1. bölüm / 5
BODRUMDAKİ KUPALAR1. BÖLÜM: BODRUMDAKİ KUPALAR
Bölümler 5Şu an: 1. BÖLÜM: BODRUMDAKİ KUPALAR
1. Sahne: Kaybolan Çocuklar ve Şüphelerin Gölgesinde
Giriş: Okul Sabahı
Okul bahçesinde dolaşan sabah serinliği, Marry’nin yüzüne çarptı. Montunun yakalarını sıkıca kavrayarak içeri adım attı. Gökyüzü kurşuni bir grilikteydi; güneş, bulutların ardına saklanmış, yüzünü göstermiyordu. Marry, okulun yüksek demir kapılarından geçerken, diğer öğrencilerin kahkahaları ve ayak sesleri arasında kendi düşüncelerine gömülmüştü.
Çantasının askısı omzunu acıtıyordu, ama bu acıya aldırış etmiyordu. Aklında, son zamanlarda yaşanan kayıplar vardı. Klara’nın yüzü zihninde dolaşıyor, onun neşeli sesi kulaklarında yankılanıyordu. Ne olmuştu Klara’ya? Bir insan bu kadar sessizce yok olabilir miydi?
Luka, Marry’ye yetişmek için hızlı adımlarla yanına geldi. Yuhanna da onların birkaç adım gerisinde ilerliyordu. “Hey, Marry! Bugün yine dalgın görünüyorsun,” dedi Luka, hafifçe gülümseyerek."kaybolanları düşünüyordum "
“Kaybolanları mı?” diye sordu Luka, sesini alçaltarak.
Marry başını salladı. “Sadece düşünüyorum.”
Marry, gözlerini ona çevirdi. Luka’nın yüzündeki hafif endişeyi fark etti. “Evet,” dedi kısaca. “Her şey çok garip. Klara gibi biri... bu şekilde ortadan kaybolmaz.”
Yuhanna yanlarına geldiğinde konuyu değiştirdi. “Hadi, hadi, bugünkü matematik sınavını unutmayın. Öğretmen bizi mahvedecek.”
Marry, arkadaşlarının konuşmalarına katılmaya çalışsa da, zihni hâlâ bulanıktı. Ve sonra... Alastor’u gördü.
---
Alastor’un Gölgesi
Bahçenin bir köşesinde, Alastor diğerlerinden uzakta duruyordu. Gözlerini çevredeki kalabalığa dikmişti. Elindeki siyah deftere bir şeyler karalıyor, arada bir başını kaldırıp insanları izliyordu. Ama o gülümsemesi... Marry’nin dikkatini çeken şey tam olarak buydu. Alastor’un yüzünde her zaman sabit bir gülümseme vardı. Çok doğal görünmeyen, biraz yapmacık bir ifadeydi bu.
“Alastor yine tek başına,” dedi Marry, Luka’ya fısıldayarak.
Luka omuzlarını silkti. “Her zamanki gibi. Belki insanları sevmiyordur.”
“Ya da insanlara fazla yaklaşıyordur,” diye mırıldandı Marry, daha çok kendi kendine.
---
Matematik Dersinde
Zil çaldığında, tüm öğrenciler sınıflarına koşuşturdu. Marry, en ön sıraya oturdu, Luka ve Yuhanna ise onun hemen arkasındaydı. Matematik öğretmeni, tahtaya büyük bir denklem yazarken sınıfta sessizlik hâkimdi.
Marry, defterine not alıyordu ama dikkati dağılıyordu. Birkaç kez arkasına dönüp Alastor’a baktı. Alastor, sınıfın arka köşesinde oturuyordu. Diğer öğrencilerin aksine, defterine not almıyor, bunun yerine karanlık bir şeyi resmediyormuş gibi kalemini hızlıca hareket ettiriyordu.
Marry, bir süre onun çizimlerini izledi. Ne olduğunu tam göremese de, şekillerin tuhaf ve düzensiz olduğunu fark etti. Belki bir hayvan, belki de insan figürleriydi.
“Marry,” dedi Luka, dirseğiyle onu dürterek. “Öğretmen sana bakıyor.”
Marry hızla başını kaldırdı. Matematik öğretmeni, tahtanın önünde duruyordu. “Bu denklemin bir sonraki adımı nedir?” diye sordu.
Marry, panikle defterine baktı. “Eee... X’i yalnız bırakmalıyız,” dedi, sesi hafifçe titreyerek.
Öğretmen başını sallayıp başka birine yöneldi. Marry, bir iç çekerek yerine oturdu. Alastor’un gülümseyen yüzü, gözlerini kapattığında bile aklından çıkmıyordu.
---
Beden Eğitimi Dersinde: Alastor’un Uzaklığı
Beden eğitimi dersi her zaman öğrencilerin en çok sevdiği derslerden biriydi. Spor salonunun yüksek tavanı, yankılanan seslerle doluydu. Öğretmen, öğrencileri voleybol oynamaları için takımlara ayırmıştı.
Marry, Luka ve Yuhanna aynı takımdaydı. Luka, enerjisini tamamen oyuna vermişti. Topa güçlü bir vuruş yaptığında, karşı takımın savunmasını aşmayı başardı ve sevinçle bağırdı.
“İşte bu! Kazanacağız!” diye bağırdı Luka, Marry’ye dönerek.
Marry, onun neşesini paylaşmaya çalıştı ama gözleri yine Alastor’a kaydı. O, salonun bir köşesinde duruyordu. Ne oyuna katılıyor, ne de olan bitene ilgi gösteriyordu. Ellerini cebine koymuş, sessizce etrafı izliyordu.
Marry, içindeki huzursuzluğu bastıramadı. Alastor’un gözleri, salondaki herkesin üzerinde geziniyordu. Sanki bir şeyler planlıyormuş gibi bir bakışı vardı.
“Alastor neden hep böyle?” diye sordu Marry, Luka’ya.
Luka omuzlarını silkti. “Belki oyunlardan hoşlanmıyordur.”
“Ya başka bir şey?” diye düşündü Marry.
---
Müzik Dersinde: Alastor’un İzleri
Günün son derslerinden biri olan müzik dersi, genelde öğrencilerin rahatladığı bir dersti. Sınıfta piyano, gitar ve birkaç perküsyon aleti vardı. Öğretmen, öğrencileri gruplara ayırarak küçük bir melodi üzerinde çalıştırıyordu.
Marry, Luka ve Yuhanna, doğal olarak aynı grupta yer aldı. Luka piyanonun başına geçti, Yuhanna tamburini aldı, Marry ise vokal olmak zorunda kaldı.
“Bu kolay olacak,” dedi Luka, parmaklarını tuşların üzerinde gezdirerek.
Marry, hafif bir gülümsemeyle melodiyi söylemeye başladı. Ancak şarkı sırasında bir şey dikkatini dağıttı. Alastor, sınıfın köşesinde oturmuştu. Elinde ne bir enstrüman vardı ne de gruplardan birine katılmıştı. Yine yalnızdı ve yine gülüyordu.
“Bakmayı kes!” dedi Luka, alçak bir sesle.
“Ne?” diye irkildi Marry.
“Alastor’a bakmayı kes. Seni rahatsız ediyor olabilir, ama ona bu kadar dikkat çekersen fark eder.”
Marry, Luka’nın sözlerini dikkate aldı ama gözlerini Alastor’dan çekmekte zorlandı. O anda, Alastor’un defterine bir şeyler yazdığını fark etti. Sanki onların melodisine eşlik eden sözler yazıyordu.
---
Sonrası: Şüphelerin Artışı
Dersler sona erdiğinde, öğrenciler koridorlarda toplanmış, dolaplarından kitaplarını alıyorlardı. Marry, çantasını omzuna asarak hızlı adımlarla yürüyordu.
“Marry, dur biraz!” dedi Luka, arkasından seslenerek.
Marry dönüp ona baktı. Luka’nın yüzündeki endişeyi fark etti. “Bir şeyler mi planlıyorsun?” diye sordu Luka.
“Belki,” dedi Marry. “Alastor’un ne yaptığını öğrenmem gerekiyor.”
Luka, ona yaklaşıp alçak bir sesle, “Bu çok saçma. Eğer gerçekten garip bir şey varsa, bunu yetişkinlere söylemeliyiz. Biz bir şey yapamayız.”
Marry, onun sözlerini duymazdan geldi. Aklında tek bir şey vardı: Alastor’un neden bu kadar garip davrandığını öğrenmek.
---
---
2. Bölüm: Karanlık İzler
Şüphelerle Başlayan Takip
Marry’nin kalbi, sınıfın kapısının önünde duran Alastor’a her bakışında bir darbe gibi çarpıyordu. Çantasını toparlarken Luka ve Yuhanna’ya dönüp yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi. “Siz gidin. Ben biraz daha kalıp öğretmenle konuşacağım.”
Yuhanna, meraklı gözlerle ona baktı. “Bir sorun mu var?” diye sordu.
“Hayır, sadece birkaç not eksik. Hemen gelirim.”
Onlar uzaklaşırken Marry, Alastor’un bakışlarını üzerinde hissettiğini düşündü. Sınıfın içinde kalan son birkaç öğrencinin çıkmasını bekledi. Nihayet koridor sessizleştiğinde, Alastor yavaşça sınıftan çıkıp okulun arka çıkışına doğru yürümeye başladı. Marry, sessizce peşine takıldı.
Kışın kendini iyiden iyiye hissettirdiği bir akşamüstüydü. Gökyüzü kurşuni bir renge bürünmüş, sokak lambaları titreyerek yanmaya başlamıştı. Alastor, sanki her adımını dikkatle planlıyor gibi görünüyordu. Sessizce, bir heykel kadar durağan bir şekilde ilerliyor, etrafına neredeyse hiç bakmıyordu.
Marry, köşe başında durdu ve derin bir nefes aldı. “Bunu yapabilirsin,” diye mırıldandı kendine. Ancak içindeki korku, onu bırakmıyordu. Her adımda geri dönme isteği büyüyordu. Fakat Klara’nın sessizce ortadan kayboluşu ve Alastor’un dün gece söyledikleri, merakını ve korkusunu tetikliyordu.
Alastor, eski bir binanın önünde durdu. Bina yıkılmaya yüz tutmuş, duvarları çatlaklarla doluydu. Etrafına bakındı ve cebinden telefonunu çıkararak bir numara çevirdi. Marry, bir elektrik direğinin gölgesine saklanarak onu dinlemeye çalıştı.
“Her şey hazır,” dedi Alastor, alçak bir sesle. “Sıradaki isim için hazır ol. Detayları sonra konuşuruz.”
Bu sözler Marry’nin içini bıçak gibi deldi. Kafasındaki binlerce soru birbiriyle yarışıyordu. “Sıradaki isim mi? Kimden bahsediyor? Ne yapıyor bu adam?” diye düşünürken istemsizce bir adım öne çıktı.
Alastor aniden başını kaldırdı. Gözleri tam Marry’nin bulunduğu yere çevrildi. Yüzünde her zamanki soğuk ve ürkütücü gülümsemesi belirdi. “Orada biri mi var?” diye seslendi.
Marry, kalbinin duracak gibi olduğunu hissetti. Çıkıp kendini belli etmeden bir şey yapamazdı. “Şey… Alastor!” dedi, sahte bir şaşkınlıkla ortaya çıkarak. “Burada mısın? Seni arıyordum!”
