1. bölüm · Cesaret Aşka Yeter Mi?

Bölüm 1: Kar Tanelerinin Düşüşü

Wriothesley Fontaine

20 Aralık.
Okulun camlarından dışarı bakıldığında sanki bütün dünya beyaza boyanmış gibiydi. Bahçedeki ağaçların dalları karın ağırlığıyla eğilmiş, öğrencilerin çoğu montlarıyla sınıfa doluşmuştu. Normalde ders zilinden sonra sınıfta bir uğultu azalır, öğretmen gelir ve herkes toparlanırdı. Ama o gün farklıydı. Biyoloji hocası yoğun kar yüzünden gelememişti.

11/A sınıfı resmen bir lunaparka dönmüştü. Kimisi pencereden selfie çekiyor, kimisi sıranın üstüne oturmuş, kimisi de kantinden gizlice getirdiği yiyecekleri çıkarıyordu.

Ve elbette, sınıfın en dikkat çeken köşesinde dört kişi vardı: Zhongli, Tartaglia, Alhaitham ve Flins
Onlar okulun en popüler grubuydu. Çoğu kişi ya onlarla arkadaş olmak ister ya da gizliden gizliye kıskanırdı.

---

Zhongli, arka sıralarda rahatça yayılmıştı. Üzerinde her zamanki pahalı montu vardı. Elinde sigara olmamasına rağmen sanki sigara içiyormuş gibi parmaklarıyla oynuyordu. İnatçı bakışlarıyla etrafı süzüyor, kimseye aldırış etmiyordu.

Tartaglia, Zhongli’nin hemen yanında oturuyordu. Daha düzenli, daha planlı. Defterinin kenarında karalamalar yapıyor, satranç ile ilgileniyordu, bir yandan da sınıfta dönen muhabbetleri dinliyordu. Gülümsemesiyle insanları rahatlatan bir havası vardı.

Alhaitham, masanın üzerine dirseklerini koymuş, kafasını eline yaslamıştı. Yüzünde hafif bir sıkıntı ifadesi vardı. Dün gece antrenmandan sonra bir iki şişe fazla kaçırmış gibiydi. Gözlerinin altı hafif mor, ama hâlâ çekici.

Flins ise diğer üçüne göre daha enerjikti. Spor çantası hâlâ yanındaydı, muhtemelen sabah okula gelmeden önce spor salonuna uğramıştı. Hafif bir gülümsemesi vardı, sanki sınıftaki kaosu izlerken eğleniyordu.

---

“Abi,” dedi flins, sesini alçaltarak, “ders yok ya… Sıkıldım ben. Gelin bi’ oyun oynayalım.”

Zhongli kaşlarını kaldırdı. “Ne oyunu?”

“Doğruluk cesaretlik,” dedi Ifa sırıtıp. “Biraz hareketlenelim.”

Alhaitham dudak büktü. “Çocuk oyunu değil mi o? 11. sınıfta hâlâ…”

“Sus lan,” diye araya girdi zhongli. “Sen de sıkıldın işte. Ne olacak, biraz eğlenelim.”

Tartaglia hafifçe güldü. “Tamam, oynayalım. Ama kuralları net olsun. Soruyu sormazsan ya da cesareti yapmazsan, ceza var.”

“Ne cezası?” dedi Alhaitham şüpheyle.

Ifa hemen atladı: “Bir hafta boyunca kantinden bize tost ısmarlamak mesela.”

Üçü birden kahkahaya boğuldu. Alhaitham gözlerini devirdi. “Ulan siz var ya…”

Şişe niyetine boş bir su şişesi buldular. Sıranın üzerine koyup çevirmeye başladılar.

---

İlk tur Flins’nın sorusuyla başladı. Şişe Zhongli’yi gösterdi.

“Doğruluk mu cesaret mi, Zhongli?” diye sordu Flins, gözlerinde muzır bir parıltıyla.

Zhongli hafif bir tebessümle geriye yaslandı. “Doğruluk.”

Flins hiç vakit kaybetmeden sordu:
“Nilou mu, Jean mi?”

Sınıftaki birkaç kişi kulak kabarttı, çünkü bu isimler yabancı değildi. İkisi de okulda dikkat çeken kızlardandı. Jean daha ciddi, disiplinli biriydi; Nilou ise daha zarif, daha dikkat çekici.

Zhongli hiç düşünmeden, “Nilou,” dedi. “Kesinlikle Nilou. Daha güzel. Hem Jean fazla sıkıcı.”

Üçü birden güldü. Ifa, “Lan Jean duysa ağzını kırar senin,” diye takıldı.

Zhongli ise umursamaz bir şekilde şişeyi çevirdi.

---

Bu kez şişe Alhaitham’da durdu.

Zhongli sinsice sordu: “Doğruluk mu, cesaret mi?”

Alhaitham gözlerini kıstı. “Cesaret.”

Zhongli’nun gülümsemesi büyüdü. “Harika. O zaman… eski sevgilin Charlotte’u arayıp özür dileyeceksin.”

Alhaitham’nın yüzündeki renk değişti. “Ne? Delirdin mi oğlum? O kızla… aylar önce… Hem—”

“Kurallar, kurallar,” dedi Kazuha gülerek. Ifa da kışkırtıcı bir sesle, “Hadi lan Alhaitham, korkak mısın yoksa?” diye ekledi.

Alhaitham yumruğunu sıktı. “Siz var ya…” dedi dişlerinin arasından. Sonra cebinden telefonunu çıkardı.

Sınıftaki uğultu biraz azaldı. Herkes merakla bakıyordu.
Alhaitham numarayı çevirdi, kısa bir süre sonra Charlotte açtı.

“Ne var Alhaitham?” dedi sert bir sesle.

Alhaitham derin bir nefes aldı. “Bak… ben… özür dilemek istedim.”

Sınıfta kahkahalar, fısıldaşmalar başladı. Charlotte’un sesi telefondan yankılandı:
“Özür mü? Sen ciddi olamazsın. Senin yüzünden—”

Devamı kavgaya dönüştü. Alhaitham telefonu kapattığında yüzü kıpkırmızıydı. Zhongli, flins ve Tartaglia kahkahadan yerlere yattı.

“Ulan, var ya… sizin yüzünüzden…” diye söylendi Alhaitham, ama gülmemek için zor tutuyordu kendini.

---

Sıra ona geldi. Şişeyi çevirdi. Bu kez Tartaglia’da durdu.

“Doğruluk mu cesaret mi, Tartaglia?” dedi, hâlâ sinirle gülümseyerek.

Tartaglia omuzlarını silkti. “Cesaret.”

Alhaitham sırıttı. “O zaman… sınıfın en çalışkan kızı Emillie’yi buraya davet edeceksin.”

Sınıfta bir anlık sessizlik oldu. Herkes birbirine baktı. Emillie, ön sırada sessizce defterine bir şeyler karalayan, derslerde hep parmak kaldıran, ama popüler kızların sürekli dalga geçtiği biriydi.

Zhongli kıkırdadı. “Ulan Alhaitham, adamsın. Bakalım Tartaglia bu işin altından nasıl kalkacak.”

Tartaglia derin bir nefes aldı, sonra yerinden kalktı. Adımlarını yavaşça Emillie’ye doğru attı. Tüm sınıf nefesini tutmuştu.

“Emillie,” dedi kibarca. “Biz bir oyun oynuyoruz da… bize katılmak ister misin?”

Emillie başını kaldırdı. Göz göze geldiler. O an sınıftaki gürültü bir anda kaybolmuş gibiydi.