5. bölüm · ~Büyülü gözler~

_-Okyanusları keşfetmek-_

'S' Nureva

/Markus 'un anlatımıyla/ (yaş : 24)
Bir kaç saat sonra ( ... )

Felika ile birlikte yatağın üstünde sohbet ediyoruz ama hala beliki morali bozuk basit bir renkten vazgeçmesini istedim diye fazla abartını düşünüyorum şu an gülüyor ama üzgün olduğunu da biliyorum off neyse çokta umrumda değil zaten

Felika: "Markus gözlerin çok güzel aynı okyanuslar gibi"

Markus: "hm peki sen daha önce hiç okyanus gördünmü" dedim imalı bir sesle

Felika: "hayır ama senin okyanuslarını keşfetmek isterim"

Markus: "dikkat et kaybolma sonra, Benim okyanuslarım derin olur"

Felika: "olsun ben sende kaybolmaya da razıyım"

Aniden koridorda ayak sesleri yankılandı gözlerimi ve kulaklarımı kapıya çevirdim

Felika: "ne oldu?"

Markus: "biri geliyor"

Tık tık tık ve kapı açıldı içeri felikanın babası girdi şaşkın gözlerle felika'ya baktı

Karls: "sen hala uyumadın mı kızım" Felika daha konuşamadan devam etti

Karls: "iyi bende sana Bir şey anlatıcam"
Gecenin bir yarısı aşağıda onu bir sürü insan beklerken kıral kızına birşey anlatıcaksa bu da kesin onun bu saraya neden mahkum bıraktığnın sebebidir. Ne sizde inanmadınız değilmi bu pirenses ayaklarına
Söyledikleriyle beynimin varlığından şüpe duydum resmen bedenim tutuştu az kalsın elimdeki taşı yere düşürüyordum.neredeyse.
"Fe-felika bir tanrının yardımcısı ve özel güçleri var" hayır ben deli değilim bu gerçek!
O insan değil yani insan ama normal değil, üstelik 1. Seviye bir tanrının sağkolu&dostu ve yardımcısı
yani annemin yıllardır bahsettiği güç bu mu? evet ama bu bir güç değil bu bu inanılmaz bir şey ne desem bilmiyorum dilim de tutuştu resmen şimdi. en iyisi benim duyduklarımı sizde dinleyin
/Karlıs 'ın anlatımıyla/ /yıllar önce/

Odaya yorgun bir şekilde girdim beşiğe doğru yürüdüm gözümde yaşlarla bebeğimi kucağıma aldım olanlar yüzünden ona isim bile vermemiştim aslında iki gün önce Mery olmasını istiyordum ama artık o alçak kadının ismini kızımın almasını istemiyorum
Bebeği yatağa yatırdım bende yanına yattım o gece ağlaya ağlaya uyudum resmen ve sonra bir rüyada uyandım emin değilim rüya olmayabilir de
Dizlerimin üstünde kapkaranlık bir yerde başım öne eğik bedenimi haraket etiremiyorum ve yukarıdan sadece benim üstüme vuran bir ışık var göremiyorum çünkü kafamı bile haraket etiremiyorum ve sanırım nerede olduğmu biliyorum

Tanrı: "evet koruycu seni buraya ödülendirmek için veya minnet duymak için çağırmadım şimdi söyliceklerimi ise iyi dinle anladınmı"
Benden istemsizce kafamı bir aşağı bir yukarı salladım yada salladı

Tanrı: "konu şu küçük bebek. Şimdi ben seni dünyada mutlu mesut bir hayat yaşa diye yaratmadım senin tek bir amacın var onun dışında işlediğin günahlar ve yaptığın iyiliklerin ahiret hayatın için hiç bir değeri yok sen o kızın üzerinden yargılanıcaksın senin tekbir görevin var o da kızını korumak. nedenine gelirsek o benim ve tüm 1. 2. Ve 3. seviyedeki tanrılara yardım etmiş ve yardım almış böylece evrenin en güçlü yardımcısı olmuştur .o benim gözlerim. ben onu kendi gözyaşlarımdan var ettim ve ödüllendirdim kendimle büyüttüm ölümsüzleştim ama onun gözleri alçakta kaldı ve benden dünyaya gitmek istediğni söyledi.kabul ettim ve kendi yarattığım cehenneme onu savunmasız göndermek istemedim sana güveniyorum,o kızı koru bunun için elinden gelenin en iyisini yap karşılığında ödüllendirileceksin tabiki ama bunu yapamazsan o zaman seni cehennemine bile kabul etmem umarım beni anlamışsındır he kıral"

Tanrı: "onu bende koruyabilirdim ama dünyadaki herhangi bi varlık bundan sonra benden bağımsız hale gelir oyüzden onu sen koricaksın ayrıca meraklanma yanlız değilsin senin gibi birini daha seçtim o senden sonra felikayla ilgilenicek evet sen bir ölümlüsün onu her dayim koruyamassın yanında olamasız o yüzden ona iki güç verdim onu iyi eğit çünkü bu büyük bir sorumluluk ona morun büyüsünü kırmızının gücünü verdim gözlerine dikkat et renkleri hisleriyle çarpışınca değişiyor ve bunun sonuçları beklediğinden farklı olabilir özellikle aynı anda ortaya çıkmaları dünyayı yok edicek kadar büyük bir güç"

Tanrı: "bu beyaz mendili al bu sırrı da onunla birlikte iyi sakla ve bunun normal bir temizlik mendili olmadığnı unutma bunu felikanın gözüne bağlandığında gücünü kullanamaz ve sen çıkarmadığın sürece de öyle kalır"

Aniden uyandım hala daha sabah olmamıştı sanki uyuduğum saate tekrar uyanmıştım bu gece bir rüya gördüm sonra başladı her şey uyandığımda gerçekten de rüya olduğunu sandım sonra elimdeki beyaz mendili görünce anladım gerçek olduğnu o zaman koydum adını 'felika' artık adı bu anlamı; lider, gemilerin gözü demek benim felikamın anlamı siyah lider göz demek ...

