1.bölüm- ZİRVEDEKİ KIVILCIM

Vaveyla Yazarı: Zeynepsura Düvenci

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: 1.bölüm- ZİRVEDEKİ KIVILCIM

1. BÖLÜM: ZİRVEDEKİ KIVILCIM
​Okulun geniş ve gürültülü koridorunda sabah güneşi pencerelerden içeri süzülüyor, duvarlardaki duyuru panolarına sarımsı bir ışık düşürüyordu. Ancak Özel Bilge Koleji'nin son sınıf öğrencileri için bu sabahın tek bir gündemi vardı: Dönem ortası başarı sıralaması.
​Nila, sırt çantasının askısını sıkıca kavramış, seri adımlarla panoya doğru ilerliyordu. Kahverengi saçları her adımında omuzlarında dalgalanıyor, yeşil gözleri hırsla parıldıyordu. Onun için birincilik bir lüks değil, geleceğini inşa edeceği tek yoldu. Panonun önüne geldiğinde kalabalığı yarıp en üst sıraya baktı.

​Nila: (Gözlerini panoda gezdirerek) "İşte bu kadar. Yine zirvedeyim."

​Adının karşısındaki yüksek puanı görünce yüzünde gururlu bir tebessüm belirdi. Fakat tam o sırada, arkasından gelen umursamaz ve alaycı bir ses bu anı böldü.

​Arda: "Çok erken sevinmiyor musun, yeşil göz?"
​Nila arkasını döndüğünde, koridorun ortasında elleri ceplerinde rahat bir tavırla dikilen Arda'yı gördü. Sarışın saçları hafifçe dağılmış, derin mavi gözlerinde her zamanki o sinir bozucu alaycı pırıltı vardı. Okulun en çok dikkat çeken, acayip derecede yakışıklı ama bir o kadar da tehlikeli ve mesafeli adamı tam karşısındaydı.

​Nila: (Kaşlarını çatıp kollarını göğsünde birleştirerek) "Sana kaç kere bana öyle seslenme dedim, Arda? Ayrıca neye sevinip sevinmeyeceğime sen karar veremezsin. Listeye bakarsan kimin birinci olduğunu görürsün."

​Arda, adımlarını ağırdan alarak Nila'ya doğru yaklaştı. Aralarındaki mesafe azaldığında Nila onun omuzlarındaki genişliği ve duruşundaki o kendine has özgüveni bir kez daha fark etti. Arda başını hafifçe eğip panodaki isimlere baktı.
​Arda: "Sadece yarım puan. Yarım puanlık bir farkla kendini kraliçe ilan etmen komik."

​Nila: "Yarım puan ya da yüz puan! Sonuçta ben öndeyim. Derslere girmek yerine nerede olduğu belirsiz geceler geçireceğine biraz çalışsaydın, belki o yarım puanı da kapatırdın."

​Arda: (Hafifçe gülümsayarak Nila’nın gözlerinin içine baktı) "Benim gecelerimi ne ara bu kadar merak eder oldun, Nila? Beni takip mi ediyorsun yoksa?"

​Nila: (Yanaklarının hafifçe kızardığını hissedip toparlanarak) "Saçmalama! Tek merak ettiğim şey, senin gibi umursamaz birinin nasıl oluyor da benim hemen arkamda kalabildiği. Hoca seni kayırmıyor olsaydı o ikinciliği bile göremezdin."

​Arda: "Kayırmak mı? Ben sadece gereken yerde zekamı kullanıyorum. Senin gibi bütün geceyi kitaplara gömülerek harcamama gerek kalmıyor."

​Nila: "Buna emek denir, Arda! Ama senin gibi her şeyi kestirmeden halletmeye alışmış biri için bu kavram çok yabancı tabii."

​Koridordaki diğer öğrenciler ikilinin arasındaki gerilimi ve zeka savaşını fark etmiş, merakla onları izlemeye başlamıştı. Nila ve Arda'nın bu meşhur atışmaları okulun artık klasikleri arasındaydı.

​Arda: "Öyle olsun, birincimiz. Ama unutma, zirveye çıkmak zordur ama orada kalmak daha zordur. Yakında o koltuğu senden alacağım."

​Nila: "Rüyanda görürsün. O birincilik benim ve öyle kalacak!"

​Tam o sırada ilk ders belinin çalan zili koridorda yankılandı. Öğrenciler sınıflara doğru dağılmaya başlarken Arda, Nila’ya son bir alaycı bakış atıp arkasını döndü ve yürümeye başladı.
​Arda: (Arkasına bakmadan el sallayarak) "Sınıfta görüşürüz, ders kurdu."
​Nila arkasından derin bir nefes verdi. Arda'nın o kendinden emin ve ukala tavırları sinirlerini bozsa da, içten içe onun pratik zekasına ve bu kadar umursamaz görünürken bile nasıl bu kadar başarılı olabildiğine akıl erdiremiyordu. Ama ne olursa olsun, birinciliği ona kaptırmaya hiç niyeti yoktu.
Zil çaldıktan sonra sınıfın kapısında kısa bir yoğunluk oluştu. Nila, sırt çantasını omzuna iyice yerleştirip içeri girdi ve her zamanki gibi cam kenarındaki en ön sırasına geçti. Defterlerini, renkli kalemlerini ve ders kitabını milimetrik bir düzenle masanın üzerine yerleştirdi. Onun için düzen, başarının yarısı demekti.

