2. bölüm · Byo Tapiya: kuruluş
Bölüm 2: Burası yeni evim mi?
BuBuBir şafak vaktinde Güneşin ışığı gün yüzüne daha yeni geliyordu. Ağaçlar rüzgarın eşliyle adeta dans eder gibi sallanırken kuşlar birbirlerine şarkı söylüyordu. Byo Tapiya halkinda herkes daha yatağından kalkmamisken uyumayan birileri vardı. Şükrü kalenin balkonundan dışarıya bakıyor. Geçmişte yaşadığı savaşın yorgunluğunu üzerinden atmış olmasada geçmişi geride bırakıp geleceği planlar. Ticaret sonucunda elde ettiğimiz kızımız ise yeni bir evi olduğu için mutlu olsada arkasında bıraktığı dostları için üzülüyordu. Ama yeni yerinden gayet memnundu. Ona çok iyi davraniyorlardı. Hatta arkadaş edinmeye bile başladı. Evet bu hikayede her karakterin günlüğü olduğunu belirtmek isterim.
Büyücü kız (ırmak) günlüğü
Öğleden sonra, Şükrü abi beni Kale Komutanı Dursun ile tanıştırdı. Dursun... bakışları demir gibi keskin. Üzerindeki zırhın sesi, koridorda yürürken bile yankılanıyordu. Sanki her an bir savaş çağrısı bekliyormuş gibi tetikte. Ordu Komutanı olmanın ağırlığını sırtında taşıyor; omuzları geniş ama bakışları yorgun.
Beni gördüğünde yüzünde kısa bir şaşkınlık belirdi, sonra hemen nötr bir ifadeye döndü. Sanki bir büyücü kızı, hele ki "ticaret sonucu elde edilmiş" birini kalenin içinde görmeyi beklemiyordu. Şükrü Abi, "Irmak, artık bizimle. Kale Kütüphanesi ve bahçeler emrinde," dediğinde, Dursun abi sadece başını hafifçe eğdi.
Bana karşı ne iyi ne de kötü bir tutum sergiledi. Tamamen resmi ve mesafeliydi. Bu mesafelilik, beni biraz rahatsız etti. Savaşın ardından gelen bir barış döneminde bile, bu kadar katı ve tedbirli olması gerek mi? Onun gözünde ben sadece "yeni" ve potansiyel olarak riskli bir canlıyım gibi hissettim. Büyüme olan bu temkinli yaklaşımını anlıyorum, sonuçta sihir kılıçtan daha keskin bir araç olabilir.
Belki de bu sadece benim paranoyak büyücü tarafım. Onu gözlemlerken fark ettim ki, kalenin her hareketini, her nöbetçi değişimini dikkatle izliyor. Sanki en ufak bir gevşeklik, geçmişteki savaşın tekrar kapıyı çalmasına neden olacakmış gibi.
Yeni arkadaşım meryem bile, Dursun Komutan'ın yanından geçerken fısıldayarak konuşuyor. Ona duyulan saygı, biraz da korkuyla karışık.
Sanırım bu kalede, Şükrü abi geçmişi geride bırakmaya çalışırken; Dursun Komutan ise geçmişi her an geri gelebilecek bir tehdit olarak görüyor. İkisi de yorgun ama yorgunluklarını farklı şekillerde taşıyorlar.
Ben de burada yeni bir yaşam kurarken, sadece bir büyücü kız değil, aynı zamanda güvenilir bir müttefik olduğumu kanıtlamalıyım. Belki yarın, bahçedeki askeri tatbikatları izlerim. En azından bu soğuk ve resmi Komutan'ın dünyasında bir yer edinmek için bir başlangıç olur. Sevgilerimle ırmak
Irmak günlüğünde yazdığı gibi askerlerin eğitimlerini izlemek için bir yer kaptı. Eğitim alan askerlerin ciddiyetini, gücünü ve sabrını hayranlıkla izlerken omzunda bir el hissetti. Arkasını dönüp baktığında diğer askerlerden daha farklı bir asker gördü. Burak kendini tanıttı ve aynı zamanda ordunun başındaki kişi olduğunu söyledi. Irmak şaşkın şaşkın burağa bakarken gözlerindeki büyülü kıvılcımlar görülebilir hale geldi. Irmak da kendini tanıttı ve büyücü olduğunu söyledi.
