3. bölüm / 5
CAMDAN YUVALAR / GERÇEK AİLEMBÖLÜM 3 | OKYANUSUN KIYISINDA
Bölümler 5Şu an: BÖLÜM 3 | OKYANUSUN KIYISINDA
Selamm
BÖLÜM 3
OKYANUSUN KIYISINDA
Az önce ne yaşanmıştı?
Yaşadığım duygu karmaşasına bu da eklendiğinde nasıl tepki vermem gerektiği hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Yaşadığım sarsıntı ile birlikte etrafa şaşkın bakışlar atarken elim sanki suç işlemişim gibi hâlâ havada olsa da direksiyona temas etmiyordu ve ağzım konuşmak için açılmıştı fakat tek bir söz bile çıkmıyordu. Bekle, az önce suç işlemiştim. Ehliyetsiz araba kullanmış ve üzerine bir de kazaya karışmıştım.
En sonunda beynim çalışmaya karar vermiş olacak ki sıkıntılı bir şekilde nefes verdim ve ellerimi saçlarıma geçirerek görüş açımı kazanmaya çalıştım. Şimdi ne yapacaktım ben?
Hastaneye yetişmem gerekirken başıma gelenlere inanamıyordum. Sinirle arabadan çıktım ve kapıyı olabildiğince hızlı bir şekilde kapatarak sinirimi atmaya çalıştım fakat tam olarak işe yaradığını söyleyemezdim.
Hızlı bir şekilde hasar kontrolü yapmak ister gibi gözlerim iki arabayı bulduğunda bana çarpanın kırmızı bir Laferrari olduğunu gördüm. İki aracın da ön kısmından dumanlar çıkıyordu ve babaannemin hediyesi gözlerimin önünde resmen can çekişiyordu. Elim endişemi dindirmek ister gibi alnımı bulduğunda derin nefesler almaya çalıştım. Bugün hiç iyi gitmiyordu.
Sanki diğer günler zil takıp oynuyordun, İz.
Ben ne yapmam gerektiğini düşünürken en sonunda diğer arabanın kapısı da açıldı ve öfkemi kusmam gereken kişi karşımda belirdi. Yüzünden çok ilgimi çeken şey bu havada kısa kollu ile duruyor olmasıydı. Bundan nasibini alıyor gibi titriyor, kollarını birbirlerine sararak ısınmaya çalışıyordu. Bu havada ne diye böyle dolaşıyordu ki?
Gözlerim yüzüne ulaştığında bana değişik bakışlar attığını gördüm. Sanki bir şeyden emin olmak istiyor gibiydi. Daha sonra yüzünde şaşkın bir gülümseme oluştu. Ne olduğunu anlamasam da ben sinirle ona yaklaşırken o hiçbir şey yapmadan bana bakmayı sürdürdü. Giyim tarzından, düz siyah bir kısa kollu ve full siyah bir baggy'den bahsediyordum, benimle aynı yaşta bir genç olduğunu anlayabiliyordum. Beni şüpheye düşüren tek şey biraz yapılı olmasıydı fakat buradan düzenli bir spor salonu geçmişi olduğu görünüyordu. Keskin çene hattı, gülünce meydana çıkan gamzeleri ile buluştuğunda güzel bir facecard sunuyordu bana. Üstelik göz rengi yeşildi ve saç telleri alnına dökülüyordu.
Onu incelemeyi bıraktım ve tüm öfkemi sesime dökerek, "ilk defa mı trafiğe çıkıyorsun be?" diye bağırdım. Sesimin şiddeti ile kısa süreliğine kulağını kapatsa da daha sonra doğruldu ve aldırmayan bir tavırla bana bakmaya devam etti. Neye gülüp duruyordu bu?
"Kızım görmüyor musun araba kaydı." dedi eliyle yerdeki izledi göstererek. "Benim suçum ne burada?"
Derin bir nefesi içime çektim. "Sen bu havada bu kadar hızlı gitmemen gerektiğini bilmiyor musun?"
O kadar sinirliydim ki üzerine atlayıp onu dövmek istiyordum.
"Hem sen ne diye bu havada çıktın söyle bakalım bana?"
