3. Bölüm

Vaveyla Yazarı: ŞİFANUR BOLAT

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 3. Bölüm

Salondaki aynada son kez rujumu tazeleyip çantamı aldım.

Aynadaki yansımama birkaç saniye daha baktım. Saçlarım gün boyunca uğraştığım hâliyle omuzlarıma dökülüyor, yüzümdeyse sahilde geçecek eğlenceli bir gecenin heyecanı dolaşıyordu. İçimde garip bir enerji vardı. Sanki evde bir dakika daha kalırsam patlayacakmışım gibi hissediyordum.

Bahçeye çıktığımda babaannem bahçedeki masada oturmuş örgü örüyordu. Karanlıkta bu da bir yetenekti sonuçta.

Bahçeyi aydınlatan tek şey verandadan sızan sarı ışık ve ayın solgun parıltısıydı. Ama kadın sanki gece görüşüne sahipti.

Elindeki şişler tıkır tıkır hareket ediyor, örgü seri şekilde büyümeye devam ediyordu.

Babaannem benim geldiğimi fark edince başını eğip gözlüğünün üstünden bana baktı.

İşte o bakış...

İnsan kendini sorgulamaya başlıyordu.

Sanki partiye gitmiyordum da uluslararası suç örgütü kurmaya gidiyordum.

"Yine nereye?" Dedi memnuniyetsizliğini gizlemeyerek.

"Sahilde parti varmış oraya gidiyorum."

"Çok gezen tavuğun ayağına bok bulaşır Sera, geldiğin günden beri evde durduğun yok." Dedi örgüsünü masaya bırakıp gözlüğünü boynuna astı. Aşırı ürkütücü bakıyordu.

Kadının gözlüğü çıkarması ayrı bir olaydı.

Normal insanlar gözlük takınca daha ciddi görünürdü.

Benim babaannem gözlüğü çıkarınca mafya babasına dönüşüyordu.

"Ben tavuk değilim ki." Dedim sırıtarak.

"Geç gelirsen bacaklarını kırarım senin."

"Bakarız babaanne. Bizimkiler bekliyor hadi öptüm."

"Sakın alkol alayım deme vallahi eve almam seni!"

Bahçe çıkışına yaklaşırken, "Alkolsüz parti mi olumuş..." Dememle sırtıma darbe almam bir oldu.

Arkamı döndüğümde yerde babaannemin terliği vardı ve diğer terliğini eline almış fırlatmak üzereydi.

Kadın yaşına rağmen keskin nişancı gibiydi.

"Seni gevurun tohumu seni..." Dediğinde terlik bana doğru uçmaya başladı.

Arkama bakmadan koşarak ucuz yırttım.

Arkamdan hâlâ söyleniyordu.

Muhtemelen üç neslimi kapsayan beddualar sıralıyordu.

Ama artık duyamıyordum.

Babaannem babamı hiç sevmezdi. Oğlu olabilirdi ama evlatlıktan reddedeli uzun zaman olmuştu.

Babamın annemle evlenmesini hiç istememiş. Annem Türk olmadığı için bayağı bir engellemeye çalışmış bizimkilerin birlikte olmasını.

Ama nafile işte...

Yıldırım aşkıydı onların ki.

Annem bir gün arkadaşlarıyla Bodrum'a tatile gelmiş o sırada babamla tanışmış. İlk görüşte aşk dedikleri bizimkilerin başına gelmiş işte.

Bazen bu hikâyeyi düşününce insanın kader diye bir şeye inanası geliyordu.

Koskoca dünyada yolları kesişmişti. Üstelik tam da doğru zamanda.

Annem Üç gün diye geldiği tatil bir aya uzamış. O sırada babamla çok güzel vakit geçirmişler.

İlişkileri uzak mesafede devam etmiş. Bazen annem geliyormuş Türkiye'ye, bazen de babam Yunanistan'a gidiyormuş. 1 yılın sonunda babam annemi babaannemlerle tanıştırmaya getirdiğinde kıyamet kopmuş.

Babaannem 'ben istemem elin gevurunu, Türkçe bile bilmiyor. Şunun tipene bak. Dinsiz imansız ben evime gelin diye almam' diye saydırmış.

Babamda 'almak zorundasın Melina hamile' demesiyle babaannemin gözü dönmüş ve ikisinide evden kovuş.

