BİTKİNLER kitap kapağı

3. bölüm / 3

BİTKİNLER

EŞİK

Yazar: Murat Ayerdem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: EŞİK

İlahi Bakış Açısı

Zenan, tek koluyla kocasına sarılmış, geçen gecede yaşadıklarını düşünüyordu. Bazen gözleri doluyor ama güçlü durmaya çalışıyordu. Burada kalmışlardı. Dün gece araba, bitkinlerin çarpmaları sebebiyle hasar almıştı. Bir süre yola devam etmiş ancak sonrasında benzinleri çok azalınca oldukları yerde durmaya karar vermişlerdi. Neyi veya kimi beklediklerini bilmiyorlardı.

Bir anda Zenan’ın gözüne uzaklardan bir şey ilişti. Kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. Levent’e döndü ve:

"Şuradaki tabelada cennet mi yazıyor?" diye sordu.

Levent başta karısının bu heyecanına anlam veremedi. Sonrasında o da tabelaya baktı, ardından karısına:

"Şansımızı deneyelim." diyerek Zenan’ın saçlarına minik bir öpücük kondurdu.

Hızla arabadan inip tabelaya doğru yürümeye başladılar. Yanlarında silah, bıçak, sınırlı miktarda su ve biraz da yiyecek vardı. Bunlara güvenerek arabalarını terk ettiler.

Nora

"Babamın arabası!" dedim ve koşarak arabanın önüne geldim.

Yeşil arkamdan koşarak geldi. İçeriye baktım bakmasına ama araba boştu. Gözlerim doluyken Yeşil’e döndüm.

"Araba boş." dedim.

Bunu sakin söylemiştim. Ancak devamında aynı sakinliğimi koruyamadım.

"Araba boş, Yeşil! Araba boş! Nereye gidebilirler? Burası bomboş arazi, hiçbir şey yok! Nereye giderler?" demeye başladım.

Sesim yüksek çıktığı için Yeşil elini hafifçe ağzıma yasladı.

"Sakin ol, onları bulacağız." dedi.

Sonra durup:

"Bu arabada çok fazla erzak var, Mavi." dedi.

Ellerimi saçlarıma geçirip:

"Babam yok, annem yok. Ben ne yapacağım?"

Yeşil’in duraksadığını fark ettim.

"Beyaz var." dedi.

Sakin bir tondaydı ancak altında hüzün vardı. Ses tonundan anlaşılıyordu.

"Ne yaptın yine sen, niye üzüldü?"

"Bilmiyorum iç ses, ama yemin ederim bu sefer ben bir şey yapmadım."

"Ne oldu, Yeşil?" dedim.

Bu esnada o arabayı açmak için uğraşıyordu. Omzuna hafifçe dokundum.

"Ne oldu?"

Bana bakmadan bütün kapıları denedi. Ancak hiçbirinden olumlu sonuç alamadığı için dönüp:

"Camları kırmamız gerek." dedi.

"Bana cevap ver, sana ne oldu dedim!"

Umursamıyor gibi duruyordu.

"Senin onayının olması gerek, kıralım mı?" diye sordu inatla.

O inatsa ben ondan daha inattım.

"Söylesene, ne oldu?"

Dememle beraber sinirle arabanın camına yumruk attı. Cam anında tuzla buz olurken kanımda bir şeylerin kaynadığını hissettim. Bu iyi değildi. Öfkeyle soludum.

"Ne yaptığını sanıyorsun sen?"

Onun da gözlerinden benimle aynı duygular okunuyordu.

"Bir insan bir şeyi söylemek istemediğinde onu sormayı bırakman gerektiğini kimse öğretmedi mi? Hayatında hiç mi cevap verilmedi sana, Mavi? Sabahtan beri senin çocukluklarınla uğraşıyoruz zaten. Bir de üstüne saçma sapan sorguya çekip duruyorsun. Yanında kaldım çünkü yalnızım. Bu sana her şeyimi açmam gerektiği anlamına gelmez. İnsan gibi anneni ve babanı bulmana yardım etmeye çalışıyorum. Sense üstüme gelip duruyorsun. Yeter."

Anında iç sesim olaya el attı.

"Haklı, Nora."

Aslında tırın altında kalır, bu lafların altında kalmaz, tek tek hepsini ona yedirirdim. Ancak şu an sırası değildi.

Gözlerim eline kaydığında oluk oluk kan aktığını gördüm.

