3. bölüm · Çevrimiçi Bela

Bölüm 3: Şüpheliler Listesi

İpek 🤍

"Eğer bir dedektif olsaydım, muhtemelen davanın ilk gününde kendi ayağıma basıp düşer ve suçluya yakalanırdım."
Okul çıkış zili kulakları tırmalayan bir gürültüyle çaldığında, sıramda öylece oturmuş, kafamın içindeki yapboz parçalarını birleştirmeye çalışıyordum. Matematik sınavının üzerinden tam dört ders geçmişti ama benim aklım hâlâ sabah çınar ağacının altında, telefonumun ekranına düşen o son mesajda kalmıştı. “Tam olarak karşında duran şeyleri görmek, bazen en zorudur Bilinmeyen. Kafanı çok uzaklara yorma.”

Bu cümle zihnimin koridorlarında adeta bir eko gibi dönüp duruyordu. Sıramın üzerine yaydığım defterleri, kalemleri tek tek çantama tıkıştırırken sınıfın boşalmasını izledim. Berk, arkadaş grubuyla birlikte hafta sonu yapacakları maçı tartışarak kapıdan çıkmıştı. Eskiden olsa gözüm o kapıdan çıkana kadar onun arkasından bakar, attığı her kahkahayı hafızama kazımaya çalışırdım. Bugün ise Berk’in varlığı, odadaki herhangi bir eşyadan farksızdı benim için. Kalbim, o parlak ama içi boş dünyadan tamamen taşınmıştı. Şimdi o kalbin içinde, sadece kim olduğunu bilmediğim bir yabancının dik el yazısı ve zekice seçilmiş kelimeleri vardı.

Çantamın fermuarını çekip omuzuma taktım ve sınıftan çıktım. Okul koridoru tam bir mahşer yeriydi. Herkes bir an önce bu binadan kaçmak ister gibi merdivenlere hücum ediyordu. Kalabalığın arasından sıyrılıp bahçeye çıktığımda, temiz sonbahar havasını ciğerlerime çektim. Eve yürürken kulaklığımı takıp sabah listeme eklediğim o şarkılardan birini açtım. Adımlarım müziğin ritmine ayak uydururken, içimdeki dedektif ruhu çoktan uyanmıştı. Bir şüpheliler listesi yapmalıydım. Evet, kesinlikle yapmalıydım.

Eve varır varmaz kendimi odama attım. Üniformamı bile değiştirmeden çalışma masamın başına geçtim, bomboş bir çizgisiz kağıt çıkardım ve en üstüne büyük harflerle "ŞÜPHELİLER LİSTESİ" yazdım.
Altına ilk ismi ekledim:
1. Şüpheli: Caner (12-C / Satranç Kulübü Başkanı): Matematiği inanılmaz iyi. Sürekli analitik düşünüyor. Ama... Mesajdaki o flörtöz ve tatlı ton Caner’de hiç yok. Çocuk kız gördüğünde veziri düşmüş satranç oyuncusu gibi donup kalıyor.

İkinci ismi yazarken duraksadım:
2. Şüpheli: Umut (12-A / Okul Birincisi): Noktalama işaretlerine manyak gibi dikkat eder, tam onun tarzı. Ama dün gece saat 01.30’da bana mesaj atması imkansız. Çocuk akşam dokuzda uyuyup sabah beşte paragraf sorusu çözüyor.

Kalemi parmaklarımın arasında evirip çevirirken aklıma o isim geldi. Meriç. Listeye adını yazmak için kalemi kağıda yaklaştırdım ama sonra sabah bahçedeki o hali gözümün önüne geldi. Kitabına öyle bir gömülmüştü ki, dünyayla bağı tamamen kopmuş gibiydi. Üstelik elinde telefon bile yoktu. "Saçmalama Doğa," dedim kendi kendime. "Meriç gibi bir buzdağı bana 'savunmasız görünüyorsun' yazıp arkasına gülücük emojisi koyar mı hiç? Çocuk resmen resmiyetin vücut bulmuş hali." Yine de kalbimin bir köşesi onun o derin, karanlık gözlerini hatırladığında garip bir şekilde titredi. Ama mantığım "O değil" diyerek ağır bastı. Meriç'in adını listeye yazmaktan vazgeçtim.

Tam o sırada çantamdan bir şeylerin döküldüğünü fark ettim. Fermuarı tam kapanmamış olacak ki, içindeki coğrafya defterim sıranın kenarından sarkıyordu. Defteri düzeltmek için çantamı kucağıma aldığımda, ana bölmenin içinde, benim olmayan bir şey gözüme çarptı.
Küçük, kare şeklinde, kalın siyah bir karton parçası.

Nefesimi tutup kartonu çantamın içinden çıkardım. Bu bir kitap ayracıydı. Üzerinde beyaz mürekkeple, dün geceki o kusursuz, dik el yazısıyla tek bir cümle yazıyordu:
"Dedektiflik yaparken arkandaki ayak seslerini duymayacak kadar müziğin sesini açmamalısın Bilinmeyen. Çantanı açık unutman da cabası. Yarın daha dikkatli ol."