Alastor, başını yana eğip ona baktı. Bakışlarında bir kuşku vardı. “Neden beni arıyorsun?” diye sordu.
Marry, çantasını karıştırıyormuş gibi yaparak hızlıca bir bahane uydurdu. “Matematik ödevini anlamadım. Sana sormak istedim.”
“Anladım,” dedi Alastor, ama sesi sanki söylediklerine inanmadığını ima ediyordu. “Başka zaman konuşuruz. Şimdi işim var.”
Marry başını salladı ve geri çekilerek hızla oradan uzaklaştı. Sokaklarda eve doğru koşarken, beyninde yankılanan tek şey Alastor’un sesiydi.
---
Eve Dönüş ve Korkularla Yüzleşme
Marry eve vardığında, kapıyı hızla kapatıp sırtını yasladı. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Annesinin mutfaktan gelen sesi, onu biraz olsun rahatlattı. “Marry? Sen misin? Yemek neredeyse hazır!”
“Evet, anne. Geliyorum,” dedi, sesi titriyordu. Çantasını bırakıp odasına çıktı ve bir süre odasında dolaştı. Elleri hâlâ soğuktu, Alastor’un söyledikleri zihninde dönüp duruyordu.
Telefonunu çıkarıp Luka ve Yuhanna’yı aradı. Luka telefonu açar açmaz, “Marry? Her şey yolunda mı?” diye sordu.
“Hayır, Luka. Hiçbir şey yolunda değil,” dedi Marry, sesi çatallaşarak. Onlara Alastor’un konuşmasını, o ürkütücü gülümsemesini ve söylediklerini anlattı. Yuhanna sessiz kaldı, Luka ise hemen, “Polise haber verelim,” dedi.
“Ne diyeceğiz? Elimizde kanıt yok,” dedi Marry, umutsuzca.
“Yine de bir şey yapmalıyız,” diye ısrar etti Luka.
Marry, başını iki yana salladı. “Şimdilik dikkatli olalım. Ama bir plan yapmamız gerek.”
---
Okul Günleri ve Şüphelerin Gölgesi
Ertesi gün, okulun koridorları her zamanki gibi kalabalık ve gürültülüydü. Ancak Marry için her şey farklı görünüyordu. İnsanların arasında yürürken Alastor’un sessiz varlığını her yerde hissediyor gibiydi.
Türkçe dersinde tahtada yazan notları defterine geçirirken, dikkatini bir türlü toplayamıyordu. Öğretmenin anlattıkları, bir sisin arkasından geliyormuş gibiydi. Arada sırada arkasına dönüp Alastor’a bakıyordu. Alastor’un gözleri hep bir yere sabitlenmiş, hiçbir duygu belirtisi göstermiyordu.
İngilizce dersinde ise daha da kötüydü. Öğretmen, sınıftaki herkesi sırayla sözlüye kaldırırken, Marry'nin sırası geldiğinde yanlış cevaplar vermeye başladı. İçindeki korku ve endişe, düşünme yetisini tamamen almış gibiydi.
---
Teknoloji Dersindeki Kaza
Teknoloji tasarım dersinde, Marry ve arkadaşları karton ve maket bıçaklarıyla projeler üzerinde çalışıyordu. Marry, keskin bir bıçağı kartonun üzerinden geçirirken, dikkatsizlikle elini kesti. Kesik oldukça derindi ve bir anda kan akmaya başladı.
Öğretmen hemen yanına geldi. “Marry, ne yapıyorsun? Bu kadar dikkatsiz olma! Alastor, Marry’yi sağlık odasına götür.”
Marry’nin içini bir ürperti kapladı. Ancak öğretmenin kararlı bakışlarından kaçamayacağını biliyordu. Alastor, sakin adımlarla yanına geldi ve her zamanki gibi yüzünde gülümsemesi vardı. “Hadi, gidelim,” dedi, sakince.
Koridorda yürürken, Marry’nin eli hâlâ kanıyordu. Alastor aniden durup eline baktı. “Biliyor musun,” dedi, sesi neredeyse büyülenmiş gibiydi, “kanın çok güzel görünüyor. Çok canlı.”
Marry, bir anda adımlarını hızlandırdı. “Sağlık odasına çabuk gitmeliyim,” dedi, sesi titreyerek.
Alastor, gülümsemeye devam etti ama bir şey demedi.
---
Sınavdaki Korku
Bir hafta sonra matematik sınavı vardı. Marry, sorulara bakarken aslında cevapları biliyordu. Ancak Alastor’un bakışlarını ensesinde hissetmek, onun tüm dikkatini dağıtmıştı. Eğer yüksek alırsa sıradaki hedefin kendisi olacağını düşünüyordu. Bu yüzden, kalemini kasıtlı olarak yanlış cevaplar yazmak için kullandı.
Sınav bittiğinde, öğretmeni yanına geldi. “Marry, bu çok kötü bir sonuç. Seni böyle görmeye alışık değilim,” dedi sert bir şekilde.
Marry, sadece başını eğdi ve özür diledi. Ancak içinde, yanlış yapmanın bile onu güvende tutamayacağını biliyordu.
---
Marry’nin Gerilimli Akşamı
Dışarı Çıkış ve Arkadaşlarla Buluşma
Marry, akşam yemeğini hızlıca bitirip çantasını bir köşeye fırlattı. Aklı hâlâ Alastor’un sözlerinde ve okulda yaşananlardaydı. Evde oturmanın gerginliğini artırdığını hissediyordu. Dışarı çıkmak, biraz hava almak istiyordu. Telefonunu eline aldı ve Luka’yı aradı.
“Luka, dışarı çıkalım mı? Yuhanna’yı da çağır, biraz kafamızı dağıtalım,” dedi, sesi her zamanki gibi değil, hafifçe titriyordu.
“Tabii, neredesin? Biz seni alırız,” dedi Luka.
Birkaç dakika sonra üçü, mahalledeki küçük parkta buluşmuştu. Sokak lambalarının sarı ışığında, parkın sessizliği içlerine biraz huzur veriyor gibiydi. Birkaç çocuk uzaklarda oyun oynuyor, gecenin hafif serin havası caddelerden geçen arabaların sesleriyle doluyordu.
Luka ve Yuhanna, bir bankta oturmuş, geçen haftaki sınavlar ve dersler hakkında konuşuyordu. Marry ise onların yanında oturuyordu ama konuşmalara katılmıyordu. Aklında dönen düşünceler yüzünden gözleri sürekli çevresini tarıyordu. Luka ona dönüp, “Marry? İyi misin? Çok sessizsin,” diye sordu.
Marry irkilerek cevap verdi. “Evet, iyiyim. Biraz yorgunum, hepsi bu.”
Bir süre sonra, Luka ve Yuhanna çocukluklarından kalma bir oyunu oynamaya başladılar. Marry de onlara katılmaya çalıştı ama her hareketinde gerginliği hissediliyordu. Gözleri sürekli parkın diğer tarafına kayıyordu.
Bir anda, durduk yere, “Alastor!” diye bağırdı.
Luka ve Yuhanna, şaşkınlıkla ona baktı. Luka hemen yanına gelip, “Marry! Ne yapıyorsun? Bu sadece bir oyun, rahatla,” dedi.
Marry, ellerini başının arasına alarak titredi. “O burada… Eminim burada bir yerlerde.”
Yuhanna, Luka’nın omzuna dokunarak onu bir köşeye çekti. “Marry iyi görünmüyor,” dedi alçak bir sesle. “Bunu ailesine söylemeliyiz. Belki bir şeyler yapabilirler.”
Luka, endişeli bir ifadeyle başını salladı. “Ama ya bize inanmazlarsa? Marry’nin şüpheleri yüzünden hiçbir şey yapamayız.”
“Yine de denemeliyiz,” dedi Yuhanna. “Onu böyle bırakamayız.”
---
Alastor’u Görmek ve Telefon Konuşması
Marry, onların konuşmasını duymuyordu. Bankın köşesine oturmuş, dizlerini kendine çekmiş bir şekilde düşünüyordu. Ancak tam o sırada, karşıdan gelen bir figür dikkatini çekti. Uzun boylu, karanlık gölgelerin arasından yürüyen bir adam… O adam. Alastor.
Kalbi hızla çarpmaya başladı. “Hayır, burada olamaz,” diye mırıldandı kendi kendine. Ama oradaydı. Alastor, sakince parkın köşesinden geçiyor, bir yandan da telefonla konuşuyordu. Marry, onun sesini rüzgârın taşıdığı kelimelerle duydu.
“Clara’nın ölme vakti gelmedi mi?” dedi Alastor, sakin ama ürpertici bir ses tonuyla.
Bu sözler, Marry’nin zihninde bir bomba gibi patladı. Nefesi kesilmişti. Ellerini ağzına kapatarak sessizce oturdu, ama içindeki çığlıkları susturamıyordu.
---
Korku ve Karar
Marry, Alastor’u izlerken, Luka ve Yuhanna ona doğru döndü. Luka, endişeyle, “Ne oldu? Yine mi bir şey gördün?” diye sordu.
Marry’nin elleri hâlâ titriyordu. “O… o buradaydı,” dedi, sesi kesik kesikti. “Alastor… konuşuyordu. Clara hakkında bir şeyler söyledi.”
Luka ve Yuhanna, onun söylediklerini anlamaya çalıştı. Luka, Marry’nin gözlerindeki korkuyu görünce bir şeylerin doğru olmadığını anladı. “Tamam, eve git. Dinlen. Biz bu durumu araştırırız,” dedi.
Marry, başını sallayarak parktan ayrıldı. O an yalnız kalmak istiyordu ama ne kadar yalnız olsa da düşüncelerinden kaçamıyordu. Ailesinin yanına gidip normal bir akşam geçirmeye çalıştı, ama aklındaki imgeler ve Alastor’un sesi onu bir an bile rahat bırakmadı.
---
### Şüphe Defteri ve Marry'nin Ailesiyle Çatışması
Marry, aklındaki karmaşık düşünceleri düzenlemek için yeni bir defter aldı. Defterin ilk
sayfasına büyük harflerle **"Şüpheler ve Kanıtlar"** yazdı. Sonraki sayfalara Alastor’un
derslerdeki tuhaf davranışlarını, kaybolan başarılı öğrencilerin isimlerini ve başarı
hikayelerini kaydetmeye başladı. Her detay önem taşıyordu. Bir gün, Alastor hakkında
daha fazla bilgi edinmek için interneti araştırmaya başladı. Saatler süren aramalarının
ardından, eski bir aile fotoğrafına rastladı. Fotoğrafta genç bir Alastor, yanında ondan
birkaç yaş büyük bir kadınla duruyordu. Kadın, zarif ama bir o kadar da ürkütücü bir
auraya sahipti.
“Bu kadın kim olabilir?” diye mırıldandı Marry. Fotoğrafı yazıcıdan çıkarıp defterine
yapıştırdı ve üzerine, “Aile üyesi mi, yoksa başka bir şey mi?” notunu ekledi. Alastor’un
hareketlerini, gittiği yerleri ve çevresindeki her şüpheli detayı yazarken deftere derin bir
odaklanmıştı. Ancak bu sırada annesi odaya girdi ve defteri fark etti.
“Marry, bu nedir? Ne yazıyorsun sen burada?” dedi annesi, sesi hem şaşkın hem de
öfkeliydi.
