1. bölüm / 4
Çizginin Ötesinde1.BÖLÜM
Bölümler 4Şu an: 1.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM3.387 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2.BÖLÜM4.696 kelime
- 3 3. BÖLÜM4.413 kelime
- 4 4.Bölüm5.583 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İZEL EFRA ERAY
🏀💚🆚💙🏐
En sonunda başımın etini yediğiniz o malum kitap geldi! 😂 Aras ve İzel kurgusunu baştan aşağı güzelleştirip tam istediğiniz gibi getirdim efendim. Umarım okurken en az benim kadar keyif alırsınız. Herkese kocaman keyifli okumalar dilerimmm! 🫶✨
🏐💙 🆚 💚🏀
Zaman, ruhunuzu acıtan anlarda akmayı bırakır; paslı bir çivi gibi kalbinizin tam ortasına saplanırdı. Benim içimde de tam olarak öyle oluyordu. Yıllarca süren sessizliğin, cevapsız kalan soruların ve içimdeki o küçük, 12 yaşındaki çocuğun büyüme sancılarının hesabı dakikalar önce sorulmuştu.
Gözlerimin içine bakıyordu. Yüzündeki çizgiler belirginleşmiş, bakışlarına yabancı bir çaresizlik yerleşmişti; ancak bu çaresizlik içimdeki öfkeyi söndürmeye yetmemişti.
"Neden?" diye haykırdım, sesimin titremesine engel olamayarak. "Neden bunca zaman sonra bir gün bile arkana bakmadın, hiç var olmamışız gibi hayatına devam ettin? Şimdi hangi yüzle karşıma gelip hiçbir şey olmamış gibi davranabiliyorsun? Neredeydin ben, biz büyürken?"
Derin bir nefes aldı; ağzından dökülen tek bir kelime boş sokakta yankılandı:
"Efra..."
O isim... Gömmek için yıllardır uğraştığım, duyduğum an zihnimdeki tüm yapıları gürültüyle deviren o lanet kelime.
"Bana o isimle seslenme!" diye bağırdım. Gözlerimden dökülen yaşlar öfkeyle kavrulurken, "Senin hayatımızdan çıktığın; bizi, beni ve Sarp'ı bir çöp gibi arkanda bıraktığın gün o isim öldü. Benim adım İzel ve senin artık bir kızın yok, baba!"
Yüzündeki o geç kalmış pişmanlık, içimdeki son umut kırıntısını da yerle bir etti. Verilecek hiçbir cevabı yoktu zaten; hiçbir cevap da bizi iyileştirmezdi. Boğazımdaki o ağır düğümle daha fazla aynı havayı solumak istemedim. Arkamı dönüp koşmaya başladım. Arkamdan adımı seslenişini duymamazlıktan gelerek sadece kaçtım. O bakıştan, kendi içimdeki yıkımdan uzaklaşmak istiyordum.
Nefes nefese sitenin kapısının önüne geldiğimde gökyüzü de ruhuma eşlik edercesine ağlıyordu. Ayaklarımı binamıza doğru yönlendirirken yavaşlatıp yaz yağmurunun oluşturduğu su birikintilerine baktım. Yağmurla akan kapatıcımın altından beliren çillerim ve kızarmış mavi gözlerim sudaki yansımada darmadağındı. İçimdeki ses fısıldıyordu: Tam vazgeçmişken her şeyden, herkesten... Tam vazgeçmişken neden yeniden başlamak bu kadar zor?
Nefesimi düzene sokmaya çalışırken adımlarımı zorlukla atmaya başladım. Binadan içeri girip direkt eve çıkmak yerine merdivenlerin soğuk basamağına oturdum. Dizlerimi göğsüme çektim, kollarımı etrafına sararak başımı duvara yasladım. Gözlerimdeki kızarıklığın ve yüzümdeki öfkenin geçmesini bekledim; tam beş dakika... Beş dakika boyunca orada, merdiven boşluğunda durup derin nefesler aldım. Ağlamamı durdurmalıydım. Annem ve Sarp hiçbir şey sezmemeliydi. Sarp henüz 10. sınıftı; fakat babam gittiği zaman çok küçüktü ve ben onun zihnini ve kalbini geçmişin kirli gölgeleriyle doldurmaya hakkım yoktu.