Yatağın üzerine adeta çöktüm. Kalbim o kadar hızlandı ki, odadaki sessizlikte kendi kalp atışlarımı duyabiliyordum. Bu çocuk... Bu gizemli çocuk bugün okul çıkışında tam arkamdaydı! Ben kulaklığımı takıp müzik dinleyerek yürürken, o benim açık kalan çantamın içine bu ayracı bırakmıştı. Üstelik ruhum bile duymamıştı. Beni bu kadar yakından, bu kadar sessizce izlemesi hem içimi ürpertiyor hem de ruhumu tarif edilemez bir heyecan dalgasıyla çalkalıyordu. Hemen telefonuma sarıldım. Ellerim titriyordu.

Bilinmeyen Numara: Sen tam bir delisin! İnanamıyorum... Bugün okul çıkışında arkamda mıydın yani? Nasıl ruhum duymadı? Çantama o ayracı nasıl bıraktın? (16:45)

Mesajı gönderdikten sonra yatağın içinde döne döne cevabı beklemeye başladım. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. Birkaç dakika sonra o tanıdık "Yazıyor..." ibaresi belirdi. Her zamanki gibi acele etmeden, sakin ve tatlı tatlı oynayarak yazıyordu.

053X...: Delilik mi? Belki de sadece sözünü tutan biriyimdir. Yarın okulda karşılaştığımızda beni tanıyabilecek misiniz diye sormuştum, sen ise etrafta dedektif gibi dolanırken arkandan geçen insanlara dikkat bile etmedin. Kulaklığındaki şarkı güzeldi ama etrafındaki dünyaya karşı seni biraz fazla kör ediyor. (16:48)

Bilinmeyen Numara: Şarkıyı boş ver şimdi! O ayracı çantama bırakacak kadar yakınıma girdiysen, seni görmüş olmalıyım. Arkamdan yürüyen üç kişi vardı. 12-B'den Hakan, bizim sınıftan Burak ve... bir de Meriç vardı. Dur bir dakika. Sen o üçünden birisin! (16:50)

053X...: (Gülümseme emojisi) Çember daralıyor demek... Güzel bir analiz. Ama unutma Bilinmeyen, bazen gördüğün şeyler sadece görmeni istediğim kadardır. Belki de o üç kişiden biriyim, belki de o sırada sadece yanından geçen bir gölgeyim. Beni köşeye sıkıştırmak için daha akıllıca hamleler yapmalısın. (16:52)

Bu cevapla birlikte içimdeki hırs daha da katlandı. Beni küçümsüyor muydu o? Görürdü o şimdi. Onu kendi silahıyla vuracaktım. Madem benimle böyle akıl oyunları oynuyordu, ben de ona öyle bir tuzak kuracaktım ki, kim olduğunu açık etmek zorunda kalacaktı. Beynim fırıl fırıl dönmeye başladı. Zekice, onu test edecek bir mesaj hazırlamalıydım.

Bilinmeyen Numara: Pekala, madem oyun oynamak istiyorsun, oynayalım dahi çocuk. Yarın sabah okula gelirken sol bileğime kırmızı bir iplik bağlayacağım. Eğer gerçekten beni bu kadar yakından izliyorsan ve kim olduğumu biliyorsan, yarın ilk teneffüste bana o kırmızı iplikle ilgili, sadece ikimizin anlayacağı bir mesaj atacaksın. Eğer atamazsan, seni tamamen engelleyeceğim ve bu oyun bitecek. Var mısın? (16:55)

Mesajı gönderdikten sonra nefesimi tuttum. Bu sefer "Yazıyor..." ibaresinin belirmesi biraz daha uzun sürdü. Muhtemelen bu net restim karşısında ne yapacağını düşünüyordu. Sonunda o beklediğim bildirim ekranıma düştü. Gelen cevap içimdeki o tatlı heyecanı ve karmaşayı iki katına çıkardı.

053X...: Kırmızı iplik... Kadim inanışlarda kaderin birbirine bağladığı iki insanı temsil eder derler. Güzel bir seçim. Restini kabul ediyorum Bilinmeyen. Yarın ilk teneffüste o kırmızı ipliğin hakkını vereceğim. Ama sakın unutma; eğer kim olduğumu yanlış tahmin edip okulda başka erkeklerin bileğine bakarsan, bu sefer ben seni engellerim. Yarın görüşmek üzere, iyi geceler. (17:00)

Telefonu göğsüme bastırıp yatağın içinde çığlık atmamak için yastığı yüzüme kapattım. Bu çocuk kesinlikle sıradan biri değildi. Kurduğu her cümle, bıraktığı her küçük iz beni ona biraz daha bağlıyordu. Berk’in o üç yıl boyunca bana hissettiremediği tüm o derin, gerçek duyguları bu çocuk sadece iki günde, sadece kelimeleriyle bana yaşatmıştı.

Yarın sabah o okul kapısından içeri girdiğimde, bileğimdeki o kırmızı iplikle birlikte hayatımın en büyük, en heyecanlı arayışı başlayacaktı. Ama içimden bir ses, Meriç'in o bankta oturan, dünyaya küsmüş haliyle bu zeki mesajların sahibi arasında hiçbir bağ olmadığını söylese de, onun o derin gözlerindeki gizemi çözmek için de sabırsızlanıyordu. Oyun henüz yeni başlıyordu ve ben bu oyunda kaybetmeye hiç niyetli değildim.