Marry, panikle defteri kapatmaya çalıştı ama annesi defteri elinden alıp hızlıca
sayfalarını çevirdi. Yazılanları görünce yüzü kıpkırmızı oldu. “Bu saçmalıkları hemen
babana göstereceğim,” dedi ve odadan çıktı.
Marry’nin babası defteri inceledikten sonra öfkeyle odaya girdi. “Kızım, bu ne rezillik!
Nereden çıktı bu saçma fikirler? Seni bu çocuklar mı etkiledi?” diye bağırdı. Marry,
açıklama yapmaya çalıştıysa da babası dinlemedi ve onu odasına kilitleyerek yemek
bırakıp gitti.
### Marry’nin Odadaki Günleri
Marry, kilitli odasında sıkıntıdan patlıyordu. Başucunda duran deftere bakıp iç geçirdi.
Bir yandan resimler çiziyor, bir yandan da Alastor’a olan şüphelerini yazmayı
sürdürüyordu. Kalemi her hareket ettiğinde içinde biriken korku ve öfke daha da
büyüyordu. Kendini biraz rahatlatmak için kulaklıklarını takıp müzik dinledi, ardından
kitaplarına gömüldü. Ama hiçbir şey onu gerçekten oyalayamıyordu.
İki gün boyunca odasında yalnız kalmıştı. Telefonu şarjı bittiğinde, kendini tamamen
izole edilmiş hissetti. Artık dayanamayıp kapıya vurmaya başladı. “Anne! Baba! Lütfen
beni buradan çıkarın!” diye bağırıyordu.
Babası işteyken, annesi gizlice kapıyı açtı. “Marry, seni buradan çıkarıyorum ama
dikkatli olmalıyız. Babana yakalanırsak işler daha kötü olabilir,” dedi. Annesi, Marry’nin
söylediklerine inanıyordu ama bunu belli etmemeye çalışıyordu.
Marry, annesiyle evde kalıp ona yardım etti. Akşam, Yuhanna’yı arayıp olanları anlattı.
Yuhanna ağlamaklı bir sesle cevap verdi:
“Marry, Luka her şeyi babana anlatmış. Baban çok sinirlendi ve Luka’ya tokat attı!
Dudağı patladı, ben onu eve götürdüm. Annem ona yardım etti ama baban sana çok
kızacak.”
Tam bu sırada kapı çaldı. Marry korkuyla telefonu kapattı. Babası odaya girip ona sert
bir şekilde bağırdı ve bir gün daha okula gitmesini yasakladı.
### Alastor ile Plan
Bir gün sonra Marry, okula dönmesine izin verildi. Yuhanna ve Luka’yla bir arayageldiğinde onlara bir plan yapmayı önerdi. Alastor’u dışarıda buluşmaya ikna etmek
istiyordu. Dersten sonra Alastor’a yaklaşıp, “Ödevler konusunda biraz yardıma ihtiyacım
var. Dışarıda buluşabilir miyiz?” diye sordu. Alastor, hafif bir gülümsemeyle teklifi kabul
etti.
O akşam, Marry, Luka ve Yuhanna bir araya gelip plan yaptılar. “Onu sorguya
çekeceğiz,” dedi Marry. Yanında küçük bir bıçak taşıyacağını ama Alastor’a belli
etmeyeceğini söyledi. Luka ve Yuhanna, arkada gizlenip gerektiğinde devreye
gireceklerdi.
### Karşılaşma ve Dövüş
Buluşma yeri, kasabanın sessiz bir köşesiydi. Alastor, soğukkanlı bir şekilde orada
bekliyordu. Marry yanına yaklaştığında, Luka ve Yuhanna birkaç metre uzakta
saklanmıştı. Marry, beklenmedik bir anda, “Clara’ya ne yaptığını biliyorum,” dedi.
Alastor, hafifçe başını yana eğip alaycı bir şekilde güldü. Ardından yüksek sesle,
“Vanessa, gelir misin aşkım?” diye bağırdı. Karanlıktan, elinde balyoz tutan ve geyik
maskesi takmış bir kadın çıktı. Vanessa’nın gözleri Marry’ye dikilmişti.
“Demek sırlarımızı öğrenmeye çalışıyorsunuz,” dedi Alastor. Ceketinin iç cebinden bir
hançer çıkardı. Marry, elindeki bıçağı çıkardı ama tam o sırada Luka ve Yuhanna
arkadan gelerek Alastor ve Vanessa’ya saldırdı.
Dövüş, karanlığın içinde kaotik bir şekilde sürdü. Vanessa, balyozu savurup Luka’nın
karnına ağır bir darbe indirdi. Luka yere yığılırken, Alastor, “Bu sırlarımızdan birine
bahsederseniz, hepinizi öldürürüm,” dedi. Vanessa ile birlikte hızla uzaklaştılar.
## Luka’nın Yaralarının Tedavisi
Marry ve Yuhanna, Luka’yı hemen Yuhanna’nın annesine götürdü. Yuhanna’nın annesi,
Luka’nın yaralarını temizleyip dikiş attı. Onları dinledikten sonra, anlattıklarının gerçek
olduğuna inandı. Marry’nin zihninde ise bir sonraki hamle planlanıyordu: Alastor’un
maskesini düşürmek için her şeyi riske atmaya hazırdı.
---
---
Bölüm 3: Tehlikenin Bilinci ve Yeni Bir Plan
Marry’nin aklına takılan gerçek
Marry, odasının köşesinde oturmuş, elindeki kalemi çevirirken bir kez daha kaybolan arkadaşlarının yüzlerini gözünün önüne getirdi. Gözleri doldu. İçindeki korku, çaresizlikle karışmış bir öfkeye dönüşüyordu. Bütün bu kayıpların, başarılı çocukların başına geldiği gerçeği beyninde yankılanıyordu. “Başarı,” diye düşündü. “Bizi kurban ediyor.”
Alastor’un bu insanları neden hedef aldığını anlamıyordu. Fakat bilmesi gereken tek şey, başarılı olmanın tehlikeli olduğu gerçeğiydi. Derin bir nefes aldı ve bir kağıda hızlıca bir not yazdı:
“Başarı = Ölüm. Hedefte biz olabiliriz.”
Arkadaşlarını uyarma kararı
Marry, Luka ve Yuhanna’yı hemen aramaya karar verdi. Luka’nın telefonu açılır açılmaz, aceleyle konuştu:
“Parkta buluşmamız lazım. Çok önemli bir şey var.”
Luka, şaşkın bir sesle cevap verdi:
“Marry, neler oluyor? Bir sorun mu var?”
“Lütfen, sorularını sonra sor. Hemen gel.”
---
Planın Açıklanması
Parkta hafif bir rüzgar esiyordu. Sararan yapraklar, Marry’nin oturduğu bankın etrafında savruluyordu. Yuhanna ve Luka, telaşla yanına oturdular. Marry derin bir nefes aldı ve onlara dönerek konuşmaya başladı:
“Dinleyin, kaybolan çocuklar... Hepsi başarılı çocuklardı. Derslerinde, sporda ya da başka bir alanda öne çıkan çocuklar. Bu bir tesadüf değil. Biz de sıradaki hedef olabiliriz.”
Luka’nın kaşları çatıldı. “Ne diyorsun Marry? Bu ne anlama geliyor?”
Marry, gözlerini kısıp hüzünle başını salladı. “Bu şu demek: Başarılarımız bizi tehlikeye atıyor. Eğer başarılı olmaya devam edersek, Alastor’un dikkatini çekeriz. Ben, bunun farkına vardığımda matematik sınavında bilerek yanlış yaptım. Ve bunu sizin de yapmanızı istiyorum.”
Yuhanna şaşkınlıkla karşı çıktı: “Ama bu bizim geleceğimiz! Kendimizi mi geride bırakacağız, sırf korkumuzdan mı?”
Marry’nin sesi ciddileşti. “Bu bir süreliğine. Hayatta kalmak için başka çaremiz yok. Başarı bizim için ölüm demek.”
Sonunda Luka ve Yuhanna kabul etti. Bunu yapmak zorundaydılar. Kendi hayatlarını korumak için.
---
Sorular ve Yanlış Cevaplar
Sonraki günlerde Marry, Luka ve Yuhanna derslerde öğretmenlerin sorduğu sorulara bilerek yanlış cevaplar vermeye başladılar.
Türkçe Dersi:
Öğretmen, tahtaya yazdığı cümleye işaret etti. “Bu cümlede ‘güzellik’ kelimesinin türü nedir?”
Luka parmak kaldırdı ve sesini yükseltti:
“Sıfat.” (Yanlış)
Öğretmen, kaşlarını çatarak yanıtladı:
“Hayır, Luka. Bu bir isimdir. Daha dikkatli ol.”
İngilizce Dersi:
Öğretmen sınıfta geziniyordu. Bir kağıdı eline alıp yüksek sesle okudu:
“Translate this: I have two cats.”
Yuhanna, düşünmeden cevapladı:
“Benim üç kedim var.” (Yanlış)
Öğretmen, sinirle başını salladı:
“Hayır, iki kedim var demeliydin. Çok basit bir soru!”
Matematik Dersi:
Öğretmen tahtaya bir üçgen çizdi ve öğrencilerine döndü. “Bu üçgenin iç açılarının toplamı nedir?”
Marry, hemen cevap verdi:
“200 derece!” (Yanlış)
Sınıf gülerken, öğretmen kaşlarını çatıp bağırdı:
“180 derece olmalıydı! Bu kadar temel bir bilgiyi nasıl bilmezsin?”
---
Öğretmenler ve Aile Toplantısı
Bu yanlış cevaplar, öğretmenlerin dikkatini çekmeye başlamıştı. Bir hafta içinde tüm öğretmenler, Marry, Luka ve Yuhanna’nın durumunu konuşmak için bir toplantı düzenledi.
Türkçe öğretmeni söz aldı: “Bu öğrenciler daha önce oldukça parlaktı. Ama şimdi en temel soruları bile bilmiyorlar. Bu durumun bir açıklaması olmalı.”
Matematik öğretmeni, kaşlarını çatarak ekledi:
“Özellikle Marry, en yetenekli öğrencilerimden biriydi. Ama son haftalarda hiçbir çaba göstermiyor.”
Toplantının sonunda Marry’nin ailesi suçun arkadaşlarına ve Alastor adlı çocuğa ait olduğuna karar verdi.
“Bu çocuklarla görüştüğünden beri Marry’de bir tuhaflık var,” dedi babası öfkeyle. “Bu kasaba artık güvenli değil. Taşınmalıyız.”
---
Taşınma Kararı
O akşam Marry, babasının yüzündeki ciddiyeti görünce bir şeylerin ters gittiğini anladı. Babası derin bir nefes aldı ve kararını açıkladı:
“Bu kasabadan taşınıyoruz, Marry. Beş ay içinde buradan gideceğiz.”
Marry’nin yüzü bembeyaz oldu. “Hayır!” diye bağırdı. “Bunu yapamazsınız! Burada büyüdüm. Hayatım burada! Arkadaşlarım burada!”
Babası, Marry’nin sözlerini dikkate almadı. “Bu senin iyiliğin için. Bu kasaba tehlikeli.”
Marry, odasına kapanıp saatlerce ağladı. Bir yandan bu duruma üzülüyor, diğer yandan bir düşünce beynini kemiriyordu: “Alastor’un suçlarını ortaya çıkarmak için yalnızca beş ayım var.”
