3. bölüm · Bozkırın Gölgeleri
Bozkırın Gölgeleri - Bölüm 3: Eski Dostlar, Yeni Düşmanlar
Ankara / Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanlığı
Siyah camlarla kaplı toplantı odasında ölüm sessizliği vardı. Duvardaki dev ekranda, İstanbul’daki yatta çekilen o bulanık güvenlik kamerası görüntüsü donmuş halde duruyordu.
Binbaşı Üstün, masanın üzerindeki dosyayı hırsla kapattı. Gözleri ekrandaki yaralı yüze kilitlenmişti. O yüzü binlerce kişinin arasından tanıması tek bir saniyesini bile almazdı. O adam; birlikte harp okulunu bitirdiği, dağlarda omuz omuza çarpıştığı ve üç yıl önce kendi handsleriyle toprağa verdiğini sandığı kardeşi, Yüzbaşı Kağan Gökser’di.
"Bu görüntü gerçek mi?" dedi Üstün Binbaşı, masadaki istihbarat albayına dönerek. Sesi öfke ve şokla titriyordu. "Biz onun cenazesini kaldırdık! Annesinin elini öpüp 'Oğlun şehit oldu' dedik!"
Albay derin bir nefes aldı. "Biyometrik yüz tanıma %98 eşleşme verdi Üstün. Kağan hayatta. Ama resmi kayıtlarda hâlâ şehit. Dahası... yatta etkisiz hale getirdiği adamlar, Fırat’ın doğusunda sizi tuzağa düşüren o karanlık örgütün Türkiye ayağıydı. Kağan tek başına bir intikam savaşı yürütüyor."
"O zaman onu bulmam lazım," dedi Üstün kararlılıkla. "Polis ya da MİT onu bir terörist veya kaçak sanıp vurmadan önce ona ben ulaşmalıyım."
İstanbul / Kadıköy
Aynı saatlerde, ahşap ve eski bir evin penceresinden dışarıyı izleyen genç bir kadın vardı. Aslı... Kağan’ın nişanlısı.
Üç yıldır parmağındaki alyansı hiç çıkarmamıştı. Kapının aniden çalmasıyla irkildi. Kapıyı açtığında karşısında Üstün Binbaşı'yı gördü. Üstün’ün yüzündeki ifadeden bir şeylerin ters gittiğini –ya da mucizevi bir şeylerin olduğunu– anlamıştı.
"Üstün? Bir şey mi oldu?"
Üstün içeri girip kapıyı kapattı. "Aslı... Sana söyleyeceklerimi sakın kimseye anlatmayacaksın. Kağan... Kağan ölmemiş."
Aslı’nın elindeki çay bardağı yere düşüp un ufak oldu. Gözlerinden dökülen yaşlar üç yıllık yasın, özlemin ve belirsizliğin patlamasıydı. "Ne... Ne diyorsun sen? Nerede o?"
"İstanbul'da. Ama işler karmaşık," dedi Üstün. "Hafızası yerinde değil ve başı büyük belada. Onu bulmak için senin yardımına ihtiyacım var. Çünkü Kağan her şeyi unutsa bile... seni unutmaz."
Aynı dakikalarda İstanbul’un arka sokaklarında, yağmurun altında yürüyen Kağan göğsündeki sızıyla duraksadı. Başında yine o dayanılmaz ağrı belirdi. Cebinden çıkardığı yıpranmış vesikalık fotoğrafa baktı. Fotoğraftaki Aslı'nın yüzüne dokunurken fısıldadı:
"Kimsin sen... Ve ben kimim?"
