7. bölüm · Börü Timi

7. BÖLÜM

Muhabbet Dertli

Alparslan Komutanımın beni yönlendirdiği odaya adım attığımda resmen şok olmuştum. Bize odaları ayarlayacağını söylemişti, pusu kuracağını değil!

Odada ben, Asya, o şeytan Açelya, sarışın kız ve bir doktor daha vardı. Bu bildiğin kumpastı. Asya hariç hepsi eşyalarını dizmekle meşguldü. Asya bu manzarayı kesinlikle görmemeliydi; yoksa o da benim gibi bir sinir krizi geçirirdi.
Çantamı yan yana duran iki yer yatağından birine sertçe bıraktım. Odadakilere dik ve buz gibi bir bakış fırlatarak, "Bana bakın, bu iki yatağa yatanı yaşatmam. Özellikle de seni, şeytan," dedim. Şeytan dediğim, Açelya'nın ta kendisiydi. Arkama bile bakmadan odadan çıktım.

Dışarı çıktığımda Komutanım ve Akgün'ün hararetli bir şekilde konuştuğunu gördüm. Acaba ne dönüyordu aralarında? Yanlarına gitmeli miydim, emin olamadım. "Yok," dedim kendi kendime, "ben en iyisi Asya'yı bulayım." Etrafa bakındım ama ortalıkta yoktu.

"Neyse, Göktuğ'u bulayım bari," dedim ama o da kayıplara karışmıştı. Al işte, tam bir örnek arkadaş modeli!

Yavaş adımlarla Yavuz Komutanımın olduğu tarafa doğru ilerledim. Doğal olarak bu, direkt Akgün'ün de yanına gitmek demekti. Onlara yaklaştığım sırada Akgün'ün keskin bakışları beni buldu. Hızla gözlerimi kaçırıp doğrudan Yavuz Komutanıma baktım.

"Komutanım, Asya ile Göktuğ'u gördünüz mü?"

"Hayır Asena, bekle birazdan beraber gideriz."

"Benim acele bir işim vardı komutanım, müsaadenizle ben gideyim."

Yavuz Komutanın kaşları çatıldı: "Asena, sen bana karşı mı geliyorsun?"

"Tövbe hâşâ komutanım, ne alaka?"

"İyi, kal o zaman burada."

Hasbinallah! Kafayı yedirtecekti bu adam bana. Allah'ım, ne ettim de bana böyle bir komutan verdiniz?
Bir dakika... Biz şu an Akgün'le yan yanaydık. Onun bu kadar yakınında olmak içimde tarif edemediğim güzel bir his uyandırıyordu ama kendimi dizginlemeliydim. Böyle hissetmeye hakkım yoktu, onun bir sevgilisi vardı. Ya sevgilisi değilse? Yok yok, sevgilisiydi işte. Zamanında Banu'ya da sevgilisi demiştim ama kız kardeşi çıkmıştı. Fakat başka kardeşi olmadığını biliyordum. Bence direkt sormalıydım. Hayır, saçmalama Asena, sormamalısın! Eğer sorarsan onu önemsediğimi falan düşünür, gerek yok.

"Asena, daldın yine. Ne oldu?" Yavuz Komutanımın sesiyle içimdeki o kavga anında son buldu.

"Yok bir şey komutanım, dalmışım."

"Neyse, ben gidip Göktuğ ile Asya'yı bulayım. Sen burada Akgün komutanının yanında bekle."

"Ben de geleyim komutanım, daha kolay buluruz."

Tam adım atacaktım ki Akgün'ün sesiyle durdum: "Asena, lütfen kal."
"Lütfen" mi demişti o? Gözlerim şaşkınlıkla kocaman açıldı. Bana bildiğin "lütfen" demişti. Bakışlarım hızla onu buldu, gözlerini dikmiş doğrudan bana bakıyordu. O sırada Yavuz Komutanım yanımızdan ayrıldı. Akgün'le baş başa kalmıştım. İyi halt yemiştim!

"Asena, konuşabilir miyiz?"
Sesimi düz tutmaya çalışarak, "Konuşacak bir şey yok," dedim. Yine refleks olarak aklıma gelen ilk sert cümleyi kurmuştum.

"O benim-"

Sözünü keserek dik bir duruş aldım: "Sizin özeliniz beni ilgilendirmez, benim özelim de sizi ilgilendirmez Komutanım."

