BİTKİNLER kitap kapağı

1. bölüm / 3

BİTKİNLER

GİRİŞ

Vaveyla Yazarı: Murat Ayerdem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: GİRİŞ

Nora

"Baba ne olur beni burada bırakmayın!" diye bağırdım adeta boğazımı yırtarcasına ama annemin ve babamın değil kulak zarını yırtmak, titretmedi bile. Bu çöplükte tek başıma kalmıştım işte. "Aşk olsun, evimiz çöplük gibi değil," dedi içimden gelen bir ses. O hep bana tersti, bu yüzden umursamadım.

‎

‎Hızlıca mutfağa koşup sandalyelerden birini aldım ve kapıya tüm gücümle vurdum. Eğer kapı kırılırsa sorun daha büyüktü çünkü bitkinler de bu kapıyı rahatça kırabilir anlamına geliyordu ama bunu umursamadan vurmaya devam ettim. Kapının değil kırılmak, azıcık çizilmediğini görünce ise çığlık atmak istedim ancak gelen araba sesi yüzünden yere çöküp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.

‎

‎Geçen seferde annemgil bana bunu yaşatmışlardı. Türlü yerlere giderlerdi; daha erzağımız yarıya bile inmeden gidiyor, 1 ay bazen ise 2-3 ay gelmedikleri oluyordu. Sinirle kendimi banyoya attım, su beni sakinleştirirdi. Bir yandan da son bir yılda yaşananları düşünmeye başladım. Önce deliren insanlar gördük haberlerde, sonra devletin nasıl çöktüğünü, insanların nasıl ölüp dirildiğini ve en son insanlığın sonunu… Şu an bu noktadaydık; kocaman evrenin içindeki küçük dünyamızda insanlar olarak biz bu kadardık.

‎

‎Ağlaya ağlaya bütün bunları düşünürken bir yandan saçlarımı yıkıyordum. Mahalle yanarken saçımı tarıyor gibi hissediyordum. Banyodan çıktım ve kendimi odama attım. Elime ilk gelen üstleri giyip yatağıma uzandım. Şimdiden sıkılmaya başlamıştım. Yatakta döndüm durdum. Bazen dışarıdan gelen boğuk hırıltılar duyuyordum ancak bunlardan korkma evresini çoktan geçmiştim.

‎

‎Acıktığımı hatırladım ve mutfağa geçtim. Bütün bu olanlar olmadan önce babam kurutulmuş etler stoklamıştı. Birkaç parça kurutulmuş et ve biraz peynir yedikten sonra tekrar odama geçtim ancak penceremin önünden gelen ağlama benzeri sesle irkildim. İçimden bir ses bakmamam gerektiğini söylese de pencereye doğru uzandım ve aşağıya baktım.

‎

‎İkinci katta oturduğumuz için aşağıyı rahatça görebiliyordum. Bembeyaz bir yavru kedi hemen penceremin altında duruyor, adeta ağlıyordu. Onu oradan almanın bir yolunu bulmalıyım diye düşünürken odamda duran okuldan kalma projeme kısa bir bakış attım. Hızlıca kaptığım gibi tepesine bir delik açtım ve iple bağladım. Sonra içine bir kâsede süt koyup aşağı sarkıttım.

‎

‎Minik yavru sütün kokusunu almış olacak ki hemen kutunun içine girdi. O kadar hızlı yukarı çektim ki yavru kedi korkuyla bana bakıyor, kutudan çıkmak için çabalıyordu. Onu yukarı çekip kucağıma aldığım an bir ses duydum. Tanıdık olmayan, yabancı gelen, anlamı tehlike olan bir ses duydum:

‎

‎"Vay vay vay, demek bu dünyada hâlâ küçük yavru bir kediyi önemseyen insanlar var."

‎

‎Yutkundum, ellerim titremeye başladı. Sanki duymamış gibi pencereyi kapattım. Gelen iğrenç gülme sesi sinir krizi yaşatacak türdendi. Tekrar kediye döndüm. "Senin yüzünden ne duruma düştük, görüyor musun?" dedim. Kedi sanki pişmanmış gibi bakıyordu. Maksimum 2 aylık bir yavru olmalıydı.