Yüzümü elimle ovuşturup dik bir duruşla doğruldum. Asansöre binip 5. kata çıktım ve zile bastım. Kapı çok geçmeden açıldı, karşımda Sarp duruyordu.
"Sonunda geldin," dedi kapıyı iyice açarken. Ama gözleri elime kayıp da bomboş olduğunu görünce kaşları çatıldı. "Hani nerede cipsler, çikolatalar? Elin boş mu döndün gerçekten?"
"Market kapalıydı," dedim sesimin pürüzsüz çıkmasına özen göstererek. Yanından geçip ayakkabılarımı çıkardım. Sarp durup yüzüme baktı. İnceleyen gözleri kıpkırmızı gözlerimde ve yüzümde gezindi.
"Abla, senin yüzün neden kızarık? Bir şey mi oldu?"
"Bir şey olduğu yok Sarp," diyerek hızlıca geçiştirdim. "Dışarısı yağmurdan dolayı buz gibi. Aniden yağmur bastırınca ıslanmamak için eve kadar koştum, ondan kızarmıştır. Ben odama geçiyorum, biraz ders çalışacağım."
Sarp arkamdan şüpheyle baksa da üstelemedi. Odama girip kapıyı kapattığım an derin bir nefes verdim. Kendimi yatağa bırakırken zihnimdeki tek düşünce şuydu: Yarın yeni bir gün olacaktı. Yeni evimde ilk gün, yeni bir okul ve tamamen yeni bir başlangıç...
Ertesi gün;
Ertesi sabah, şehir henüz tam uyanmamışken annemin son model arabasındaydık. Annem uzman genel cerrahtı; mesleğinin getirdiği o yorgun ama her zamanki güçlü duruşuyla direksiyondaydı. Yeni hastanesine gitmeden önce bizi yeni okulumuza bırakacaktı.
Aynadan yüzüme baktım. Aynada her sabah yaptığım gibi yine yoğun bir kapatıcıyla yanaklarımı, burnumu ve alnımı tamamen örtmüştüm. Eski okulumdaki o acımasız zorbaların "leke" deyip durduğu çillerimi gizlemek, ne kadar umursamıyormuş gibi davranmaya çalışsam da içimdeki o derin yarayı örtmeye yetmiyordu. Annesine çekmiş sarı saçlı, mavi gözlü Sarp'ın aksine ben; kahverengi saçlarım ve mavi gözlerimle daha çok babama benziyordum.
Arka koltukta oturan Sarp kapatıcıyı kat kat sürdüğümü fark etmiş olmalı ki öne doğru eğilip, "Abla," dedi yumuşak bir sesle. "Bunu yapmana, o çillerini kapatıcıyla gizlemene hiç gerek yok biliyorsun değil mi? Çillerin sana çok yakışıyor ve çok güzel duruyor."
Gülümsedim ama bir şey demedim. Annem dikiz aynasından bize bakarak, "Sarp, ilk günden kimseyle tartışmak yok, anlaştık mı?" dedi. İsmini vurgulayarak söylediğinde Sarp arkada yerine sindi. Okulda genelde kavgalara karıştığı için annem bu uyarıyı yapma gereği duymuştu. Annem sonra bana döndü: "İzel, bir ihtiyacınız, bir sorun olursa hemen arayın beni. Nöbetim olsa da telefonum açık."
"Tamam anne, merak etme sen," dedim ve annemin durdurmuş olduğu arabadan Sarp ile birlikte indik.
Karşımızda devasa demir kapıları ve tarihi mimarisiyle Altın Işık Koleji duruyordu. Okulun bahçesi, gruplar halinde toplanmış öğrencilerle doluydu. Son sınıf olmanın getirdiği o rahatlıkla 12'nci sınıflar bir tarafta birbirini arıyor, çömezler ise diğer tarafta çekingen duruyordu. Erkeklerde lacivert kumaş pantolon, yakasında ve göğsünde okulun amblemi işlenmiş beyaz gömlek ve lacivert kravat vardı. Kızlarda ise lacivert pileli etek, yine göğsünde ve yakasında Altın Işık Koleji amblemi bulunan beyaz gömlek ve lacivert kravat okul forması olarak seçilmişti.
