasabaya varmıştım.
Nefes nefese, uykusuz ve açtım. Oradan kaçmanın heyecanıyla aklıma gelen ilk evin kapısını çaldım. Yani Vira nın evininkapısını.
Babası demirciydi, krallığın en iyi kılıçları, mızraklarını o yapardı. Babasının ölümünden sonra ise Vira işlerin başına geçmişti ve babasının mirasını sürdürüp sarayın silahlarını yapıyordu.
Çocukken yalnızca camdan görebiliyordum onu. Dışarı çıkmak yasaktı, konuşmak yasaktı...dersler dışında ise pek odamdan çıkmazdım.
Çok sonralardan tanıştık, arkadaşolduk hatta daha çok aile olduk, aramızda sarsılmaz bir kız kardeş ilişkisi vardı. Dünyanın en kötü kararınıda versem arkamda olacağını bilirdim...
Şimdiyse adadaydık. Ölüm adasında ve ölüm adasının sarayında.
Yavaş adımlarla odamdan çıktığımda saat akşam beş buçuğa geliyordu. Sarayın devasa sayılabilecek mutfağına doğru adımlayıp içeri girmekle tüm tayfanın oturup beni beklediğinigördüm.
Kapıdan girer girmez kafamı kaldırıp her gördüğümde içimi açan yeşil manzaralı kubbe şeklindeki cam tavana baktım. Tam karşımdaysa boydan boya U şeklinde bir tezgah ve dolaplar ortadaysa beyaz mermer bir ada duruyordu. Zaten mutfağın çoğu beyaz renklere ve altın ışıltılara sahipti, sarayın geri kalanı gibi görkeminden ödün vermiyordu.
Aynı şekilde adanın arkasında yan yana sıralanmış beşli banabakıyordu, hemde bıkkınca. sanırım birazdan daha fazla acıkmışlardı.
Bir anda yüzüme gelen elmayı farketmemle tek adımda sağıma geçtim. Küçük bir hareketti yinede elmadan kurtulmuştum. Bana elma atan Cyrus'a tek kaşımı kaldırarak baktığımda o, bana bıkkın gözlerle bakıyordu " Kaptan biraz daha gelmeseydin Vira'yı ısırırdım." Bunun üzerine Viradan "heeyy" nidası duymamızla birbirlerini dövmeye başlamaları bir oldu.Vira, Cyrus' un saçını çekiyor, Cyrussa onu ısırmaya çalışıyordu. Sanırım gerçekten açtı.
Kediyle köpekten farksızlardı, tam kardeş kavgası yaşıyorlardı ve bundan büyük zevk alıyorlardı.
Adımlayıp yere düşen elmayı aldıp fırlattım ve tam on ikiden kafasına isabet ettirdim. " İyi plan ama kötü bir nişancısın." Cyrus kafasını tutup inlediğinde geri kalanlar kıkır kıkırdı.
Küçük sataşmaların ardından hepbirlikte yemek yapmaya koyulduk. Vira ve Cyrus ara ara birbirlerine sataşıp salata yapmaya çalışıyorlardı ve yanlış görmediysen beş dakika önce birbirlerine havuç fırlatarak sebze savaşı yapıyorlardı. Erna ve Luther çorba yapıyor ve bunu yaparken bile flörtleşiyorlardı. Aralarında büyük bir bağlılık ve sevgi vardı üç yıldır evlilerdi ve yemin edebilirim ki bu aşk için canlarından vazgeçmekte en ufak bir şüphe bile duymazlardı. Kelvinse her zamanki gibi yanımdan ayrılmayıp bana etipişirmekte yardım ediyordu. İnanılmaz bir koruma içgüdüsü vardı. Eski askerdi ve çoğu alışkanlığından kolay kolay vazgeçemiyordu.
Bütün yemekler hazır olduğunda yemek salonundaki masaya tabakları, çakalları dizip güzel bir sunum hazırladığımız da Kelvin her zaman olduğu gibi masanın başındaki sandalyeyi benim için çekti. Yüzümdeki teşekkür tebessümüyle sandalyeye doğru ilerledim.