Gözleri aniden kısıldı, göğsü hırslı ve öfkeli nefeslerle inip kalkmaya başladı. "Ne demek senin özelin beni ilgilendirmez?" diyerek üzerime doğru yürüdü. "Benim özelim sensin, senin özelin de benim!" Aramızda sadece bir adım mesafe kalacak şekilde durduğunda, ben de duruşumu bozmadan iki adım geriledim.

Yüzüme alaycı bir maske takarak sordum: "Sen gerçekten benim senin özelinde olduğumu mu sanıyorsun?"
Bir süre sessizce yüzümü inceledi. Ardından, "Sanmıyorum, öyle olduğunu çok iyi biliyorum," dedi emin bir sesle. "Beni sevdiğini bana çaktırmamaya çalışıyorsun, benimle konuşmuyorsun. Ama gözlerin... Gözlerin hiç öyle demiyor, Asena. Sen ne kadar inkar etsen de beni sevdiğini biliyorum. Sadece sana söylediğim o cümleleri ya da beni 3 ay boyunca öldü sandığın o zamanı aşamıyorsun."

Nefesim anlık olarak kesildi. Beni bu kadar iyi tanımasını, içindeki bu sevginin bu kadar derin ve gerçek olabileceğini tahmin etmemiştim. Aklıma annem geldi; o da babamı tam olarak böyle severdi, çok gerçek ve çok içten.
Akgün dikkatle yüzüme bakıyor, bir cevap bekliyordu ama bende konuşacak derman kalmamıştı. Sert durmaya çalışarak, "Üzgünüm Bücüş," dedim, "sen bu kadar iyiyken ben o kadar kötüyüm işte. Ne olur, git sevgilinin yanına."

Tam arkamı dönüp gidecekken kolumu sıkıca tuttu: "Sevgilim?"
Cevap vermeme fırsat kalmadan, koridorun ucunda o sarışın kızı gördüm. "Akgün," diye seslendi.
Kolumu hızla onun pençesinden kurtarırken alayla fısıldadım: "Geldi sevgilin."

Arkamı döndüğümde Yavuz Komutanım ve tüm timin bizi izlediğini fark ettim. Beni görünce panikle sanki bize bakmıyorlarmış gibi havaya, sağa sola bakmaya başladılar. Onlara hiçbir şey demeden sert adımlarla odaya girdim. Girişte gözümden süzülen o tek damla yaşı kimseye göstermeden hızla sildim. Ona ne kadar yakın olmak istiyorsam, bir o kadar da uzaktım işte. Biz hem birbirimiz için yaratılmıştık hem de asla bir araya gelemeyecek iki uçtuk.

Odaya girdiğimde kimse yoktu. Kendi yatağıma oturup bıraktım kendimi. Gözyaşlarım bu kez sessizce yanaklarımdan süzülüyordu. Şu saatten sonra artık bizim olmamız imkansızdı.
Belki de olabilirsiniz, Akgün'ün mucizeleri bitmez, dedi iç sesim. Evet, onun mucizeleri bitmezdi belki ama ben bitmiştim.

Kapı tıklatıldı ve ben daha "Gir," demeden Asya içeri daldı. Hiçbir şey söylemeden gelip yanıma oturdu.
"Asya..."

"Hı?"

"Dost kara günde belli olur derler. Sen dost ol tamam mı, tost olma."

Kafamı dağıtmak, içimdeki acıyı bastırmak için saçmalıyordum.

Asya yüzünü buruşturdu: "O ne alaka be?"

Omuz silktim: "Aklımda kalacağına dilimde kalsın."

Asya derin bir nefes alıp bana döndü: "Asena, sen gittikten sonra Didem cadısı komutanımın yanına geldi. Ama komutanım ona sert bir dille bir daha yanına yaklaşmamasını söyleyip arkasını döndü gitti."

Ne? Duyduklarımla donakaldım.

"Nasıl yani?"

"Asena, sen harbi malsın. Bak bunu akademik olarak değil, tamamen hayatsal tecrübelerime dayanarak söylüyorum. Diyorum ki aç artık şu gözlerini! Sence komutanımın sevgilisi olsa, dönüp sana umut verir mi? O öyle biri mi?"

