2. bölüm · Bozkırın Gölgeleri

Bozkırın Gölgeleri-Bölüm 2:İsimsiz Gölge

Yazar Ranva

İstanbul / 3 Yıl Sonra
Boğaz’ın serin rüzgarı, gece yarısı demirlemiş lüks yatın etrafında uğulduyordu. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir iş insanının partisi gibi duran bu yat, aslında uluslararası bir silah kaçakçılığı ve terör şebekesinin ana üssüydü.
Sahil Güvenlik ve Özel Kuvvetler ekipleri, yatın etrafını sarmak için gizlice harekete geçmişti. Operasyon amiri telsizden son talimatı verdi:
"Tüm birimler, içeri girdiğimizde hedef şahısları canlı ele geçireceğiz. Sızma başlıyor."
Ancak tim içeri girdiğinde onları ne barikatlar ne de çatışma sesleri karşıladı.
Yatın salonunda ölümcül bir sessizlik hakimdir. Ağır silahlarla donatılmış 10 güvenlik görevlisi ve şebekenin lideri, tek bir el ateş bile edemeden etkisiz hale getirilmişti. Her şey saniyeler içinde, pürüzsüz ve profesyonelce gerçekleşmişti.
"Komutanım! Güvenlik kameralarında bir hareketlilik var, çabuk bakın!"
İstihbarat subayı, kontrol odasındaki ekranı geriye sardı. Görüntü siyah-beyaz ve bulanıktı. Yatın arka güvertesinden içeri giren tek bir adam vardı. Siyah bir deri ceket, yüzünün sağ tarafını kapatan derin bir yara izi ve gözlerinde buz gibi bir ifade... Adam, silah kaçakçılarını adeta bir gölge gibi avlamış, aradığı belgeyi cebine koymuş ve arkasında tek bir iz bile bırakmadan denize atlayıp kaybolmuştu.
İstihbarat subayının elindeki çay bardağı yere düşüp kırıldı.
"Bu... Bu imkansız," diye mırıldandı subay, sesi titreyerek. "Biz bu adamı üç yıl önce Fırat’ın doğusunda gömdük. Şehitlik beratı ailesine verildi!"
Yüzü yaralı olan o gölge; 3 yıl önce patlamada öldüğü sanılan Yüzbaşı Kağan Gökser’di.
Kağan ölmemişti. Ancak ne adını, ne geçmişini, ne de ordudaki unvanını hatırlıyordu. Zihninde sadece iki şey vardı: İnanılmaz bir öldürme refleksi ve geceleri rüyasına giren tek bir söz: “Sertab-04”.
Kağan, İstanbul'un karanlık sokaklarında kaybolurken, kendi geçmişini aramaya çıkan bir avcıya dönüşmüştü. Ve takip başladığından habersizdi...