Ben doğana kadar babaannem annem ve babamın yüzüne bakmamış. Hatta evlatlıktan reddedip mirasından men etmiş babamı. Hoş hala bakmıyor ya yüzlerine.

Gel zaman git zaman ben doğmuşum. Belki babaannemin kalbi yumuşar umuduyla beni alıp Bodrum'a getirmişler.

Babaannem yüzüme bile bakmamış.

'Sokmayın o günahınızın parçasını evime.' Diyerek almamış eve.

İlk yaş gününde yine gitmişler ve yine kovulmuşlar...Bu durum ben yürümeye başlayana kadar devam etmiş.

Bir kez daha gelmişler Bodrum'a. Bu sefer bahçe kapısında beklemişler. Beni bahçeye bırakıp saklanmışlar.

Ben bahçede gezinirken babaannem çıkmış dışarı.

Birde ne görsün.

Bahçede turuncu saçlı bir bebek paytak paytak yürüyor.

Gelmiş yanıma almış beni kucağına. Tanımış tabi. Kıvırcık saçlarını babamdan, kızıl saçlarımı annemden almışım sonuçta.

'Seni Gevurun tohumu' diyerek ağlamaya başlamış.

Bu kısmı her düşündüğümde istemsizce gülüyordum.

Dünyada sevgi gösterme şekli bu olan kaç kişi vardı acaba?

Annemle babam çıkıp yanına gittiğinde ise hiç bir şey demeden beni kucağından indirip eve girmiş kapıları pencereleri kitlemiş.

O yüzden tatile hep yalnız geliyorum.

Babaannem hiç affetmedi onları.

Ama beni geri çevirmedi.

Tamam biraz ters davranıyor olabilir ama ne yapalım canım istenmeyen kadının günah tohumu olmuşum bir kere.

Hem kabul etmek gerekir ki...

Beni sevdiğini belli etmekte çok başarısızdı ama seviyordu.

Yoksa her yaz beni ağırlamazdı.

Terlikle kovalardı.

Ama ağırlardı.

Bu da bir sevgi dili sayılırdı sanırım.

Sahile geldiğimde parti beklediğimden kalabalıktı.

Dalgaların sesi müziğe karışıyor, renkli ışıklar kumların üzerine yansıyordu.

Bir an durup manzarayı izledim.

İşte şimdi tatilde olduğumu hissettim.

Ağır adımlarla yaklaşırken Ece ve Cenk'i arıyordum.

"Sera!"

Ece'nin sesini duyduğumda etrafa bakındım. Barın önünde bana el sallıyordu.

Aynı şekilde Cenk'te kendini paralayarak zıplıyor elindeki bira şişesini sallıyordu.

Normal bir insan el sallardı.

Cenk ise dikkat çekmek için küçük çaplı deprem çıkarmaya çalışıyordu.

Bende onlara el sallayıp yanlarına doğru giderken Cenk'in elindeki bira bir anda köpürüp fışkırmaya başladı.

Tam da Ece'nin üzerine doğru.

Ece eliyle yüzünü kapatarak çığlık attı.

Durup onların bu haline gülmeye başladım.

İşte arkadaş seçiminin ne kadar yanlış olduğunu hatırlatan o günlük anlardan biri daha...

O esnada birisi omzuma çarparak sendelememe neden oldu.

Kaşlarımı çatıp yanımdan geçen üçlü kız grubuna baktım.

"Yavaş!" Dedim ş harfini bastırarak.

Partinin gürültüsüne rağmen sesimdeki sinir gayet net anlaşılmış olmalıydı.

Çünkü üçü de dönüp bana baktı.

"Pardon tatlım görmedim." Dedi kumral saçlı kürdan görse benden inceside varmış diyip ortadan ikiye ayrılacak kadar ince olan kız.

O kadar inceydi ki sert esen bir rüzgâr çıksa Ege'nin karşı kıyısına kadar uçabilirdi.

Üstelik bunu söylerken yüzündeki ifade hiç de özür diler gibi değildi.

Daha çok 'Sana çarptım ama bunu dert edecek kadar önemli biri değilsin.' bakışıydı.

Bana ucubeymişim gibi bakarak önlerine döndüler ve kumsaldaki yuvarlak masalardan birinin önüne geçip durdular.