"Yeşil, elin!" diyerek panikle eline doğru uzandım.

Ancak elini hızlıca çekip:

"Gelde delirme! Mavi, bir dakika öncesine kadar yoğun rahatsızlık verirken şu an neden böyle davranıyorsun?" dedi.

Onu umursamadan eline doğru bir hamle daha yaptım. Bu sefer tutmayı başardım. Dikkatle önce yumruğunu açtım. Sonrasında cam var mı diye kontrol ettim. Şanslıydı ki yaralarda cam yoktu.

Yanımda hiçbir sağlık kiti yoktu. Babamların arabasında olacağını biliyordum. Elinden tutarak arabanın bagajına doğru ilerledim. Nasıl açabileceğimiz hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Aniden aklıma gelen fikirle arabanın kırık camının önüne geldim. Onu da peşimden sürüklüyordum. İtiraz etmeden yürüyordu. Elimi içeri uzatarak kapıyı açtım. Elini bıraktım ve arabanın içine girdim.

Sonrasında koltukları yatırdım. Bagaj karşımdaydı. Hızlıca sağlık kitini aldım ve pansuman için gerekli malzemeleri alıp yanına geldim.

Bunu yapmadan önce elimi yıkamam ve onun da elini temizlememiz gerekiyordu. Tekrar bagaja girdim. Bir şişe su alıp yanına geldim. Önce kendi elimi temizledim. Sonra onun elini temizlemek için elini uzatmasını bekledim.

"Beyefendi sinirlenip cam yumrukluyor, ben niye sinirlenince paşa paşa Beyaz’ı severek stresimi atıyorum? Görürsün sen bundan sonra." dedim.

Sonra kafamı kaldırmadan hafif bir triple sordum

"Ben çocukluk mu yapıyorum"

Anında duraksamadan cevap verdi

"Evet"

Kafamı kaldırıp yüzüne baktığımda büyük bir dikkatle eline bakıyordu. Daha doğrusu benim pansumanımı izliyordu. Biri beni izlerken becerilerim sıfıra inerdi. Bu yüzden panik yaptım ve suyu dökerken yanlışlıkla üstündeki babamın eşofmanına biraz su döktüm.

Kızmış mı diye kafamı kaldırıp baktım ama tepkisiz olduğunu görünce mutlu olup pansuman yapmaya devam ettim. En sonunda bantla sabitledim. Elini adeta paket haline getirmiştim.

Bunun mutluluğuyla ona döndüm.

"Hadi gidelim." dedim.

Gözleri kısıkken bana bakıp:

"Pansuman yapmayı nereden biliyorsun?" dedi.

Şu an güneş tam tepede olduğu için elimi gözlerime siper edip gözlerimi kıstım.

"Eğer bu olaylar olmasaydı..."

Duraksadım, dudaklarımı birbirine bastırarak kafamı hafifçe yana yatırdım.

"Doktor olmak gibi hayallerim vardı."

Dikkatle dinlediğini görünce devam ettim.

"Ben de bu tarz ufak şeyleri öğreneyim dedim."

Burukça gülümsedim.

"Ama artık imkânsız."

Omuzlarımı boş verir gibi silktim.

"Sen ne olmak istiyordun, Yeşil?" dedim.

O da aynı benim gibi burukça gülümsedi.

"Pilot olmak istiyordum." dedi.

Onaylar ve şaşkın bir ses çıkardım.

"Kaç yaşındasın sen?"

"18." dedi sakin bir tonda.

"Oha, sen benden büyükmüşsün!" dedim.

Gerçekten şaşırmamıştım. Belliydi zaten benden büyük olduğu.

"Sen kaç yaşındasın?" dedi.

"16." dedim direkt.

"Gerçek adın ne, Mavi?" diye sordu.

Güldüm.

"Mavi neyine yetmiyor?" dedim.

"Eren." dedi.

"Ne?" diye şaşırdım.

"Adım Eren." dedi.

Eren... İsmi güzeldi.

"Nora." dedim ben de.

Aniden konuşmamızı bölen bir miyavlama sesi duyduk. Beyaz arabadan inmiş, ayaklarımızın etrafında dolanıyordu.

"Oy, sen buraya niye geldin?" diyerek kucağıma aldım.

Ancak Beyaz’ın hedefi başka biriydi. Tuhaf hareketler sergileyerek yere inmeyi başardı. Hızla Eren’in yanına gitti. Çiz üstünü. Yeşil’in yanına gitti.

