2. bölüm / 5
ÇİÇEKLERİ SOLDUĞUNDAKUZUYA YEM OLMAK
Bölümler 5Şu an: KUZUYA YEM OLMAK
Kocaman kapılar ardına kadar açıldı. Nihayet gelmiştik. Arabanın sıcağından arınıp kapıyı açtım, hızlı adımlarla eve ilerlediğimde kapı açıktı bile. Kimseye ses etmeden hızla odama çıktım. Odaya girer girmez kapıyı kapattım ve soyundum. Banyoma ilerlediğimde sıcak duşu ayarladım. Tüylerim ürpermişti, su tenime değdiğinde. Su benim güvenli alanımdı. Duşa girmeyi, banyo yapmayı, denizde veya havuzda geçirdiğim vakitleri seviyordum. Duşumu uzatmak istiyordum, donmuştum tüm gün.
Sessiz sakin bir duş her zaman iyi gelirdi. Suyun altında izler kaybolurdu. Suyun altındaki sessizliği farkettiğimde altı yaşımdaydım. Ailecek denize gittiğimiz bir gündü, benim deniz yatağını lacivert olan tellere koymamın üstüne patlamıştı. O an heyecandan bunu anlamamış ve denize girmiştim. Girer girmezse batmıştım. Yanımda olan birkaç kişi yardım edene kadar sesleri aslında ne kadar duymadığımı farkederken nefes alamıyordum. Ama sesler yoktu, belkide ölüyordum. Belkide ramak kalmıştı.
Ama ölmemiştim. Gün geceye karışmıştı sonra güneş yeniden doğmuştu. Bugünlerde değildi belki yine de güneş kendine gökyüzünde bir yer bulduruyordu. Her seferinde de, bıkmadan usanmadan. Yorulmuyor mu derdim, her gün gökyüzünde güneşi görüp "Anne güneşin evi mi yok?" dediğim gün gibi.
Gökyüzü hep oradaydı nasılsa, onu düşünmezdim. Güneşi bazı günler görmediğimden sürekli çalışan ve yıllık izne çıkan insanlar gibi gelirdi bana. Tıpkı annem gibi. Kendisine kalan milyonluk serveti hiç ederek.
Annem bana o gün nasıl bir cevap verdi hatırlamıyordum. Şimdilerde güneşin bir evi olup olmadığını cevabını bilmeme rağmen merak ederim.
Suyu artık kapattığımda düşüncelerimde son su damlacıklarıyla birlikte bedenimden aşağı süzüldü gidere. Sesler kesildiğinde banyoda, yağmurun sesi doluştu kulaklarıma. Banyodan çıkıp yatağıma ilerledim, bedenimden akan sular yerleri ıslatıyordu. Bugün hiçbir şey yapmadan sadece soğuktan yorulduğum bir gündü. Başucu suyumdan bir bardak doldurdum kendime ve ağır ağır içtim. Bardağı tekrar yerine koyup, ayağa kalktım dolaba ilerledim.
İç çamaşırlarımın olduğu raftan gri bir kilot aldım. Üzerime nerdeyse dizlerime kadar gelen geçen yazdan beri bende olan giymeye de vermeye de cesaret edemediğim tişörtünü giydim. Asaf'ın tişörtünü. Yıkamaya kıyamadığım gibi çöpe de atamamıştım. Satmaya kalksam yüksek meblağlarla almak isteyenler olurdu eminim. Ne de olsa bana vermişti zaruriyetten de olsa, benimdi artık.
İs kokuyordu, Asaf. Ve tıraş losyonu. Nefret ediyordum ona dair her şeyden bi o kadar kıyamadığım gibi. Varlığı sadece yüktü omuzlarımda, kalbinde de. Kalbimde de öyle. Havluyu dolabın kapağına astım. Kapağı kapattım havludan kapandığı kadarıyla. Perdelerimi açtım yağmuru izlemek istiyordum. İzlerken uyumak istiyordum. Kapının kapalı olduğundan emin olup yatağa ilerledim, gök gürlüyordu. Yağan yağmurun hiddeti camı delmeye yetecek gibiydi.
Yorganın altına girdiğimde kurutmadığım saçlarım her yeri ıslatmıştı. "Of." söylenerek ayağa kalktım. Dolaba yöneldim ve yarı aralık kapaktan elime gelen ilk tişörtü saçlarıma sardım. Yastığın ters tarafını çevirdim ve geri yattım. Yağmuru izlemeye pekte halim yoktu. Kendini kandır hep. Gözlerim kapanırken aklımda sadece Asaf vardı.