​Arda ise sınıfın en arka sırasında, çantasını fırlatır gibi sıranın kenarına bırakıp yerine oturdu. Sandalyede geriye doğru kaykılmış, kollarını göğsünde birleştirmişti. Mavi gözleri, ön sırada hummalı bir hazırlık içinde olan Nila’ya kaydı. Onun bu kadar ciddiyetle her derse hazırlanması, Arda’ya hem komik geliyor hem de garip bir şekilde ilgisini çekiyordu.

​Edebiyat öğretmeni sınıfa girdiğinde herkes yerine geçti.
​Öğretmen: "Günaydın arkadaşlar. Biliyorsunuz bu dönem ana notunuzun büyük bir kısmını oluşturacak bir proje ödevi var. Bu proje ikili gruplar halinde hazırlanacak ve..."

​Sınıfta birden fısıltılar yükseldi. Nila hemen yan sıradaki en yakın arkadaşına dönüp gülümsemeye çalıştı ama öğretmenin devam eden cümlesiyle gülümsemesi yüzünde donup kaldı.
​Öğretmen: "Grup arkadaşlarını ben belirledim. Kimse kendi seçmeyecek. Amacımız, birbirinizle olan iletişiminizi güçlendirmek."

​Nila’nın içine kötü bir his doğdu. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Lütfen o olmasın, diye geçirdi içinden. Lütfen.

​Öğretmen: "Listeyi okuyorum... Zeynep ve Burak... Nila ve Arda..."

​Nila: (Aniden ayağa kalkarak) "Hocam! Bir yanlışlık olmalı. Ben Arda ile ortak proje yürütemem. Bizim çalışma tarzlarımız tamamen zıt!"

​Sınıftaki tüm bakışlar Nila’ya döndü. Arda ise arkada bacak bacak üstüne atmış, dudaklarının kenarında beliren o ukala tebessümle Nila’yı izliyordu.

​Arda: (Arka sıradan sesini yükselterek) "Neden Nila? Yoksa benim yüksek zekamın yanında gölgede kalmaktan mı korkuyorsun?

​Nila: (Hışımla arkaya dönerek) "Senin zekan mı? Ben senin ödev teslim tarihini bile hatırlayacağından şüpheliyim! Hocam, lütfen beni başka biriyle eşleştirin."

​Öğretmen: "İtiraz istemiyorum Nila. Kararım kesin. İkiniz de bu okulun en başarılı öğrencilerisiniz. Birbirinizi dengeleyeceğinizi ve harika bir iş çıkaracağınızı düşünüyorum. Konunuz: Klasik Türk Edebiyatı'nda Çatışma ve İroni."

​Nila çaresizce yerine otururken dişlerini sıktı. Arda ise kollarını başının arkasında birleştirip arkasına yaslandı.

​Arda: "Çatışma ve ironi mi? Tam bize göre bir konu, değil mi birincim?"

​Ders boyunca Nila öğretmenin anlattıklarını not almaya çalışsa da aklı fikri bu projedeydi. Arda gibi umursamaz, disiplinsiz biriyle nasıl saatlerce aynı masada oturup çalışacaktı?
​Ders bittiğinde Nila eşyalarını toplamak için acele etmedi. Sınıf boşalana kadar bekledi. Tam çantasını fermuarlarken Arda sırasından kalkıp Nila’nın masasının önüne geldi. İki elini de masaya dayayarak Nila’ya doğru eğildi.

​Arda: "Ee, ne zaman başlıyoruz? Kütüphanede sabahlayacak mıyız?"

​Nila: (Gözlerini devirerek) "Rüyanda görürsün. Bu projeyi en kısa sürede bitireceğiz. Görev dağılımı
yapacağız, sen kendi payına düşeni yapacaksın, ben kendi payıma düşeni. Birlikte vakit geçirmemize gerek yok."

​Arda: "Ne yazık ki öyle bir şansımız yok, yeşil göz. Öğretmen ortak bir sunum istedi. Yani beni çekmek zorundasın."

​Nila: "Bana 'yeşil göz' deyip durma!"
​Arda: (Gözlerinin içine derin derin bakarak) "Neden? Gerçekten yeşiller ama. Ve sinirlenince daha da parlıyorlar."

​Nila bir an için ne diyeceğini bilemedi. Arda'nın bu beklenmedik cümlesi ve mavi gözlerindeki yoğun bakış, göğsünde garip bir sıcaklığın yayılmasına neden oldu. Ama hemen kendini topladı, kaşlarını çattı.

​Nila: "Bana boş iltifatlar yapmayı kes Arda. Bugün okul çıkışında kütüphaneye geliyorsun. Anlaştık mı?"

​Arda: (Bakışları bir anlığına karardı, yüzündeki alaycı ifade silindi) "Bugün çıkışta işim var. Gelemem."

​Nila: "Ne işi? Yine mi arkadaşlarınla takılacaksın? Bu proje ikimizin notu!"

​Arda: "Sana hesabını vermek zorunda değilim. Yarın hallederiz."

​Arda arkasını dönüp sınıftan hızlı adımlarla çıktı. Nila, onun bu aniden değişen tavrı karşısında şaşkınlıkla kalakaldı. Az önceki ukala, neşeli adam gitmiş; yerine soğuk, duvarlı ve mesafeli biri gelmişti.