‎

‎Kedi hakkında düşünürken cama atılan taşla yerimde sıçradım. "Lanet olsun ya," deyip küfür mırıldanarak pencereyi açmadan cama baktım. Aniden beni rahatsız eden kişiyle göz göze geldim. Gözleri simsiyahtı. Sanki kirli gibi; saçları, kıyafetleri… kibar olmaya çalışsam bile bok gibi görünüyordu.

‎

‎"Ne var?" diye bağırdım.

‎

‎Yüzünde iğrenç bir sırıtışla "Kapıyı aç, bebeğim," dedi. Midem bulanmaya başlamıştı. Elimi uzatıp orta parmak çektim.

‎

‎"Annemler çıkarken kapıyı kilitledi, istesem de açamam," dedim.

‎

‎Banane dercesine omuz silkti. "Kapıyı aç yada bütün camlarını indirip tırmanayım."

‎

‎İçimden krizler ve panik ataklar geçirirken sakin durmaya çalıştım. "Buradan siktir olup git yada kafanı dağıtayım," deyip odamdaki silahı aldım. Babamın silahlarından biriydi. Kullanabileceğime olan ümidim sıfırdı. Yinede aldım ama. Sonra pencereye geri döndüm.

‎

‎"Güzelsin de…" derken dudaklarını yalıyordu. Beyinsiz amip.

‎

‎"Sana 3 saniye veriyorum, güzelliğin hatrına," dediğinde, "Ben de buradan gitmen için 3 saniye veriyorum," dedim.

‎

‎Aynı anda saymaya başladık.

‎

‎"1"

‎

‎Silahımı kullanıma hazır hale getirdim ama ellerim hafifçe titriyordu.

‎

‎"2"

‎

‎O da silahını kullanıma hazır hale getirdi ama onun elleri zerre kadar titremiyor gibi duruyordu.

‎

‎"3"

‎

‎Tam tetiğe basıp hem kendi camımı hem onun beynini dağıtacakken ikimizden de hızlı şekilde tek bir kurşun sesi geldi. Farklı bir yerden, farklı birinden…

‎

‎Aşağıdaki şerefsiz yere düşerken aynı anda hafif bir çığlık attım. Ben vurmamıştım. Kurşun sol taraftan gelmişti. Hızla o tarafa bakmak için camı açtım.Bambaşka biri duruyordu. Silahı tutan elleri titriyordu. Gözleri ise korkuyla açılmıştı.

‎

‎Gözleri beni bulduğunda "Hassiktir," diye mırıldandım ve hemen arkasından ona doğru gelen bitkini farkettim.Bu uzaklıktan vurmam imkansızdı.Nereye baktığım fark etti.Hızla arkasını döndü.Bitkinin kafasına silahı vurup hakkından geldikten sonra şaşkın bir şekilde tekrar bana döndü.

‎

‎"Ödeştik," derken yüzündeki tuhaf sırıtış dikkatimi çekti. Biraz önceki adamın aksine yüzü temiz görünüyordu. Ayrıca gözleri en çok dikkatimi çeken yerdi. Yemyeşil gözleri vardı. Saçları siyahtı, belki kirden ötürüydü ama bilemiyorum.

‎

‎Aynı zamanda "Yakışıklı değil mi, çok yakışıklı," dedi içimdeki lanet giresice ses. Çok hafifçe mırıldandım: "Sus, yoksa intihar ederim."

‎

‎Biraz ortalık sakinleşince dikkatle ona döndüm. "Nesin sen?"

‎

‎Sanki uzaylıymışım gibi bana bakıyordu. "Bildiğim kadarıyla insanım ama," diye mırıldandı. Belki de mırıldanmadı ama aşağıda olduğu için sesi az geliyordu.

‎

‎Derin bir nefes aldım ve ona dikkatle baktım. Hayatımı kurtardığına göre kötü bir niyeti olmamalı diye düşünüyordum. Yanılmadığımı umut ederek "Teşekkür ederim," dedim.

