3. bölüm / 2
CEO babam beni şımartıyor BL-2
Bölümler 2Şu an: -2
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Her şey, malikanenin duvarlarını sarsan o kulak tırmalayıcı seslerle başladı.William: "Sabah sabah sanki şehirde savaş çıkmış, silah atıyorlar… Bu ses ne ya?" diye mırıldanarak gözlerimi açtım. Başımda tarif edilemez bir ağırlık vardı, şakaklarımı ovuşturarak yataktan doğruldum.Kapımın önünde, her zamanki kusursuz ve resmi duruşuyla dikilen Lucas Tang, sesindeki tekdüzelikle cevap verdi: "Haklısınız 2. genç efendi. Babanız arka bahçedeki özel poligonda atış eğitimi yapıyor. Sizi de yanına çağırmam için beni bizzat görevlendirdi. Babanızın yanında şu an 1. genç efendi Aron, 3. genç efendi Dante, 4. genç efendi Julian ve 5. genç hanım Seraphina var. Hepsi eksiksiz bir şekilde sizi bekliyorlar. Atış antrenmanınız bittikten sonra ailece büyük salonda kahvaltı yapacaksınız efendim."Yüzümü tekrar yastığın sıcaklığına gömdüm, gitmek istemiyordum. "Ya bu saatte mi? Saat daha sabahın 10’u…"Lucas Tang: "2. genç efendi, diğer efendiler ve hanımefendi çoktan uyandı. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte zorunlu koşularını ve taktik eğitimlerini başarıyla tamamladılar. Şu an poligonda sadece ve sadece sizi bekliyorlar."William: "Ya ben bu ailede sadece kendi halinde takılan, sıradan bir mirasçı olsam olmaz mı? Zaten günün sonunda yeraltındaki o büyük sorumluluk da en büyük abime, Aron'a kalacak. Bırakın da biraz daha uyuyayım."Lucas Tang: "Genç efendi," dedi Lucas Tang, ses tonuna hafif bir tehdit ekleyerek. "Büyük abiniz Aron dedi ki, eğer 10 dakika içinde poligondaki yerinizi almazsanız bu ayki harçlığınızı tamamen bloke edecek.""Harçlık" kelimesini duyduğum an, üzerimdeki tüm o ölü toprağını atıp yataktan ok gibi fırladım. Zaten önümüzdeki dört ayın harçlığı, kurallara uymadığım gerekçesiyle abim Aron tarafından çoktan kesilmişti! Aslında Aron bunu beni eğitmek ve disipline sokmak için bir abi katılığıyla yapıyordu ama yine de canımı sıkıyordu. Şükürler olsun ki babama gidip iki tatlı söz söyleyince, o sert adam bana kıyamıyor, gizlice harçlığımı fazlasıyla elime tutuşturuyordu. Hızla banyoya girip üzerimdeki sersemliği attım, kıyafetlerimi geçirip malikanenin alt katındaki zırhlı poligona doğru ilerledim.Ancak poligonun ağır demir kapısından içeri adımımı attığım sırada içeride büyük bir talihsizlik yaşandı. Kız kardeşim Seraphina hedef tahtasına dönmüş, ardı ardına seri atışlar yapıyordu. Kapının açılma sesiyle ve tam o an silahlardan birinin mekanizmasında yaşanan anlık bir teknik arıza yüzünden, Seraphina'nın namlusu hafifçe saptı ve tetiğe bastığı o son kurşun doğrudan kapıya doğru fırladı. Güm!Zaman benim için adeta yavaşladı. Yetimhaneden beri içimde barındırdığım o tuhaf, hızlı reflekslerim sayesinde son saniyede gövdemi yana doğru fırlattım; ancak kurşun tamamen kaçmama izin vermedi ve sol kolumu derin bir şekilde sıyırıp geçti. Taze kan, beyaz gömleğime hızla yayılmaya başladı.O an poligonda adeta zaman durdu, bir önceki sahnede bana kural koyan o sert kardeşlerimin hepsi birer vahşi hayvana dönüştü. Seraphina elindeki silahı dehşet içinde yere fırlatarak, "William!" diye çığlık attı ve gözyaşları içinde yanıma koştu. En büyük abim Aron, o yeraltını titreten adam, bir saniyede yanımda bitip beni yere düşmeden güçlü kollarıyla yakaladı. Yüzü bembeyaz olmuştu, elleri titreyerek yarama baskı yaparken poligonu yıkacak bir sesle bağırdı: "Doktorları arayın! Hemen!"Dante ve Julian panik içinde ilk yardım kitine koşarken, Dante'nin gözlerindeki o saf korkuyu görebiliyordum. Beni her zaman el üstünde tutan kardeşlerim, benim canımın yandığını gördükleri