2. bölüm / 2
CEPHEDE DEĞİL KALBİMİZDEBölüm iki:Yemin olsun!
Bölümler 2Şu an: Bölüm iki:Yemin olsun!
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu
“O günün üzerinden yıllar geçmişti Selim eskisi gibi küçük değil kocaman bir adam olmuştu ama o hâlâ abisinin küçük bir kardeşiydi…”
O geceden kalan karanlık havanın aydınlanmasının üzerinden iki saat geçmişti. Selim olması gereken saatten çok daha erken uyandı yada belki de hiç uyumadı…Onun için bugün hayatının yeni, çok daha anlamlı bir gün günüydü. Çünkü o bugün yıllar önce kendine verdiği o sözü tamamlamak üzereydi…
babasına ceza kesmek isteyen çocuk büyümüş ve gerçekleştirmek için yemin törenine gidecekti. Ergenlik yaşını geçtikten sonra abisi ile yetimhane gibi bir zindandan kurtulup küçük bir ev aldılar küçüktü ama içinde sevdiğinleysen bunun ne önemi vardı ki? Barış artık bir doktordu Selim ise asker…aynı 5 yaşında olmasını umduğu gibi;
“Bende asker olacağım o zaman!’
Oldu. O dediğini yapar. Bugünde o yemin törenine katıldığı andan itibaren vatanına vereceği onun için çok… tahmin edebileceğinizden bile çok farklı anlam taşıyan bir duyguydu. Odasında aynanın karşısına geçmişti üzerinde o gün o formayı taşıyor ve bunun henüz bir başlangıç olmasının gururunu birazda şokunu yaşıyordu. Yüzünde korku yoktu heyecan vardı azim vardı ve hiç bitmecek bir istikrar…Barış ağır adamlarla odaya doğru yaklaştı yılık kalmış kapıdan içerisi az da olsa görünüyordu. Aynanın karşısında ki kardeşine baktı. Yüzünde bir tebessüm oluşmuştu belki de ondan daha çok heyecanlıydı çünkü bu onun fazlasıyla gururlandırıyordu. Kim istemez ki bir gün kardeşinin vatan uğruna yemin törenine gideceğini? Ve onun için en önemlisi kardeşinin hayallerine kavuşmuş olmasıydı. Emekleri boşa çıkmadı. Yıllardır verdiği o çaba,her gece eve gelince odasında onu ağlayarak bulması nedenini sorunca da “acaba yapamayacak mıyım abi?” yanıtını alması…
İçinden şöyle geçirdi.
“Yaptın abim…sen yaptın.”
Gözleri hafiften dolunca elini gözlerine götürüp göz yaşını sildi. Kapıyı tam bir şekilde açıp sakin ve huzurlu bir ses tonuyla;
— Asker geç kalıyorsunuz gibi?
Selim abisinin sesine irkildi. Burada olduğunu fark etmemişti. Ona döndü. Sonra kolunda ki altın saatine baktı. Henüz “08:00” . Gözlerini devirdi.
— Abi daha iki saat varya beni niye korkutuyorsun?
Barış gülerek yanına yaklaştı.
— Tamam sakin sadece bir tatbikat.
Selim gözlerini kıstı.
— Eminim.
Barış gülmeyi kesti. Onu sinirlendirmek bu hayatta yaptığı en keyifli şeylerden biriydi belki de ama ne de olsa abilik vazifesidir…
— Askerimiz bu atarlı tavırlarını nereden alıyor?
Selim onun bu şakacı hâline alışıktı. Yani her ne kadar sinirlense de eğlenmediğini söylemekte büyük yalandı. Onun için zaten tek bir hayat sevinci vardı o da abisi. Yüzünde ki ifade yumuşadı.
— Bilmiyorum galiba çok heyecanlıyım.
Barış'ın yüzünde dalga geçer gibi bir ifade vardı. Ela gözleri parladı.
—Yok canım sen ve heyecanlı olmak bunu bana asla inandıramazsınız.
Selim abisine doğru diklenerek adımlar attı.
—İnandıramazsınız.
—Öyle tabi ki.
— Diyorsun ki ben bir askere laf atıcağım yani öyle mi?
Barış'ı kahkaha tuttu. Selim'in gözlerine baktı.
— Görünüş şu ki askerimiz biraz abisini tehdit ediyor.
Selim inanmıyormuşta ilk defa duymuş gibiydi.
— Aa kimmiş bu asker ben tanıyor muyum acaba?
—Elbette en iyi siz bilirsiniz. Yazık değil mi abisine?
—Ha şimdi hatırladım, iyi tamam o yapmışsa vardır bir bildiği. Haklıdır yani.