"Abla," dedi Sarp yanımda yutkunarak. "Burası biraz fazla mı büyük?"
"Evet, eski okulumuza göre bayağı büyük," dedim elini hafifçe sıkarak. "Alışacağız. Hadi, rehberlik servisine gidip sınıfımızı öğrenelim."
Başını salladı ve yan yana yürümeye başladık. Sarp benden 2 yaş küçük olmasına rağmen boyu ve fiziğiyle yaşıtım gibi duruyordu. Benim 175 cm boyum ve onun uzun 178 boy fiziğiyle, genlerimiz sayesinde ikimiz de oldukça uzunduk.
Okula girip koridorda dolaşan öğrencilerden birine rehberlik hocasının odasını sorarak sınıflarımızı öğrendik. Ben 12-B Eşit Ağırlık sınıfındaydım, Sarp ise 10-C sınıfındaydı. Sınıflarımız oldukça ters düşüyordu; ben A Blok 3. kattaydım, o ise B Blok 2. kattaydı. Merdivenin başına gelince Sarp'a döndüm: "Hadi bakalım, iyi dersler. Ben 12'lerin katına çıkıyorum."
Son sınıfların katına çıktığımda etrafı kolaçan ettim. Kimi duvara yaslanmış test kitabını inceliyor, kimi arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Bakışlarımı onlardan çekerek 12-B sınıfını aramaya başladım. Koridorda dosdoğru ilerleyip C ve D şubelerini geçtikten sonra B şubesinin kapısının önüne gelip derin bir nefes aldım. Kapının kulpuna uzanırken içimdeki o hafif tedirginliği bastırmaya çalıştım.
Kapıyı açıp içeri adım attığımda sınıfın henüz tam dolmadığını, dersin başlamadığını fark ettim. İlk gün olmasına rağmen herkes somurtmak yerine kendi aralarında gruplar halinde sohbet ediyordu. Kapının açılmasıyla birkaç kişi bana dönse de hemen ardından muhabbetlerine geri döndüler. Bu duruma sevindim.
Sınıfa göz gezdirdiğimde çoğu sıra boş görünse de üzerlerindeki çantalardan sahipli olduklarını anlamak zor değildi. Biraz daha baktığımda gözüm en arkadaki, pencere kenarındaki sıraya takıldı. Boş olduğunu görünce adımlarımı oraya yönelttim.
Sırada cam tarafında oturan bir çocuk, elindeki kurşun kalemi parmakları arasında çevirerek camdan dışarıya bakıyordu. Bakışları o kadar soğuk ve kayıtsızdı ki, ortamın hareketliliğinden tamamen soyutlanmış gibiydi. Buğday teni, geniş omuzlu ve kaslı fiziğiyle dikkat çekiyordu. Sıranın başında durup dikkatini çekmek için masaya hafifçe vurdum.
"Burası boş mu?"
Çocuk kalemi çevirmeyi bırakıp bakışlarını ağır ağır camdan çekip bana çevirdi. Bakışlarındaki o mesafeli ifadeyle beni kısa bir an süzdükten sonra, "Boş, oturabilirsin," dedi düz bir sesle.
"Teşekkürler," diyerek çantamı sıranın kenarına astım ve yanına oturdum.
Çocuk kalemi parmakları arasında tekrar çevirmeye başlarken bana doğru hafifçe döndü. "Ben Aras," dedi.
"İzel," dedim ben de net ve kısa bir şekilde. Önüme dönerken bakışlarım pencereden dışarıya kaydı. Cam kenarında oturmak bana her zaman daha iyi hissettirirdi. Aras'a doğru hafifçe fısıldayarak konuştum: "Şey... Teneffüste yer değiştirebilir miyiz acaba? Cam kenarında oturmayı daha çok seviyorum da, rica etsem?"
Aras bir an şaşırmış bir edayla kaşlarını kaldırdı. Sonra umursamaz bir tavırla omuz silkti. "Fark etmez, teneffüste geçeriz."