ASAF K. MİR
Benden kaçtığı her saniye için hesap sormak istiyordum ondan. Beni ardında bıraktığı her an bunu nasıl yaparsın diye sarsmak istiyordum canını yakmadan. Canı canımdı. Okuldan sonra kimseyle görüşmemiş eve gitmişti. Rüzgarla ne konuştular merak ediyordum. Yüzünde açan çiçekleri o gülüşlerin ardında yatanı merak ediyordum.
Odadan çıktığımda kalabalığın sesi kulaklarıma dolmaya başlamıştı. Adımı haykırıyorlardı. Kuntay. Bugün maç rus bi adamlaydı. Arenanın bir kısmını ruslar dolduruyordu. Tuttukları taraf bendim. Şuana kadar hiç yenilmemiştim. Rakiplerim geri çekilirdi, maç biterdi ya da. Ruslar adımı tam telefuz etmek yerine -Tay kısmını baskın söylüyorlardı. Bi at yavrusu olmamıştık amınakoyayım. Derin nefesler aldım. Aklım yiyip bitiren kızı kalbimin derinlerinde bir saatliğine bile sürmeyecek bu maç için saklayabilirdim. Sonra da evine giderdim.
Maçın sonunda onu görme düşüncesiyle motive olmuş gülümseyerek çıkmıştım maça.
"Round 1" dedi kadın düdük çaldı.
Nakavt. Rus piçi yerde.
Köşeye gidip içtiğim suyla ağzımı çalkaladım. İkinci yudumu içip ortaya döndüm.
"Round 2"
Rus piçi yine yerde.
"Round 6"
Ve yine. Bir yumrukla devrilen herifin benim karşımda ne işi varsa zaten. Onu buraya koyan yönetime koyayım. Aşağıya inip soluklanmadan odaya geçtim. Köşedeki masaya konulan suyu kafama dikip banyoya girdim. Soğuk suyu açtım, anca paklardı gidene kadar. Dört dakikayı bulmadan çıkıp üstümü giydim. Odaya girdiğimde gördüğüm yüzle gülümsedim. "Güzelim, yolunu mu kaybettin?" dedim kinayeyle. "Yaa abi niye öyle diyorsun? Seviyorum seni izlemeyi." canımı alabilirdi canını tehlikeye atmadığı sürece. Yanıma gelip kollarını boynuma sardı. "Yeşim, kurtmuş kuşmuş bakmazlar burda. Kuzuya yem olursun. Gelme bir daha güzelim." dedim sarılmasına karşılık verirken.
Kuzuya yem olmak.
Benim Eslem’e sorgusuz sualsiz güvenim gibi, sevgim ya da. Rastgele bir gün karşıma çıkıp beni hiçbir hamle yapmadan alt etmesi mesela. Gerek duymadan yumruklarını savurmaya benim çoktan nakavt oluşum gibi.
Ona bunu anlatmak çok zor. Bazen sevgimden şüphe ediyordu, farkındaydım. Bana olan sevgisi onu yok edecek sanıyordu. Yanılıyordu. Benim ona olan hislerim ikimizinde sonu olacaktı.
"Of abi heves bırakmıyorsun." Yeşim. Öz kardeşim değildi, olsa bu kadar severdim herhalde. Saçlarının arasına minik öpücükler bıraktım. "Heveslenme böyle şeylere zaten. Eve geç sen benim işim var geç oldu yat." dedim lafı dolandırmadan. "Bende gelsem olmaz mı?" tabii ki olmaz. Yüz yıl dalga geçerdi artık. "Eve Yeşim, eve." dedim.
"Alttan alttan bakma bana. Söyle eve bıraksınlar güzelim." bozuldu ama bir şey demedi. "Peki, görüşürüz evde." kollarını boynumdan çekerken, son bir kez sıkı sıkı sardım onu. "Görüşürüz." kulağına fısıldadım. Modu yerine gelmişti bile. Sulu öpücüklerinden kondurdu yanağıma. Koşarak çıktı odadan.
Naz yapıyordu sözde bana ama anlamıyordum sanki Barışla beş dakika fazla durmak için kıvranıyordu. Sıra Barış'a da gelecekti, en güvendiğim adamın arkamdan kardeşimle görüşmesi tabii ki öylece rafa kalkmayacaktı.