Barış köşeye sıkışmıştı çünkü Selim onun üzerine geliyordu.
—Tamam asker teslim oluyorum.
Selim gülmeye başladı. Daha sonra Barış’a bir kaç saniye baktı o da artık eskisi gibi değildi alnı kırışmış saçlarında da hafif beyazlıklar vardı. Zaman çok çabuk geçiyordu sanki daha dün çocuktular da bugün büyüme iksirini filan içmişlerdi. Gözleri doldu. İkisi beraber büyüdü. Hiç ondan ayrı bir günü, ondan ayrı bir yediği olmamıştı ta ki bu zamana kadar…Mutluydu ama üzülüyordu. Çünkü görev için ondan ayrı kalabilirdi. Her şey güzeldi ama bu onun için zor hemde fazlasıyla. Hiç bir şey demeden sıkıca abisine sarıldı. Barış neden şuan bunu yaptığına anlam veremesede o hep sarılabilir o da bunu istiyordu. Karşılık verdi.
— Abi...
Selim dayanamadı gözlerinden bir damla yaş abisinin üzerine süzüldü. Barış bunu fark etti. Boğazı düğümlendi onu böyle görmekten nefret ediyordu. Kaşlarını çattı.
—Asker bey?
Selim yutkundu.
—Hı?
Barış kafasını onun omzundan kaldırdı ve ona baktı Selim de aynı şekilde yapmıştı.
—Askerler ne zamandan beri ağlıyor. Hele ki ismi Selim Akar olanlar.
Selim hafif gülümsedi. Ama bu gülümseyiş kısa sürdü.
— Çocukken de ağladı ismi Selim olanlar…
Sesi hafif titrek çıkmıştı. Barış’ın yüzü ciddi bir hâl aldı. Elini kardeşinin yüzüne götürüp sulu gözlerini şefkatle sildi.
—Ağlamak artık sana yasak tamam mı? Yoksa abin ceza kesecek kardeşine!
Selim güldü. Aynı lafı babası için kendisi kullanmıştı. Şimdi o sözü Barış hatırladıkça utanıyordu. Abisinin göğsüne elini bastırarak hafif itti. Gözlerini ondan kaçırdı ve;
—Abi! Unut artık!
— Ne yapayım o kadar içten istedin ki…
Selim gözlerini bir süre yerde gezdirdi daha sonra tekrar abisi Barış’a döndü.
—Hak etmiş demek ki.
Barış gülümsedi.
— Askerimiz dediyse doğrudur.
Selim kısa bir kahkaha attı daha sonra tekrardan aynaya dönüp üzerinde ki formayı düzeltti. Barış'a döndü ve;
— Abim.
Barış şefkatle ona yaklaştı.
— Söyle abicim.
Selim sanki o küçük çocukmuş gibi bir hevesle sordu gözlerinin içi parlıyordu.
—Oldum mu?
Barış formasına dokundu.
— Oldun asker ama beni yakışıklılık konusunda geçemezsin heveslenme.
— Allah Allah.
— Ne sandın.
Barış aynaya bakıp kendi saçlarını düzeltti. O da bugünün verdiği ağırlığı yansıtmak amacıyla siyah takım ceketinin içinde beyaz gömlek ve kumaş pantolonunu giymişti.
— Yaşlandım ama sorun yok hâlâ kızlar beğenir beni de.
Selim sırıtınca Barış ona döndü.
— Niye gülüyorsun bakmazlar mı?
Selim dudaklarını ısırdı daha sonra;
— Yok abi tabi ki bakarlar.
Cevabını hiç içten vermemiş gibi geldi Barış’a.
— Aramızda kaç yaş var da böyle davranıyorsun acaba?
— beş yaş o kadar da az değil.
Barış gözlerini kıstı.
— Sen varya…
Selim de üzerine gitti bakıştılar daha sonra Selim'in gözleri abisinin kol saatine kaydı. Artık gitmeleri gerekirdi.
— Abi gidelim haydi,geç kalacağız.
Barış saati fark etti haklıydı.
— İyi. Hazırsanız asker bey, gidelim.
— Hazırım gidelim.