‎

‎O ise sanki başka bir planı varmış gibi baktı. Oldukça yorgun duruyordu. İçimin sızladığını hissettim. Sanki ne düşündüğünü tahmin edebiliyordum.

‎

‎"Bu ev benim ve açıkçası kimseyle paylaşmaya niyetim yok," dedim.

‎

‎Bunun yeterince açık olduğunu sanıyordum ama aniden kurşun yemiş gibi: "Hayır hayır, ben sadece biraz yemeğin varsa paylaşmak istersin diye düşünmüştüm," dedi.

‎

‎Vicdanıma dokunuyordu. "Ben de senin hayatını kurtardım," dedim.

‎

‎Sanki bunu bekliyormuş gibi hafif bir kafa hareketi yaptı. Gözlerimi kapattım. Derince bir of çektim. Tam arkasını dönecekken "Dur!" derken buldum kendimi.

Bana dönüp umutla gözlerime bakmaya başlayıca dayanamadım:

‎

‎"Tamam ama yemin ederim bir bok yemeye kalkışırsan seni öldürürüm."

‎

‎Gözlerinde adeta bir ışık hüzmesi cam buldu. Benim gözlerimde patladı. "Tamam," deyip camın altına geldi.

‎

‎Ne haltlar karıştırıyordum kendim bile anlayamıyordum. Sadece annem ve babamın beni yetiştiriş şekline uymaya çalışıyordum.

‎

‎9 Ay Önce / İlahi Bakış Açısı

‎

‎"Eren, baban geri dönecek buna adım kadar eminim," dedi annesi Eren’e ama Eren biliyordu. Biliyordu demeyelim de hissediyordu. Babası o iş seyahatine çıktığından beri uyuyamıyordu. Ancak annesinin bu rahatlığı onu az da olsa sakinleştiriyordu. Annesinin bu kadar rahat olması gerçekten rahat olduğu için değildi. O da en az oğlu kadar endişeliydi. Çivisi çıkmış bu dünyada kocasının ne kadar güvende olduğundan emin olamıyordu. Ancak kendisinin de huzursuz olduğunu belli ederse oğlunu da kaybedeceğini hissediyordu. Zaman zaman göğsüne bir daralma geliyor ancak oğluna bakınca geçiyordu. Dünyadaki tek varlığı oğluydu.

‎

‎Aniden gelen bir hırıltı sesiyle ikisi de birbirine baktı.

‎

‎"Buraya gelmiş olabilirler mi?" dedi annesi Eren’e bakarak.

‎

‎Eren kafasını salladı ve odasına gidip beyzbol sopasını aldı. Odası klasik üniversiteye hazırlanan bir çocuk odasıydı. Zamanında The walking dead izlerken etkisinde kaldığı için kendine bu sopayı almıştı. Şu an tam olarak kullanma zamanıydı. Odaya geri döndüğünde hevesle sopayla güç gösterisi yapmaya başladı.

Sopayı elinde çeviriyor bir sağa bir sola savuruyordu.

‎"Hep Negan Smith olmak için beklemiştim anne, tutma beni," dedi gururlu bir sesle. Annesi hafifçe poposuna vurup bir yandan elinden beyzbol sopasını aldı.Bir yandan gülümsüyordu.

‎

‎"İkimiz de burada oturup bekleyeceğiz. Zaten giderler, ses duymazlarsa," diye fısıldadı.

‎

‎Eren, "Ya anne ne olur," dese de fayda etmedi. Hem fayda etseydi ne olacaktı? Gerçekten The Walking Dead'deki gibi vurabilecek miydi o bitkinlerin kafasına? Hiç sanmıyordu annesi.

‎

‎Eren sızlana sızlana annesinin yanına koltuğa oturdu.

‎

‎Aniden gelen kapıya vurma sesiyle ikisi de şaşırarak birbirlerine döndüler. Neler olduğunu hemen anlamışlardı. Belki de Eren’in babasının ölümüne sebep olmuş varlıklar kapıya dayanmıştı. Kapı dayanacak gibi durmuyordu.

‎

‎Annesi hemen kalkıp oturma odasının kapısını kapattı. Kapının çıtırtı sesleri iyice arttı ve sonunda yüksek sesle yere çakıldı.