---
Plan ve Araştırma Başlangıcı
Ertesi gün Marry, Alastor’un sırlarını ortaya çıkarmak için harekete geçti. İnternette yeniden araştırmalar yapmaya başladı, ama hiçbir bilgi bulamıyordu. Kaybolan çocukların listesini defterine yazdı. Alastor’un yaptıklarını not aldı. Fotoğrafı dikkatlice inceliyor, o kadının kim olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Günler geçtikçe ailesi Marry’nin davranışlarını daha şüpheli bulmaya başladı. Bir akşam annesi defteri buldu ve Marry’yi babasına şikayet etti.
“Bu kızın ne yaptığına bak! Sürekli bu çocuk hakkında bir şeyler yazıyor. Kafayı yemiş!”
Babası, Marry’ye bağırarak defteri elinden aldı. “Bu saçmalıklara bir son vereceksin, Marry! Odana git ve bir daha bu konuyu açma!” diye haykırdı.
Marry, odasında yalnız başına kalırken, içinde bir kıvılcım parladı. Bu defa geri adım atmayacaktı. Beş ay içinde, her şeyi açığa çıkaracaktı.
---
Bölüm 4: Alastor’un Planı
Alastor’un Evi
Alastor’un evi kasabanın en karanlık ve sessiz köşelerinden birinde, sık ağaçların arasında gizlenmişti. Dışarıdan bakıldığında eski ama gösterişli bir Viktorya dönemi malikanesini andırıyordu. Siyah metal kaplamaları, gotik pencereleri ve çatısındaki korkutucu gargoyle figürleriyle, yalnızca bakışı bile insanın içinde bir ürperti yaratıyordu.
Kapıdan içeri girildiğinde, loş bir ışık ve küf kokusu hemen hissediliyordu. Giriş holü, avize yerine tavandan sarkan mumluklarla aydınlatılmıştı. Duvarlar koyu bordo renkteydi ve yer yer eski tablo çerçeveleriyle kaplıydı. Ancak tablolarda aile resimleri yerine vahşi av sahneleri, ölü geyikler ve boğazlanmış avcılar vardı. Holün sonunda büyük bir ahşap kapı, oturma odasına açılıyordu.
Oturma odası, bir avcının ödüllerini sergilediği bir müze gibiydi. Duvarlarda kurt, geyik ve ayı başları asılıydı. Tavandan asılı duran bir avcı tüfeği koleksiyonu dikkat çekiyordu. Tam ortada, geniş ve aşırı yumuşak görünen deri bir koltuk vardı. Koltuğun hemen yanında, Vanessa bir sehpa üzerinde taze demlenmiş kahveleri koyarken duruyordu.
---
Alastor ve Vanessa’nın Sohbeti
Alastor, koltuğuna yayıldı ve Vanessa’ya göz ucuyla baktı. Kadının koyu siyah saçları omuzlarına dökülüyordu, üzerinde ise derin dekolteli bir kırmızı elbise vardı. Ona her zaman olduğu gibi hayranlıkla baktı.
“Güzel bir kahve,” dedi Alastor, bardağı eline alırken. “Ama senden daha güzel değil.”
Vanessa gülümseyerek cevap verdi:
“Her zamanki tatlı sözlerin, aşkım. Ama biliyorsun ki bunlar sadece kelimeler değil.”
Alastor, kahvesinden bir yudum aldı. “Sadece kelimeler olsalar, bu kadar içten söyleyemezdim.”
Vanessa, gözlerini devirip masaya yaslandı. “Romantizm tamam da, dövüşten sonra Luka, Marry ve Yuhanna’ya ne oldu? Sorunu çözdüğünü söylemiştin.”
Tam o anda Alastor kahvesini püskürttü. Kahve fincanı yere düştü ve cam zeminde küçük kahve göletleri oluşturdu. Vanessa, endişeyle yanına geldi.
“Ne oldu? Her şey yolunda demeyecek misin?”
Alastor, dişlerini sıkarak koltuğundan doğruldu. Gözlerinde vahşi bir öfke ve dehşet parladı. “Onların neden bu kadar düşük not aldığını yeni fark ettim... Kendilerini korumaya çalışıyorlar!”
Vanessa kaşlarını çattı. “Peki şimdi ne yapacağız?”
Alastor gülümsedi. “Yarın dört saat matematik dersleri var, değil mi? Matematik öğretmenini kaçıracağız. Onun yerine sen geçeceksin. Müdür, senin amcan. Sahte evraklarla bu işi hallederiz.”
Vanessa başıyla onayladı ve sahte kimlikleri hazırlamaya koyuldu.
---
Bodrumun Karanlık Derinlikleri
Alastor, planını daha da kesinleştirmek için evin en alt katına indi. Bodrum, evin geri kalanından çok daha korkutucuydu. Taş duvarların arasında örümcek ağları doluydu, zeminde eski kan lekeleri kurumuştu. Bodrumun ortasında büyük bir ahşap masa vardı. Masanın üzerinde paslı bir bıçak, birkaç testere ve dişleri kanlı bir rendeden oluşan korkunç bir koleksiyon bulunuyordu.
Duvarlarda çeşitli insan figürleri vardı; ama bunlar canlı değildi. Alastor’un elleriyle derisini yüzdüğü, içini doldurduğu ve boynundan asarak sergilediği cesetlerdi. Kimi hala bir gülümsemeyle donmuş gibiydi, kimi ise bir acı ifadesiyle.
Clara, köşedeki karanlık bir hücrede bağlıydı. Alastor’un sert adımları yankılanınca irkildi. Alastor, ağır kapıyı açtı ve Clara’nın yanına yaklaştı.
“Matematik hocasının adresini söyleyeceksin,” dedi, sesi sakin ama ürkütücüydü.
Clara gözlerini kaldırdı, titriyordu. “Hayır! Sana asla yardım etmeyeceğim!”
Alastor, duvardaki bir cesede işaret etti. “Bu kupalarımdan biri mi olmak istersin? Yoksa bana adresi söyleyip yaşamak mı istersin?”
Clara sessiz kalınca Alastor:"madem öyle bana tek çare bıraktın,Vanessa tatlım,gelir misin?" Vanessa hoplaya zıplya geldi.Alastor yapmacık bir gülümseme ile :"ne yapacağını biliyorsun."vanessa hemen işe koyuldu.Clara öleceğini düşünsede Vanessa bir anda onu gıdıklamaya başladı.Clara ilk başlarda dayansada sonlara doğru nefesi kesildi. Clara acı içinde çığlık atarken Alastor, soğukkanlı bir şekilde konuşuyordu.
”Sana zarar vereceğimi sanma biz çocuk ve kadınlara dokunmayız."
Clara artık öksürmeye başlamıştı yüzü patlıcanı andırıyordu.
Clara dayanamayarak bağırdı: “Tamam! Adresi vereceğim!”
---
Matematik Öğretmeninin Kaçırılması
Vanessa, kafasına geyik yerine bu sefer ayı maskesini takmıştı. Alastor ise elindeki avcı tüfeğiyle matematik öğretmeninin evine doğru ilerliyordu. Kapıyı çaldı ve derin bir sesle konuştu:
“Kargo geldi, kontrol eder misiniz?”
Öğretmen kapıyı açar açmaz, Vanessa:"Kargo beklemediğinizin biliyorum,bu arkadaşınızdan gelen bir hediye olmalı kartta ismi yazıyor.Birde zahmet olmassa buradan alıp taşırmısınız?Biz çok yorulduk.öğretmen "Tabii ki yardım ederim."Vanessa sinsi sinsi güldü çünkü yere önceden zeytin yağı dökmüşlerdi. savurdu. Adamın ayağı aniden kaydı ve halı gibi yere serildi.Kafasına aldığı darbeyle yer kan gölüne döndü.yığıldı. Alastor eğildi, akan kana parmağını batırdı ve tadına baktı.
“Tatlı... Tıpkı bir çilek gibi,” dedi gülümseyerek.
Cesedin dikkat çekmemesi için öğretmenin bedenini başka bir mezara gömdüler.Alastor:"Madem kötülük yaptık yarın okula hamburger dağıtacamMarry delirsin diye insan eti olduğunu söyleyeceğim. "
---
Sandy ile İlk Ders
Vanessa, peruk ve makyajla kendisini tanınmaz hale getirdi. Müdürle konuşup işe sahte belgelerle kabul edildi. Kendini öğrencilere “Sandy” olarak tanıttı. Çocuklar şaşkındı ama ders başladı.
Ders sırasında Vanessa özellikle Marry, Luka ve Yuhanna’ya kötü davranıyordu. Yanlış cevaplar verdiğinde alay ediyor, düşük notlar veriyordu. Sonunda ailelerini aramakla tehdit etti.
---
Hamburgerler ve Marry’nin Şüphesi
Alastor, bir tepsi dolusu hamburgeri sınıfa getirdi ve öğrencilere dağıttı. Kendisi yememişti. Marry bir ısırık aldığında Alastor yanına yaklaştı ve kulağına fısıldadı:
“Sence kimin eti?”
Marry, bir an donakaldı ve sonra çığlık attı: “Bu Bay Husnk’un eti!”
Vanessa, sakin bir şekilde Marry’ye bakıp alayla güldü:
“Sanırım hayal gücünüz biraz fazla geniş. Rehber hocanıza gitmek iyi olur.”
Marry, sınıftan çıkarken Alastor, Vanessa’ya öpücük attı.
---
Bölüm 5: Rehberlik Odasında Fırtınalar ve Gizli plan
Rehberlik Odası
Marry, rehber hocasının odasına ağır adımlarla yürüyordu. Kapının önüne geldiğinde derin bir nefes aldı. Camdan görünen odada masa başında oturan hocası, dosyalara dalmıştı. Duvarlarda motivasyon posterleri asılıydı; biri “Başarı cesaretle başlar”, diğeri ise “Düşünmeden konuşma, konuşmadan düşün” diyordu. Marry’nin gözleri bunlara takılsa da içindeki gerginliği bastıramıyordu. Parmaklarını kenetleyerek kapıyı çaldı.
“Gir,” dedi rehber hocası, başını kağıtlardan kaldırmadan.
Marry odaya girdi ve kapıyı yavaşça kapattı. Hoca, ona bir süre baktıktan sonra işaret ederek oturmasını söyledi. Masanın üzeri karışık kağıtlarla doluydu. Yanında yarısı içilmiş bir çay bardağı ve birkaç kalem vardı. Masa lambası loş bir ışık yayıyor, odadaki atmosfere bir ağırlık katıyordu.
“Marry, bu derslere odaklanamamanın bir sebebi var mı?” diye sordu rehber hocası, meraklı ama otoriter bir ses tonuyla.
Marry bir bahane arıyordu. “Sadece... şey, ailevi sorunlar,” dedi sessizce.
Hoca kaşlarını çattı. “Ailevi sorunlar mı? Daha açık ol lütfen.”
Marry konuşmayı sürdürmek istemiyor gibi başını eğdi. “Sadece biraz zor zamanlar geçiriyorum,” diyerek konuyu kapatmaya çalıştı.
Hoca, onun dürüst olmadığını anlamıştı. Masaya yaslanarak daha ciddi bir şekilde sordu: “Marry, bunu bilerek mi yapıyorsun? Soruları bilerek mi bilmiyorsun?”