Sorduğu soruyla ona ucubeymiş gibi baktığımda öyle bir kahkaha attı ki sanki buraya onu eğlendirmek için gönderilmiştim.
"Sanane be!" diye cırladım ona. Sesimle yine irkilse de daha hazırlıklı gibiydi bağırışıma. "Sana mı soracağım ne zaman çıkacağımı?"
Bana umutsuz vaka bakışları attı ve göz devirerek, "kadın sürücü işte," dedi. Artık kaşlarımın seğirdiğine emindim ve emin olduğum diğer şey ise karşımdaki çocuğun bundan zevk aldığıydı.
Beklemediği bir anda ona hızla yaklaştım ve kasıklarına tekme attım. Acıdan iki büklüm olmuş bir şekilde kıvranıyordu. Abartmasındı. O kadar hızlı vurmamıştım bile.
Sinirimin bir yerlerden çıkacağına emindim fakat burada ve bu şekilde değil. Ama o da haketmişti.
Tekrar doğrulup bana baktığında eğlenen ifadesine acı da karışmıştı. "Kızım şaka yapmıştım ya." dedi sitem eder gibi çıkan sesiyle. "O videoyu bilmiyor musun?" Anlamayan bakışlarım onu buldu. Bilmediğimi anladığında bana ucube gibi bakan şimdi oydu. "Sana on iki saat ekran süresi yazıyorum."
"Her neyse..." dedim onunla konuşmayı keserek. O titremekten bir hâl olmuşken yetkili birilerini arayıp arabayı çekmelerini istemiştim aynı zamanda da bana bir taksi çağırmalarını rica etmiştim.
"Pışt..." diyen sesini duyunca tekrar ona döndüm. "Sen söylesene..." diye söze başladığında yine hangi saçmalıkla beni sınayacağını merak ettim. "Senin ehliyetin var mı? Reşit misin?"
Neden bana on yaşındaki bir çocukmuşum gibi davranıyordu? Şeker de ver bari.
"Seni ilgilendirmeyen başka bir soru daha..." dedim fakat ses tonumdan ve gözlerimi kaçırmamdan cevabı aldığını biliyordum.
Ufak bir ıslık çaldığında ne tür bir deli ile sınandığımı merak ediyordum. "Bak sen... Hem ehliyetsiz trafiğe çıkıyorsun hem de kazaya karıştığın kişiye dayak atıyorsun. Trafik canavarı seni."
Gözlerimi kapatarak bir parça sabır için dua etmeye başladım. "Hiçbirisini haketmediğini söyleyemezsin."
Kendisini savunmak ister gibi ellerini 'ben mi?' dercesine savurduğunda histerik bir şekilde göz devirdim. "Haketmedim tabii ki." Bana bir adım daha yaklaştı. "Sanki oraya buzu ben yerleştirdim sana çarpmak için."
Sonra sinsi bir şekilde bana gülümsedi. "Ama özür dilersen affederim." Pişkin pişkin sırıtırken ona öldürücü bakışlar attığıma emindim. "Hadi oradan be!"
"İyi sen bilirsin bende polisi arıyorum o zaman." dediğinde böyle bir şey yapamayacağını biliyordum. Benle uğraştığı açık açık ortaydı ama onunda henüz ehliyeti olmadığına emindim. "İyi ara bakalım," dedim ona rest çekerek. "Ama çabuk ol bir yere yetişmem lazım."
Yüzündeki bozulmayı saniye saniye izlerken bu keyiflenmemi sağlamıştı ama dikkatimi çeken şey başkaydı.
"Sen neden titreşimdeki telefon gibi titreyip duruyorsun?" diye sordum merakla onu izlerken.
Etrafta bakışları gezdirdi sanki benim de farketmemi istiyor gibi. "Üşüdüğüm için olabilir mi acaba?" dedi bana ucube bakışları atmaya devam ederken. "Kızım görmüyor musun etraf kar kıyamet? Asıl sen nasıl bu kıyafetlerle donmuyorsun? "
"Sen ne diye böyle dolaşıyorsun o zaman çok bilmiş hava durumu uzmanı?" diye sordum.
Cevap hiç gecikmemişti tabii ki de. "Arabam yeterince sıcaktı zaten. Sen gelip bana çarpmadan hemen önce."