Yeşil kucağına alıp sevmeye başladıktan sonra imayla bana baktı.

"Seninki kendini benden alamıyor." diyerek güldü.

Ben de güldüm ve:

"Gel buraya." diyerek Beyaz’ı aldım.

Ardından onu arabaya bırakıp:

"Diğer arabanın benzinini ve erzaklarını alalım, yolumuz uzun." dedim.

Hafifçe başını salladı. Tam annemlerin arabasına binip eşyaları taşıyacaktı ki omzunu tutup kendime çevirdim.

"Sen elini yorma, benzini al." dedim.

Yeşil, benzini almak için kapağın önüne gitti. Benzini doldurması için ona boş bir benzin bidonunun benim arabamda olduğunu söyledim. Hemen gidip benim arabamın bagajını açtı.

Ardından hevesle bana doğru bağırdı:

"Mavi, burada bir sürü dolu benzin bidonu var!"

Kafamı bagajdan uzatıp olumlu anlamda salladım.

"Evet, babam acil durumlar için stoklamıştı." dedim.

Tamam anlamında kafasını salladı. Sonra dolu bidonlardan birini arabaya doldurup onunla annemlerin arabasının benzinini aldı. Onu da bagaja koyup kapattı.

Ben de bu sırada elimdeki dört poşet malzemeyi arabaya yerleştirdim. Tam kafamı kaldırıp Yeşil’e bakacakken onun arkasında bir yer dikkatimi çekti.

Üzerinde "cennet" yazan bir tabela.

Aylaklar bunu okuyamayacağına göre insanlara özel tasarlanmış bir yer olmalıydı. Hevesle Yeşil’e döndüm. O da benim baktığım yere bakıyordu.

Kafasını hafifçe yana yatırdı.

"Annenlerin her şeyi bırakıp gitmesinin açıklaması bu sanırım."Nora

"Bundan emin misin?" diye sordum. Yani dercesine elini havada aşağı yukarı salladı.

"O zaman neyine güveniyorsun, Yeşil Efendi?" diye sormadan edemedim.

Güldü.

"Güzel gülüyor Nora, etkileniyorsun kabul et."

Ben değil de sen kesin etkileniyorsun, iç ses.

"Kendime güveniyorum, Mavi," dedi.

Güldüm.

"Ben de sana güveneyim o zaman." İç ses dahil olmaması gereken yerde yine atladı:

"Başka güvenecek kimsen yok ki."

Derin bir nefes verdim.

"Gerçi senden başka güvenecek kimsem yok," diye mırıldandım.

Arabaya binmek için atılacaktı ki önüne geçtim.

"Senin elin yara, seni yolcu koltuğuna alalım," dedim.

"Saçmalama, Mavi," diyecek oldu. Bakışlarımı görünce pes edip yolcu koltuğuna geçti.

Ben de bindim. Minik prensesim arka koltukta poşetlerin yanına kurulmuş uyuyordu.

"Çok tatlı değil mi?" dedim, beyazı kastederek.

"Herkesin çocuğu kendine tatlı," deyince yüzüm düştü.

Bir yandan arabayı çalıştırdım ve çok da hızlanmadan sürmeye başladım. Gözlerimi üzerine dikince:

"Ne bu, çocuğun tek ebeveyni sen misin?" dedi.

"Nasıl yani, şu anda bizim bebeğimize mi çöküyor bu?"

Galiba her zamanki gibi iç ses haklıydı.

"Sen benim bebeğime mi çöküyorsun?" dedim, bir yandan arabayı kullanırken.

"Hayır ama onun kurtarılmasında etkili olan en önemli elemanlardan biri bendim," dedi.

Haklıydı. Onu terk etmeyi düşünmüştü. Bunun için onu suçlayamazdım. Ben olsam ben de aynısını düşünürdüm. O an ikimiz de mantıklı düşünemiyorduk. Zira benim minik yavruyu terk etmeye tamam dememin açıklaması buydu. Kendimi affedebilmem için onu da affetmem gerekiyordu. Bu yaptığını ortaya atmadım.

"Yani sen beyazın ikimizin mi diyorsun?" diye sordum.

Bir yandan başını olumlu anlamda sallarken diğer yandan:

"Çabuk anladın," dedi.

"Ne münasebet," dedim hırsla.

O ise çok sakindi.

"İstersen uyanınca beyaza test yapalım. Eğer bana gelirse benim de çocuğum, gelmezse senin çocuğun."