‎

‎Eren hızla beyzbol sopasını geri aldı.

‎

‎"Anne, geç arkama," derken sesi oldukça ciddiydi.

‎

‎Ancak annesi Eren’den daha ciddiydi.

‎

‎"Asıl sen benim arkama geç," deyip sopayı Eren’den aldı.

‎

‎"Anne, olmaz öyle," deyip bu sefer Eren annesinden sopayı aldı.

‎

‎Onlar tartışadursun aniden oturma odasının kapısı büyük bir güçle çalınmaya başladı. Kokuya, geliyorlardı.

‎

‎Eren bunu anladığı an:

‎

‎"Annem, senin koluna geliyorlar, sen kanepenin arkasına gir ben bunları hallederim," dedi.

‎

‎Annesi istemeye istemeye kanepenin arkasına girdi.

‎

‎Eren kapıyı büyük bir hışımla açtı. Gördüğü ilk bitkinin — ki o ve annesi onlara bitkin demiyor, kendilerince terkedilmişler diyorlardı — kafasına beyzbol sopasını geçirdi. Bitkin sol tarafa düştü. Gayet iyi gidiyordu şu ana kadar. Elinden geldiğince bitkinlere bakmamaya çalışıyor. Bakarsa midesinin bulanacağını biliyordu. Eren annesi korkmasın diye özellikle sol tarafa atıyordu.

‎

‎Çürümeye başlamış iğrenç bitkinlerin kokusu annesinin kokusunu kapattı. İkinci bir bitkini de kafasına vurarak sola attı.

‎

‎Ancak 3. bitkine gelince bir şey değişti. Eren’in gözleri büyüdü. Nefesi hızlandı.

‎

‎"Baba…" diye fısıldadı.

‎

‎Neler olduğunu kavrayamıyordu. Annesi oldukça şaşırmış bir şekilde:

‎

‎"Ne?" diyerek kafasını yukarı kaldırdı.

‎

‎Eren kendinden geçmiş gibi sadece babasını kendinden uzağa itiyordu. Bu görüntüyü görünce annesi tamamen çıktı. Ama bir farklılık vardı. O şey kocası değildi. Fakat oğlu transa girmiş gibi olduğu yerde duruyordu.

‎

‎"Eren, o baban değil," dedi ancak Eren kendine gelemiyordu.

‎"Eren!" diye bağırarak oraya atılacaktı ki kolunu kavrayan birşeyle çığlık attı. Çığlık onları durdurmuyor tam tersi daha fazlasının üstüne çullanmasına neden oluyordu. Üstüne yürüyen bitkinlerin etkisiyle salonda yere düştü. Yere düşünce bitkinlerden biri erenin annesinin üstüne eğildi. Kafası ısırılmasın diye kolunu bitkinin ağzına yasladı. Fakat anında pişman oldu.

Kolu uyuşuyor,yanıyor ve gittikçe hissizleşiyordu. Üstelik üstüne gelen biktin sayısı artıyordu.

‎

‎Eren bunu görünce kendine gelmeyi başardı.

‎

‎"Anne!" diye öyle bir bağırdı ki, annesinin kolunu ısıran aylağın yeni hedefi oydu.

‎

‎Eren defalarca kez "anne" diye bağırdı. Artık umurunda olan şey babası değildi, tüm odağı annesindeydi.

‎

‎Önce gelen tüm aylakları yere yığdı. Ancak sonrasında annesine dönebildi. Babası olup olmadığı belirli olmayan ama onun babası sandı bitkini ise kafasına vurmuş ancak onu sağ tarafa atmıştı.

‎

‎Annesine döndüğünde hayatında ikinci defa elleri titredi. Birincisi babasının öldüğünü gördüğündeydi. İkincisi annesinin öldüğünü görmesindeydi.

‎

‎Yanlış diye geçirdi içinden. Defalarca kez "ölmedi" dedi

‎

‎Annesi acısına rağmen bayılmaya direnerek konuşmaya çalıştı. Sesi belli belirsiz geliyordu.

‎

‎"Benim için yaşa, Eren…" diye mırıldandı.