Fazla konuşmaz ama sadakatini ve kimin yönetimini kabul ettiğini en küçük hareketiyle bile gösterirdi. Benim oturmamla sofraya diğerleride otudu.
Yazılı olan kurallarımız hiçbir zaman olmamıştı, her zaman birbirimize kardeş gibi olmuştuk, aile gibi olmuştuk yine de bana karşı hissettikleri saygıyı her anlamda gösteriyorlardı.
Luther bir şişe şarap açarken kimi zaman şarkı mıyıldanıyor kimi zamansa anılardan bahsedipbirbirimize alay ediyorduk.
Saatler birbirini götürürken şarabın tatlı hallerini kanımda hissetmeye başladım. Dirseklerimi masaya yasladığımda tül elbisenin kolları dirseklerime kadar açılmıştı, parmaklarımı birbirime kenetleyip çenemi yasladığımda yüzümdeki yorgun gülümsemeyle masadaki sohbeti dinliyordum.
Cyrus bıkmadan Virayla uğraşmaya devam ediyordu. Dudaklarındaki pis sırıtışla "Acaba saçını sarı mı yapsan?" Diyerek bir parmağını Vira'nınsaçına dolayıp geri bıraktı. " Siyah tam benim rengim tamam mı sen ne anlarsın." Cyrus ifadesini hiç bozmadan bu sefer Ernaya döndü. " Kıskanma, zaten sarı saç sadece benim sarışınıma yakışıyor." deyip göz kıptığında Ernada aynı şekilde karşılık verdi. " Lan! " Lutherin ufak sayılabilecek kısa bir tepkisiydi bu. Buna rağmen Cyrusun anında panik yapmasıyla, Luther dahil hepimiz gülmeye başladık. Ağzının içinden "şakaydı" diye mırıldanıp duruyordu.
Aramızda en küçük yaşı olan oydu. Henüz on dokuzunda, kanı en deli olan, kalıbına sığamayan biriydi. Bizimle büyümüştü ve o bizimle her ne kadar uğraşmayı seviyorsa bizde onunla uğraşmayı bir o kadar seviyorduk.Uzun yolculuğun, yemeğin ve şarabın etkisiyle iyiden iyiye uykumun gelmeye başladığını hissetmeme ayağa kalktım " Size iyi eğlenceler, ben yatıyorum." Diyerek odadan çıktığımda hepsi bir ağızdan iyi geceler demişti.
Kelvin ise benimle beraber masadan kalkmıştı. Ben sarayın en üst katına doğru adımlrken o da bir alttaki odasına girdi. Eski askerdi ve koruma işini fazla ciddiye alıyordu. Bazı zamanlar tehlikeyi yalnızca hissettiğinisanması bile bir adım ardımda yapışık gezmesine neden oluyordu. Halbuki tehlikeli olan taraf bizdik. Köyleri yağmalayan, krallıkları soyan, hırsızlık yapan ve bu dünyada istediğimiz gibi yaşayan bizlerdik yada biz öyle sanıyorduk.
Her şeye rağmen aramızda yaşı en büyük olan ve tecrübesine en güvendiğim kişi oydu ve beni, eğer istersem tüm tayfayı canı uğruna koruyacağını emindim.Yavaşca yatağa adımlayıp uzandım ve evde olmanın huzuruyla günlerdir uykusuz geçen gecelerin acısını çıkartmaya çalıştım...
-----------
İlk bölümleri evrene ve hikayeye giriş bölümleri olarak düşünelim çünkü ilerleyen bölümlerde şimdi üstünkörü betimlenen yerler, karakterlerin nasıl tanıştığı, hikayeleri ve kafanızda boşluk olarak kalmış her şey yavaşca tamamlanacak. Yani ilk bölümleri olaylara geçiş bölümü sayalım olur mu?