***
Araba motoru durduğunda Selim ve Barış arabadan indiler ve karşılaştıkları o manzara tüylerini diken diken etti. Gepgeniş bir alanda yankılanan milli marşların sesleri duyuluyordu. Belki de sayılması saatler sürecek kadar insandan oluşan o kalabalık toplum. Bayrağın kırmızı rengi kendini göstemeye ve gökte olmaya ant içmişcesine her yeri donatıyordu. Sokak lambalarının arasına asılan ipteki bayraklarda unutulmamalı tabi. Atamızın posterleri de hemen o büyük bayrağın yanında idi. Bir heykelden daha da sabit duran Selim'le aynı formalara sahip askerler ve onların bu anını ölümsüzleştirmek isteyen aileleri ikisininde gözlerini doldurdu. Selim “keşke abimle yalnız olmasaydık, annem babamda olsaydı.” Diye geçirirken or’da yalnız askerlerin olduklarını da farketti. Ve şöyle düşünmeye devam etti. “İyi ki abim var…keşke onlarında düşünce kaldırabileceği,cephedeyken hatırlayabileceği bir abileri olsaydı…” Barış’a döndü. Ona bakınca kalbinde oluşan o kıpır kıpır olma hissini hissetti. Törene katılmadan son kez onun boynuna sıkıca sarıldı Barış bir şeyler düşündüğünü anlamıştı o da karşılık verdi. Selim'in sesi titriyordu ağlamamak için direnir gibi.
— Seni çok seviyorum abi, iyiki varsın…
Barış yutkundu. Kafasını onun omzuna yasladı.
— Sende abicim…sende iyi ki varsın.
Kardeşinin kollarından ayrıldı. Ve öğüt verircesine konuşmaya başladı.
— Dediklerimi unutmak yok.
Selim kafasıyla onayladı.
— Bir abin olduğunu unutmakta yok.
Selim hafif tebessüm etti ama bu pek mutlu gözükmüyordu.
— Asla unutamam zaten. Sende her ne olursa olsun bir kardeşinin olduğunu unutmayacaksın.
Barış dayanamadı “her ne olursa olsun…” bu kelime belki de çok farklı anlamlardaydı. Selim belki de başka şeyleri ima etmeye çalışıyordu. Bir gün ondan tamamen kopma ihtimalini düşünerek kardeşinin göğsüne kafasını gömdü ve ağlamaya başladı. Selim onun için eğildi.
— Abim?
Barış cevap vermedi ama hıçkırıkları Selim'in kulaklarında yankılanıyordu aynı zamanda da kalbini deliyor gibiydi.
— Abi ağlama.
— Sus.
— Ağlama o zaman.
Barış hiç bir şey demedi Selim onu daha da sıkı tuttuğunu hissedebiliyordu. Selim'de onu sımsıkı sardı Barış onun bur’da olduğunu hissettiren kokusunu içine çekiyordu. Kocaman bir adam olmuştu ama onun için hâlâ aynıydı…Bazen zamanda yaşlarda geçtikçe demek ki aynı kalan şeylerde olabiliyormuş. Selim ağlamak ve rahatlamakta istiyordu ama Barış’ı bu hâlde bırakıpta gidemezdi. Saçlarında elini gezdirdi rahatlatmaya çalışır gibi bir hali vardı.
— Barış bey yetmez mi?
— Döverim seni.
Selim'in yüzünde gülümseme oluştu.
— Tamam döversin ama önce ağlamayı bırak. Kızlar bakıyor.
Barış ağlarken gülmeye başladı.
— Serseri.
— Saçmalama.
— Farkın yok.
— Çok var…
Barış kafasını kardeşinin göğsünden ayırıp ona baktı.
— Haklısın var. Beni getirdiğine hâle bak.
Selim abisinin kızarmış gözlerini yavaşça sildi.
— Sende haklısın, özür dilerim
— Dileyemezsin.
Selim kıkırdadı. Daha sonra abisinin yüzünü ellerinin arasına aldı.
— Artık gideyim ha yoksa görevimden alınacağım ve oturup beraber ağlayacağız.
— Sakın öyle bir halt yeme seni ben okuttum.
— Tamamdır.
Selim ellerini abisinin yüzünden çekti.
— İyisin demi?
Barış kafa salladı ve burnunu çekti.
— Gideyim o zaman.
Barış kısa süre gozlerini kapatıp sıktı gitmesi için erken gibi geliyordu ama…gidecekti. O törene katılacaktı.
— İzleyeceğim seni.
Selim onayladı ve hızlıca arkasını dönüp diğer asker grubunun yanına doğru yürümeye başladı. Barış ise gözlerini bir an olsun ondan ayırmıyordu. Selim kendi bölüğünün safında ki yere geçmiş ve hizasını hızlıca almıştı. Heyecanını gizlemekte zorlanan askerlerden birisi de oydu. Sağı ve sol yanı da kendisiyle aynı bölükteki askerlerle doluydu. Sağında duran forması giyili kahverengi saça ve ela gözlere sahip bir asker vardı. Yaşıt olmalıydılar çok büyük gözükmüyordu. Selim onunla göz teması kurduğunda heyecanının altında ki samimi bakışı beğenmişti. İlk ona selam verdi.