Duraksadı. Sağlam elinin serçe parmağını uzattı.

"Kabul mü?" dedi.

Tamam anlamında serçe parmağını kavradım. Kızım elden gidiyordu.

Güldüğünü duydum. Ben de güldüm.

Sanırım beraber yaşadığımız olaylar neticesinde yakınlaşıyorduk. Daha iki gün bile olmadan bir insanla bu kadar çok anı paylaşmak deliceydi.

Aniden önüme çıkan bir şeyi ezip geçtiğimizi fark ettim. Panikle duracağım esnada:

"Sakin ol, sadece bitkindi," dedi.

Arabamın camı kan olmuştu. İğrenç kan rengi camın alt bölümünü siyaha boyamıştı. Oysa Yeşil'in kanının rengi böyle değildi.

Biraz zaman geçtikten sonra ona döndüm.

"Senin ailene ne oldu, Yeşil?" dedim.

Yeşil önce afalladı ama sonrasında:

"Öldüler," dedi.

Kaşlarımı çattım.

"Bahsetmek ister misin?" dedim ancak tam o anda bir şey oldu.

"Siktir, Mavi hızlı!" dedi.

Neler oluyor diye sağ dikiz aynasına baktım. Bakmamla birlikte benim de küfür etmem bir oldu.

Arkamızda oldukça kalabalık bir bitkin sürüsü vardı. Eğer gittiğimiz yer güvenli değilse bu bizim sonumuz olacaktı. Gaza öyle bir bastım ki bitkinler geride kaldı.

Bu hızıma Beyaz yerinde sıçrayarak uyandı. Minik poposunu yukarı kaldırarak gerindi. Sonra arka koltuktan Yeşil'in kucağına atladı.

Yeşil, yaşananlara rağmen bana bakıp sırıttı.

"Ne oldu Mavi, umduğun dağlara karlar mı yağdı?" diyerek dalga geçti.

"Ya sabır," dedim ve gaza ayağımı tamamen yasladım.

Yavaşça, çok uzak olmayan bir yapı görünmeye başladı. Uzaktan pek bir şey belli olmuyordu ama neredeyse beş metre boyunda duvarları vardı.

Ben, Yeşil ve bebeğim yaklaştıkça büyük kapıların bizim için açıldığını gördüm. Hızlıca içeri girdim. Bizim arkamızdan kapı hemen kapandı.

"Yeşil, buranın güvenli bir yer olduğuna emin misin?" diye fısıldadım.

O ise:

"Bilmiyorum, Mavi," diyerek kucağında Beyaz’la arabadan indi.

Ben de silahımı belime yerleştirdim. Ardından arabadan indim.

Bir anda bana sarılan kollarla korkup sarılan kişiyi ittim. Hatta bir değil iki kişi sarılıyordu. Belimden silahımı çekip daha yüzünü görmediğim insanlara doğrulttum.

Sonrasında bir şey oldu.

Gülmemi sağlayan, bağıra bağıra ağlamak istememi sağlayan ve beni darmadağın eden bir şey.

"Anne!" diye bağırdım ve hemen ardından kollarımı boynuna doladım.Bulmuştum,annem,babam buradaydı.Yanımdaydı.

İki dakika kadar sarıldıktan sonra babama döndüm.

"Baba," diyerek ona da sarıldım.

Ardından Yeşil'e ve Beyaz'a döndüm.

"Tanıştırayım, gerçek ailem."

Eren

Arabayı hızla sürüp bizim için kapısı açılan yere girdi. Girerken dikkatimi çeken şey buranın eski dünyaya benzemesiydi. Çocuk bile vardı. Bölüm bölüm ayrılmış evler oldukça özenli yapılmıştı. Çevrede insanlar tıpkı eski günlerdeki gibi geziniyorlardı.

"Yeşil buranın güvenli bir yer olduğuna emin misin?"

diyen Mavi'nin sesiyle kendime geldim.

Hızlıca,

"Bilmiyorum Mavi,"

dedim.

Hızlıca kucağımda Beyaz'la arabadan indim. Arabanın yanında durduk. Mavi silahını beline koyup öyle çıktı. Aniden ona sarılan iki orta yaşlı kişiyle gerildim. Tam Beyaz'ı bırakıp oraya atılacakken Mavi geri çekilip silahını onlara doğrulttu. Çevredeki herkes bu anı nefesini tutmuş izliyordu.