​Nila çantasını omzuna takarken içinden sordu: Okul çıkışında kütüphaneye gelemeyecek kadar önemli olan o gizemli iş neydi?

Okul çıkış zili çaldığında koridorlarda büyük bir hareketlilik başladı. Öğrenciler bir an önce okuldan ayrılmak için kapılara akın ederken, Nila çantasını yavaşça topladı. Aklı hâlâ Arda'nın ders çıkışındaki o ani değişimindeydi. Birkaç saat önceki alaycı, ukala adam bir anda yok olmuş; yerini karanlık ve mesafeli birine bırakmıştı.

​Nila okul binasından çıkıp bahçeye adım attığında etrafına göz gezdirdi. Arda'yı okulun arka bahçesindeki otopark çıkışına doğru yürürken fark etti. Üzerindeki okul ceketini çıkarmış, siyah deri ceketini giymişti. Sırt çantası tek omzunda asılıydı ve adımları her zamankinden çok daha hızlı ve gergindi.

​Nila: (Kendi kendine fısıldayarak) "Proje ödevini umursamayıp nereye koşturuyorsun acaba?"

​İçindeki merak, mantığına galip geldi. Nila normalde başkalarının özel hayatına burnunu sokacak biri değildi ama Arda'nın bu gizemli tavırları ve yarım kalan proje ödevi onu dürtüyordu. Adımlarını hızlandırıp Arda'yı güvenli bir mesafeden takip etmeye başladı.

​Arda, okuldan birkaç sokak ötedeki otobüs durağına uğramadan, ara sokaklara saptı. Şehrin lüks ve düzenli caddeleri yerini yavaş yavaş eski, bakımsız ve karanlık binaların olduğu ara sokaklara bırakıyordu. Hava kararmaya başlarken sokak lambaları cılız bir ışık yaymaya başladı.

​Nila, adımlarını olabildiğince sessiz atmaya çalışarak köşeleri dönüyordu. Kalbi göğsünü delercesine çarpıyordu.
​Nila: (İçinden) "Ben ne yapıyorum böyle? Ya beni fark ederse? Ya burası tehlikeli bir yerse?"

​Arda,eski bir çamaşırhanenin yanındaki paslı demir kapının önünde durdu. Etrafına kısa bir bakış attı. Nila hemen yakındaki büyük bir çöp konteynerinin arkasına saklandı ve nefesini tuttu. Arda demir kapıyı üç kez vurup içeri girdi. Kapı arkasından gürültüyle kapandı.

​Nila birkaç dakika bekledikten sonra saklandığı yerden çıktı. Paslı demir kapıya doğru yaklaştı. İçeriden boğuk sesler, gürültülü bir müzik ve hiddetli tezahüratlar geliyordu. Kapının küçük gözetleme deliği hafifçe aralıktı. Nila parmak uçlarında yükselerek içeriye göz attı.

​Gördüğü manzara karşısında nefesi kesildi.

​İçerisi, duman altı olmuş devasa bir yeraltı salonuydu. Ortada demir tellerle çevrilmiş büyük bir ring vardı. Etrafta onlarca insan bağırıyor, para destelerini havaya savuruyordu. Ve ringin tam ortasında, üstündeki tişörtü çıkarmış, elleri bandajlı halde Arda duruyordu.

​Nila: (Kısık bir sesle, şaşkınlıkla) "Arda... Ne yapıyorsun sen burada?"
​Arda'nın vücudundaki kaslar gerilmişti, yüzünde okuldakinden bambaşka, yırtıcı bir ifade vardı. Tam o sırada rakibi—kendisinden çok daha iri ve kaim yapılı bir adam—Arda'ya doğru hamle yaptı. Arda çevik bir hareketle sıyrıldı ve sert bir kroşeyle adamı sarsmayı başardı. Seyirciler çılgınca bağırmaya başladı.

​Nila gözlerini ringden alamıyordu. Arda'nın o umursamaz, derslerde uyuya kalan halinin arkasında böyle karanlık ve tehlikeli bir dünya olduğunu rüyasında görse inanmazdı.

​Ancak dövüş devam ederken Nila'nın dikkatini başka bir şey çekti. Arda'nın sırtında ve kaburgalarının üzerinde henüz tam iyileşmemiş, morarmış ve çizik şeklinde izler vardı. Bunlar ringdeki darbelerden oluşmuşa benzemiyordu; daha çok eski, derin ve acı verici izler gibiydi.
​Tam o sırada arka taraftan bir güvenlik görevlisi kapıya doğru yürümeye başladı. Nila panikle geriledi ama ayağı yerdeki boş bir teneke kutuya çarptı.
​Cıkkk!

​Çıkan ses gürültülü ortamda bile yakındaki görevlinin dikkatini çekmeye yetti. Kapı aniden gürültüyle açıldı.

​Görevli: "Hey! Kim var orada? Ne arıyorsun sen burada küçük kız?"
​Nila: "Ben... şey... yanlış sokak..."

​Nila arkasını dönüp koşmaya başladı ama ara sokaklar karanlık ve karmaşıktı. Görevli arkasından bağırarak takip ediyordu. Nila’nın kalbi ağzında atıyordu, ayağı takılıp sendeleyerek bir duvara tutundu. Tam yakalanacağını düşündüğü anda, karanlık bir gölge yan sokağın köşesinden fırladı.
​Güçlü bir kol Nila’yı belinden yakalayıp dar bir bina boşluğuna çekti ve sırtını duvara yasladı. Büyük, sıcak bir el Nila’nın dudaklarını kapattı.