"Sağ ol," dedim içimden rahat bir nefes alarak. Önüme dönmüştüm ama gözüm bir an yine ona kaydı. Üstünde amblemli beyaz gömleği, altında lacivert kumaş pantolonu vardı. Lacivert kravatını düzgünce takmak yerine boynuna dolamıştı; iki ucu önden serbestçe sarkıyordu. Saçları taper fade kesimdi ve en çok dikkatimi çeken şey gözleriydi Büyüleyici, koyu ve inanılmaz net bir zümrüt yeşili... Daha fazla incelemeyi bırakıp önüme döndüm.
Çok geçmeden sınıf dolmuştu ve içeri orta yaşlarda, oldukça şık ve sevecen duruşlu bir kadın öğretmen girdi. Sınıftaki gürültü anında kesilirken herkes yerine geçti.
"Günaydın çocuklar," diyerek öğretmen masasına geçti ve masadaki yoklama defterini açtı. "Tanışma faslını tabii ki geçiyorum, herkes birbirini tanıyor; 4 yıldır aynı sınıftayız. O yüzden direkt derse geçiyorum, her dakika önemli artık sizin için."
Yoklama almaya başladı. Defterdeki isimleri tek tek okuyordu. Çoğunu tanıdığı için kafasını kaldırmadan okurken sıranın sonuna doğru geldiğinde duraksadı. Gözlüğünün üstünden sınıfa baktı. "İzel Efra Eray?" dedi hoca, ismimi mırıldanarak. "Sınıfımızda yeni bir isim var galiba. İzel Efra burada mı?"
Ayağa kalkmadan elimi hafifçe kaldırdım. "Buradayım hocam."
Hoca tebessüm ederek defteri kendinden biraz uzaklaştırıp bana baktı. "Aramıza hoş geldin İzel Efra. Şöyle bir ayağa kalkıp kendini arkadaşlarına tanıtır mısın lütfen? Hangi okuldan nakil geldin, hedefin nedir, seni biraz tanıyalım."
Bütün sınıfın bakışları bir anda bana döndü. Derin bir nefes alarak ayağa kalktım. Üzerimdeki onlarca gözün baskısına rağmen sesimin pürüzsüz ve güçlü çıkmasına özen gösterdim.
"Hoş bulduk hocam. Annemin mesleki tayini nedeniyle bu yakaya taşındığımızdan nakil olmak zorunda kaldım," dedim. İnsanların bana uzun uzun bakmasını istemiyordum ama hoca sordukça konu uzuyordu. Hoca ilgiyle başını sallayıp, "Anladım canım. Peki alanın Eşit Ağırlık, sınav senen olduğu için soruyorum; hedefinde spesifik bir bölüm veya üniversite var mı?" dedi.
"Psikoloji okumak istiyorum hocam," dedim net bir sesle.
"Çok güzel bir hedef," dedi Nalan Hoca memnuniyetle gülümseyerek. "İnsan zihnini ve davranışlarını anlamak derin bir sorumluluk ister. Altın Işık Koleji'nde ne istediğini bilen öğrencileri görmeyi severiz. Tekrar aramıza hoş geldin Efra, yerine oturabilirsin."
Hocanın o ismi söylemesiyle içim ürperdi. Sesimi kibar tutmaya çalışarak hemen araya girdim: "Hocam, Efra değil de İzel'i kullanıyorum. Lütfen bana İzel derseniz çok sevinirim."
Nalan Hoca mahcup bir tebessümle başını salladı. "Tabii ki İzelciğim, kusura bakma. Tekrar hoş geldin."
"Teşekkür ederim," diyerek yerime oturdum.
Nalan Hoca derse başladığında ben de önümdeki deftere notlar almaya çalıştım. Nihayet ilk dersin zili çaldığında sınıfta rahat bir nefes dalgası yayıldı. Hoca sınıftan çıkar çıkmaz, dersten önce konuştuğumuz sözü hatırlayarak yanımda oturan Aras'a döndüm.
"Söz vermiştin," dedim pencere tarafını işaret ederek.
Aras sandalyesinde geriye yaslandı. Yeşil gözlerinde beliren o sakin ama mesafeli ifadeyle, "Sözüm sözdür Efra," deyip ayağa kalktı. Duyduğum isimle kaşlarımı çattım. "Az önce de söyledim. Ben İzel'i kullanıyorum, bana Efra deme lütfen."