Marry’nin gözleri büyüdü, bir an durakladı. Ne diyeceğini bilemediği için sessizlik odada yankılandı. Hoca bu sessizliği kendince yorumladı. “Eğer bilerek yapıyorsan, bu senin için kötü sonuçlar doğurabilir. Hadi dürüst ol.”
“Ben... ben...” Marry bir cevap bulamıyordu. Hoca sinirle sandalyesinden kalktı. “Lavaboya gidip geleceğim,” dedi, Marry’nin üzerine eğilerek. “Düşün, çünkü geri döndüğümde cevap istiyorum.”
---
Marry’nin Planları
Hoca odadan çıkar çıkmaz Marry derin bir nefes aldı. Zihninden birkaç plan geçiyordu:
1. Plan 1: Hoca dönmeden pencereden kaçmak. Ancak pencere çok yüksekti ve büyük ihtimalle fark edilirdi.
2. Plan 2: Hasta numarası yapıp bayılmak. Fakat hoca bunu anlayabilir ve onu direkt hastaneye götürebilirdi.
3. Plan 3: Doğruyu söylemek. Ama bu, Alastor’un onu fark etmesine neden olabilirdi.
4. Plan 4: Lorezapam alıp gerçekten bayılmak. Bu plan riskliydi ama en etkili olanıydı.
Sonunda dördüncü planda karar kıldı. Aklına Yuhanna’nın kullandığı ilacı geldi: Lorezapam. Bunu alıp bayılırsa, rehber hocası paniğe kapılacak ve olayları kontrol etmek için onu eve götürebilecekti.
---
Yuhanna’dan İlaç Alma
Marry hızlıca odadan çıktı ve sınıfların olduğu koridora ilerledi. Koridor, günün bu saatinde sessizdi. Tahta dolaplar ve okulun uzun ince pencereleri arasından geçerek Yuhanna’nın yanına ulaştı. Yuhanna, sırasına yaslanmış notlarını inceliyordu.
“Yuhanna,” dedi Marry, alçak bir sesle. “Bir şey isteyeceğim ama yanlış anlama.”
Yuhanna başını kaldırdı, merakla ona baktı. “Ne oldu Marry?”
“İlacını bana vermen lazım. Lorezapamını.”
Yuhanna’nın yüzü değişti. “Ne? Hayır, onu hastalığım için kullanıyorum. Bu ciddi bir ilaç, ne yapmayı planlıyorsun?”
“Lütfen! Çok önemli bir şey için kullanacağım. Sana söz veriyorum, zarar görmeyeceğim. Ama bu çok gerekli,” diye ısrar etti Marry.
Yuhanna, biraz düşündükten sonra çaresizce iç çekti. “Tamam, ama lütfen dikkatli ol,” diyerek çantasından bir kutu çıkardı ve Marry’ye verdi.
---
Rehberlik Odasına Dönüş
Marry ilacı alır almaz rehberlik odasına geri döndü. Elindeki kutuyu sıkıca tuttu, bir doz aldı ve hızlıca masanın başına oturdu. İlacın etkisi hemen olmasa da Marry zamanı kazanmak için hocayla konuşmaya başladı.
“Hocam, sınavlar için... şey... daha fazla çalışmam gerekiyor galiba,” dedi, sesini titretmeden.
Hoca dikkatle ona baktı. “Tabii ki gerekiyor. Ama önemli olan neden bilerek yanlış yaptığını anlamamız.”
Marry, konuyu dağıtmak için birkaç şey daha söyledi. Yaklaşık on dakika sonra ilacın etkisi vücudunda hissedilmeye başladı. Göz kapakları ağırlaşıyor, konuşması yavaşlıyordu. Bir süre sonra sandalyesinden düştü ve bilincini kaybetti.
---
Rehber Hocanın Panik Anı
Hoca panikleyerek Marry’nin yanına koştu. “Marry! Marry, iyi misin?” diye bağırdı. Ne yapacağını bilemiyordu. Eğer bir şey olmuşsa, kimse onun odasında olduğunu bilmemeliydi. Çabucak Marry’yi kucakladı ve okuldan gizlice çıkararak evine götürdü.
---
Müdürün Odasındaki Fotoğraf
Marry, ve rehber hocası okula döndüğünde rehber hocası onu müdürle görüşmeye götürdü. Müdürün odası, okulun en görkemli odasıydı. Duvarda ağır perdeler ve deri kaplı bir masa vardı. Ancak odanın bir köşesindeki aile fotoğrafı Marry’nin dikkatini çekti.
Fotoğrafta Alastor, yanında genç bir kadınla gülümsüyordu. Kadın, Alastor’un yanında birkaç yaş büyüktü ve gözlerindeki keskin bakışları Marry’nin tüylerini diken diken etmişti. Bu, Alastor ve o kadının fotoğrafıydı.
Rehber hocası müdüre Marry ı bayıldığında hastaneye götürdüğü yalanını söyler.
Marry, bakışlarını hızlıca kaçırdı ama aklı bu görüntüye takılmıştı. Rehber hocası ona, olanları kimseye söylememesi gerektiğini hatırlattı ve karşılığında Marry’nin sınavlarını yeniden yapmasına izin vereceği söyler.
Bölüm 6: Vanessa’nın Şüpheleri ve Yeni Planlar
---
Vanessa’nın Son Ders Saati
Vanessa, matematik dersinde sınıfa dikkatlice göz gezdiriyordu. Sınıf sessizdi; sadece öğrencilerin defterlerine yazdığı hafif tıkırtılar duyuluyordu. Gözleri, özellikle Marry, Yuhanna ve Luka üzerinde takılı kalıyordu. Bu üçlünün derslerdeki davranışları bir süredir dikkatini çekmişti. Kendisine sorulan sorulara bilerek yanlış cevap verdikleri doğruydu.
Son ders zili çaldığında, öğrenciler defterlerini toplayıp hızla sınıftan çıkmaya başladı. Vanessa, masasında birkaç dakika daha oyalanıp notlarını düzenledi. Dersliğin ahşap masaları ve beyaz tahtasıyla sade bir görüntüsü vardı, ama odada bir gerginlik hissi asılı kalmıştı. Çantasını alarak öğretmenler odasına doğru yola çıktı.
---
Öğretmenler Odasında Alastor’la Karşılaşma
Vanessa öğretmenler odasına girdiğinde, içerisi oldukça sakindi. Odada büyük bir masa, çevresinde birkaç sandalye ve duvara yaslanmış bir kitaplık vardı. Tavanda asılı olan sarı ışıklı avize, odaya sıcak ama biraz boğucu bir hava katıyordu. Köşede bir kahve makinesi buharlar çıkarıyordu.
Vanessa bir sandalye çekip oturduğu sırada, Alastor kapıda belirdi. Siyah ceketinin içine sığmayan özgüveni ve yüzündeki sinsice gülümsemesiyle doğrudan Vanessa’ya yöneldi.
“Vanessa, önemli bir şey öğrendim,” dedi, sesini alçaltarak.
Vanessa kaşlarını çattı. “Ne oldu?”
“Marry, Yuhanna’dan bir ilaç aldı,” dedi Alastor, sanki büyük bir sırrı paylaşıyormuş gibi.
Vanessa bir an duraksadı. “Ne ilacı?”
“Lorezapam,” dedi Alastor, sırıtmasını bastırmaya çalışarak. “Bir tür yatıştırıcı ya da uyutucu. Eminim ki bunu bilerek kullandı. Rehber hocasıyla görüşmen gerek.”
Vanessa, bir şeylerin ters gittiğini hissetmişti. Çantasını kaptığı gibi hızla öğretmenler odasından çıktı.
---
Rehber Hocasıyla Yüzleşme
Rehber hocasının odasına geldiğinde kapıyı sertçe çaldı. Kapının arkasından gelen kısa bir "Gel" sesiyle içeri daldı. Hoca, masasının başında oturuyor, birkaç dosyayı karıştırıyordu.
Vanessa doğrudan konuya girdi. “Marry hakkında konuşmamız lazım.”
Hoca, şaşkınlıkla başını kaldırdı. “Ne olmuş Marry’ye?”
“Son dersinde bayıldığını öğrendim,” dedi Vanessa, masanın önünde kollarını göğsünde kavuşturarak. “Bayılmadan önce seninle konuşmuş. Ne konuştunuz?”
Rehber hocası bir an durakladı, ama sonra derin bir nefes alarak cevap verdi. “Evet, onunla derslere odaklanamaması hakkında konuştum. Biraz gergin görünüyordu. Bayılınca onu hemen... hastaneye götürdüm.”
Vanessa’nın gözleri daraldı. “Hastaneye mi götürdünüz? Hangi hastane?”
Hoca bu soruya hazırlıksız yakalanmış gibiydi. Kalemiyle masaya hafifçe vurarak birkaç saniye sessiz kaldı. “Yerel hastaneye,” diye geçiştirmeye çalıştı.
Vanessa’nın yüzü bir zafer gülümsemesiyle aydınlandı. “Yalan söylüyorsunuz,” dedi, sesi sertleşerek. “Onu hastaneye götürmediniz.”
Rehber hocası bir anda ayağa kalktı. “Bunun sana ne ilgisi var? Bu odadan çık Sandy!” diye bağırdı.
Vanessa, sanki söyledikleriyle onu köşeye sıkıştırmaktan keyif alıyormuş gibi hafifçe güldü. “Anladım. Söyleyecek başka bir şeyiniz yok.” Hızla odadan çıktı ve çantasını alıp okuldan ayrıldı.
---
Vanessa’nın Alastor’la Buluşması
Vanessa eve geldiğinde Alastor onu kapıda bekliyordu. Siyah deri koltuğunda oturmuş, bir elinde kahve fincalıyla onu karşıladı. Evin karanlık atmosferi, Alastor’un planlarına uygun bir yer gibiydi. Duvarlarda avcılık temalı tablolar, köşelerde antika silahlar ve masanın üzerinde düzenli kağıtlar vardı. Vanessa, yanına oturup ona kısa bir öpücük verdi.
“Ne öğrendin?” diye sordu Alastor, sabırsızca.
Vanessa çantasını kenara koyup hikayesini anlatmaya başladı. “Rehber hocası Marry’yi hastaneye götürdüğünü iddia ediyor, ama yalan söylüyor. Marry bir ilaç kullanmış, büyük ihtimalle Lorezapam. O yüzden bayılmış. Birde notlarını düzelteceklermiş bilgi geldi."
Alastor kaşlarını çattı, gözlerinde öfke parladı. “Demek bu küçük sırrı öğrenmeye çalışıyorlar. Bu Marry fazla ileri gidiyor.”
Vanessa, Alastor’un yüzündeki hiddeti yatıştırmaya çalışarak omzuna dokundu. “Hala onları kontrol edebiliriz. Sakin ol.”
Alastor, Vanessa’nın elini tutarak ona sinsi bir gülümseme attı. “Bir fikrim var,” dedi. “Okulun karne gününden önce puanlarını değiştireceğiz. Bir hacker bulup bunu halledeceğim.”
Vanessa, bu fikre bayılmış gibi kahkaha attı. “Mükemmel bir plan! Ve müdürle iş birliği yaparsak kimse fark etmez.”
Alastor, Vanessa’ya doğru eğilip kulağına fısıldadı. “Her zamanki gibi mükemmelsin, aşkım.”
Vanessa, Alastor’a karşılık verirken ikisinin de gözlerinde aynı şey parlıyordu: sinsilik ve kararlılık. Plan artık yürürlüğe girmeye hazırdı.