"Onlar kim?" Cenk'in sesini duymamla öfke patlaması yaşamamak için kendime tutmamam gerektiğini anladım ve patladım,

"Ne bileyim ben Cenk... Kendini bir bok sanan şımarık züppe kızlar işte." Diye bağırdım.

Benim bağırmamla Cenk kulaklarını kapatıp yüzünü buruşturdu.

"Çenen kopsun Merida... Beynimde dalgalanma yarattın. Çin işkenceleriyle bir alakan var mı?" Dedi kulağının birine bastırarak ovuşturdu.

"Yok ama istersen senin üzerinde deneyerek öğrenebilirim."

"Bak tehdit de ediyor."

Ece kahkahasını gizlemeye çalışırken ben öfkeli adımlarla bara yöneldim.

Sinirim geçeceğine daha da büyüyordu.

Öfkeyle bar kısmına geldim.

Ece birden kaybolmuştu...

Bir tane bira söyleyip o kızları göz hapsine aldım. Bacağımı sallamadan duramıyordum.

Aşırı sinir olmuştum o kıza.

Ama işin kötü tarafı sadece ona değil...

Kendime de sinir oluyordum.

Çünkü o kızların oturduğu masaya istemsizce tekrar tekrar bakıyordum. Ve neden orada saçlarını yolmadım diye kendimi yiyordum.

Önüme biranın konulduğunu düşünüp bakışlarımı onların üzerinden çekmeden elime gelen bardağı tepeme diktim son yudumda ne içtiğimi fark edip zorla yutmuştum.

Genzimden tuhaf bir ses çıkararak bardağı sert bir şekilde bar tezgahına bıraktım.

"Bira istemiştim ben sek viski değil." Dedim yüzümü buruşturarak.

Boğazım yanıyordu.

Gözlerim sulanmıştı.

İçimde küçük bir ejderha uyanmış gibiydi.

"O sizin değildi ki." Dedi barmen bira şişesini önüme koydu.

"Kimindi?" Dedim.

"Benimdi..."

Atlasın sesini duymamla biraya uzanan elim havada kaldı ve sadece kafamı çevirerek ona baktım.

Tam yanımda duruyordu.

Bir an beynim durdu.

Sonra yeniden çalıştı.

Sonra tekrar durdu.

Barmenin yeniden doldurduğu viski bardağını alıp yanımdan öylece geçip gitti.

Baykuş gibi başımı arkama kadar çevirirken onu izledim. Ece onun gittiği taraftan gelerek çenemi tutup önüme çevirdi.

"Parti yeni başlıyor Sera ağır gel." Dedi.

Kendine de bira söyledi.

"Az evvel Atlas'ın viskisini içtim." Dedim şaşkınlığımı gizleyemeyerek.

"Eee?"

"Eğer o bardaktan daha öncede içtiyse öpüşmüş sayılıyoruz değil mi?" Dedim sakin sakin konuşarak.

Ece birkaç saniye yüzüme baktı.

Sonra eline bira şişesini aldı.

Sonra tekrar bana baktı.

"Sera..."

"Efendim?"

"Senin beynin normal çalışıyor mu?"

"Hayır."

"Tamam en azından dürüstsün."

"Umarım öpüşmüş sayılırız." Dedim büyülü büyülü sahili izleyerek.

"Onu bunu bilmiyorum da Sera... Seninki tam şuan üç çıtır kızın masasında."

Ece'nin baktığı yöne baktım.

Bana omuz atan kızların yanındaydı.

Kafayı yemelik bir şekilde gülerek sohbet ediyorlardı.

Bir anda içime sebepsiz yere sıcak bir şey oturdu.

Hoşuma gitmeyen bir sıcaklıktı bu.

Daha çok mide yanması gibi.

Kıskançlık mıydı?

Yok canım.

Saçmalama.

Ben kıskanç biri değildim.

Sanırım.

Belki biraz.

Tamam bayağı.

"Biri üç çıtır kız mı dedi?" Diyerek Cenk aramıza girdi ve benim biramı alıp keyifle içmeye başladı.

"Hani nerede çıtırlar?"

"Aha burda gerizekalı.." dedi Ece, Cenk'in kafasına şaplak atarak.