Aras omuz silkti. "Listede ne yazıyorsa odur, ben Efra demeyi tercih ediyorum," dedi ve istifini bozmadan koridor tarafındaki sıraya geçti.
Onun bu inatçı tavrıyla daha fazla uğraşmak istemedim. Gözlerimi devirip cam kenarındaki yerime kuruldum. "Peki, sen bilirsin," diye mırıldanıp önüme döndüm. Tam o sırada sınıftan Oğuz adındaki bir çocuk Aras'ın yanına geldi. İkisi gülüşerek konuşup sınıftan birlikte çıktılar. Cebimden telefonumu çıkarıp Sarp'a mesaj attım
Siz: Sarp durum nasıl, bir sıkıntı var mı?
Sarp Efendi: Sorun yok, kafa sınıf ya, sevdim ben. Sen ne yaptın?
Siz: Bende de sıkıntı yok şimdilik ama daha ilk ders, şimdiden kesin bir şey diyemem. Zaten tek yabancı benim, diğer herkes birbirini tanıyor gibi.
Sarp Efendi: Aynen. O zaman öğle arası kantinde buluşalım.
Siz: Anlaştık.
Nihayet öğle arası zili çaldığında çantamı bırakıp B Blok'a geçtim. Kantine indiğimde Sarp bir masada oturuyordu. Beraber sıraya girip iki tost ve çay aldık. Masaya oturup yemeye başladığımızda Sarp okul ortamını anlatmaya başladı. Fakat sohbetin ortasında bir an bakışlarım pencereden dışarıya kaydı; dün akşam babamla karşılaşmamız ve o anlar zihnime üşüştü. Dalıp gitmiştim.
"Abla?" Sarp elini gözümün önünde salladı. "Yine daldın gittin. Dünden beri böylesin zaten. Bana söyleyebileceğin bir şey var mı? İyi misin gerçekten?"
Gözlerimi kırpıştırıp toparlandım. "İyiyim Sarp, sadece yeni okul, ilk günün yorgunluğu... Bir sorun yok."
"Emin misin?" dedi şüpheyle.
"Eminim canım, merak etme."
O sırada masamıza cana yakın, kıvırcık saçlı, buğday tenli ve duru kahverengi gözlü bir kız yaklaştı. Sevimli, çok tatlı bir görünümü vardı. Benim sınıfımdandı. "Selam! Bölmüyorum umarım? Ben 12-B'den Çisem," dedi neşeli bir sesle.
Gülümsedim. "Selam, ben de İzel."
Sarp hemen doğrulup ayağa kalktı. "Ben de kalkıyordum zaten abla. Size iyi sohbetler," deyip yanağımdan öptü kantinin kapısına doğru gitti.
Çisem onun yerine otururken, "Kardeşin sanırım, çok benziyorsunuz," dedi. Ardından birbirimizi tanıtmaya ve okul hakkında konuşmaya başladık.
"Okul büyük ama kulüpleri ve aktiviteleri bayağı iyidir," dedi Çisem gözlerini parlatarak. "Özellikle basketbol ve voleybol takımları çok aktif. Şehir genelinde sürekli turnuvalar oluyor, okullar arası maçlar düzenleniyor. Müzik kulübü ve resim atölyesi de harika. Zaten ders dışındaki zamanlarda herkes bir kulüpte takılır."
'Turnuva' ve 'voleybol' kelimelerini duyduğum an gözlerim parladı. İçimdeki o sporcu ruhu aniden canlanmıştı.
"Voleybol mu dedin?" diye sordum heyecanımı gizleyemeyerek. "Peki takıma katılabilir miyim acaba, elemeler falan yapılıyor mu? Yani takımda boş yer var mıdır?"
Çisem şaşırarak bana baktı. "Aaa, voleybolla ilgileniyor musun? Aslında asil kadro geçen seneden kuruldu ama dönemin başında hoca genelde takıma yedek ya da yeni yetenekler almak için seçme yapıyor. Takımda boşluk varsa kesinlikle şansın var. İstersen beden eğitimi hocasıyla gidip konuşabilirsin, seni yönlendirir. Sen oynuyor muydun eskiden?"