Mutfağın Kasvetli Atmosferi
Vanessa, kahve makinesinin altına koyduğu fincanların dolmasını beklerken mutfağın sessizliğini dinliyordu. Mutfağın duvarları, yıllar içinde kararmış, yer yer çatlamıştı. Tavandaki lamba, hafif bir şekilde titreyerek sarımtırak bir ışık yayıyordu. Tezgâhın üstünde birkaç meyve tabağı, yarısı yenmiş bir elma ve bir bıçak duruyordu. Tezgâhın ahşap yüzeyi, kahve lekeleriyle doluydu; zaman, mutfakta izini bırakmış gibiydi.
Vanessa fincanları teker teker alarak mutfağın ortasındaki kare masanın üzerine bıraktı. Masanın üzeri çiziklerle doluydu ve bir köşesi hafifçe çatlamıştı. Alastor, masanın kenarında oturuyor, sandalyesini hafifçe geriye yaslayarak ayaklarını uzatmıştı. Parmakları masanın çatlak kısmında geziniyor, dalgın bir şekilde Vanessa’yı izliyordu.
Vanessa, kahve fincanlarını masanın tam ortasına yerleştirdi. "Hadi başlayalım," dedi, sesi sakin ama altında gizli bir kararlılık vardı. Kahve fincanlarından çıkan buhar, ortamın soğuk havasıyla buluşuyor, havada hafifçe dağılıyordu.
Alastor, fincanını eline alırken, Vanessa’nın yüzüne dikkatlice baktı. “Sen hacker işini halledeceksin,” dedi, sesi alaycı bir ton taşıyordu. “Peki ya güvenlik? Ya bir şekilde iz bırakırsa?”
Vanessa, derin bir nefes aldı. Kahvesinden bir yudum içmeden önce masanın üzerindeki ahşap desene uzun uzun baktı. "Hacker’ı eskiden tanıyorum," dedi. "Onunla çalışmıştık. Ama bu kez işini sıkı tutacağım. İşini düzgün yapmazsa veya birine bir şey söylerse… onu susturmasını bilirim."
Alastor, Vanessa’nın sesindeki tehditkâr tonu fark etti ama belli etmedi. Sandalyede arkasına yaslanarak kahvesinden büyük bir yudum aldı. “Derek kısmı bende,” dedi. “O çocuktan daha kolay korkutulacak birini görmedim. Telefonu alacak ve Marry’nin çantasına koyacak. Ondan sonrası zaten çocuk oyuncağı.”
Vanessa, başını hafifçe eğerek Alastor’a baktı. “Ya yakalanırsa?”
Alastor, dudaklarında sinsice bir gülümsemeyle yanıtladı. “Yakalanmaz. Derek korkudan tir tir titreyecek, ne istersem yapacak. Ayrıca, müdüre gidip arama yapmasını isteyeceğim. Telefon Marry’nin çantasından çıkınca her şey onun başına kalacak.”
Plan detayları incelikle konuşulurken, ikisinin de yüzünde karanlık bir kararlılık belirdi. Vanessa, masadaki fincanları alıp lavaboya koyarken hafifçe fısıldadı: “Bu iş göründüğünden daha hassas. Hata yapmayacağız.”
Sabah Hazırlıkları ve Kahvaltı
Sabahın ilk ışıkları mutfağın penceresinden içeri süzülürken, Vanessa kahvaltıyı hazırlamak için mutfağa indi. Üzerinde koyu renkli, sade bir kazak vardı. Saçlarını gelişigüzel bir şekilde arkadan toplamıştı. Kahvaltılık malzemeleri tezgâhın üzerine yerleştirirken gözleri saate kaydı. Zaman daralıyordu.
Alastor, mutfağa girdiğinde yüzünde hala uyku mahmurluğu vardı. Saçları dağınık, tişörtünün yakası hafifçe buruşmuştu. Sandalyeye otururken, “Bugün işler tıkır tıkır işleyecek,” dedi, sesi kendinden emin bir tondaydı.
Vanessa, kahvaltı tabaklarını masaya yerleştirdi. Peynir, zeytin, ekmek ve biraz reçelle sınırlı bir kahvaltıydı. İkisi de sessizce yemeklerini yerken, birbirlerine göz ucuyla bakıyor, konuşmadan planlarını akıllarından geçiriyorlardı. Kahvaltıdan sonra Vanessa, alt kattaki Clara’ya yemek götürmek için hazırlık yaptı.
Clara’nın Kapısında
Vanessa, elindeki tabağı dikkatlice taşıyarak Clara’nın kapısını çaldı. Kapı hafifçe aralandığında Clara, Vanessa’yı görünce irkildi . “Teşekür ederim ” dedi neşeyle. Vanessa başını sallayarak, “Boğazında kalsın,” dedi ve hızla kapıyı çarpıp gitti.Yukarı çıkıp hazırlanmak için odasına döndü.
Vanessa’nın Görevi: Hacker’la Yüzleşme
Vanessa, şehrin arka sokaklarına doğru yürürken etrafını dikkatlice inceliyordu. Yol kenarındaki kaldırım taşları çatlamış, bazı yerlerde yosunlarla kaplanmıştı. Terk edilmiş binalar, duvarlarına sprey boyayla yazılmış yazılarla doluydu. Adımlarını hızlandırarak, eski bir deponun önünde durdu. Büyük, paslanmış metal bir kapıyı araladı ve içeri girdi.
Deponun içi loş bir ışıkla aydınlanıyordu. Ortam tozlu ve kasvetliydi. Odanın ortasındaki masada, siyah kapüşonlu bir adam oturuyordu. Masanın üzerinde birkaç boş kahve bardağı, bir kutu sigara ve laptop vardı. Adam, Vanessa’yı görünce başını kaldırdı ve hafif bir tebessümle, “Vanessa,” dedi. “Yine mi sen?”
Vanessa, doğrudan konuya girdi. “Okulun not sistemine erişim istiyorum. Hemen.”
Adam, masanın kenarına yaslanarak, “Bunun çok riskli bir iş olduğunu biliyorsun değil mi?” dedi.
Vanessa, çantasından bir tomar para çıkardı ve masanın üzerine koydu. Paranın ağırlığı, ahşap yüzeyde hafif bir ses çıkardı. “İstediğin bu değil mi? Ama işini düzgün yapmazsan sonuçlarına katlanırsın.”
Adam, Vanessa’nın gözlerindeki ciddiyeti fark etti ve klavyeye uzandı. Parmakları hızla hareket ederken ekranda kodlar belirmeye başladı. Vanessa, bir sandalyeye oturup ekranı izliyordu. Beş dakika boyunca odada sadece klavye tıkırtıları duyuldu.
“Tamam,” dedi adam, arkasına yaslanarak. “Notlar artık istediğin gibi.”
Vanessa ekrana bakarak işi kontrol etti. Her şey istediği gibiydi. Parayı masada bıraktı ve çıkmadan önce son bir kez adama dönerek, “Bu iş burada bitti,” dedi ve kapıyı sertçe çekerek dışarı çıktı.
Alastor’un Görevi: Derek’i İkna Etmek
Alastor, okulun arka bahçesinde Derek’i buldu. Derek, bankta oturmuş, kitap okuyordu. Alastor, yanına sessizce yaklaştı ve bir anda önünde durdu. Derek, Alastor’u görünce irkildi.
“Hey, Derek,” dedi Alastor soğuk bir sesle. “Bir iyilik yapmanı istiyorum.”
Derek, şaşkın bir şekilde, “Ne istiyorsun?” diye sordu.
Alastor, cebinden bir telefon çıkardı ve Derek’e doğru uzattı. “Bunu Marry’nin çantasına koyacaksın. Sessizce ve dikkat çekmeden.”
Derek korkuyla başını salladı. “Ya yakalanırsam?” dedi titrek bir sesle.
Alastor, Derek’in yüzüne eğilerek, “Yakalanmazsın. Ama beni dinlemezsen, seni pişman ederim,” dedi.
Derek, korkuyla telefonu aldı ve sınıfa döndü. Marry’nin çantasını bulduğunda etrafına bakarak telefonu içine yerleştirdi. İşini bitirdiğinde nefes nefese yerine oturdu.
Planın İşleyişi
Kısa süre sonra Alastor, müdürün odasına giderek durumu bildirdi. Müdür, sınıfta bir arama yaptı ve telefon Marry’nin çantasından çıktı. Marry, şaşkınlık içinde masum olduğunu haykırsa da müdür ona inanmadı.
“Notlarınızdan düşeceksiniz,” dedi sert bir şekilde. Marry’nin gözleri dolarken, Alastor, planın kusursuz işlediğini bilmenin keyfiyle okuldan ayrıldı.
Marry’nin Müdüre Yalvarışı ve Çöküşü
Telefon çantasından çıktığında Marry’nin tüm vücudu bir anda buz kesti. Ellerini istemsizce çantasının ağzına götürdü, gözleri dehşetle büyüdü. “Bu bir şaka olmalı...” diye mırıldandı. Ancak sınıf, bu dramatik anı acımasızca değerlendirmeye başlamıştı.
Fısıltılar etrafını sardı:
“Telefon onun muymuş?”
“Bence hep bir şeyler çeviriyordu zaten.”
“Görünüşünden belliydi.”
Marry, bu cümlelerin birer ok gibi kalbine saplandığını hissediyordu. Sınıftaki herkes, onu suçlayan bakışlarla üzerine doğru eğilmiş gibiydi. Arkadaşlarının gözlerinde, yalnızca yargı vardı. “Bu benim değil!” diye bağırdı Marry, sesi çatallanarak. “Biri koymuş olmalı! Yemin ederim benim değil!”
Müdürün sesi, bu kaotik ortamı delip geçti: “Marry, hemen ofisime geliyorsun!”
Marry, sınıfın soğuk ve yargı dolu bakışları arasında, bir savaşta yenilmiş bir asker gibi yürüdü. Ayaklarının altındaki parke zemin, her adımında yankılanıyordu. Müdürün odasına vardığında, tereddütle kapıyı çaldı. İçeriden gelen sert “Gel!” sesi, kalbini sıkıştırdı.
Müdürün Odasında
Oda küçük, düzenli ve sterildi. Masanın üzerindeki evraklar düzgün bir şekilde sıralanmış, yan tarafta bir kitaplık yükseliyordu. Kitaplıkta sıralanmış eğitim kitapları, Marry’ye bir şekilde daha da küçüldüğünü hissettiriyordu. Müdür, gözlüklerinin üzerinden ona baktı ve elini sandalyeyi işaret ederek, “Otur,” dedi.
Marry sandalyeye oturduğunda, ellerini kucağında sımsıkı kenetledi. Parmakları soğuktan uyuşmuş gibiydi. “Müdür Bey,” dedi titreyen bir sesle, “Bu telefon benim değil. Gerçekten bilmiyorum nasıl çantama girdi...”
Müdür, gözlerini kıstı ve masanın üzerinden bir kalem aldı. Onun bu hareketi bile Marry için yargı dolu bir eylem gibiydi. “Marry, bu ilk sorun çıkardığın an değil. Ama bu durum artık kabul edilemez. Okul kuralları açık: Bu bir suç.”
“Suç mu? Ama ben yapmadım!” Marry’nin sesi yükseldi, gözlerinden yaşlar yanaklarına dökülmeye başladı. “Lütfen bana inanın!”