Ona cevap vermek için atıldım fakat taksinin geldiğini görünce onu boşvermeye karar verdim. Taksinin durması için elimi kaldırdığımda ardından arabaya yönelip çantamı aldım. Ne ara dibime geldiğini bile anlamamıştım fakat bir anda omzumda duran ceketimi çekip aldığında şaşkınlığımı gizleyemedim. "Sapık mısın sen ne yapıyosun?" Çantamla birkaç kez vurmuştum.
"Bana bak Matruşka," dedi bakışları mavi gözlerimle buluştuğunda.
Matruşka mı?
"Burada soğuktan kırılmak üzereyim. Bana biraz merhamet et, olur mu?"
Ona anlamayan bakışlar atmaya devam ettim. Henüz ne tür bir deliye bulaştığımın farkında bile değildim.
En son anlaşmak için tamam der gibi onayladım. "Peki, sende kalsın."
Daha sonra taksiye doğru ilerledim ve binmek üzereyken onun da bindiğini görünce onu boğmak istediğime karar verdim. "Yalnız bu taksiyi ben çağırdım?"
Soru soran ifademi gördüğünde bununla ne yapabileceğini anlamamış gibi duruyordu. Bayağı üşüyor olmalıydı ki benimle kavgaya bile girmedi. "Sen nereye gideceksin ki?"
"Hastaneye," dedim otomatik olarak ama ona neden hesap verdiğimi bilmiyordum.
"İyi, bende hastaneye gidiyorum." Hangi hastane olduğunu bile sormamıştı. "Hem yol parasını da bölüşmüş oluruz, fena mı?"
Ona daha fazla aldırmadan bindim çünkü çok geç kalmıştım. Muhtemelen herkes beni bekliyordu.
Neredeyse yarım saat süren yolculuğun ardından taksiden indiğimde nihayet buraya ulaştığım için rahat bir nefes verdim ve hızlı adımlarla içeriye adımladım. Onun da peşimden geldiğini biliyordum ve bu ona şüpheli bakışlar atmamı sağlıyordu.
Son olarak bir daha görüşmeyeceğimizi düşünerek ona döndüm. "E yolun sonuna geldik artık. Her ne kadar iyi bir tanışma hikayemiz olmasa da vedalaşmayı doğru düzgün yapabiliriz."
Ona elimi uzattığımda uzunca bir süre elime baktı. Neden elime böyle bakıyordu ki? Tutmayacağını anladığımda hızlıca elimi çektim. Suç bendeydi zaten.
Ona arkamı dönerek aksi yönde ilerlemeye başladım. Danışma o kısımda kalıyordu. Ondan gerekli bilgileri alıp gitmem gereken yöne doğru ilerlediğimde onun da hemen ardımda olduğunu gördüm. Biraz daha böyle giderse niyetinin kötü olduğunu düşünecektim.
"Sen neden beni takip ediyorsun?" diyerek ona döndüğümde yüzüne yeniden gelen sırıtışı dikkatimi çekti.
"Kızım sen neden her şeyi üstüne alınıyorsun? Koskoca hastane senin değil ya."
Ona kaşlarımı çatarak baktım ama adım adım aynı yere gidiyor olmamız beni geriyordu.
En sonunda dokturun odasını bulduğumda hızlı adımlarla kapıyı çalarak açtım ve arkamda kalan çocuğun yüzüne kapıyı kapattım.
Tekrar veda etme girişiminde bulunacak değildim.
Odaya girdiğimde dikkatimi çeken ilk şey masada oturan doktor olmuştu. Gözlüğünü düzeltirken o da bana aynı bakışları atıyordu. Genç bir görünümü vardı. Elinde açılmamış bir zarf vardı. Ardından karşı karşıya oturan iki aileye dikkat kesildim. Sessizlik içerisinde oturuyorlardı. Ortam çok gergindi çünkü bu iki adam aynı alanda bulunmayı asla istemiyor gibiydi.
İster istemez her şeyi öğrendiğim ilk güne gitti düşüncelerim. Her şey bir anda rayından çıkmış ve hayatım kontrolsüzce ilerlemeye başlamıştı. Bu yaşıma kadar yaşadığım her şeyin boş yere olmuş olma ihtimali beni kahretmişti. Peki bundan sonra ne olacaktı?