— Merhaba.
Askerin ses tonu Selim'inkine göre bi’tık daha kalındı.
— Merhaba.
Selim gülümsedi.
— Heyecanlıyım.
Asker kendisi gibi birini bulmuştu.
— Bende öyle. İsmin neydi?
—Selim, ya senin?
— Kaan.
Selim elini uzattı.
— Tanıştığıma memnun oldum.
Kaan onun elini tutarak karşılık verdi.
—Bende memnun oldum.
Konuşmaya devam edeceklerken komutanın sesi duyuldu.
— Asker!
Tüm askerler hizada olup olmadığını kontrol edip duruşunu düzelttikten sonra karşılarında dimdik duran komutana döndüler.Komutan sesini oldukça gür ve duyulacak bir şekilde kullanmaya özen gösteriyor ve bunun ağırlığını yansıtmak istiyordu. Omzundaki rütbeleri parlayan, yüzü rüzgârdan ve yılların tecrübesinden hafifçe kavruk, gür bıyıklı bir adamdı. Kendini kısaca tanıttı.
—Askerler!
Diyerek tüm dikkati tekrar üzerine topladı. Konuşurken tüm askerlerin önünden geçiyor ve göz teması kuruyordu.
—Ben bölük komutanınız Yüzbaşı Kemal. Bugün burada, bu bayrağın altında vereceğiniz omuz omuza yemin, hayatınız boyunca taşıyacağınız en şerefli rütbedir! Sizde bunun hakkını vereceksiniz.
Selim'e yaklaştıkça onun kalbi çıldırmış gibi atıyor ve duyduğu her sözde tüyleri diken oluyordu. Esen rüzgar gözüne çarpıyor ve yanaklarını hafif kızartıyordu.
— Kalbinizin sağında ve solunda duran o silahlar. Onlara iyi bakın o artık sizin can yoldaşınız. Ve siz tüm askerlerde birbirinizin can yoldaşı olacaksınız.
Selim'le göz göze gelmişti. Selim ne yapması gerektiğini bilmiyordu sadece duruşunu bozmadı ve onun gözlerine de bakmayı ihmal etmedi. Kemal ona bakarak konuşmaya devam etti.
— Bölükte tek bir nefer yenik düşerse bilin ki sizde düşeceksiniz.
Askerler omuzları dik kafaları yukarıda dinlemeye devam ediyordu. Komutan Selim'in ensesine dokundu.
— Öyle değil mi asker?
— Öyle elbette komutanım.
Komutan gülümsedi. Diğer askerlere doğru devam etti. Selim yıllardır ilk defa böyle bir duyguya sahipti. Barış ise gururla kardeşini izliyordu. Ve biliyordu bu günlerin olacağını,kardeşinin başarabileceğini biliyordu…
Komutan bir süre sonra yerine geri döndü. Boğazını temizledi. Artık yemin törenine başlayacaklardı. Yüzlerce asker gür seslerle meydanı çınlatacaktı.
— Sancak çık!
Demesiyle Sancak yerini almıştı. Komutan neredeyse tüm askerlerin üzerinde gözlerini gezdirdi ve devam etti.
— Silah ve Sancak Üstüne... YEMİN EDİN!
Belinde ki kılıcı çıkartıp hafif yükseltti onun verdiği komut ile meydanı bıçak kesmişcesine bir sessizlik sardı. Rüzgarın uğultusu duruluyordu. Selim kalbinin yerinden çıkacak kadar hızlı attığını düşünürken sağ elini sağında ki silahın ve sancağın üzerine diğer askerler gibi koydu. Yanında duran Kaan ile göz göze geldiler ikisinin yüzünde de dakikalar önce ki bakış yoktu. İnatçı olacaklarını ölesiye vazgeçmeyeceklerini ikisi de biliyordu. Tüm askerler tok seslerini kullanarak yeminini etti. Sesleri gökyüzünü inletir gibiydi.
“Barışta ve savaşta, karada, denizde ve havada... Her zaman ve her yerde milletime ve cumhuriyetime doğruluk ve muhabbetle hizmet edeceğime…”
Barış tribünde Selim'i rahatlıkla görebiliyordu. Ne kadar heyecanı olduğunu da biliyordu ama onu uzaktan gören birisine bunu söylese inanmazdı. Çünkü inadıyla soğukkanlılığı ile o yemini etmişti. Barış gözlerinde ki yakıcı ve tuzlu yaşları artık tutamıyordu. Belki de onun inadı biterken Selim'in inadının bir başlangıcıydı bu…
❦
Bölüm etkileşimi