"Bir Merida bir sen bak yeter artık vurmayın kafama... Geri zekalı olacağım sizin yüzünüzden." Dedi Cenk sitemkar bir halde.

"Hala değilsin yani?" Dedi Ece alayla.

"Ne?"

"Hiç."

Benim şuanki odak noktam Atlas ve onun etrafındaki aç kurtlardı.

Sinirlerim bugün çok fazla tetikleniyordu. Hem de gereksiz yere.

Adamın etrafında kız olması normaldi.

Yakışıklıydı.

Uzundu.

Karizmatikti.

Güzel gülüyordu....

Cenk'in elindeki birayı ağzından alarak içmeye başladım.

"Buraya eğlenmeye geldik Sera. Etrafa ölümcül bakışlar atacağına dans edelim."

Ece zıplayarak yanıma geldi elimdeki birayı alıp bar tezgahına bıraktı ve sahilde renkli ışıkların altında dans eden insanların arasına karıştık.

Müziğin ritmi bütün sahili dolduruyordu.

Kumlar ayaklarımızın altında kayıyor, denizden gelen rüzgâr tenimize çarpıyordu.

Şarkıya eşlik ederek zıplıyor saçma sapan hareketler ediyorduk.

Ama benim gözüm hep Atlas'ın üzerindeydi.

Ne zaman ona bakmamaya karar versem dönüp yine ona bakıyordum.

Bu artık irademle ilgili olmaktan çıkmıştı. Bir hastalık seviyesine ulaşmıştı.

Cenk elinde kokteyllerle gelip bize katıldı.

Hem dans ediyor hemde kokteyllerimizin tadını çıkarıyorduk.

Ta ki O kürdandan bozma kız Atlas'a doğru eğilip yaklaştığında durdum. Kız saçlarını savurarak ona bir şey söyledi.

Atlas da başını eğip dinledi.

İşte o an...İçimdeki bütün medeni duygular valizini toplayıp evi terk etti.

"Sera hadi... Dans, dans." Cenk önümde kalçasını kıvırmaya çalışırken önümü kapatıyordu.

Yalandan dans ediyormuş gibi yapmaya başladım.

Ama gözlerim hâlâ o masadaydı.

Sonra kalabalığın arasında o kızı gördüm.

Dans etmeye başlamıştı.

Atlas hala masada duruyor ve kalabalığa bakıyordu.

"Hadi Cenk." Dedim bende bağırarak. "Dans, dans, dans."

"Huhuuuu..." Dedi Cenk bağırarak.

Deli gibi dans ederek o kıza doğru yaklaştım ve elimdeki kokteylli pazarcı abilerin sebzeler solmasın diye su döktüğü gibi kürdan bozmasını üzerine boca ettim.

Kız şaşkınlıkla olduğu yerde durup önce üzerine sonra bana baktı.

Ben ise dünyanın en masum insanıymışım gibi gülümsedim.

Ve el salladım.

"Pardon tatlım yanlışlıkla oldu." Dedim.

Kızın yüzü bir anda kıpkırmızı oldu.

Öfkeden mi utançtan mı bilmiyordum.

Ama hoşuma gitmişti.

"Ya sen salak mısın?" Diye bağırdığı da başımı olumsuz anlamda salladım.

"Seni yolmak için bir sürü bahanem var." Dedim.

Hıçkırdım.

"O yüzden kaşınma ve git burdan."

Hıçkırdım.

"Manzaramı kapatıyorsun."

Tekrar hıçkırdım.

Tam bu sırada dünyadaki en büyük düşmanımın alkol olduğunu hatırladım.

Çünkü konuşurken bile hıçkırıyordum.

Atlas'ı görmeye çalışıyordum ama kızın yüzünden göremiyordum.

"Aptal." Dedi kız ve elini kaldırdığında Cenk bir anda aramıza girip kızın elini tutup diğer elini beline koyarak dans etmeye başladı.

O kadar hızlı olmuştu ki birkaç saniye ne olduğunu anlayamadım.

Az önce saç baş girişeceğini düşündüğüm kız, şimdi Cenk'in kollarında istemsizce dönüyor ve şoka girmiş gibi Cenk'in suratına bakıyordu.

Cenk ise sanki hayatının aşkını bulmuş gibi sırıtıyordu.