Burak büyücü olduğunu öğrenince çok hızlı bir şekilde kılıcına davrandı. Ama ne yaparsa yapsın kılıcı bir türlü eline alamıyordu. Sebebini anlamaya çalışırken ırmak " sana büyücü olduğumu söyledim ve ayrıca bir büyücüye saldırmak istersen sinsice yaklasmalısın." Dedi. Burak ona büyü yaptığını anlayınca kılıcını çekmeyi bıraktı ve " Bana bir daha büyü yaparsan bir daha konuşamayacak hale gelirsin." Dedi. Bu esna da küçük bir tartışma olduğu sırada Burak çavuşu gören köy halkından biri heyecanlı bir şekilde koşarak geldi.
Burak gelen köylü kızı görünce " çok yaklaşma" diye yüksek sesle bağırdı. Köylü kız orda sabit durdu. Irmak dönüp baktığı zaman o köylü kızın arkadaşı Meryem olduğunu görünce kalkıp arkadaşının yanına gitti.
Bu olaylar olurken Şükrü tarım arazisi de verimleri kontrol ederken uzaklarda bir yerde parlayan bir şey gördü. Ne olduğunu anlayamayinca yanına gidip bakmaya karar verdi. Ama o parlak nesne surların dışında olduğu için fazlasıyla tehlikeliydi. Acaba burakla birlikte mi gitsek diye düşünürken Sur dışında dolaşan bir kız gördü. Ona doğru yüksek sesle seslendi. "Hey sen de kimsin? Ne işin var burda?" Dedi. Sur dışındaki kız sesi duyup ona doğru baktı ve hiç duymamış gibi yoluna devam etti. Şükrü duymazdan gelen kızın kim olduğunu öğrenmek için yanına 2 asker alıp Sur dışına çıktı. Kız ağaçların etrafına sanki bir şey arıyormuş gibi bakıyordu. Şükrü kızın yanına geldiği zaman ona seslendi. Kız arkasını dönüp sakince bakıyordu. Şükrü"ne arıyorsun buralarda? Burası benim topraklarım." Dedi. Kız da "bir eşyam kayboldu onu bulmaya çalışıyorum benim için çok değerli." Dedi. Şükrü kıza yardım etmesi için 2 askerini de o kayıp eşyayı aramasını emretti. Askerler kızla birlikte o kayıp eşyayı aramaya başlayınca Şükrü de o parlak nesneye doğru bakıyordu. Kız o parlak nesneyi gördüğü zaman "işte buldum. O benim eşyam." Dedi. Kız o parlak nesneye doğru giderken Şükrü de askerlerini alıp surlar içine geri girdi.
Dursun şuan da öğlen yemeğini yerken ırmak yanında belirdi. "Özür dilerim rahatsız ettim. Bende eğitim almak istiyorum. Gücümle sizlere destek olmak istiyorum." Dedi. Dursun hiç tavrını bozmadan yemegini devam etti hafifçe başını salladı. Bu onay verildi demekti. Irmak mutlu bir şekilde evine giderken burağın da dursunun yanına gittiğini gördü.
Burak dursuna doğru fısıltılarla bir şeyler anlatıyordu. Dursun endişeli bir şekilde masasından kalkıp ırmağı kolundan tutup zindana doğru götürdü. Irmak " neler oluyor ben bişey yapmadım." Diye seslenirken bu gürültüyü duyan Şükrü hemen zindanın kapısını açtı. Gördüğü şey ırmağı zindana atan dursunu görünce şaşkınlıkla durmasını istedi. Dursun ırmağın kolunu bırakıp Şükrüye seslendi." Bu büyücü bize savaş açan ülkenin vatandaşı. Burda olmaması gerekiyor. Onu kapatıp sorulguya çekmemiz lazım." Irmak bunları duyunca şok oldu ve şunları dedi." Yemin ederim ben bilmiyordum. " Dedi. Şükrü ırmağın doğru söylediğine ikna oldu ama dursun için aynı şeyleri söyleyemeyiz. Dursun" o zaman büyücü kızı al senin yanında olsun kaleye de girmesine izin verme." Dedi. Şükrü onaylayınca ırmak Şükrünün yanına koştu.
Şükrü ırmağı evine bıraktıktan sonra ırmak evinde oturup biraz ağladı. Bu gerçeği kabullenmek istemiyordu. Bir süre düşündükten sonra kendisi hakkında hiç Bir şey bilmediğini hatırladı. Ne olmuştu? Neden kim olduğunu bilmiyordu? Neden düşman vatandaşı olduğunu hatırlamıyordu?
Irmak kendisi hakkında bilgi almak için tanıdığı bir büyücüye gitme kararı aldı