an tamamen yıkılmışlardı. Ama tüm bu kaosun ortasında, hayatımda ilk defa babamın o buzdan yapılmış, asla duygu barındırmayan gözlerinde gerçek, katıksız bir endişe ve korku gördüm. O koca imparatorluğu tek başına yöneten adam, adeta dünyayla bağını kopardı. Hızla yanıma adımladı, kardeşlerimi kenara çekip beni Aron'un kollarından devraldı. Sesindeki o gizleyemediği titremeyle bana doğru eğildi ve hayatımda ilk kez bana, "İyi misin?" diye sordu.O sorunun içimi ısıtan sıcaklığı ve babamın beni korur gibi sımsıkı saran kokusu ruhuma dokunurken, birden başım döndü, gözlerim karardı ve kendimi karanlığın kollarına bırakarak oracıkta bayıldım.Gözlerimi açtığımda, steril bir kokunun hakim olduğu aileye ait özel hastane odasındaydım. Başucumda Aron, Dante, Julian ve gözleri ağlamaktan kızarmış olan Seraphina bekliyordu. Beni uyanık gördükleri an hepsi derin bir nefes aldı. Aron saçlarımı karıştırıp, "Ömrümden ömür götürdün ufaklık" diye fısıldadı. Etrafımda hararetle tartışan doktorlar ise kendi aralarında panik içinde tüm dünyayı etkisi altına alan gizemli bir salgından bahsediyorlardı. Bu biyolojik salgınla birlikte dünyadaki tüm insanlık genetik olarak sınıflara ayrılmıştı: Omega, Beta, Alfa ve Enigma... Enigmalar neredeyse birer efsane gibiydi, tüm dünya nüfusunda sadece birkaç tane bulunuyordu. Alfaların da kendi içinde güç kademeleri vardı ve en yıkıcı, en baskın olanları S sınıfı olarak adlandırılıyordu.Hastaneden taburcu oluşumun üzerinden tam bir ay geçmişti. Piyasaya, salgının getirdiği o yoğun hormonal kokuları gizlemek için feromon baskılayıcı bantlar sürülmüştü. Bizim ailede de herkes tamamen farklı sınıflara dağılmıştı; Aron ve Seraphina birer güçlü Alfa iken, diğerleri Beta çıkmıştı. Bu durum kafamı inanılmaz derecede karıştırıyordu. Herkesin ne olduğu, hangi sınıfa ait olduğu belliyken, babamın ne olduğu, hangi sınıfa ait olduğu büyük bir sır gibi saklanıyordu. Kimse onun feromonunu alamıyor, gücünü ölçemiyordu.Sonunda bu yoğun belirsizliğe dayanamayarak, durumu ilk defa bizzat babama sormaya karar verdim. Üst kattaki devasa çalışma odasının kapısını çaldım ama içeriden hiçbir ses gelmedi. Kapıyı yavaşça, parmak uçlarımda aralayıp içeri süzüldüm. Odanın içindeki banyodaydı ve içerisi tamamen sessizdi. Merakıma ve içimdeki o tuhaf çekime yenik düşüp farkında olmadan banyo kapısına çok yaklaşmıştım ki, aniden kapı büyük bir hızla açıldı. Babam, o muazzam ve karşı konulmaz gücüyle beni kolumdan tuttuğu gibi tek bir hamlede içeri, kendi sıcak mahrem alanına çekti. Sırtım soğuk duvara yaslandığında nefes nefese kalmıştım.William: "Ş-şey… Benim odamdaki küvet aniden arızalandı da, burada banyoya girebilir miyim diye bakacaktım," diyerek tamamen uydurma bir bahane fısıldadım.Alex, gözlerimin en derin noktasına bakarak hafifçe gülümsedi. O gülüş içimi titretti. "Daha inandırıcı, dahi güzel bir bahanen yok muydu William?" diye sordu, sesi erkeksi ve pürüzsüzdü.O an, günlerdir içimi kemiren o asıl soru kontrolsüzce dudaklarımdan döküldü: "Biz neden bu kadar farklıyız baba? Aynı çatı altındayız, aynı aileyiz ama hepimiz bambaşka sınıflara aitiz. Neden?"Alex’in yüzündeki o hafif gülümseme anında soldu. Gözlerinde, yüzyılların biriktirdiği derin, zifiri bir karanlık belirdi. "Çünkü biz gerçek bir aile değiliz," dedi.William: "Ne?.."Bu tek kelimelik itiraf, beynimin içinde devasa bir balyoz gibi yankılandı. Zihnimin derinliklerinden, henüz 5 yaşındayken o soğuk, kimsesiz yetimhane köşesinde geçirdiğim yalnız günler bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Tam o saniyede, kulaklarımda uğuldayan, kaynağı belirsiz tuhaf bir ses duymaya başladım. Bu ses dışarıdan gelmiyordu; doğrudan babamın zihninden, benim zihnime akan bir düşünce bulutuydu.