Ben harbi aptaldım! Bu basit gerçek nasıl aklıma gelmezdi? Ben gerçekten gerizekalıydım, Akgün'ü hiç tanıyamamışım. "Belki de yanlış biliyorsundur," diye geveledim.

"Asena, valla salaksın ha!"

"Senin gibi yani," diyerek üste çıktım sertçe. "Sen de gözünü açmalısın bir zahmet. Göktuğ'u görmüyor musun? Adam resmen aşkından ölecek."
Asya hemen defansa geçti: "Bu konu yine nasıl bana geldi ya?"

"Hadi iddiaya girelim," dedim meydan okuyarak.

"Ne iddiası?"

"Eğer ben senden önce biriyle sevgili olursam, sen de Göktuğ ile olacaksın."

"Ne! Kafayı mı yedin sen? Asla seninle böyle bir iddiaya girmem."

"Ya Asya, lütfen! Sen de bana bir şart koy," diye neredeyse yalvardım.
Asya muzipçe gülümsedi:

"Peki... Eğer ben senden önce sevgili yaparsam, sen de Akgün Komutanımla sevgili olacaksın."

"Asla," dedim sesim düşerken. "Hem bence o artık beni istemez."

"İstemez mi? Adam 20 yıl seni beklemiş Asena, sence bundan mı vazgeçecek?"

"Geçmez mi?"

"Geçmez tabii." Seviyordum bu kızı, içime su serpiyordu.

Aslında Akgün'le olmak güzel olabilirdi. Hem biz mutlu olacaktık hem de Asya ile Göktuğ. Ancak konuşmamızı devam ettiremedik çünkü odaya Didem ve yanındaki bir kız girdi. Didem odaya girer girmez adeta damarıma basmak ister gibi benim yer yatağımın başına dikildi.

"Sizin Akgün ile aranızda ne var?" diye sordu küstahça.
Ben bunu burada yolarım! Sivil mivil dinlemem, direkt dalarım buna!

Benim yerime, benden önce Asya lafa atıldı: "Sizi ne ilgilendirir?"
"O benim eski sevgilim ve onunla ilgili olduğu için beni bal gibi de ilgilendirir."
Eski sevgilisiydi... Asya haklı çıkmıştı. İçimdeki o ağırlık bir anda uçup gitti, kalbim kıpır kıpır olmuştu. Yine de bozuntuya vermedim. Dik ve sert bir sesle, "O benim komutanım. Biz asker-komutan ilişkisinden ileri gitmiyoruz ve bu durum sizi zerre ilgilendirmez," dedim.

Aynen, komutan-asker ilişkisi... Siz hem birbirinize deli gibi aşıksınız hem de çocukluk arkadaşısınız, dedi iç sesim. Haklıydı, kahretsin ki hep haklıydı.
"Pardon, yanlış anlamışım," dedi Didem yapmacık, iğreti bir ses tonuyla. Ardından yanındaki kızla birlikte kendi yatakları olduğunu düşündüğüm tarafa geçtiler. Acayip sinsi ve yapmacık bir kızdı.
Yanındaki kız ona sessizce sordu: "Bu akşam ne giyeceksin?"
Didem sesini bilerek duymamızı ister gibi ayarladı:

"Bilmiyorum ama kesinlikle dikkat çekici olmalı. Akgün'ün gözü tamamen bende olmalı."

Sinirden yer yatağının süngerini öyle bir sıktım ki tırnaklarım etime geçecekti neredeyse. Asya hızla elimi tutup beni sakinleştirmeye çalışınca sıkmayı bıraktım. Parmak boğumlarım kıpkırmızı olmuştu. Umrumda bile değildi. O sarı yelloz Akgün'ün aklını çelmeye çalışırken, benim kendi canımın acısı umrumda bile olamazdı.

Daha fazla dayanamayıp sordum: "Siz ne kadar süre önce ayrıldınız komutanımla?" Merak etmiyordum, resmen çatlıyordum sinirden.
Didem umursamazca, "Bir yedi ay oldu herhalde," dedi.

Yedi ay... Biz tekrar karşılaşmadan önce ayrılmışlardı yani. Bu detay hoşuma gitmişti; benim yüzümden bir kadından ayrılmış olması vicdanımı sızlatırdı, neyse ki öyle değildi.

Bu sefer soruyu Asya sordu: "Tam olarak ne kadar beraberdiniz?"
"2 yıl." O kadar uzun sürmüş müydü ya?