Düşüncelerimden kurtulduğumda ne kadar süredir ayakta durduğumu bilmiyordum. Kısa bir an bakışlarımı etrafta dolaştırdım ve köşede duran tekli koltuğa oturdum.
Doktor oturuşumla birlikte konuşmaya başladı. "Talya da geldiğine göre artık sonuçları kontrol edebiliriz."
Elindeki zarfı dikkatlice açtı ve tekrar gözlüğünü düzeltme ihtiyacı duyarak kağıda dikkatlice bakmaya başladı.
Bir dakikanın ardından gözlerini kağıttan çekti. Şaşırmış gibi duruyordu. Bir anda konuşurken zorluk çektiğinde ne olduğunu anlamadım. Sanırım bu doktor iki aileyi de tanıyordu çünkü konuşurken fazla rahattı.
"Sonuçlara göre iddialar doğru." dedi bizlere bakarak. "Agâh Karaca ile Talya İzel'in sonuçları uyuşuyor. Aynı şekilde Mehmet Arıkan ile de Aleyna'nın..."
Odaya derin bir sessizlik çöktü.
Her şey boş yere miydi, İz?
Kimse ne yapması gerektiğini bilmiyor gibiydi. Herkes birbirine bakarken Candan Arıkan'ın iğneleyici bakışlarını üzerimde hissediyordum.
Ne mutlu olabildik ne de senden kurtulabildik.
Şimdi hedefine ulaşmış olmalıydı.
Onca düşüncenin arasında kafamda daha fazla sorular meydana gelmeye başladı. Bu karışma tesadüf müydü? Mehmet Arıkan bu bilgiyi nereden öğrenmişti ya da neden duyduğunda diğerleri kadar şaşırmamıştı? Diğer bir soru ise bu iki aileyi düşman yapan şey neydi?
Cevaplanmamış onca soru vardı fakat cevapların kimde olduğunu bilmiyordum. Şu anda düşündüğüm öncelikli şey bana ne olacağıydı.
Aleyna konuşmasaydı bu sessizlik daha ne kadar sürerdi diye düşünmeden edemedim. Çekingen bir sesle "Baba..." dediğinde iki adam da aynı anda onu cevaplamıştı. Sanırım kızın kafasını karıştıran da buydu. Kime nasıl hitap edecekti ki?
"Ben yeni ailemle yaşayarak onları tanımak istiyorum," dediğinde onca yıldır birlikte yaşadığı aileden anlayış bekliyor gibiydi. Agâh Karaca buna pek sıcak bakıyor gibi durmasa da onu kıracak gibi de durmuyordu. Çift bir süre birbirine bakıp kızı onayladıklarında annem olmadığını öğrendiğim kadın ayağa kalkarak kızını sarıp sarmaladı. Aleyna için kolay olmadığını anlayabiliyorum çünkü sevgiyle büyüdüğü bir ailesi olduğu belliydi. Onları bırakmak istemiyordu fakat yeni ailesine de şans vermek istediğini görüyordum.
Mehmet Arıkan yavaşça ayağa kalktı. Bana bir kere bile bakmadı. Karşında oturan adama döndü ve ondan hoşlanmadığını belli eden sesle konuşmaya başladı. "Bu sorun da ortadan kalktığına göre bir daha karşıma çıkmasan iyi olur, Agâh. Sen ve sana ait olan hiçbir şeyi hayatımda istemiyorum."
Agâh Karaca bu sözlerden pek etkilenmişe benzemiyordu. Kaşlarını histerik bir şekilde çatmış, belli belirsiz bir gülümsemeyle ona bakıyordu. O da ayağa kalktı ve karşısındaki adamı es geçerek kızına döndü. "En ufak bir sorunda beni arıyorsun." dedi. Sesi şefkatli çıkıyordu. "Sakın korkma ya da çekinme. Sen bizim kızımızsın."
Bu sözler benim kalbimi kırmıştı. Aleyna ne kadar şanslı olduğunun farkında mıydı?