​Arda: (Kısık ve nefes nefese bir sesle) "Şşşt... Sesini çıkarma."

​Nila gözlerini kocaman açtı. Karşısında kan ter içinde kalan, elleri hâlâ bandajlı olan Arda duruyordu. Aralarındaki mesafe yok denecek kadar azdı. Arda’nın derin mavi gözleri, hırs ve öfkeyle Nila’nın yeşil gözlerine kilitlenmişti.

​Görevlinin adım sesleri sokaktan geçip uzaklaşırken ikisi de kıpırdamadan durdu. Arda’nın hızlı nefes alıp verişi Nila’nın yüzünü okşuyordu. Danger ve adrenalin kokusu aralarındaki havayı ağırlaştırıyordu.

​Görevli tamamen uzaklaştığında Arda elini yavaşça Nila'nın dudaklarından çekti ama geri çekilmedi. Yüzündeki ifade aniden sertleşti.

​Arda: (Sert ve alçak bir tonla) "Senin burada ne işin var, Nila? Beni mi takip ettin sen?"

​Nila: (Korkusunu bastırmaya çalışarak, dik bir sesle) "Ben... Proje için konuşacaktık. Beni eksik bırakıp buraya kaçtın!"

​Arda: (Sinirle gülerek başını salladı) "Proje mi? Burası senin okul kütüphanene benzemez, birincim! Burası tehlikeli. Seni burada görselerdi başın belaya girerdi! Ne diye peşimden geliyorsun?"

​Nila: (Gözleri Arda'nın köprücük kemiğindeki ve yanağındaki taze morluklara kaydı) "Sen ne yapıyorsun peki Arda? Kendini öldürtmeye mi çalışıyorsun? O izler de ne öyle?"

​Arda, Nila'nın bakışlarını fark edince birden geriledi ve kollarını göğsünde birleştirerek aradaki mesafeyi açtı. Yüzündeki o savunmasız an hızla kayboldu, yerini tekrar soğuk bir duvara bıraktı.

​Arda: "Seni ilgilendirmez. Benim hayatım, benim kararlarım. Şimdi hemen evine dön ve bir daha sakın peşime takılma."

​Nila: "Bana emredemezsin! Ayrıca okulda o kadar rahat ve umursamaz davranırken geceleri bu karanlık delikte dayak yemen normal mi sanıyorsun?"

​Arda: (Nila’ya doğru bir adım yaklaştı, sesindeki kırgınlık ve öfke belirginleşti) "Anlamıyorsun Nila... Sen hiçbir şeyi anlamıyorsun. Senin o düzenli, mükemmel dünyanda her şey ders notlarından ibaret olabilir. Ama benim kaçmam gereken bir hayatım var."

​Nila ilk defa Arda’nın sesinde bu kadar derin bir acı hissetti. O her zamanki ukala çocuk gitmiş, yerine yaralı ve çaresiz biri gelmişti. Yeşil gözlerindeki sertlik yumuşadı.

​Nila: (Daha sakin bir sesle) "Arda... Neden kaçıyorsun? Ailen..."

​Arda: (Sözünü keserek, gözlerini kaçırdı) "Ailem hakkında tek bir kelime bile etme. Benim ailem falan yok.

​Sokakta derin bir sessizlik oldu. İkisi de birbirine baktı. Nila, Arda'nın bu sert kabuğunun arkasında ailesinin ona bıraktığı ağır travmaları taşıdığını ilk kez bu kadar net hissetti. Nefretle başlayan bu rekabet, aralarındaki bu karanlık sokakta bambaşka bir boyuta evrilmeye başlamıştı.