"Ne yapıyorsun sen?" Diye bağırdı kız.

"Krizi yönetiyorum."

"Çek elini!"

"Olur ama önce ritmi kaçırmayalım."

Kızın gözleri daha da büyüdü.

Ben kahkaha atmamak için dudağımı ısırdım.

Atlas'a baktığımda gülerek başını iki yana salladı ve yürümeye başladı.

İşte o an dünyadaki bütün dikkatimi yeniden kaybettim.

Çünkü Atlas gidiyordu. Ve ben onu izliyordum.

Ve o gidiyordu.

Ve ben hâlâ izliyordum.

Bir noktada beynim sonunda çalıştı.

Atlas gidiyordu!

Kalabalığın arasından zar zor ilerlemeye çalışırken adamın biri beni ellerimden tutup zıplamaya başladı.

"Hadi güzelim dans et." Diye bağırdı ve beni kendi etrafımda dönderdi.

Bir anda dünya dönmeye başladı.

Hayır...Dünya dönmüyordu ben dönüyordum.

Ama o aradaki farkı anlayacak durumda değildim.

Midem iyice bulanmaya başlamıştı.

Kendimi adamın elinden kurtarıp Atlas'ın peşinden koşmaya başladım.

Atlas sakin sakin yürürken ben dengesizce koşuyordum.

Birimiz belgesel anlatıcısı gibi ağır ve karizmatik ilerliyordu.

Diğerimiz ise yeni doğmuş ceylan yavrusu gibi sağa sola yalpalıyordu.

Tahmin etmek zor değildi.

Ceylan bendim.

Daha sonra onu gözden kaybettim.

Olduğum yerde durup etrafa bakınmaya başladım.

Ama onu göremiyordum.

Arkamı dönmemle sert bir şeye çarpmam bir oldu.

Acıyla alnımı tuttum.

"Bu buzdolabını buraya kim koydu ya." Dedim öfkeyle.

"Beni mi takip ediyorsun sen?" Dedi buzdolabı.

Donup kaldım.

"Oha buzdolabı konuşabiliyor... Vay be teknoloji çok ilerledi çok... Daha babaannemin evinde telefon çekmiyor. Adamlar tutup konuşan buzdolabı yapmış." Dedim şaşkınlık ve sitem karışık şekilde.

Buzdolabı kahkaha attığında kafamı kaldırdım.

Tam buzdolabı gülüyor diye şaşıracakken, buzdolabının Atlas'a benziyor oluşu beni daha çok şaşırttı.

Gerçekten çok benziyordu.

Hatta...Fazla benziyordu.

"Oha buzdolabı benim gelecekteki kocama benziyor!" Dedim ağzımı kapatarak.

Buz dolabı gülüyordu.

Hem de bildiğin gülüyordu.

"Gelecekteki kocana mı benziyor?" Dedi Buzdolabı.

Çok neşeli bir buzdolabıydı durmadan gülüyordu.

Babaannemin evindeki hayattan bıkmış gibiydi ve bir gün küsüp kapağını elimize vermesinden korkuyordum.

"Evet, çok benziyorsun kocama. Ama ben kocamı kaybettim. Peşinden gidiyordum sonra kayboldu." Dedim etrafa bakınarak. "Sen gördün mü? Böyle uzun boylu, esmer tenli, yakışıklı birini buralarda. Aynı sana benziyordu... Senin kablon falanda yok sen nasıl çalışıyorsun böyle?" Dedim elimi buzdolabının üzerinde gezdirerek arkasına doğru yürüdüm.

Son derece bilimsel bir araştırma yürütüyordum.

Sonuçta ortada yürüyen ve konuşan bir buzdolabı vardı.

Mantıklı açıklamalar arıyordum.

Elimi aşağılara doğru indirirken buzdolabı bana doğru dönüp geri çekildi.

"Napıyorsun?" Dedi buzdolabı.

"Kablo arıyordum." Dedim.

"Popomda mı?"

"Buzdolabının poposu mu var?" Dedim.

Buzdolabı başını öne eğdi.

Bir eliyle yüzünü kapattı.

Artık açık açık gülüyordu.

Ama ben çok ciddi bir araştırmanın ortasındaydım.

Midem bulanıyordu.

Birden yüzüm buruştu.