‎

‎Eren, "Hayır, hayır anne, hayır!" diyerek ağlamaya başladı.

‎

‎Babasına döndü.

‎

‎"Neden?" dedi defalarca. Sanki 100 kere derse ikisi de dönermiş gibi.

‎

‎Dönmediler ama.

‎

‎Ama Eren annesi için yaşadı, sonra öldü sandığı babası için yaşadı. Eren’in yaşama sebebi hep annesine verdiği söz oldu.

‎

‎9 Ay Sonra

‎

‎Ben ne halt ediyordum. Ayrıca nasıl yukarı gelecekti ki?

‎

‎"Hey, nasıl gelmeyi düşünüyorsun?" diye seslendim.

‎

‎"Tırmanayım mı?" dedi sakin bir tonda.

‎

‎Onaylar bir ses çıkardım. Silahını beline yerleştirdi. Yukarı tırmanmaya başladı. Sanki doğduğundan beridir tırmanıyormuş gibi o kadar hızlı tırmanmıştı ki hayretle ona bakıyordum.

‎

‎Tam pencerenin önüne geldiğinde bana bakmaya başladı. Yaklaşık 3 saniye kadar bakıştıktan sonra:

‎

‎"Ne bakıyorsun?" dedim çirkef bir tonda.

‎

‎Kafasını hafifçe yana yatırıp gülümsedi.

‎

‎"Geçmeyeyim mi?" dedi.

‎

‎"Rezil ettin bizi ya, lütfen git ve intihar et, razıyım," dedi içimdeki ses haklıydı da. Yer yarılsa da içine girsem diye düşündüm.

‎

‎Hafifçe geri çekildim. Silahım hâlâ elimdeydi.

‎

‎"Geç tabii," diye mırıldanabildim.

‎

‎Yemyeşil gözlerini bana dikip:

‎

‎"Nereye?" dedi.

‎

‎Bana hafifçe eğilerek bakıyordu. Boyu 1.86 falan olmalıydı. Benim boyum 1.70 olduğuna göre kesin tahminim doğruydu. Benden çok büyük durmuyordu. Ama büyük olduğu kesindi. Yaşına göre oldukça kalıplıydı.

‎

‎"Beni takip et," dedim, arkamı döndüm ve onu mutfağa getirdim.

‎

‎Sonra bir sandalyeye oturmasını işaret ettim. Onun için sabah yediğim yemeklerin aynısını bir tabağa koydum. Sonuçta ben de aynılarıyla besleniyordum. Onun ne yediğini umursayacak değilim.

‎

‎Önüne yemek koyunca kısa bir an şaşırdı. Sonra bana dönüp bir kez daha şaşırdı. Belki de öylesine yaptığı hareketlerdi, bilemiyorum ama sanki hayatında ilk defa insan görüyor gibi bakıyordu.

‎

‎"Aç değil misin?" diye sordum.

‎

‎Soruyu sorarken ben de onun karşısındaki sandalyeye oturdum.

‎

‎"Çok değil," diye mırıldandı.

‎

‎"İsmin ne?" dedim.

‎

‎Bu dünyada güvenerek evimi açtığım insanın ismini bilmem önemliydi.

‎

‎"Yeşil diyebilirsin," dedi gözlerini göstererek ve ardından ekledi: "Senin adın ne?"

‎

‎Ben de kendi gözlerimi göstererek:

‎

‎"Mavi diyebilirsin," dedim.

‎

‎Onaylarcasına kafasını salladı ve ardından yemek yemeye başladı.

‎

‎Yemeğini yerken aniden dışarıdan sesler gelmeye başladı. Sanki binlerce bitkin bir araya gelmiş, kulağımın dibinde ses çıkarıyor gibiydi.

‎

‎"Ne oluyor?" dedim.

‎

‎Gayet soğukkanlı görünüyordu.

‎

‎"Terk edilenlerin sürüler hâlinde dolaştıklarını bilmiyor musun?" bunu sanki bir aptala anlatır gibi söylemişti.

‎

‎"Sen onlara terk edilenler mi diyorsun?" dedim hafif bir şaşkınlıkla.

‎

‎"Sen ne diyorsun ki?" dedi.