Müdür, sabrını zorlayan bir ifadeyle masaya yaslandı. “Ailenle görüşeceğim,” dedi soğuk bir sesle. “Bu kadar. Şimdi dışarı çık ve onları bekle.”
Velilerin Tepkisi: Aile İçi Çatışma
Anne ve baba kısa süre sonra okula çağrıldı. Anne, aceleyle kapıdan içeri girdi, yüzü endişeyle buruşmuştu. Hemen kızına döndü:
“Kızım, bu doğru değil mi? Bunu yapmadın, değil mi?”
Marry, gözyaşları içinde annesine sarıldı. “Anne, yapmadım. Yemin ederim yapmadım!”
Ancak baba, onların bu duygusal anını sert bir şekilde böldü. “Marry, yeter artık! Sürekli aynı sorunlar. Rezil ettin bizi!” dedi, sesi odada yankılandı.
Anne, öfkeyle kocasına döndü. “Kızımızı savunmamız gerekirken sen onu suçluyorsun!”
Baba, sertçe bir nefes verdi ve müdüre dönerek, “Hangi ceza uygunsa kabul ediyoruz,” dedi.
Müdür, bu tartışmayı soğukkanlılıkla izliyordu. Sonunda kalemi kağıda dokundurarak bir tutanak yazmaya başladı. “Marry’nin bir ay uzaklaştırma almasına ve bir kez daha sorun çıkması durumunda okuldan atılmasına karar verilmiştir,” diye açıkladı.
Marry’nin Arkadaşlarıyla Konuşması
Müdürün odasından çıktıktan sonra Marry, Luka ve Yuhanna’yı koridorda beklerken buldu. Luka, onu görür görmez yanına koştu ve sıkıca sarıldı. “Bu olanlar çok saçma! Bunu hak etmedin,” dedi sakin bir sesle.
Yuhanna ise daha öfkeli görünüyordu. Gözleri ateş gibi parlıyordu. “Bu Alastor’un işi!” dedi dişlerini sıkarak. “Seni suçlu göstermek için bunu yaptı!”
Marry, arkadaşlarının arasında dururken, yaşadığı utançtan dolayı başını kaldıracak cesareti bile bulamıyordu. “Kimse bana inanmıyor,” dedi boğuk bir sesle.
Tam bu sırada babası koridorun diğer ucunda belirdi. Adımları sert, yüzü daha da sertti. “Marry, hemen buraya gel! Ve arkadaşlarınla konuşmayı bırakıyorsun!” diye bağırdı.
Marry, Luka ve Yuhanna’ya bir kez daha bakmadan babasının ardından yürümek zorunda kaldı.
Eve Dönüş: Aile Krizi
Eve girdiklerinde baba, kapıyı hızla kapatarak Marry’ye döndü. “Bu kadar sorumsuzluğu kabul edemem. Artık yeter! Odana kilitleniyorsun ve bu kez kitapların da yok!” diye bağırdı.
Anne, bir adım öne çıkarak, “Yapma! Kızımız zaten yeterince zorlanıyor,” dedi, sesi titriyordu. Ancak baba onu dinlemedi ve Marry’yi odasına itekledi.
Marry, odanın içinde çaresiz bir şekilde dolandı. Artık ne kitapları ne de defterleri vardı. Boş elleriyle duvarlara dokunuyor, içindeki sıkışmışlığı hissetmek daha da kötü hissettiriyordu. Günler geçti, odanın dört duvarı sanki üzerine geliyordu. Zihni karışık, düşünceleri düzensizdi.
Köprü Altındaki Karşılaşma
Bir ay sonra kapısı açıldığında Marry, soluğunu tuttu. Babası, ona sınıfını değiştirdiğini söyleyip odadan çıktı. Marry, gözyaşları içinde evden dışarı fırladı. Ayakları onu bilinçsizce köprünün altına götürdü. Köprünün beton sütunları nemliydi, havada rutubet ve nehrin kokusu karışıyordu.
Marry, tam sütunların yanında durup bağırmaya başladı: “Neden ben? Neden hep ben?!”
Bağırışları, köprünün altında yankılanıyordu. Bir süre sonra yaşlı, yıpranmış bir kadın yanına yaklaştı. Kadının yüzünde yılların çizgileri, üzerinde ise eski püskü bir hırka vardı. “Neden bağırıyorsun, evlat? Ne bu kadar acı veren?” diye sordu nazikçe.
Marry, ona her şeyi anlattı. Kadın, hikayeyi dikkatle dinledi ve sonunda ona sarıldı. “Sen çok güçlü bir kızsın,” dedi sakin bir sesle. “Ama bazen güçlü olmak için yardım istemek gerekir.”
Kadın, cebinden bir kağıt parçası çıkarıp numarasını yazdı. “Adım Açelya. Bir gün yardıma ihtiyacın olursa beni ara.”
Kabusu ve Yeni Bir Gün
O gece Marry, korkunç bir kabus gördü. Rüyasında, Alastor en yakın arkadaşlarını öldürüyordu. Kan her yerdeydi. Marry, bu kabustan çığlık atarak uyandı. Gözleri korkuyla doluydu ve bir daha uyuyamadı.
Sabah okula gittiğinde, sınıf arkadaşları ondan uzak duruyordu. Kimse onunla konuşmuyor, hatta yanına bile yaklaşmıyordu. Herkesin yüzünde bir soğukluk vardı. Marry, tenefüste eski sınıf arkadaşlarının yanına gittiğinde, Alastor’un dedikodusunu yaydığını öğrendi.
Marry, öfkesine hakim olamadan yumruklarını sıktı. “Bunu ona yanına bırakmayacağım,” diye mırıldandı.
Marry’nin İntikam Planları
Marry, kararlı bir şekilde odasında masanın başına oturdu. Küçük, yıpranmış bir defteri önüne koydu. Sayfanın ortasına büyük harflerle yazdı: "İntikam Planı." Derin bir nefes aldı, elindeki kalemi sıkarak yazmaya başladı:
1)Düşmanı Tanı
Alastor’un karakterini, zayıflıklarını ve hareketlerini incelemek.
2)Zaafını Anla
Alastor’un en büyük korkusu ya da zayıflığı ne?
3)Zaafını Ona Karşı Kullan
Onu kendi silahıyla vur ve zaafını avantaja çevir.
Kaleminin ucu defterin üzerine bastırıldıkça kağıtta hafif bir çöküntü oluştu. Marry yazdıklarına uzun uzun baktı. İlk iki madde zaten çözülmüştü; Alastor’u tanıyordu ve en büyük zaafının sırları olduğunu biliyordu. Ancak, üçüncü maddeyi hayata geçirebilmek için daha fazlasına ihtiyacı vardı.
Bir süre odasında düşüncelere daldı. Sonunda aklına Ella geldi. Ella, okulda herkesin sırlarını bilen ve belli bir ücret karşılığı satan biriydi. Dedikodu ağının kraliçesiydi. Eğer Ella’ya yeterince para verirsem, Alastor’un sakladığı en büyük sırrı öğrenebilirim, diye düşündü Marry.
Derste Marry’nin Dikkatinin Dağılması
Ertesi gün, Marry, sabah dersine girdiğinde bir yandan Ella’yı bulma planları yapıyordu. Ancak öğretmen tahtada bir problem yazdı ve Marry’den çözmesini istedi.
“Marry, tahtaya gel ve bu problemi çöz,” dedi öğretmen, bakışlarını ona çevirerek.
Marry, bir an için donup kaldı. Bir aydır okula gelmediği için hiçbir konuyu bilmiyordu. Yavaşça tahtaya doğru yürüdü. Elindeki tebeşirle tahtaya birkaç şekil çizdi, ancak sonunda çaresizce tebeşiri bırakıp yerine oturdu. “Bilmiyorum,” dedi alçak bir sesle.
Arkadan birkaç öğrenci hafifçe güldü. Fısıltılar arasında, “Zaten neyi biliyor ki?” gibi alaycı sözler kulağına çalındı. Marry’nin yüzü kızardı, ama kafasındaki düşünceler dersle ilgili değildi. Alastor’un sırrını öğrenip ona karşı kullanma fikri, tüm bu küçük düşmelerden daha önemliydi.
Ella’nın İtirafı ve Alastor’un Sırrı
Marry, 10/B sınıfına adım attığında, içerideki hava yoğun bir uğultuyla doluydu. Öğrenciler, masalarında hararetli sohbetler yapıyor, bazılarıysa telefonlarına dalmıştı. Sınıfın arkasındaki köşede, her zamanki gibi Ella oturuyordu. Onu hemen tanıdı; Ella’nın üzerinde parlak mavi bir kazak ve desenli bir etek vardı. Elleri masanın üzerinde, tırnaklarını cilalıyordu. Marry, onun kendine olan aşırı güvenini yüz ifadelerinden bile anlayabiliyordu.
Marry derin bir nefes aldı ve sınıfın gürültüsüne aldırmadan Ella’ya doğru ilerledi. Ella, Marry’yi fark edince başını kaldırdı ve hafif alaycı bir gülümsemeyle karşıladı.
“Ne var Marry? Şimdi bana neyin peşinde olduğunu söyle,” dedi Ella, sesi her zamanki gibi rahat ve umursamazdı.
Marry, aceleyle cebinden düzgün bir şekilde katlanmış paraları çıkardı ve Ella’nın masasına bıraktı. 500 doların parlaklığı sınıfın loş ışığında bile dikkat çekiciydi. Ella, şaşkın bir şekilde paraya baktı, ardından başını kaldırıp Marry’nin gözlerine dikti.
“Beş yüz dolar mı?” diye mırıldandı. Elleriyle parayı kontrol eder gibi bir hareket yaptı ve sonra parmaklarını masaya hafifçe vurdu. “Eğer bu kadar ciddiysen, anlatmam gerekiyor sanırım. Dinle.”
Ella, sandalyesini geriye çekip masaya yaslandı. Kollarını kavuşturdu ve hafif bir tonla konuşmaya başladı:
“Alastor’un pek sırrı yoktur, ama bir tanesini biliyorum. Cedric kaybolmadan bir gün önce onunla parkta buluştuğunu söylemişti. Sonra Cedric kayboldu, biliyorsun.” Ella, yüzünü daha ciddi bir ifadeye bürüyerek devam etti. “Ama Cedric’e ne olduğunu asıl ben biliyorum.”
Marry’nin gözleri irileşti. Hemen eğildi ve alçak bir sesle sordu: “Ne demek istiyorsun? Cedric’e ne oldu?”
Ella, derin bir nefes aldı. Sesini iyice alçalttı ve daha ciddi bir tonla konuştu. “Bir gün halamı Atina Hastanesi’nde ziyaret ederken Cedric’i orada gördüm. Psikiyatri koğuşundaydı. Durumu… çok kötüydü. Bir köşede oturmuş, saçlarını çekiştiriyor ve kendi kendine mırıldanıyordu.”
Marry’nin nefesi kesildi, ama Ella devam etti:
“Ona yaklaştım ve Alastor’un ona ne yaptığını sordum. İlk başta cevap vermedi. Ama sonra birden bana dönüp ‘Tavşan öldü! Onlar yok ki! Ben kurtuldum!’ diye bağırmaya başladı. Marry… Cedric’in hali hiç normal değildi. Ne yaşadıysa, aklını kaybetmiş gibiydi.”