Son kez sarıldılar ve odadan çıkmak için kapıya yöneldiklerinde o adamın sesini duydum. "Eşyaların yarına yeni evine gönderilmiş olur." dedi ve gitti.
Yüzüme bile bakmamıştı.
Bu istemsizce sinirlenmeme sebep oldu ve elimi sıkmaya başladım. Bu kadar mıydı? Başka hiçbir şey demeyecek miydin?
Oturduğum koltukta daha ne kadar küçülebilirdim, bilmiyordum. Suçlu bir çocuk gibi yere bakıyor ve ellerimle oynuyordum fakat bunun bu şekilde gitmeyeceğini biliyordum. Cesaretimi toplamaya karar vererek ayağa kalktım. Şimdi çift karşımda duruyordu ve bana bakıyordu. Bu adam ile olan benzerliğim ise beni hayrete düşürüyordu. Bu kısa sürede onun da benim gibi çabuk sinirlenen birisi olduğunu anlamıştım.
"Ben ne diyeceğimi bilemiyorum," dedim dürüst olmayı seçerek. "Eğer beni istemezseniz..."
Lafımı bitirmeme izin bile vermeden annem olduğunu öğrendiğim kadın bana sarıldığında vücudum taşa kesmiş gibi hissettim. Bana öyle sıkı sarılıyordu ki bu anın gerçekliği algılayamayacağım kadar güzeldi.
Sonunda birisi sana sevgiyle sarılıyor,İz.
Onun ağlama seslerini duyduğumda kafasını saçlarıma gömmüş olduğunu anlıyordum. Benim saçlarım okşanıp sevilmeye layık mıydı emin değildim.
Daha sonra babam olduğunu öğrendiğim Agâh Karaca'nın sesini duydum. "Yeşim kızıma biraz da ben mi sarılsam?"
Annenin adı Yeşimmiş, İz.
Ve bu adam sana kızım diyor.
Gülerek benden ayrıldı. Neden bu kadar ağladığını anlamamıştım. Hâlâ küçük bir şok dalgası içerisindeyim ben. Konuşamıyordum bile.
"Haklısın, hayatım." Lafını duyduğumda belki rahatsız olmamdan korkarak bana nazikçe sarıldı. Ben hâlâ irkiliyordum çünkü bu durum alışkın olduğum bir şey değildi.
"Ailemize hoşgeldin, kızım."
Ben onlar beni kabul eder mi diye düşünürken onlar beni sevgiyle sarıyorlardı. Bana olan bakışları fazla mahcupçaydı fakat neden olduğunu bilmiyor ve anlayamıyordum.
Diğer yandan onlara hiçbir şekilde tepki veremiyordum. Bu durumda nasıl tepki verilirdi? Bakışlarım her zaman için fazla sertti fakat öyle olduğum için değildi. İçten içe acaba beni yanlış mı anliyolar diye düşünmeden edemedim.
Ben düşünce denizindeyken kapı beklenmedik bir şekilde açıldı ve içeriye bu sabah berbat bir durumda karşılaştığım çocuk girdi. Onun burada ne işi vardı?
Bir anda ona döndüm. Hâlâ ona karşı sinirliydim ama neden buradaydı?
"Senin burada ne işin var?" dedim şaşkın çıkan sesimle. Bu cümle karşımdaki çifti saşırtmışa benziyordu.
O karşımızda sırıtmaya devam ederken annem olduğunu öğrendiğim kadın "Siz tanışıyor musunuz?" diye bir soru yöneltti.
Neden tanışacaktık tam olarak?
Onları anlamadığımı belirten bakışlar atarak durumu anlamaya çalıştım. "Tanışmış kadar olduk anneciğim."
Anneciğim!?
Sonra yanıma geldi ve elini uzattı. "Hadi tanışmamızı tamamlayalım,Matruşka. Ben senin ikiz kardeşin Çağan Tan Karaca."
Beni çıldırtmak için yaptığı tüm hareketler bir mantıkla bukuştuğunda onun beni çok önceden tanıdığını anlamıştım.
Ve bekle! Benim bir ikizim mi vardı?
Lütfen sayfayı terk etmeden önce oy vermeyi unutmayın
Iyi gubler...
Bölüm etkileşimi