Arda, bakışlarını Nila’nın gözlerinden saniyelerce ayıramadı. Birkaç adım gerileyip karanlık sokağın derinliklerine doğru bir nefes bıraktığında, ellerindeki sargı bezleri hafifçe gevşemişti. Nila’nın kalbi ise hâlâ göğüs kafesini zorlayacak kadar hızlı çarpıyordu. Sokaktaki keskin rutubet ve soğuk hava, aralarındaki o ağır gerilimi dağıtmaya yetmiyordu.
​Arda: (Sesini toparlamaya çalışarak, soğuk bir edayla) "Seni durağa kadar bırakacağım. Bu saatte ve bu mahallede yalnız yürümeyi aklından bile geçirme."
​Nila: (Kollarını göğsünde birleştirerek) "Sana muhtaç değilim Arda. Yolu biliyorum."
​Arda: "İnat etmeyi bırak Nila! Burası senin düzenli, korunaklı dünyan değil. Yürü önümden."
​Nila, onun bu emir kipi içeren ama özünde korumacı olan tavrına sert bir bakış fırlattı fakat itiraz etmenin bir anlamı olmadığını da biliyordu. Sokak lambalarının zayıf ışığı altında yan yana, ama aralarında bir adımlık mesafe bırakarak ana caddeye doğru yürümeye başladılar. Gece rüzgarı esip geçtiğinde ikisi de bir süre konuşmadı. Nila'nın zihninde yanıtlanmamış onlarca soru dönüp duruyordu.
​Nila: (Sessizliği bölerek, kısık bir sesle) "Sırtındaki izler... Ringde olmadı, değil mi?"
​Arda’nın adımları bir anlığına duraksadı. Yüz hatları kasıldı, dudakları ince bir çizgi halini aldı. Mavi gözlerini gecenin karanlığına dikti, Nila’ya dönmedi.
​Arda: "İşine bak Nila. Zirvedeki yerini korumak için ders çalışsan iyi edersin. Benim hayatımı analiz etmek senin görev tanımında yok."
​Nila: "Bana bu kadar duvar örmen hiçbir şeyi değiştirmiyor. Seni o halde gördüm Arda. Kendini mahvediyorsun."
​Arda: "Benim mahvolduğum falan yok! Sadece yaşamak için bir yol buluyorum. Şimdi kes sesini ve otobüsün gelmesini bekle."
​Ana caddeye çıktıklarında otobüs durağının sarı ışığı ikisinin üzerine düştü. Çok geçmeden yaklaşan otobüsün farları göründü. Nila otobüse binmeden önce durup Arda'ya doğru döndü. Karşısındaki çocuk, okuldaki o gamsız ve ukala profilin tamamen dışındaydı; derin bir yalnızlığın ortasında çırpınan biri duruyordu karşısında.
​Nila: "Yarın kütüphanede, saat dörtte. Geç kalırsan projenin adını tek başıma yazarım."
​Arda: (Dudaklarının kenarında beliren hafif, yorgun bir tebessümle) "Geç kalmam, ders kurdu. Git artık."
​Ertesi gün okulda sabah güneşi sınıfa dolarken havadaki gerilim her zamankinden farklıydı. Nila sırasına oturmuş, edebiyat defterini açmış olsa da gözü sürekli kapıdaydı. Sınıf kapısı açılıp Arda içeri girdiğinde Nila’nın nefesi Düğümlendi.
​Arda, siyah boğazlı bir kazak giymişti. Boynundaki ve vücudundaki izleri gizlemek istediği her halinden belliydi. Sağ kaşının üzerindeki küçük yara bandı ve elmacık kemiğindeki hafif morluk dışında dün geceye dair hiçbir iz bırakmamaya çalışmıştı. Okul ceketini omzuna atıp en arka sıraya geçti.
​Dersler bittiğinde okulun tarihi kütüphanesi sessizliğe bürünmüştü. Yüksek ahşap rafların arasında, uzun çalışma masalarından birine oturan Nila, kitapları ve kaynakları dizmişti. Çok geçmeden sandalye çekilme sesi duyuldu. Arda, karşısındaki sandalyeye oturdu.
​Arda: "Zamanında geldim. Takdirini alabilir miyim acaba?"
​Nila: (Önündeki kağıtlardan başını kaldırmadan) "Zamanında gelmen bir lütuf değil Arda. Sadece sorumluluğunu yerine getiriyorsun. Konumuz 'Klasik Türk Edebiyatı'nda Çatışma ve İroni'. Başlıkları çıkardım."
​Arda: (Önündeki kaynak kitaba uzanarak) "Hızlısın. Ama o başlık dizilimi yanlış. Çatışmayı ironiden önce işlersen sunumun bütünlüğü bozulur. İroni, çatışmanın içinden doğar."
​Nila şaşkınlıkla başını kaldırdı. Arda’nın konuya bu kadar hakim olması ve anında nokta atışı bir analiz yapması beklemediği bir şeydi.
​Nila: (Gözlerini süzerek) "Derslerde sürekli uyuduğunu sanıyordum. Konuyu nereden biliyorsun?"
​Arda: (Hafifçe öne eğilerek, mavi gözlerini Nila’nın yeşil gözlerine dikti) "Sadece derslerde dinliyormuş gibi görünmeyi sevmiyorum. Zekamı kanıtlamak için saatlerce not tutmama gerek yok."
​Nila: "Yine o çekilmez ukalalığın üzerindeyiz bakıyorum da. Bir gün o özgüvenin altında ezileceksin Arda."
​Arda: "İddiaya girmek ister misin? Eğer bu projeden en yüksek notu alırsak, benim hakkımda soru sormayı tamamen bırakacaksın."

​Nila: "Peki ya alamazsak?"
​Arda: "Alacağız. Çünkü işin içinde sen ve ben varız."

​İkili saatlerce kütüphanede çalıştı. Gün ışığı yerini akşamın turuncu tonlarına bırakırken, aralarındaki o bitmek bilmeyen zeka savaşları ve ince atışmalar çalışma masasını doldurdu. Nila, Arda'nın hızlı düşünme yeteneğine ve farklı bakış açılarına içten içe hayran kalırken; Arda da Nila’nın azmine, pes etmeyen yapısına ve her tartışmada gözlerinde çakan o yeşil kıvılcımlara kilitlenip kalıyordu.

​Tam kaynakları toparladıkları sırada Arda’nın sıranın üzerindeki telefonu titreşmeye başladı.

​Vzz... Vzz...

​Ekranda beliren isimle birlikte Arda’nın yüzündeki o hafif gevşemiş ifade anında buz kesti. Bütün neşesi, o alaycı tebessümü yok oldu. Telefonun ekranında tek bir kelime yazıyordu: "BABA".

​Nila, Arda'nın elinin nasıl sertçe sıkıldığını ve parmak eklemlerinin beyazladığını fark etti. Arda telefonu açmadı, sadece ekranın kararmasını bekledi. Neffesi düzensizleşmiş, bakışları derin bir karanlığa gömülmüştü.

