2. bölüm / 2
C İ A R ABÖLÜM 1
Bölümler 2Şu an: BÖLÜM 1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
YAĞMURUN ARDINDA
Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu.
İstanbul'un sokakları, akşamın karanlığıyla birlikte yağmurun altında neredeyse tanınmaz hâle gelmişti. Kaldırımlarda biriken sular, araçların farlarından yansıyan ışıklarla parlıyor, insanlar saçak altlarına sığınarak yağmurun dinmesini bekliyordu.
Altay ise beklemek istemiyordu.
Telefonuna baktı. İrem'le buluşacakları saate birkaç dakika kalmıştı. Adımlarını hızlandırdı. Üzerindeki montun yakasını kaldırarak yağmurdan korunmaya çalıştı.
Aslında bu buluşmanın gerçekleşeceğine pek inanmamıştı.
Son zamanlarda araları hiç olmadığı kadar açılmıştı. Küçük tartışmalar büyümüş, eskiden saatlerce süren konuşmalar yerini birkaç kelimelik soğuk mesajlara bırakmıştı.
Ama bu akşam farklı olabilirdi.
En azından Altay öyle umuyordu.
Kafenin bulunduğu sokağa döndüğünde yağmur biraz daha şiddetlendi. Karşı kaldırıma geçip girişe doğru koştu. Tam kapının önüne geldiğinde içerideki kalabalığa göz gezdirdi.
Ve onu gördü.
İrem.
Pencere kenarındaki masalardan birinde oturuyordu.
Ama yalnız değildi.
Karşısındaki genç adam bir şeyler anlatırken İrem gülümsüyordu. Altay, o gülümsemeyi çok iyi tanıyordu. Dört yıl boyunca defalarca görmüştü.
Bir zamanlar kendisine ait olduğunu düşündüğü o bakışlar şimdi başka birine yönelmişti.
Genç adam elini masanın üzerine uzattı. İrem hiç tereddüt etmeden elini onun elinin üzerine bıraktı.
Altay olduğu yerde kaldı.
Birkaç saniye boyunca ne yapacağını bilemedi.
İçeri girip hesap sormak istedi. Kapının koluna uzandı, sonra elini geri çekti.
Yumruklarını sıktı.
Kalbinin hızlandığını hissediyordu.
Bir adım atsa her şey değişecekti. Belki bağıracak, belki yıllardır söylemediği sözleri bir anda söyleyecekti.
Ama yapmadı.
Çünkü gördüğü manzaranın açıklamasını dinlemek istemiyordu.
Yavaşça arkasını döndü.
Yağmur hâlâ yağıyordu.
Bu kez korunmaya çalışmadı.
───
Otobüs durağına geldiğinde üzerindeki mont tamamen ıslanmıştı. Durağın boş bankına oturdu.
Telefonunu çıkardı.
İrem'den herhangi bir mesaj gelmemişti.
Bir süre ekrana baktı. Ardından saate göz attı.
Son otobüsü kaçırmıştı.
Başını geriye yaslayıp gözlerini kapattı.
Dört yıl…
Tam dört yılını bu ilişkiye vermişti.
Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümünde tanışmışlardı. Altay son sınıfa gelmişti. Mezuniyetine az kalmış, geleceği için planlar yapmaya başlamıştı.
O planların hemen hepsinde İrem vardı.
Üniversiteyi bitirecek, mesleğine başlayacak, kendi ayakları üzerinde duracak ve sonunda onunla evlenecekti.
En azından hayal ettiği gelecek buydu.
Son altı aydır İrem'in davranışlarında değişiklikler fark ediyordu.
Telefonu çaldığında başka bir odaya geçiyor, bazı mesajları Altay'ın yanında açmıyor, eskiden birlikte geçirdikleri zamanları artık başka bahanelerle erteliyordu.
Altay her defasında kendisine aynı şeyi söylüyordu:
Belki de gereksiz yere şüpheleniyorum.
İrem'e güvenmek istiyordu.
Çünkü sevdiği bir insandan şüphelenmek, ona ihanet etmek kadar ağır geliyordu bazen.
Ama son iki aydır İrem neredeyse hiç eve gelmiyordu.
Kız arkadaşında kaldığını söylüyordu.
Altay ise inanmayı seçiyordu.
Şimdi düşündüğünde, belki de gerçeği görmek istemeyen kendisiydi.
Ayağa kalktı.
Otobüs beklemenin artık bir anlamı yoktu.
Eve yürümeye karar verdi.
───
Yağmurun altında yürürken sokak lambalarının solgun ışıkları kaldırıma vuruyordu.
Altay, adımlarını nereye attığına bile dikkat etmiyordu.
Zihninde sürekli aynı görüntü dönüp duruyordu.
İrem'in gülümsemesi.
Masadaki eller.
Ve hiçbir şey olmamış gibi devam eden o sohbet.
Evinin bulunduğu sokağa yaklaştığında durdu.
Eski bir binanın duvarına yaslandı.
Başını öne eğdi.
Yüzünden süzülen damlaların ne kadarının yağmur, ne kadarının gözyaşı olduğunu kendisi bile bilmiyordu.
Daha önceki ilişkilerini düşündü.