‎

‎"Bitkinler," diye yanıtladım.

‎

‎Sesler yavaşça artıyordu.

‎

‎"Nasıl gideceksin?" dedim kafamla dışarıyı işaret ederek.

‎

‎"Bu geceyi burada geçirebilir miyim?" diye sordu.

‎

‎Onu buradan çıkarmak bir nevi kafasına sıkmak demekti. Bir insanın — özellikle hayatımı kurtaran — ölmesine göz göre göre izin vermezdim. Bu benim ahlak kurallarıma uymazdı.

‎

‎"Sadece 1 gecelik izin verebilirim, ancak sen banyoya mı girsen?" dedim.

‎

‎"Tamam," derken son et parçasını yedi ve kendini kokladı."Dışarıda su bulmak zor oluyor.Ayaklandı."Anlıyorum," diyebildim sadece ama anlamıyordum. Ben salgın başladığından beri hiç dışarı çıkmamıştım. Hayatım dört duvar arasıydı.

‎

‎Ona banyoyu gösterdikten sonra banyonun kapısının yanında beklemeye başladım. Misafirimin evin içinde gezmesini istemiyordum.

‎

‎Suyun kapanma sesini duyduğumda, "Babamın havlusu var orada mavi, onu giyebilirsin," dedim.

‎

‎Yaklaşık 30 saniye sonra bornozla çıktı.

‎

‎"Beni takip et," dedim ve onu annem ve babamın yatak odasına götürdüm. Babamın tişörtlerinden ve eşofmanlarından birini verdim. Ona tam olacak gibi duruyordu. Aynı zamanda babamın iç çamaşırlarından da vermek için uzandım ama sonra bunun hijyenik olmayacağını düşünüp geri çekildim.

‎

‎"Bunları giyebilirsin," dedim ve odadan çıktım. Odanın kapısının önünde onu bekledim. Silahım hâlâ elimdeydi ama ondan bir zarar gelmeyeceğini artık anlamıştım. Tabii dışarıdaki sürü için aynı şeyi söyleyemeyecektim. O kadar fazlalardı ki ev hafifçe titriyordu.

‎

‎Ayrıca annemi ve babamı özlemiştim.

‎

‎Bir anda ayaklarıma değen tüylü şeyle öyle bir sıçradım ki çığlık attım ve kapıya çarptım. İçeriden gelen panik dolu, "Ne oldu?" sesiyle daha da panik yapıp ayağımın serçe parmağını kapıya vurdum. O kadar canım yanmıştı ki çığlık atmamak için kendimi zor tuttum.

‎

‎Bir elimle ayağımı tutarken bir yandan kediye döndüm:

‎

‎"Senin bu yaptığın iş mi şu an? Ben canımı tehlikeye atıp seni kurtarıyorum, sen de beni Yeşil’e rezil ediyorsun!"

‎

‎Ben bunları söylerken Yeşil kapıyı açtı. Gördüğü manzara komik olacak ki bir elinde havluyla kafasını kuruturken bir yandan bana gülüyordu.

‎

‎Ona ters bakışlar attığımı fark edince hemen sustu. Ancak az önce yaşanan olaylar aklıma gelince kendimi tutamadım ve bir anda ben de gülmeye başladım.

‎

‎Bir yandan yerdeki bembeyaz kedimi alıp sevmeye başladım.

‎

‎"Neden yaptın annem?" diye içli içli severken, "Onun yüzünden canından oluyordun, Mavi," dediğini duydum. Bunu büyük bir hayretle söylediği için, "Beni kurtarırken canından oluyordun, Yeşil," dedim. Tıpkı onun gibi hayretle.

‎

‎"İsmi ne?" dedi kediye bakarak.

‎

‎"Bilmem, isim koyacak fırsat bulamadım," dedim.

‎

‎Aniden çok önemli bir şey bulmuş gibi bana döndü.

‎

‎"Beyaz olsun mu?" dedi.

‎

‎Önce biraz düşünüyormuş gibi kediye baktım. Sonra da:

‎

‎"Olur," dedim.

‎

‎Mavi,Yeşil, Beyaz

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18