​Nila: (Endişeli bir tonda) "Arda... İyi misin?"

​Arda: (Ses tonu tamamen değişmiş, buz gibi bir mesafe kazanmıştı) "Toparlanmam lazım. Bugünlük bu kadar yeter."

​Arda sandalyeyi gürültüyle geriye itip ayağa kalktı. Eşyalarını hızla çantasına tıkıştırdı. Nila da ayağa kalktı ve masanın etrafından dolanıp onun önüne geçti.

​Nila: "Arayan babandı, değil mi? O izlerin sebebi... Ailen mi Arda?"

​Arda bir an için Nila’ya baktı. Mavi gözlerindeki kırgınlık, öfke ve çaresizlik o kadar belirgindi ki Nila’nın içinden bir şeyler koptu. Arda tek bir kelime etmeden çantasını omzuna taktı ve Nila’nın yanından geçip kütüphanenin ağır ahşap kapısına doğru yürüdü.

​Kapıdan çıkmadan hemen önce durdu, arkasını dönmeden konuştu:

​Arda: "Bazı insanlar zirvede olmak için çalışır Nila... Bazıları ise sadece dibe batmamak için savaşır."

​Arda kapıdan çıkıp gözden kaybolurken, Nila kütüphanenin sessizliğinde tek başına kaldı. Zirvedeki bu yarış, artık sadece ders notlarından ibaret değildi.

Geçmişin kokusu, zihnin en karanlık köşesinde saklanan o eski evin havasıyla birleştiğinde, zaman adeta donardı. Yıl, Arda’nın takvimi hiç ilerletemediği, her günün aynı kabusun farklı bir tekrarı olarak yaşandığı o döneme, on iki yaşındaki haline aitti.
​Karadağ malikanesinin yüksek tavanlı, görkemli ama bir o kadar da buz gibi salonunda büyük bir sessizlik hâkimdi. Dışarıda lapa lapa yağan kar, pencerenin camına vururken içerideki şöminenin ateşi bile o soğukluğu kırmaya yetmiyordu. Koltuğun üzerinde büzüşmüş oturmakta olan on iki yaşındaki Arda, henüz sarı saçları bugünkü kadar dağınık olmasa da, mavi gözlerindeki o ürkek ve yaralı ifade şimdiki halininin aynasıydı.
​Büyük salona yansıyan ağır adımlar, evdeki herkesin nefesini tutmasına neden olurdu. Babası Selim Karadağ, elindeki deri eldivenleri yavaşça çıkarırken bakışlarını doğrudan oğluna dikti.
​Selim Karadağ: "Yine deneme sınavında ikinci olmusun, Arda. Bu evde ikinciliğe yer olmadığını kaç kez söylemem gerekiyor?"
​Küçük Arda, yutkundu. Boğazına düğümlenen kelimeler ses veremeyecek kadar ağırdı. Başını öne eğdi, zira gözlerindeki yaşların akmasına asla izin vermemesi gerektiğini o yaşta öğrenmişti.
​Arda: (Titrek ama fısıltı halindeki sesiyle) "Soruları... Sadece iki soruyu kaçırdım baba. Matematikte..."
​Selim Karadağ: (Sesini alçaltarak ama o buz gibi otoritesiyle adeta odayı inleten bir tonda) "Bahane dinlemek istemiyorum! Karadağ soyadını taşıyan biri zirveden başka bir yeri hak edemez. Sen başarısız olamazsın, Arda. Başarısızlık bir zayıflıktır ve bu ailede zayıflara yer yoktur."
​O an, odadaki havanın tamamen çekildiğini hissetti çocuk. Babasının üzerine doğru attığı her adım, Arda'nın içindeki dünyayı biraz daha yıkıyordu. O görkemli ev, onun için bir korunak değil, her köşesi kurallarla ve bitmek bilmeyen beklentilerle örülmüş bir hapishaneden başka bir şey değildi. Başarılı olmak bir seçenek değil, sevgi görmenin tek şartıydı; ancak ne kadar çalışırsa çalışın, o sevgi asla gelmiyordu.
​Yıllar sonra bile ringin tozlu zemininde yumruk atarken duyduğu o öfkenin kökleri, tam da o soğuk salonda, babasının gözlerindeki o acımasız hayal kırıklığında atılmıştı.