Gülümseyerek başımı salladım. "Oynamak ne kelime... Eski okulumda voleybol takımının kaptanıydım. Voleybol benim için sadece bir spor değil, kafamı boşalttığım tek yer. Bu yüzden Altın Işık Koleji'nin voleybol takımına girmeyi gerçekten çok istiyorum."
Çisem bunu duyunca heyecanla masaya vurdu. "Ciddi misin sen?! Harika bir haber bu! Kaptanlık yaptıysan beden hocası seni gözü kapalı takıma alır zaten! İnanılmaz mutlu oldum şu an, okul takımında arkadaşımın olması müthiş olur! Kesinlikle beden hocasına gidelim, ben de seninle gelirim destek olmaya!"
Çisem'in bu coşkulu desteği yüzümde kocaman bir tebessüm oluşturdu. Voleybol takımına girmeyi kafama koymuştum bile.
Çisem çayından bir yudum alıp sandalyesinde biraz daha öne kaydı. Ses tonunu ayarlayarak devam etti
"Neyse, sana şu okulun ve sınıfın panoramasını bir çizeyim ki kim kimdir bilesin. Sınıfta yalnız hissetme diye söylüyorum; ben de geçen sene ilk geldiğimde kimseyi tanımıyordum. Aslında bakarsan sınıfta benim de öyle can ciğer olduğum, her sırrımı paylaştığım pek yakın bir arkadaşım yok. Sen gelince o yüzden çok sevindim."
"Anlat bakalım, dinliyorum," dedim merakla.
"Şimdi, önce bizim sınıftan başlayalım," diyerek parmaklarıyla saymaya başladı. "Bizim 12-B aslında tam bir renkli gruptur. Mesela orta sırada, gözlüklü, sürekli test çözen kız vardı ya... Adı Selin. Okul birincisi adayı. Kızın beyni soru bankası gibi çalışıyor, teneffüslerde bile türev-integral çözer. Ama çok tatlıdır, takıldığın bir soru olursa hiç çekinmeden sor, direkt anlatır."
Çisem eliyle arka sıraları işaret etti. "Arka sırada oturan, sürekli kıkırdayan o iki tip var ya; Ege ve Kaan. Okulun mizah yükünü onlar çekiyor diyebilirim. Derslerde hocaları taklit etmekten disipline gitmişlikleri bile var, aşırı komik çocuklardır ama ders çalışırken yanlarına oturursan yandın, asla odaklanamazsın! Bir de orta sırada yalnız oturan Mert var; çocuk sürekli defterine çizim yapar, resim kulübünün başındadır, kendi halinde dahi bir tiptir. En arkadaki diğer sırada kafasını sıradan kaldırmayan ise Can; o da geceleri oyun oynamaktan gündüzleri sadece uyur, zararsızdır."
Çisem cam kenarına, Aras'ın olduğu tarafa doğru göz ucuyla baktı.
"Aras ile Oğuz'dan bahsetmiştim zaten," diye devam etti. "Aras basketbol takımının kaptanı. Hatta son bir yıldır çıktıkları her maçı tek tek aldılar, takımı şampiyon yaptılar. O yüzden okulda inanılmaz popülerler. Oğuz da onun ortaokuldan beri gölgesi gibi. İkisi bir araya gelince pek kimseyi aralarına almazlar ama kimseye de zararları dokunmaz. Ama bak, onlar hakkında bilmen gereken ilginç bir şey daha var..."
Çisem ses tonunu bir tık daha düşürerek masaya biraz daha yaklaştı.
"Geçen senenin sonlarına doğru, okulun kapanmasına bir buçuk ay falan kala çok garip bir olay yaşandı. Aslında Aras ve Oğuz'un geçen sene okulda bayağı yakın oldukları kalabalık bir arkadaş grubu vardı. Sonra bir gün aniden o gruptaki arkadaşları okuldan atıldı!"
Gözlerimi hafifçe açarak Çisem'e baktım. "Atıldı mı? Neden ki?"