"Şey galiba kusacağım."

Buzdolabının Atlas'a benzeyen yüzündeki gülümseme kayboldu.

"Dur."

"Galiba gerçekten kusacağım."

"Dur dedim."

"Yok geliyor."

Kendimi tutamayıp buzdolabının üzerine kustum.

Sessizlik oldu.

"Hayır ya... Bunu yapmış olma..."

"Buzdolabı değilmisin sileriz geçer." Dedim.

Ve kendimi bıraktım.

O noktada bütün enerjim tükenmişti.

Gözlerim kapanırken havalandığımı hissettim boşlukta kaldım.

Sonra güçlü iki kolun beni kaldırdığını fark ettim.

Başımı istemsizce göğsüne yasladım.

Buzdolabının kalp atışlarını duyabiliyordum.

Ama sarhoş beynim hâlâ çok yanlış yerlerdeydi.

"Beni nereye götürüyorsun?" Dedim. Yarım ağız konuşarak.

"Sakin bir yere." Dedi buzdolabı.

"İmdat buzdolabı beni kaçırıyor!" Bağırmaya çalıştım ama kendimi zorlayınca kusacakmış gibi olduğum için susup yutkundum.

Buzdolabı kıkırdadı.

"Kimse seni kaçırmıyor." Dedi.

"Emin değilim." Dedim.

"Ben eminim."

"Dolaplar genelde böyle konuşur zaten."

"Buna nereden karar verdin?"

"babaannem hep buzdolaplarından uzak durmamı söyler."

"Anlaşılıyor."

Daha sonra buzdolabı beni denizin içine kadar soktu.

Su önce sırtıma değdi soğukluk tenimde şok etkisi yarattı.

Buzdolabına daha sıkı tutundum beni suyun içine kadar sokup çıkardı.

Sonra bir kez daha.

Sonra tekrar.

Gözlerimi açmaya çalışırken derin derin nefes aldım.

Başım biraz olsun açılıyor gibiydi.

"Bu kadar ileri teknolojide buzdolabı yaparlarsa olacağı bu işte... Beni öldürmeye çalışıyor." Dedim kesik kesik konuşarak.

Buzdolabı bu kez kahkahayı tutamadı.

Denizin ortasında beni ayakta tutarken gülüyordu.

Hem de uzun uzun.

Yüzündeki o ciddi ifade gitmişti. Yerine eğlenen bir buzdolabı gelmişti.

Daha sonra sahile geldiğimizde beni bir şezlongun üzerine yatırdı.

"Havlu alıp geleceğim burda bekle." Dedi ve buzdolabı gitti.

Çok garipti.

Buzdolabı yürümeyi biliyordu. Acaba neyle çalışıyordu?

Şarjlı mıydı acaba...Aaa belki kablosu çekince çıkanlardandır.

Bu düşünce bana çok mantıklı geldi. O kadar mantıklı geldi ki üzerine daha fazla düşünmeden gözlerimi kapattım.

Gözlerimi açamıyordum ve uykum gelmişti.

Hiç direnmeden kendimi uykunun kollarına bıraktım.

***

Sırtımda bir el hissettim daha sonra üzerimde yumuşak bir şeyler.

Uzakta müzik hâlâ devam ediyordu.

Ama artık çok daha boğuk geliyordu.

Gözlerimi araladığımda başımda biri vardı.

Cenk olamayacak kadar kalıplı.

Sapık!

Birden şezlongta geriye doğru çekilmeye çalıştım.

"Kendine geldin mi bakalım Havuç."

Sesini duyduğum an durdum.

"Atlas?" Dedim şaşkınlıkla.

Parti hala devam ediyordu.

Atlas şezlongun yanında oturmuş bana bakıyordu.

Saçları hâlâ hafif ıslaktı.

Kollarını göğsünde bağlamıştı.

Ama yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı.

"Atlas değil ileri teknolojik buzdolabı." Dedi gülerek.

Bir anda bütün gece gözlerimin önünden geçti...

Allah'ım.

Yine mi rezil oldum ben ya?

Bu sorunun cevabını Atlas'ın yüzündeki eğlence dolu ifadeden anlayabiliyordum.

Evet.

Hem de tahmin ettiğimden çok daha fazla...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

136okunma 24beğeni 11yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18