Markus 'un anlatımıyla şimdi ki zaman

Felika: "baba yani bunlar doğru değilmi"

Uzun bir sesizlikten sonra felika sonunda konuştu babasıysa sadece elindeki mendili gösterdi felika başını salladı

Felika: "yani pirenseslik falan yalan sarayda yaşamamın asıl sebebi bu"

Karls: "evet canım kızım ama söz seni biraz daha büyüdüğünde serbest bırakıcağım istediğni yapıcaksın ama önce seni bu güç için eğiticez zaten teyzen de oyüzden geldi sana savaş eğitimini o vericek"
Uzun uzun bu konu hakkında konuştular ardından kıral çıktı felika benim gittiğmi sanarak yatağına geri uzandı bense sarayın çatısına çıktım ve elimdeki taşa baktım ve taş yanıp sönerken konuştu, hayır taş değil. annem.

Vespera: "evet oğlum duydun bu saatten sonra işleri hızlı ilerletmeliyiz"

Ohalde şimdi de beni biraz tanıyın

/Yazarın anlatımıyla/ /Markus' un geçmişi/

Markus vespera adında bir kadının oğludur.
Aslında pekte işler pekte bilindiği gibi değil.
çünkü;
vespera onu yıllar önce daha Anna hamile kalmadan önce bile o kırallıktan normal bir kız dünyaya gelmiceğni biliyordu bunun nasıl olucağnı bilmesede büyücülerin en güçlüsü alt ve orta seviye tanrıların korktuğu bir büyücü. iblislerin en büyüğü olan şeytanın yardımcısıdır
evet ve felikayı elde etmek için de markusu kaçırmıştır tabiki Markus bunu biliyor
aslında.. o anne ve babasının onu bıraktığnı ve asıl vesperanın onu sevip sahiplendiğni kendi öz oğlu gibi gördüğnü zannediyor.
vespera onuda kendi gibi bir büyücü olması için eğitti onu bir savaşçı gibi yetiştirdi
markus'un ona minnet duyması için ona hep iyi davrandı ve genç yaşta sevdiği kadın kagamiyle nişanlanmasına da izin verdi sonun da tabiki de bu iyiliklerin bir karşılığı olucaktı ve sonunda o günde geldi vespera herşeyi anlattı en ince ayrıntısına kadar ona istediklerinden bahsetti pilanını tektek anlattı.
Ondan isteği pirensesin kalbini çalması ve babasının onu sürekli neden saraya mahkum ettiğni öğrenmekti zaten o zamanlar felika geňç ve yanlızbir kızdı kalbini çalmak kolay olan taraf zoru ise nedeniydi
Felika yaş : 14
Markus yaş : 18
Kagami yaş : 15
Vespera yaş : 796 (daha genç ve çıtır)

Markus: "anne emin misin bak çok büyük bir risk alıyoruz şu anda yani hadi diyelim ki öyle bir şey var neden sen değilde ben bunu yapıyorum"

Vespera: "seni onca yıl boyunca gerçek oğlum gibi büyüttüm benim için bu minik iyliği yapmicakmısın"

Markus: "tamam ama kagami buna ne der anne ben onunla nişanlıyken beni başka kadıla görürse hem üzülür hem de beni tamamen terk eder"

Vespera elindeki tüm kozlarını oynadı kagamiyi de bu işin içine soktu zaten bu işin sonunda bir kıraliçe olmak vardı diye onun zaaflarını kullandı. Kagami markus'un vicdanıyla oynadı ve sonunda pilan için herşey hazırdı vespera Markus gitmeden önce ona bir taş verdi aynısı kendinde de olan bu taşkarla haberleşiceklerdi
Markus bu yola çıktığında ayağı birkez bile taşa takılmadı hatta iki haftalık yolu sadece üç günde bitirdi işte o gün başladı herşey

Peki neden kötülerin yolu daha kısadır, daha az zorluk taşır belkide asıl düşmanımız o değil 'hayattır'

/Yazarın anlatımıyla/ /şimdi/

Markus aşağı indi ve tekrar camı tıklattı ama bu sefer çok farklı bir niyetle. Kendi isteğiyle değil annesinin zoruyla yapıyordu bunu, cam açıldı felika markusu tamamen unutmuştu şaşırarak baktı ona Markus çatıdan sarktığı ipi bir ileri bi geri kendini salladı ve bedenini öne atarak içeri fırladı gözlerni ayırmadan ayağa kalktı felika'ya yaklaştı
farklı bir sebeple kötü bakışkarla. Keşke felikada bilseydi niyetini izin vermeseydi bu kötü fikrine
ki hoş kimse fikrinide almalıştı öyle yaşandı, bittti ve sabah oldu

Ama gelecekte bu böyle bitmicek bir gün sabahı sadece birimiz görücek diğeri kör toprağın altında yatıcak... daha göremicek güneşi ve ayı.