Selim Karadağ, ağır adımlarla oğlunun tam önünde durdu. On iki yaşındaki Arda, babasının gölgesi üzerine düştüğünde başını biraz daha öne eğdi. İçindeki korku, göğsünü sıkıştıran devasa bir ağırlığa dönüşmüştü.
​Selim Karadağ: "Sana bir soru sordum, Arda. Bak yüzüme!"
​Arda yavaşça başını kaldırdı. Babasının gözlerinde en ufak bir şefkat, en ufak bir sıcaklık kırıntısı bile yoktu. Orada sadece kusursuzluk beklentisi ve soğuk bir öfke vardı.
​Arda: (Gözpınarlarında biriken yaşları geri itmeye çalışarak) "Özür dilerim... Bir daha olmayacak. Söz veriyorum, bir sonraki sınavda birinci olacağım."
​Selim Karadağ: "Özür dilemek zayıfların işidir. Bana söz verme, sonuç getir! Bu ailede kimse sen ikinci olasın diye çabalamıyor. Eğer bu soyadı taşıyacaksan, en tepede olmak zorundasın. Yoksa benim için hiçbir değerin yok."
​Babasının kurduğu her bir cümle, küçük çocuğun ruhuna atılan silinmez birer çentik gibiydi. Selim Karadağ arkasını dönüp salondan çıkarken, geride bıraktığı koca boşlukta Arda yalnız kalmıştı. O akşam, Karadağ malikanesinin o devasa kütüphanesinde sabaha kadar ışıklar sönmedi. On iki yaşındaki bir çocuk, babasının gözüne girebilmek, sadece bir kez olsun "Aferin" duyabilmek için masanın başında uykusuzluktan gözleri yanarak ders çalıştı.
​Ama o aferin hiç gelmedi. Birincilikler gelse de beklentiler daha da büyüdü; sevginin yerini baskı, şefkatin yerini ise sinsi bir psikolojik şiddet aldı.
​GÜNÜMÜZ
​Kütüphanenin kapısı Arda’nın arkasından kapandığında, zihnindeki o karanlık geçmişin sesleri yavaş yavaş sustu. Arda, soğuk koridorda yürürken elini cebine attı ve titreyen parmaklarıyla telefonunu çıkardı. Ekranda hâlâ babasının cevapsız araması duruyordu.
​Yıllar geçmişti. Artık on iki yaşında o çaresiz çocuk değildi; boyu uzamış, güçlenmiş, öfkesini ringlerdeki demir tellerin arasında kusmayı öğrenmişti. Ama ne zaman o ismi görse, içindeki o küçük çocuk yeniden o soğuk salona hapsoluyordu.
​Derin bir nefes alıp okul binasından dışarı çıktı. Akşam rüzgarı sarı saçlarını dağıtırken, kütüphane penceresinden kendisine bakan Nila’yı fark etmedi.
​Nila ise pencerenin kenarında durmuş, Arda’nın omuzları çökmüş bir halde uzaklaşmasını izliyordu. Arda’nın arkasında bıraktığı o tek cümle zihninde yankılanıp duruyordu:
​"Bazı insanlar zirvede olmak için çalışır Nila... Bazıları ise sadece dibe batmamak için savaşır."
​Nila ilk kez okul birinciliğinin, o hırslı sınav yarışlarının ötesinde bir dünya olduğunu hissetti. Arda’nın ukalalığı, umursamazlığı ve o sert kabuğu... Hepsi sadece hayatta kalmak için kuşandığı birer zırhtan ibaretti. Ve Nila, ne pahasına olursa olsun, o zırhın arkasındaki gerçek Arda’yı öğrenmeye kararlıydı.

Nila kütüphaneden çıkıp Arda’nın peşinden gittiğinde, havanın karanlığı şehri tamamen kaplamıştı. İçindeki o tuhaf his, Arda’nın bu akşam o tehlikeli yere tekrar döneceğini söylüyordu. Yanılmamıştı; ara sokaklardaki o eski, paslı demir kapının önüne vardığında içerideki tezahürat sesleri çoktan sokaktan duyuluyordu.
​Nila bu kez içeriye sessizce süzülmeyi başardı. Duman altı olmuş salonda gölgelerin arasına saklanıp gözlerini ringe çevirdi.
​Ringin ortasında Arda, kendisinden katbekat iri ve acımasız bir rakibe karşı dövüşüyordu. Ancak bu kez ters giden bir şeyler vardı. Arda derslerdeki ya da dünkü çevik, odaklanmış dövüşçü gibi değildi. Zihni başka bir yerdeydi; babasının araması, geçmişin yükü ve o ağır hatıralar sanki ayaklarına birer pranga vurmuştu.
​Rakibinin sert bir hamlesi Arda’nın savunmasını yardı. Savrulduğu ağır darbelerle Arda dengesini kaybetti ve ringin demir tellerine sertçe çarptı. Salonda büyük bir gürültü yükseldi. Nila korkuyla nefesini tuttu, elleriyle ağzını kapattı.
​Arda toparlanmaya çalışsa da, aldığı ağır darbelerin etkisiyle sarsılmıştı. Yüzüne ve kaburgalarına gelen her hamlede, zihninde ringdeki rakibinin değil, babasının o buz gibi sesi yankılanıyordu: "Bu ailede zayıflara yer yoktur..."
​Arda, içindeki o öfkeyi ve kırgınlığı ringdeki darbelere karşı zırh yapmaya çalışsa da gücü tükeniyordu. Rakibinin bir sonraki sert hamlesiyle yere kapandı. Hakem saymaya başladığında salonda bağırışlar tavan yaptı.
​Nila, saklandığı köşeden fırlamamak için kendini zor tutuyordu. Yeşil gözleri endişe ve çaresizlikle dolmuştu. Arda’nın o umursamaz, güçlü duruşunun arkasında ne kadar büyük bir yıkım taşıdığına ilk kez bu kadar yakından ve acı bir şekilde şahit oluyordu.
​Arda, yerde yatarken gözlerini bir anlığına açtı. Ringin kenarındaki kalabalığın arasında, kendisine endişeyle bakan Nila’nın yeşil gözlerini gördü. O an, pes etmek ile ayağa kalkmak arasında duran o ince çizgide, derin bir nefes aldı ve parmaklarını ringin zeminine kenetledi...