("Nasıl olsa biyolojik babası olmadığımı öğrendi… Beni bırakıp gider mi acaba? Ama hayır, buna asla izin veremem. Eğer benden gitmeye kalkarsa… Onu görünmez zincirlerle kendime bağlarım. Ne olursa olsun sadece bana ait olur.")Duyduklarımla birlikte bir anda irkildim, kalbim deli gibi çarpmaya başladı. İçimden, "Ne…? Bu… babamın iç sesi miydi? Gerçekten onun düşüncelerini mi duydum?" diye geçirdim. Salgının bende uyandırdığı güç bu muydu? Her şey saniyeler içinde daha da garip, daha da tehlikeli ve tutkulu bir boyuta evriliyordu. Durumu toparlamak ve oradaki o yoğun gerilimden kaçmak için aceleyle konuştum:William: "Baba… benim odamın küveti gerçekten bozuk. Senin banyonu kullanabilir miyim? Kendime gelmem, biraz ayılmam lazım."Alex beni baştan aşağı süzdü, o sırada zihninden geçen düşünce yine berrak bir şekilde kulaklarımdaydı: ("Acaba ona dün aldığım o özel kıyafetleri versem mi… Ama çok gururludur, giymez ki…")İçimden büyük bir şaşkınlıkla, "Ne? Bana kıyafet mi almış?" dedim. Bu gizemli oyunu sürdürmek istiyordum, fırsatı kaçırmadan hemen söze girdim: "Bana verebileceğin geçici bir kıyafet var mı? Zang teyze benim odadaki tüm giysileri yıkamaya götürmüş de, üzerimde bir şey yok."Alex: "Var," dedi, sesi her zamankinden daha boğuk, daha derinden çıkıyordu. "Sen duşa gir, ben yatağın üzerine bırakırım. Giyince yan odaya gelirsin… ama peşin söyleeyim, senin tarzından biraz daha açık kıyafetler olabilir."Ben duşa doğru adımlarken, Alex’in zihninden geçen o gizli fanteziler zihnime sert bir dalga gibi çarptı: ("Acaba kedi kostümünü mü koysam… yoksa hizmetçi olanı mı? 17 yaşından beri böyle vücudu sergileyen açık kostümlere takıntısı ve fantezisi var, acaba beğenir mi? En iyisi ikisini de yatağa bırakayım, seçimi ona kalsın.")Suyun altına girdiğimde şoktan ve heyecandan nefesim kesilecekti. Gözlerimi kapatıp sıcak suyun bedenimden akışını hissederken, "Benim bu kostümlere karşı gizli bir takıntım ve fantezim olduğunu nereden biliyor...?" diye düşündüm. Ancak içimdeki o yasaklı arzuya ve babamın zihnindeki o erkeksi davete karşı koyamadım.Duştan çıktığımda, yatağın üzerinde yan yana duran iki kostümden kedi kostümünü seçtim ve üzerime geçirdim. Kostüm vücudumu tamamen sarıyor, hatlarımı cüretkarca ortaya çıkarıyordu. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi atarken yavaş adımlarla yan odaya, Alex'in yanına geçtim. Alex oradaydı. Koltukta oturmuş, elindeki kadehi çevirirken beni gördüğü an donakaldı. Bakışları, sanki beni o an oracıkta çiğ çiğ yemek ister gibi, aç bir avcının vahşetiyle doluydu.Alex’in iç sesi o an zihnimi tamamen istila etti: ("Duştan çıkmış ve ona aldığım o lanet kıyafeti giymiş... Şu an o kadar seksi, o kadar kusursuz görünüyor ki. Ama dokunamam, onun rızası, onun izni olmadan ona dokunmamalıyım. Kendini zorla Alex, dayan.")Alex’in kendi içinde verdiği o savaşı, iradesinin nasıl zorlandığını net bir şekilde görebiliyordum. Ama üzerimdeki o kostümle, ıslak sarı saçlarımla öyle baştan çıkarıcı, öyle davetkar görünüyordum ki, 3000 yıllık iradesi daha fazla dayanamadı. Ani, sert ve erkeksi bir hareketle oturduğu yerden kalktı, aramızdaki mesafeyi tek bir adımda kapatıp belimden sıkıca kavradı ve beni hızla kendi sıcak gövdesine doğru çekti.Aramızda santimler kalmıştı. Dudaklarından dökülen nefes yüzümü, dudaklarımı yakıyordu.Alex: "Sana dayanamıyorum... Çok baştan çıkarıcısın, beni delirtiyorsun," diye fısıldadı.Gözlerimi o koyu, girdap gibi beni içine çeken gözlerinden ayırmadan, içimdeki tüm toplumsal ahlak duvarlarını ve korkuları yıkarak fısıldadım: "O zaman artık dayanma.