Çisem omuz silkti, yüzünde gizemli bir ifade vardı. "İşte orasını kimse tam olarak bilmiyor. Okul yönetimi olayın üstünü öyle bir kapattı ki, kimseye tek bir laf bile duyurmadılar. Ama kulaktan kulağa yayılan dedikodulara göre olay kesinlikle okulun zorba grubuyla alakalıymış. Artık Melisgillerle mi bir kavga yaşandı yoksa erkek zorbalarla mı bilmiyorum ama o olaydan sonra Aras'ların grubu dağıldı, arkadaşları atıldı. Aras ile Oğuz da tamamen kabuklarına çekilip sadece ikisi takılmaya başladılar. Yani anlayacağın, Aras'ın o mesafeli duruşunun arkasında biraz da bu geçen sene yaşanan gizemli olay var."
Çisem derin bir nefes alıp çay bardağıyla oynamaya başladı. Yüzündeki o neşeli ifade birden ciddileşti. Bakışları kantinin en havalı masasına kaydı. O tarafa bakmamam için eliyle masaya hafifçe vurdu. "Şimdi gelgelelim asıl dikkat etmen gereken yere... Okulun zorba çetesi."
Sırtımı sandalyeye yaslayıp dikkatle dinlemeye başladım.
"Başlarında Melis var," dedi Çisem, tiksintiyle karışık bir tedirginlikle. "Melis grubun lideri. Zengin, kibirli, babasının okulda yaptırdığı kapalı spor salonu sayesinde kendini okulun sahibi sanan bir tip. Birine kafayı takarsa bütün gününü mahvedebilir. Laf sokmakta, insanları dış görünüşlerinden tut giyindiği kıyafete kadar aşağılamakta üstüne yoktur. Yanındaki sağ kolu ise Buse. Buse tam bir 'yancı'. Melis ne derse onu onaylar, onun kahkahasına kahkahayla karşılık verir. Kendi fikri yoktur ama Melis'in gözüne girmek için herkesten daha acımasız davranmaya çalışır."
Çisem'in yüzünde garip bir burukluk belirdi. "Grubun üçüncüsü ise Pelin... İşte Pelin konusu biraz farklı. Pelin aslında kötü biri değil İzel. Biz 9. sınıftayken Pelin'le aynı sınıftaydık. O zamanlar o kadar masum, o kadar sessiz ve kendi halinde bir kızdı ki... Ama popüler olma arzusu, göz önünde bulunma isteği kızın gözünü kör etti. 10. sınıfa geçerken sırf Melisgil'in grubuna girebilmek için kul köle oldu onlara. Şimdi onların yanında duruyor, Melis'in laflarına gülüyor, sırf o gruptan dışlanmamak için zorbalıklarına eşlik ediyor. Apaçık ortada yani, ezik görünmemek ve popüler olmak için özünü sattı resmen. Ama içten içe Melis'ten korktuğunu hepimiz biliyoruz."
"Peki ya erkekler?" diye sordum.
"Erkek zorbalar da okul futbol takımının tayfası," dedi Çisem gözlerini devirerek. "Başlarında doruk var. Doruk tam bir ego yığını, Melis'in erkek versiyonu diyebilirim. Yanında da onun her dediğini yapan Berke ve Cenk var. Melisgille sürekli beraber takılırlar; güç gösterisi yapmayı, insanları ezmeyi severler."
Çisem bana doğru biraz daha eğildi, gözlerimin içine baktı.
"Ve açık konuşayım İzel... Ben onlardan acayip korkuyorum. Bana da zorbalık yapmalarını hiç istemediğim için uzak duruyorum. Bugüne kadar onlarla hiç muhatap olmadım, sataşmalarına bile sessiz kaldım, hiç uğraşmadım. Sana da tavsiyem; olur da laf atarlarsa hiç karşılık verme, duymazdan gel. Yoksa kafayı sana takarlar ve okul hayatını zehir ederler."
Çisem'in bu samimi uyarısı, içimdeki o savunma mekanizmasını harekete geçirse de başımı salladım. "Merak etme Çisem, ben buraya olay çıkarmaya değil; derslerime odaklanıp voleybol oynamaya geldim. Kimseyle işim olmaz."
"Süper!" dedi Çisem tekrar eski neşeli haline dönerek. "Zaten voleybol takımına girince okulda kendi çevren olur, kimse de sana kolay kolay dokunamaz."
Öğle arası bittiğinde beraber sınıfa çıktık. Çisem'in anlattığı her şey zihnimde bir yerlere oturdu. Günün geri kalan dersleri hızlı ve olaysız geçti.