Aniden Mavi'nin,

"Anne!"

diye bağırarak tıpkı kendisi gibi masmavi gözlere sahip kadına sarılması bir oldu. Yaklaşık iki dakika böyle kaldılar. Ardından,

"Baba,"

diyerek yanındaki uzun boylu adama sarıldı. Babası benden 5-6 santim kadar uzundu.Tabii ben daha tam anlamıyla uzamamı tamamlayamamıştım.Boyum şu an 1.87 olduğuna göre babası 1.92 falan olmalıydı.Annesi ise babasına nazaran kısaydı. Mavi annesinden biraz kısaydı.

Aniden Mavi bize dönüp,

"Tanıştırayım, gerçek ailem."

dedi.

Nefesimin kesildiğini hissettim. Ardından,

"Merhaba ben..."

Mavi'ye döndüm. Gülümseyerek baktığını görünce,

"Eren, kızınızla kötü bir olay neticesinde dün sabah tanıştık."

dedim.

Bir yandan elimi babasına uzattım. Adam elimi sert ama babacan bir tavırla tuttu.

"Buraya beraber mi geldiniz" dedi.Sesi oldukça samimiydi. Başımı olumlu anlamda salladım. "Nora'ya sen mi sahip çıktın" dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. "Aslında birbirimize sahip çıktık desem daha iyi olur abi" dedim. Gülümsedi. "Allah razı olsun o zaman oğlum" diyerek beni kendine çekerek sarıldı.

"Eren bak sana ne aldım oğlum,bundan sonra evde boş boş oturmak yok çalışmaya devam edeceksin"

Babam.Babamın sesi kulağımda çınlıyordu.Umursamamaya çalıştım. Sonrasında annesine döndüm. Ona da tıpkı babasına uzattığım gibi elimi uzattım. O babasının aksine biraz daha samimi bakıyordu. Kendime gelemiyordum. Yüzümü yıkamak istiyordum. Annesi elimi tutmak yerine sarılınca başımın döndüğünü hissettim.

Benim için yaşa Eren.

Eren o senin baban değil.

Annemin çığlıkları.

Kulaklarım uğulduyordu. Buna rağmen gülümseyerek tek kolumla sarılmaya çalıştım. Sonrasında Beyaz'ı bıraktığım yerde değil Mavi'nin kucağında gördüm. Beyaz atlamak için çırpınıyor, gözlerini benden ayırmıyordu. Kafasını yana yatırıp sadece ağzını oynatarak hafifçe miyavladı. Bu sanırım "ne oldu" demekti.

Mavi'nin annesinden ayrılınca geri çekildim ve,

"Ben yüzümü nerede yıkayabilirim acaba?"

diye sordum.

Annesi uzakta bir yeri göstererek,

"Şurada bir çeşme var gidip yıkayabilirsin,"

dedi.

Kulaklarımın uğultusu geçmiyordu.

Benim için yaşa Eren.

Eren o senin baban değil.

Çığlıklar kulaklarımı sağır ediyordu. Gözlerimin dolduğunu hissettim. Tam başımın dönmesine teslim olacakken bacaklarıma tüylü bir şey değdi. Yere baktım. Dünyam Beyaz'ın gözlerinden ibaretti. Hayır. Bu gözler Beyaz'ın değildi. Annemindi. Gözleri gülümser miydi bu insanın? Benim annemin gözleri gülümsüyordu.

Sonra bir şey oldu. Annemin gözleri yerini başka bir çift mavi göze bıraktı. Kimin bu gözler diye ayırt etmeye çalışırken aniden aklıma başka bir şey ilişti.

Mavi...

Nora, bu gözler onun gözleriydi.

"Bana ne olduğunu söyle Eren,"

diyor, bağırıyordu.

Belki bağırmıyordu. Benim kafam küçüktü. Belki de büyüktü. Fark etmez, ben o kafanın içinde sıkışıp kalmıştım.

Kafamı yukarı kaldırdım. Derin bir nefes aldım. Sanki ciğerlerime uzun zamandır hava girmiyormuş gibi nefes nefese kalmıştım. Çeşmeye baktığımda neredeyse yanımda olduğunu gördüm. Hızlıca eğildim. Tek elimle yüzümü yıkadım. Sonra duruşumu düzelttim.

Her şey geçmişti.

Ben yine aynıydım.

Yalnız.

Hiçlikten ibaret.

Kimsesiz.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…