Verilen sözleri, tutulmayan vaatleri, bir zamanlar sonsuza kadar süreceğine inandığı bağlılıkları…
Sonra kendi kendine, neredeyse duyulmayacak kadar kısık bir sesle konuştu:
— Sadık kalabilecek hiç kimse yok mu bu dünyada?
Cevap veren olmadı.
Yalnızca yağmurun sesi vardı.
Bir süre sonra duvardan ayrıldı. Adımlarını hızlandırdı ve evine doğru yürümeye devam etti.
───
Apartmanın girişine geldiğinde cebinden anahtarlarını çıkardı.
Dört yıldır aynı dairede oturuyordu.
Son iki yılını ise İrem'le paylaşmıştı.
Kapıyı açıp içeri girdiğinde onu karşılayan sessizlik, dışarıdaki yağmurdan daha ağır geldi.
Her şey yerli yerindeydi.
Salondaki koltuklar, masanın üzerindeki kitaplar, duvarda asılı duran fotoğraflar…
Ama ev artık eskisi gibi hissettirmiyordu.
Ayakkabılarını çıkardı ve doğruca banyoya geçti.
Islak kıyafetlerini çıkarıp ılık suyun altında uzun süre bekledi.
Suyun yüzünden akıp gitmesini izlerken zihnindeki görüntülerin de onunla birlikte kaybolmasını istedi.
Olmadı.
Duştan çıktıktan sonra siyah eşofmanını ve tişörtünü giydi. Salona geçip kendisini koltuğa bıraktı.
Başını iki elinin arasına aldı.
— Neden? diye fısıldadı.
Bir süre sonra yeniden konuştu.
— Bir insan sevmiyorsa neden söylemez? Neden karşısındakini aptal yerine koyar?
Cevabını bildiği soruları tekrar tekrar soruyordu.
Çünkü bazen insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey cevap değil, yaşadıklarını kabullenebilmekti.
Telefonunu eline aldı.
Sosyal medya uygulamasını açtı.
Düşüncelerinden uzaklaşmak için paylaşımlar arasında gezinmeye başladı.
Ve birkaç dakika sonra karşısına çıkan bir fotoğraf, o gece gördüğü her şeyi kesinleştirdi.
İrem'in paylaşımıydı.
Fotoğrafta iki el birbirine kenetlenmişti.
Altında kısa bir cümle vardı:
“Yeni hayat, yeni nefes!”
Altay fotoğrafı büyüttü.
Erkeğin elindeki bilekliği tanıdı.
Kafede İrem'in karşısında oturan adamın bilekliğiydi.
Bir süre ekrana baktı.
Ardından İrem'in profiline girdi.
Birlikte çekildikleri fotoğrafların hiçbiri kalmamıştı.
Dört yıllık birliktelikleri, sanki hiç yaşanmamış gibi silinmişti.
Yerlerinde İrem'in tek başına çekildiği fotoğraflar ve yeni erkek arkadaşıyla yaptığı paylaşımlar vardı.
Altay telefonunu dizlerinin üzerine bıraktı.
Artık kızgın değildi.
En azından o an öyle hissetmiyordu.
İçinde tarif edemediği büyük bir boşluk vardı.
Çünkü onlar henüz ayrılmamıştı.
Tartışmışlardı.
Uzaklaşmışlardı.
Ama Altay için ilişki hâlâ devam ediyordu.
Demek ki bazen bir ilişki, taraflardan birinin haberi bile olmadan sona erebiliyordu.
Derin bir nefes aldı.
— Bir insanda sadakat olmayınca gerisi boşmuş, dedi.
Telefonunu yeniden eline aldı.
İrem'in profilinden çıktı.
Artık görmek istemiyordu.
───
Saat ilerlemişti.
Altay hâlâ uyuyamıyordu.
Sosyal medyada amaçsızca dolaşırken karşısına bir reklam çıktı.
Ekranda sade bir görsel ve hemen altında birkaç satır yazı vardı.
YAPAY ZEKÂ İLE PARTNER
“Sizi dinleyecek birine mi ihtiyacınız var?”
“Yargılanmadan konuşmak, anlaşılmak ve kendinize özel bir arkadaş oluşturmak ister misiniz?”
Altay reklamı okumaya devam etti.
Daha önce de benzer uygulamalarla karşılaşmıştı. Ancak hiçbirini kullanmayı düşünmemişti.
Şimdi ise bu birkaç cümle dikkatini çekmişti.
Kendi kendine hafifçe gülümsedi.
— İnsanlar dinlemiyorsa belki makineler dinler.
Bir an duraksadı.
Sonra yeniden ekrana baktı.
En azından bir yapay zekâ bana yalan söylemek zorunda kalmaz, diye düşündü.
Uygulamanın ayrıntılarını açtı.
Ekranda yeni bir sayfa belirdi.
“Size özel yapay zekâ partnerinizi oluşturmaya başlayın.”
Altay birkaç saniye tereddüt etti.
Ardından indirme düğmesine dokundu.
Telefonunun ekranında ilerleme çubuğu belirdi.
Uygulama yükleniyordu.
Altay bunun yalnızca birkaç gecelik yalnızlığını giderecek sıradan bir uygulama olduğunu düşünüyordu.
Oysa bazen insan, hayatını değiştirecek bir kapıyı açtığını ancak o kapıdan geçtikten sonra anlayabilirdi.
Bölüm etkileşimi