Gerçekten de ikimiz de artık dayanamamıştık. Alex beni tek bir hamleyle kucağına alıp yatağa götürdü ve dudaklarıma adeta yılların açlığıyla yapıştı. Öpüşü hem yakıcı, hem de insanı dünyadan koparacak kadar deli divaneydi. Dudaklarından süzülen o sıcak öpücükler boynuma, oradan göğsüme, karnıma ve bacaklarıma kadar indi. Vücudumun her bir zerresini emiyor, tenimin kokusunu derin nefeslerle içine çekiyordu; sanki beni tamamen kendi ölümsüz varlığına katmak, beni yok etmek istiyordu. Fakat tüm bu vahşi, dizginlenemez arzusuna rağmen bana karşı inanılmaz derecede nazikti, beni incitmekten, kırılacak bir cam parçasıymışım gibi korkar gibiydi.Yavaşça, sabırsız ama özenli ellerle üstümdeki kostümü çıkarıp attı. Hemen yatağın yanındaki antika komodinin çekmecesini açıp bir prezervatif çıkardı. Zihnim darmadağındı, mantığım tamamen devre dışı kalmıştı; ilk gecemi, beni büyüten, bana dünyaları seren o güçlü, yeraltı dünyasının korkulu rüyası olan CEO üvey babam alıyordu. Alex paketi açarken ben bu karmaşık düşüncelere dalmıştım ki, aniden içimi kaplayan o yoğun, keskin acı ve hemen ardından gelen o dalga dalga, karşı konulmaz zevkle sarsıldım. İstemsizce dudaklarından, odanın içinde yankılanan bir inilti koptu:William: "Ahhh!.."Alex bu sesimle birlikte hafifçe güldü. Gözlerindeki o karanlık, erkeksi tatmin duygusu ve şefkatle yüzüme doğru eğildi.Alex: "Canın mı yandı William, yoksa zevk mi aldın?" diye sordu, sesi şehvetten tamamen boğulmuştu.Bu soruyu sorduğunda utançtan yanaklarım, boynum ve kulaklarım alev alev yanmıştı, utancımdan cevap veremedim. O gece, odanın içinde zaman büsbütün durdu. Duvarların ardındaki dünya silindi, sadece ikimiz kaldık. Odada tutkunun, ten sıcaklığının ve salgının getirdiği o yoğun feromonların kokusu yükselirken tam 4 veya 5 kez sınırları aşarak birlikte olduk. O 3 kez, ben ise deneyimsiz bedenimin verdiği o yoğun uyarılmayla tam 5 kez boşalmıştım. En sonunda, sabaha karşı bitkin düşerek birlikte banyoda sıcak, rahatlatıcı bir duş aldık ve yatağa dönüp birbirimizin kollarına, kalplerimizin ritmine sığınarak derin bir uykuya daldık.Ertesi sabah...Gözlerimizi odanın içine sızan parlak gün ışığıyla açtık. Gece yatakta bıraktığımız o yoğun, şehvetli kokular hâlâ havadaydı. William’ın başı göğsümde, benim kollarımsa onun ince belindeydi.Tam o sırada, dışarıdan gelen o gürültülü sesle ikimiz de aniden irkildik.Tak tak tak!Kapı, sanki kırılacakmış gibi sertçe ve ısrarla çalıyordu.
Bölüm etkileşimi