Arabanın anahtarlarını aldım, ceketimi giyip kapşonlunun şapkasını kafama geçirdim. Dudaklarıma sigarayı koydum az önce giydiğim ceketten çıkardığım çakmakla yaktım. Saniyelik bir ısı verdi ellerime. Arabaya binip, evine doğru gazladım. Özlemiştim. Vakit geçirmeyi, yaptığımız herhangi bir şeyi aslına bakarsak çok özlemiştim.
Geçen kış öyle güzeldi ki, bu yıl sik gibi geçiyordu. Her gün kahvesini ben alıyordum uyandığı ilk an içmek istediği kahve dışında okula giderken de kahve içmek istediğini biliyordum. Arabayla onu alıp kahvesi bitene kadar yolu uzatıyordum. Paketli kahveleri sevmediğinden okul yönetimiyle konuşup kahve, şeker ve sütü ayrı ayrı aldırmıştım. Sevmiyordu çünkü süt tozu bile olsa içmezdi kahveyi darda kalmadıkça. Dersleri oldukça kötüydü. Yabancı dilleri dışında. Dört farklı dili anadili gibi konuşabilirdi. İl çapında öne çıkartmıştı bu özelliği onu, yabancı hikaye yazılması gereken bi projede tüm marifetlerini sergilemişti.
Onu anlatmaya kelimelerim yetmezdi, o bile kendini anlatamazdı. Okuduğu tüm kitaplara bildiği tüm dillere rağmen.
Aşk, neydi bilmiyordum. Tek bildiğim gideceğim yerlerde bile kalacak olmamdı. Kalıyor oluşumdu. Kurallarımı, prensiplerimi, öz saygımı silip atabilecek kadar seviyordum onu. Adını ağzıma almaya layık olmadığımı düşünmeden edemiyordum.
Direksiyonu kavrayan parmaklarım kasılmaya başlamıştı sıkmaktan, parmak boğumlarım belirginleşmişti. Ne kadar yüklendim farkında değildim, gaza. Ama şimdi kapısının önündeydim.
Arabayı durdurmadan iki blok öteye park ettim. Arabadan inip kilitlediğim kapıdan emin olup bahçenin arka kapısına yöneldim. Görünmeden girmek eper bi efor sarfettiriyordu. Yine de değerdi.
Kapıdan içeri girdiğimde hiç beklemeden camına doğru tırmandım. Bu kız beni örümcek adam yapmıştı. Daha ne olsun anasını satayım. Daha ne yapayım ne vereyim kendimden. Cam açık değildi ama perdeler açıktı balkon tarafından tırmandığım için balkona attım bedenimi. Çıkan sesle gözleri aralandı. Yüzüstü yattığı yataktan kafasını kaldırdı. Sağa sola bakındıktan sonra beni görmeyip kafasını uyku mahmuru geri koydu yastığa.
Kapıyı açıp içeri girdiğimde tekrar kaldırdı kafasını, bu sefer beni gördü ki dudakları aralandı. Bir şeyler söyleyesi vardı ama geri kapandı yutkundu. Gözlerini tekrar biraz açtığında kafasını kaldırdığı yetmemiş olacak ki hafifçe bedenini kaldırdı.
Bir süredir bu halini görmemek içime oturmuştu, fazlasıyla sevimli gözüküyordu.
Aynı harflerle başlıyor diye karıştırmış olmayasın sevimli değilde seksi. İkiside. İçten içe kendime küfrettim.
Kendine nihayet biraz daha geldiğinde aralandı dudakları bu sefer sesi de çıkmıştı.
"Asaf." dedi uyku mahmuru sesiyle. Sikeyim bir o bana böyle seslenebilirdi.
"Bebeğim." dedim yanına yaklaşarak. Yatakta tamamen doğruldu. "Ne işin var senin burda? Bir şey mi oldu?" endişeliydi sesi. Zerre haz etmiyordum bu halinden bi o kadar da tatlı geliyordu. "Hayır, kaçıyorsun ya benden çok özledim seni." dedim. Yanına gittiğimde yüzünü avuçlarımın arasına aldım. Tüm dünya bu odada avucumda toplanmıştı sanki. "İyi misin?" dedi sesindeki endişe azaldığında. Elleriyle kollarımı tuttu nazikçe. Ellerini hissetmeyi bile çok özlemiştim. Nasıl iyi olurdum? "İyiyim." dedim ve bekledim. Sormam gereken asıl soruyu sorarsam canı sıkılırdı. Eğildim hafifçe saçlarını kokladım, öptüm. Yutkundu.