Marry, duydukları karşısında ne diyeceğini bilemedi. Tavşan mı? Onun hemen Vanessa olduğunu anladı. Çünkü onu ilk gördüğünde bir tavşan kostümü giyiyordu. Duydukları beyninde yankılanırken Ella’ya yeniden sordu:
“Cedric hâlâ orada mı?”
Ella, omuz silkerek başını salladı. “Evet, hâlâ orada. Atina Hastanesi’nde, psikiyatri bölümünde.”
Sınıftaki Hava ve Ella’nın Sözleri
Ella’nın anlattıkları Marry’nin beyninde yankılanıyordu. Sınıfın içinde hafif bir uğultu vardı, fakat Marry hiçbirini duymuyordu. Kulakları Ella’nın söylediklerinde kalmıştı. Cedric’in o hali gözünde canlanıyor, Alastor’un ona ne yaptığına dair tahminler zihninde dönüp duruyordu.
“Alastor ona bir şey yaptı,” diye düşündü. “Ne yaptıysa Cedric’in aklını almış.”
Ella’nın söyledikleri bitince Marry, sınıfın biraz boğucu havasını fark etti. Tebeşir tozu kokusu burnuna doldu, masa ve sandalyelerin eski tahta kokusu hislerini daha da yoğunlaştırdı. Bir yandan Ella’nın yüzündeki hafif alaycı ifadeyi izliyor, diğer yandan kafasındaki düşüncelerle boğuşuyordu.
“Teşekkürler,” dedi Marry, sesi kararlı ve soğuktu. Ella ise hafifçe gülümsedi. “Bu sırrı kullanmayı iyi bil, Marry. Başına iş açma,” dedi ve masasına geri döndü.
Marry’nin Hastane Planları
Sınıftan çıkarken koridorlardaki ışıklar hafifçe titriyordu. Uzun bir süre boyunca Ella’nın anlattıklarını düşünerek yürüdü. Atina Hastanesi, Marry’nin yaşadığı yerden uzakta ve oldukça ürkütücü bir yerdi. Eski bir bina olmasıyla bilinir, şehirdeki herkes o hastanenin hikâyelerini duymuştur. Ama Cedric oradaysa, Marry gerçeği öğrenmek için oraya gitmeye kararlıydı.
O akşam odasına çekildiğinde bir defter çıkarıp Cedric’e ulaşma planını yazmaya başladı. Defterin sayfasına şu cümleleri ekledi:
“Gerçeği Cedric’ten öğreneceğim. Alastor’un sırrını ele geçireceğim. Bu, Vanessa ve Cedric için yapılması gereken bir şey.”
Sonraki sabah hastaneye gitmek için yola çıkarken zihni tamamen bu fikirle doluydu. Cedric’in yaşadığı korkunç durum ve Alastor’un sırrı Marry’nin en büyük silahı olacaktı. Kendi kendine tekrarlıyordu: “Bu iş bitecek. Cedric’i kurtaracağım ve Alastor’u durduracağım.”
Marry’nin Hazırlığı ve Planı
Marry odasında, eski bir masanın başında oturmuş, önündeki boş deftere yoğun bir şekilde bir şeyler yazıyordu. Sayfanın üstünde büyük harflerle “ALASTOR’DAN İNTİKAM” yazılıydı. Altında ise detaylı bir liste oluşturmuştu:
Alastor’un sırlarını öğren.(yapıldı)
Onun zayıflıklarını bul.(yapıldı)
Zaaflarını kendi silahın gibi kullan.(yapılacak)
Kalemiyle bu maddelerin altını çizerken, gözleri hırsla doluydu. Alastor’un yaptıklarını düşündükçe nefesi hızlanıyor, içinde giderek büyüyen bir öfke hissediyordu. Ama öfkesini kontrol etmek ve zekasını kullanarak bir plan yapmak zorundaydı. Cedric’in söyledikleri onu harekete geçirmişti. Eğer Cedric’in yaşadığı korkunç şeyleri kanıt olarak kullanırsa, Alastor’u köşeye sıkıştırabilirdi.
Ancak büyük bir sorun vardı: Cedric’in bulunduğu Atina Hastanesi’nin psikiyatri bölümüne erişebilmek. Oraya yalnız gitmesi mümkün değildi. Ailesinden yardım istemek bir seçenek bile değildi. Annesi asla gelmezdi, babası ise bunu öğrendiğinde onu öldürürdü. Aklına birden Açelya geldi. Ona numarasını vermişti ve yardıma ihtiyacı olursa çekinmeden arayabileceğini söylemişti.
Telefonunu eline aldı ve bir süre Açelya’nın numarasına bakakaldı. Derin bir nefes alıp numarayı tuşladı. Telefon birkaç kez çaldıktan sonra Açelya’nın sıcak ve sakin sesi duyuldu.
“Marry? İyi misin? Ne oldu?”
“Bir şey istemem gerekiyor,” dedi Marry tereddütle. “Ama biraz… zor bir şey. Yardım eder misin?”
Açelya, tereddüt bile etmeden, “Tabii ki. Ama önce gel ve konuşalım,” dedi.
Açelya’nın Evi
Marry ertesi sabah Açelya’nın evine doğru yürüdü. Açelya’nın evi, şehrin eski bir mahallesindeydi. Sokaklar dar ve taş döşeliydi; yer yer kırılmış taşlardan dolayı yürümek zordu. Evlerin duvarları dökülmüş, camların kenarlarında paslanmış demir parmaklıklar vardı. Açelya’nın evi bu sıradan mahalledeki diğer evlerden farklı değildi. Küçük, eski ve oldukça sade bir yapıya sahipti. Duvarları solmuş bir sarı renge boyanmıştı, ama zamanla dökülmüştü. Kapının üzerinde paslı bir çan vardı, rüzgârla hafifçe sallanarak tıngırdıyordu.
Marry kapıyı çaldı. İçeriden ayak sesleri duyuldu, ardından kapı açıldı. Açelya onu içeri aldı ve gülümseyerek, “Gel, tanıştırmam gereken biri var,” dedi.
Evin içi dışarıdan daha sade bir görünüme sahipti. Ahşap döşemeler gıcırdıyor, duvarlarda birkaç eski resim çerçevesi asılı duruyordu. Bir köşede yıpranmış bir kanepe, üstünde birkaç battaniye yığını vardı. Küçük bir sehpanın üzerinde yığılı gazete ve kitaplar duruyordu.
Açelya’nın yanında sarı saçlı, deri ceketli genç bir kız vardı. Bu kızın kısa saçları, cesur duruşu ve motorcu tarzı giyimi dikkat çekiyordu. Açelya gülümseyerek, “Bu Jay. İki yıldır benimle yaşıyor. Kardeşi kaybolduğundan beri birlikteyiz,” dedi.
Jay elini uzatıp, “Merhaba, sen Marry olmalısın. Seni duymuştum,” dedi.
Marry utangaç bir şekilde elini sıktı. Jay’in cesur ve havalı duruşu onu etkilemişti. “Merhaba,” dedi hafif bir gülümsemeyle.
Hastane Planı
Marry, Jay ve Açelya’ya planını anlattı. Açelya onu dikkatle dinlerken başını salladı.
“Okuldan hasta numarası yaparak çıkacaksın, değil mi?” diye sordu Jay.
“Evet,” dedi Marry. “Sonra buraya gelip sizinle hastaneye gideceğim.”
Jay, kollarını bağlayarak gülümsedi. “Bu plan iş görebilir. Ama hastaneye gitmek kolay olmayacak. Teyzesi olduğuna ikna edebilir misin, Açelya?”
Açelya gülümsedi. “Beni bir izle. Bunu halledebilirim.”
Hastaneye Gidiş
Ertesi gün Marry, okulda planını uyguladı. Kantinden kaşarlı poğaça aldı, ağır ağır yedi ve iki ders sonunda karnının ağrıdığını söyleyerek izin istedi. Hocasını, solgun görünüşü ve yorgun haliyle kolayca ikna etti.
Okuldan çıkar çıkmaz köprü altına gitti. Jay, motoruyla onu bekliyordu. Motor parlak kırmızı bir renge sahipti; yanlarında beyaz yıldız simgeleri vardı. Egzoz borusu ve motorun diğer metal parçaları ışıl ışıl parlıyordu.
Jay, Marry’ye bir kask uzattı. “Korkmana gerek yok, çok sağlam bir sürücüyüm,” dedi.
Marry kaskı takıp motora bindi. Motorun güçlü sesi kulaklarında yankılanırken, rüzgarın yüzüne çarpması onu biraz ürküttü. Ama Jay’in emin ve dengeli sürüşü sayesinde kısa sürede rahatladı.
Açelya da bir motorla yanlarına geldi. Hep birlikte hastaneye doğru yola çıktılar.
Atina Hastanesi
Hastaneye geldiklerinde, büyük ve soğuk görünümlü bina onları karşıladı. Beyaz boyalı duvarlar ve geniş pencereler hastanenin steril ama ürpertici bir havası olduğunu gösteriyordu. İçeri girdiklerinde antiseptik kokusu ve sessizlik hemen dikkat çekti. Koridorlar geniş, ama neredeyse tamamen boştu.
Açelya, sekreter masasına yaklaştı. Sekreter, orta yaşlı, gözlük takan, sıkılmış bir kadındı. Açelya, kendinden emin bir şekilde Marry’yi işaret ederek, “Yeğenim Marry. Ailesi tatilde ve onu bana emanet ettiler,” dedi. Sekreter kimlik istedi ve ardından “Rahatsızlığı neydi?” diye sordu.
Açelya tereddüt etmeden, “Dissosiyatif bozukluk. Bir süredir destek alıyor,” dedi.
Sekreter başını salladı ve psikiyatri bölümüne yönlendirdi.
Cedric ile Karşılaşma
Marry, Cedric’i bulmak için psikiyatri bölümünde dolaşmaya başladı. Cedric’in odasını bulduğunda derin bir nefes alarak içeri girdi. Odada Cedric, yatağında oturuyordu. Zayıf görünüyordu; gözlerinin altında mor halkalar vardı.
Marry yavaşça, “Cedric, ben Marry. Sana yardım etmek istiyorum,” dedi.
Cedric başını kaldırdı ve korkuyla ona baktı. “Ne istiyorsun?” diye sordu.
“Alastor sana ne yaptı?” dedi Marry, gözlerinin içine bakarak. Cedric’in yüzü gerildi. Titreyen bir sesle anlatmaya başladı:
“Beni bir depoya kapattı… Cesetlerin olduğu bir yere. Orada bir gün boyunca kaldım. Seslerini duydum… Hala rüyalarıma giriyor. Oradan çıktım ama kafamı toparlayamıyorum.”
Marry’nin kanı donmuştu. Cedric’in bu sözlerini telefona kaydetti. Birkaç da fotoğraf çekti. Cedric’e teşekkür etti ve odadan çıktı.
Alastor’a Karşı Yüzleşme
Ertesi gün, Marry okuldan çıkışta Alastor’u yakaladı. Köşeye çekerek telefonunu çıkardı ve Cedric’in ses kaydını dinletti. Kaydı dinlerken Alastor’un yüzü soldu.
“Clara’yı serbest bırakmazsan,” dedi Marry kararlı bir sesle, “bunları herkese yayarım. Seni bitiririm.”
Alastor’un gözleri korkuyla büyüdü, ama bir şey diyemedi. Marry, bu sefer üstün olanın kendisi olduğunu biliyordu. O an intikamının ilk adımını atmıştı.
Bölüm etkileşimi