Arda, Nila’nın kalabalığın arasından kendisine bakmakta olan yeşil gözlerini fark ettiğinde, zaman adeta yavaşladı. Zihnini bulandıran geçmişin o ağır gölgeleri, babasının buz gibi sesi ve ruhunu sıkan çaresizlik hissi bir anlığına geri çekildi. Parmaklarını ringin kanlı ve tozlu zeminine geçirerek tüm gücünü topladı.
​Hakem "Sekiz... Dokuz..." diye bağırırken Arda doğrularak ayağa kalktı. Yüzünden süzülen ter ve kan damlalarına rağmen, mavi gözlerinde yeniden o tanıdık, pes etmeyen kıvılcım çaktı.
​Rakibi, Arda’nın ayağa kalkmasını beklemiyordu. Son bir bitirici hamle için öne atıldığında, Arda bu kez reflekslerini konuşturdu. Çevik bir hareketle darbeden sıyrılıp rakibinin açık kalan kaburgasına sert bir kroşe savurdu. Ardından gelen seri ve kararlı kombinasyonla rakibini dengesizleştirip yere serdi. Salonda bir anlık sessizlik oldu, ardından büyük bir tezahürat koptu.
​Ancak Arda için bu zafer hiçbir şey ifade etmiyordu. Hakem kolunu havaya kaldırdığı an, elindeki sargıları sökerek ringden aşağı indi. Kalabalığın arasından sıyrılıp doğrudan Nila’ya doğru yürüdü.
​Nila, Arda’nın yüzündeki taze yara izlerini ve nefes nefese kalmış halini görünce adımlarını geriye atamadı. İçindeki korku yerini tamamen derin bir endişeye bırakmıştı.
​Arda: (Kısık, pürüzlü ve yorgun bir sesle) "Sana buraya gelmemeni söylemiştim Nila..."
​Nila: (Gözleri Arda'nın yüzündeki yaralarda gezinerek, titrek bir nefes aldı) "Gelmeseydim... Seni bu halde kim çıkaracaktı buradan? Yürüyebilecek durumda bile değilsin Arda!"
​Arda: "Ben her zaman ayakta kalırım. Buna mecburum."
​Nila: "Mecbur değilsin! Kendini bu şekilde cezalandırmaya mecbur değilsin."
​Arda bir an için duraksadı. Nila’nın sesindeki içten kaygı ve yeşil gözlerindeki katıksız dürüstlük, onun yıllardır ördüğü en kalın duvarları bile zorluyordu. Sokak kapısından dışarı çıktıklarında gece rüzgarı ikisinin de yüzüne çarptı. Arda sendeleyerek duvara yaslanmak zorunda kaldı. Yaşadığı fiziksel ve duygusal yıkım artık gizlenemez boyuttaydı.
​Nila vakit kaybetmeden Arda'nın kolunun altına girdi. Arda ilk kez ona direnmedi; başını hafifçe öne eğip ağırlığının bir kısmını Nila'ya bıraktı.
​Nila: "Yakında küçük bir park var. Oraya kadar yürüyeceğiz ve ben o yaraları temizleyeceğim. İtiraz istemiyorum."
​Arda: (Hafif, acı bir tebessümle) "Pekâlâ, birincim... Dediğin gibi olsun."
​Parkın tenha bir köşesindeki banka oturduklarında, Nila çantasından çıkardığı peçeteler ve su şişesiyle Arda’nın yüzündeki kanı yavaşça temizlemeye başladı. İkisi de çok yakındı. Nila'nın parmakları Arda'nın yanağına her değdiğinde, Arda hafifçe irkiliyor ama bakışlarını Nila’nın yüzünden ayırmıyordu.
​Arda: "Neden buradasın Nila? Benden nefret ettiğini sanıyordum."
​Nila: (Sargı bezini düzeltirken duraksadı, gözlerini Arda'nın derin mavi gözlerine dikti) "Ben senden nefret etmiyorum Arda. Ben sadece senin bu kendine ve çevrene ördüğün o aşılmaz duvardan nefret ediyordum. Ama artık o duvarın arkasında kimin olduğunu biliyorum."
​Arda: "O duvarın arkasında kimse yok. Sadece harabeler var."
​Nila: "Hayır," dedi sesi yumuşayarak. "Orada sadece çok erken büyümek zorunda kalmış yaralı biri var."
​Arda, Nila’nın bu sözleri üzerine derin bir nefes aldı. İlk defa birisi onu ders notlarıyla, okuldaki ukala tavırlarıyla ya da ringdeki dövüşleriyle değil, doğrudan ruhuyla görüyordu. Aralarındaki o ezeli rekabet ve nefret, bu sessiz park köşesinde yerini kaçınılmaz ve karşı konulmaz bir çekime bırakmıştı.
​Arda elini yavaşça kaldırıp Nila’nın yanağındaki kahverengi bir saç tutamını geriye itti. İkisinin de kalbi aynı ritimle hızla çarpmaya başladı.
​Arda: (Fısıltıyla) "Seni hayatıma almam tehlikeli Nila."
​Nila: "Ben tehlikeden kaçmam Arda. Özellikle de senden."
​Gece karanlığında ikilinin arasındaki tüm mesafeler sıfırlandı. Bu ilk duygusal yakınlaşma ve kırılma noktasıyla birlikte, ikisi de artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordu.

​

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

25okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18