"İyisin." diye fısıldadı. "Ama niye geldin her özlediğinde gelecek misin, gelir miydin?" dedi merakla. Çocuksu bir meraktı bu. "Gelmezdim. Bugün kaçınca benden-" demeye kalmadan lafımı kesti kollarımdaki elleri sıkılaştı. "Niye geldin, Asaf?" dedi cevap bekliyordu. Dolandırmaya niyetim yoktu. "Rüzgar pezevengine niye güldün?" dedim direkt. Tabii ki başkalarıyla konuşabilirdi. De neden gülüyordu. Gülmez gülmez de neden gülüyordu? "Bu yüzden mi geldin?" dedi. Başka bir sebebi olsun istiyordu. Bende istiyordum. "Evet." dedim. "Merya ile ilgili bir şey dedi ona gülmüştüm." lafı hiç dolandırmamasına bayılıyordum. Kafamı salladım sadece. Bir kez daha öptüm. Gözleri doldu. Burnunu öptüm bu kez. "Doldurma gözlerini." dedim.
"Gidecek misin?" dedi kedi yavrusuna benziyordu. Uysallığı, sırnaşması, bakışları, sevgi istemesi bile. "Uyuyalım mı beraber?" dedim. Yataktan kalkıp kollarımdan sıyrıldı. Koşa koşa gidip kapıyı kilitledi. Üstündeki tişört benimdi. Her şey yakışıyordu işte, güzel tenine. Kollarını kollarıma doladı. "Hadi uyuyalım madem o kadar gelmişsin." diyip yatağa çekti. Görende okulda hiç terslemiyor, peşinde süründürmüyor sanardı. Sikeyim ki peni istediği kadar sürükleyebilirdi de süründürebilirdi. Yorulmuştum. Ve tek ihtiyacım mis kokusuyla uyumaktı. Cenin pozisyonunda yattığında arkasından sarıldım. "Özür dilemek istemiyorum." dedi. Biliyordum. Sorun değildi. Öptüm tekrar rastgele tenini. Gömüldü bana ve uyudu. Bu koku uğruna ölmek vardı. Öncesinde uyumak istiyordum bu kokuyla.
..
ESLEM
Sabaha karşı gözlermi açtığımda Asaf'ın varlığı beni iyi hissettiren tek şeydi. Uyanmaktan nefret ederdim. Ve uyanmayı sevdiğim tek anlarda onun geldiği anlardı. Geçen kıştan beri bi öyle bi böyle olan ilişkimizin resmi bir adı olmasa da ona dürüstçe söyleyemediğim gerçekler içimden taşıyordu. Biliyordu. Farkındaydım. Sırtım Asaf'a dönük yatmış öyle de kalkmıştım. Yavaşça ona doğru döndüm. Dün gece farketmemiştim dudağının kenarı şişmişti. "Asaf." derken dürttüm. "Hım?" diye mırıldandı. Uykudaydı hala.
"Kalk." dedim. Dürtmeye devam ederken. "Noldu yavrum?" dedi uyku mahmuru sesiyle. "Asıl sana ne oldu? Dudağına noldu Asaf?" dememle kendine gelir gibi oldu. "Yat uyu." dedi. "Asaf ne oldu söylesene." direttim.
"Rüzgarla atıştık. Yat hadi." geçiştirmek istercesine. "Ne!" dedim hiddetle. "İyi mi çocuk?" dememle sinirle doğruldu ve üzerime geri eğildi yüzlerimiz aynı hizadayken nefeslerimiz birbirine karışıyordu. "Sana ne. O piçten sana ne." dedi. Uzatmak istemiyordum. Ama Rüzgara hal hatır sormayı kafama not ettim. "Hadi yatalım biraz daha." diyip çektim Asaf'ı kendime. Tolere edebilirdim ona dair her şeyi, hafifletebilirdim.
Terslesemde, istemesemde, nefret ettiğimi de söylesem; inansa da zaman zaman, aşıktım ben ona. Ve umuyorum ki o da bana.
Bölüm etkileşimi