Çıkış zili çaldığında çantamı omzuma takıp B Blok'un önüne geçtim. Sarp merdivenlerin başında beni bekliyordu. Yanına vardığımda beni baştan aşağı süzdü.
"Nasıldı bakalım ilk günün sonu?" diye sordu.
"İyiydi," dedim gülümseyerek. "Takılacak tatlı bir arkadaş buldum bile, adı Çisem. Sanden ne haber?"
"Benim sınıf da makara," dedi Sarp. Sonra karnını tutarak omzumu dürttü. "Abla, eve gitmeden markete uğrayalım mı? Annem nöbette biliyorsun, evde yemek yoktur. Pratik, hemen yapabileceğimiz hazır şeyler alalım., dondurulmuş pizza ya da makarna falan yaparız, hiç uğraşamam ben sen yaparsan okeyim ."
"Bende yapamam o zaman, hadi gidelim," dedim.
Yolumuzun üzerindeki büyük markete girdik. Sarp'la reyonların arasında dolaşırken alışveriş arabasına dondurulmuş pizzalar,, soslar ve birkaç kutu meyve suyu attık. Sarp'ın markette çocuk gibi abur cubur seçişi, içimdeki o gün boyu biriken stresi biraz olsun dağıtmıştı.
Eve varır varmaz aldıklarımızı mutfağa taşıdık. Fırına dondurulmuş pizzaları attık, yanına pratik bir salata yaptık. Karşılıklı oturup yemeğimizi yerken Sarp bana 10-C'deki komik anılarını anlattı. Yemeğin ardından mutfağı toparlayıp odalarımıza çekildik.
Odama girip kapıyı kapattığımda günün tüm yorgunluğu üzerime çöktü. Okul formasını çıkarıp rahat bir şeyler giydim. Yatağa uzanıp tavanı izlemeye başladım.
Zihnim ister istemez yine dün akşama, o yağmurlu sokak köşesine kaydı. Babamın o çaresiz bakışları, kulağımda yankılanan o tek kelime: "Efra..."
Gömmek için yıllarımı verdiğim o isim; dün akşam babamın dudaklarından, bugün ise Nalan Hoca ve Aras'ın ağzından tekrar gün yüzüne çıkmıştı. Telefonumu komidinden alıp ekranına baktım. Rehberimdeki engelli numaralar listesinde babamın numarası öylece duruyordu. Hiçbir arama, hiçbir mesaj yoktu. Zaten olsa ne değişecekti ki? Yıllar sonra gelip tek bir kelimeyle her şeyi silemezdi.
Yatakta diğer tarafa döndüm. Dün akşam merdiven boşluğunda ağlarken yüzümden süzülen gözyaşlarımı düşündüm. Sonra bu sabah yanaklarıma, burnumun üstüne kapatıcıyla gizlemeye çalıştığım, eski okulumdaki zorbaların "leke" dediği ama Sarp'ın "Sana çok yakışıyor" dediği çillerimi düşündüm.
Ardından bugün yaşadıklarım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti: Aras'ın o umursamaz ama derin zümrüt yeşili gözleri, listede ne yazıyorsa onu söyleyeceğini belirten o inatçı tavrı... Çisem'in içtenliği; bana okulu, ve Melis'lerin çetesini anlatırken gözlerindeki o arkadaş canlısı ışık... Ve voleybol takımıyla yeniden canlanan sporcu ruhum...
Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım.
Ne olursa olsun, diye fısıldadım kendi kendime. Yeni bir evdeyim, yeni bir okuldayım. Bu sefer geçmişin, o lanet ismin veya kapatıcıların arkasına saklamaya çalıştığım çillerimin beni aşağı çekmesine izin vermeyeceğim. Bu yeni hayat benim.
🏐💙 🆚 💚🏀
Bölüm sonuna geldiiik! 🥳 Hikayeyi ve bu yeni halini nasıl bulduğunuzu Yorumlarda falan kesinlikle fikirlerinizi yazın, hepsini tek tek okuyorum biliyorsunuz! Fikirleriniz benim için çok önemli! Bir sonraki bölümde görüşmek üzereee! 🏐🏀
Bölüm etkileşimi