Didem'in yanındaki kız araya girdi: "Siz bunları neden soruyorsunuz ki?"

Asya lafı gediğine koydu: "Komutanımız pek öyle uzun ilişki adamına benzemiyor da, ondan sorduk."

Hızla ayağa kalktım. "Asya, ben gidiyorum."

"Nereye?"

"Aslan'ı bulmalıyım."

"Neden?"

"Anlatırım sonra," diyerek hızla odadan çıktım. Aslan'ı bulup Akgün'ün Didem'e gerçekten ne kadar değer verdiğini ilk ağızdan öğrenmeliydim.
Bu kadar da kıskanç olamazsın ama Asena, dedi iç sesim. Bal gibi de olurdum! Eğer Akgün ile Didem birbirine zerre yaklaşırsa, ikisini de buraya gömerdim!

Dışarı çıktığımda ilk olarak Akgün'le göz göze geldim. Başını önüne eğmiş, bir ağacın dibinde tek başına oturuyordu. Çok dalgındı. Şu an yanına gidip onu teselli etmek için her şeyimi feda ederdim ama onu üzen, bu hale getiren zaten bendim.
İleride Aslan'ı ve doğal olarak yanındaki Miraç'ı gördüm.

Adımlarımı hızlandırıp yanlarına gittim. Bu süre zarfında gözlerimi Akgün'den tamamen kaçırdım ama onun gözlerini üzerimde hissettim. O zaten bana hep bakardı.

Aslan beni görünce sırıttı: "Buyurun aşık komutanım?"

"Aslan, bak kaşınıyorsun," dedim ters bir sesle.

"Galiba komutanım."

"Neyse, sadede gelelim. Şimdi sizden bir şey öğrenmek istiyorum ama bunu birisine söylerseniz ikinizi de çıra gibi yakarım, net."

Aslan bilmiş bilmiş güldü: "Yani sonucunda Akgün komutanımla yakınlaşacaksanız, her türlü sır tutulur."

Koluna sert bir sille geçirdim: "Sus! Onunla ilgili zaten."

Bu sefer Miraç heyecanla lafa atıldı: "Neyle ilgili komutanım? Yoksa komutanıma açılacak mısınız?"

"Hayır!" diye gürledim.

"Neyse söyleyin, zaten sonucunda kapı yine aynı yere çıkacak."

Derin bir nefes alıp sordum: "Evet... Hani şu Didem var ya, onunla Akgün Komutanımın arasında tam olarak nasıl bir ilişki vardı?"

"Ooo," dedi Miraç gülerek, "komutanıma bak be, nasıl da kıskanıyor!"

"Miraç, kaşınma dedim!"
"Şimdi şöyle ki komutanım," diyerek ciddileşti Miraç. "Bir dönem komutanım gerçekten çok kötüydü. Tam olarak sizin onu reddettiğiniz dönemdi."
Aslan hemen araya girdi: "Baktık komutanım ortalıkta ruh gibi geziyor, biz de gidip ona Didem'i ayarladık. Yavaş yavaş alıştılar birbirlerine ama sonra komutanım ayrılmak istedi."

Kaşlarımı çattım: "Neden?"

"Sizin sevdanız yüzünden komutanım, neden olacak? Ama tam o sırada Didem'in annesi vefat etti. Kız duygusal bir çöküşe geçince ayrılık işi yattı. Komutanıma sülük gibi yapıştı resmen. Neyse, sonra bir şekilde tamamen ayrıldılar işte."

Miraç olayı adeta yaşayarak anlatıyordu.
Şüpheyle ikisine baktım: "Siz bunları nereden biliyorsunuz bakayım?"

Aslan eliyle 'azıcık' işareti yaptı: "Birazcık komutanımı dinlemiş olabiliriz..."

"Biraz, öyle mi?" dedim ters ters. "Siz var ya... Neyse, ben gidiyorum. Bundan kimsenin, özellikle de onun haberi olmayacak!"

Aslan hemen hazır ola geçti: "Tabii ki komutanım. Sizin mutlu olmanız için elimizden geleni yaparız."
"Hasbinallah..." Bir şey demeden yanlarından uzaklaştım. Bu şapşallar neden Akgün'le olmamı bu kadar çok istiyorlardı ki?
Gerçi haklılardı. Akgün beni seviyordu, ben de onu deli gibi seviyordum.