4. bölüm · Bir Taht Kandan Doğar

4. bölüm

Watty Yağmuru

Heryer aydınlıktı. duvarlarda büyük ihtimalle hiç sönmeyen meşaleler etrafı aydınlatıyordu. Çıktığım kapıdan ilerledim ve korkuluklar tutndum. aşağısına merdivenle iniş vardı. Arkamı dönüp kapılara baktım. Tam karşımda odam biraz yan tarafındaysa kapı vardı. sağda da solda da eşit aralıklı kapı dururken hangisinin liora'nın olduğunu anlamadım.
gelişigüzel takılacaksın artık lie

"Yaa iyide hiç böyle söylemezdin" diye mırıldandım. kimse yokken hep iç sesimle konuşurdum. tekrar korkuluğu elimi dayayıp aşağıya baktım. gecenin körü hiçbir insan yoktu ortalıkta.
Arkanı dön
Arkamı döndüm ve iki kapıya da baktım. hiçbir fark yoktu ki. İnsan bir farklı yapar yani. hislerime güvendim ve gözlerimi kapadım. gözlerimi araladığımdaysa aklımdaki tek şey gideceğim kapıydı.

Sol...

Neden solu seçmiştim bilmiyordum ama hiç düşünmeden kapıya yavaş adım ilerledim. Kapının önünde durup derin nefes aldım. Bir süre soluklandıktan sonra elim kapıya uzandı ve yumruk elim kapıyı tıktıklatmadan öylece kaldı. "Başka biri çıkarsada senin suçun benim değil" dedim iç sesime. hemen sonra yumruğum kapıya iki defa dokundu.

Anında kapı açıldı ve karşıdaki isim görmeyi beklediğim kişi değildi. Cassian bana yatıştırıcı gözlerle bakarken neden buraya geldiğimi anlamaya çalışıyor gibiydi. "Ben başka birine bakmıştım aslında..." kaşlarım çatıldı. düşmanım olan bu adamı görmeyi sevmiyordum.
"Beyaz inci ya bu saatte uyuyordur ya da acıkmıştır. büyük ihtimalle mutfakta." deyince gözlerimi kısıp yalan söyleyip söylemediğine baktım.

"Bende Mutfağa gidecektim. orda olması daha iyi oldu" deyip arkamı döndüm. hızlı adımlarla loridorda ilerledim. "Yolu nereden biliyorsun?" dedi ve ona döndüm. elbisemin eteklerinde tuttum. yüzüme sahte bir gülümseme kondu.
Sahte olduğu çok belli lie, beceremiyorsun

İç sesim konuşunca dudaklarım düzeldi. hissiz gözlerle süzdüm onu. kollarını önünde bağlamış sağ omzuyla kolunu kapını kirişine yaslamıştı. yüz ifadem çok mu komikti? neden bu kadar komikmişçesine bakıyordu? "Ne var!" diyim kaşlarımı çattım. Bende onun gibi kollarımı önünde bağlayıp yüzüne cevap beklercesine aval aval baktım. "sadece yolu bilmediğini çok belli ediyorsun" deyip koridorda yürümeye başladı. Onu izledim, bekledim. Arkasına döndü ve gel işareti yaptı. "neyi bekliyorsun? Hadi gel küllü ay" deyince peşinden gittim.

Küllü Ay

Onla aynı hizaya geldim ve aramıza mesafe koydum. aramızda en az bir metre mesafe vardı. kollarım hala göğsümdeydi. Onu inceledim. boyu benden 15 cm falan uzundu. oysa ben 1.75'tim. yüzüne bakmak için başımı kaldırmam lazımdı. önüme döndüm ve onu takip etmeye devam ettim.

"Noldu sana? neden 2 gündür uyuyosun" deyince ona dönüp bişey söylemeyi bekledim. Konuş artık lie, konuşmazsan anlarlar.
ne söyleyebilirim ki?
Deniz tuttu de, hemen!
"Sadece deniz tuttu, önemli bişey yok" diyerek yalan söylemeye devam ettim. Gözlerime uzun uzun baktı. inanmamış gibiydi. Peki dercesine başını salladı. önüne dönüp yürümeye başlayınca eşlik ettim.

"Her deniz tuttuğunda böyle mi olur?"
Evet
"Evet" bir yalan daha.
"Gecenin kraliçesini neden bu kadar çok seviyorsun" dedi yürürken.
Olamaz, lie şimdiden başlamış
Ona baktım cevap vermedim. merdivenlere gelmiştik. dönen merdivenden inerken hala sessizlik korunuyordu.
Düşman nasıl bilebilir? Hemen paçanı kurtar!
"Sevdiğimide nereden çıkardınız" asla resmiyeti bozmazdım. hiçbir zaman

"Biliyor musun gecenin kraliçesi, insanlar hakkında çıkarımlarım genelde doğru olur" derken merdivenin sonuna gelmiştik.
Az önce küllü ay şimdide gecenin kraliçesi mi?
Etrafıma bakındım. koskoca sarayda yön bulmak çok zor olmalıydı. Etrafıma soru dolu gözlerle baktığımı gören Prens "Bu taraftan" diyerek eliyle sağ köşedeki beyaz kapıyı gösterdi. yürümeye başlayınca peşinden gittim.

Kapıyı açınca içeriden et kokusu geldi. geceleri sarayda hizmetçi olmazdı bizde. özellikle çağırman gerekirdi. ama onlarda nası bilmiyordum. Tezgah iki bölümden oluşuyordu. Bir ortada tezgah ve yanında sandalyeler birde yemek yapmak için olan duvara sabitlenmiş tezgah vardı. Tezgahın yanındaki sandalyelerden biri doluydu. Liora

Bizi görmemiş etiyle duvara bakarak oynuyordu. Karşısındaki duvara bakıp öyle bir düşüncelere dalmıştım ki Cassian'ın seslenmesine rağmen duymadı. Bembeyaz parlak saçları açılmış önüne dökülüyordu. Bir elini masaya dayamış elinese yüzünü dayamıştı. saçları karışmıştı. sanki savaştan çıkmış bir hali vardı. gözleri sulanmış terlemiş alnına saçları yapışmıştı. Cassian'a baktım. gözlerinde suçluluk vardı. mahcup bir şekilde küçük kardeşini izliyordu. Başını eğdi suçlulukla. Bir süre kaldırmadı. sonrasında "Liora" dedi ama öyle bir boğuktu ki sesi acıydı sanki. burada bişey olmuştu, öğrenmem gereken bişey.
Öğrenmelisin lie

Bu sefer ben "Liora" diye seslenince anında gözleri beni buldu. Gülümsedi, sonra neşeyle "Et pişirdim, birazı tencerede. siz yiyin benim uykum geldi" deyip tabağını kaldırdı. daha etini bile bitirmemişti. Onu izledim. üzgündü, kurtarılmayı bekliyor gibiydi. sanki birilerini suçluyordu. gözleri yalan söylüyordu. zoraki gülümsemeyle yanımdan geçti. arkasından bakakaldım. Cassian'da benle aynı durumdaydı.

"He bu arada" deyip bize baktı. gülümsemesi çoğaldı ve gözleriyle ikimizi süzdü. "Çok yakışıyorsunuz" dedi ve arkasını dönüp hemen kaçtı.
Ne dedi o?

"Anlamadım?" dedim ve şaşkın gözlerle ikisine baktım. Biri merdivenden hızlı hızlı kaçar gibi çıkıyordu diğeri kardeşine kızıyordu.
"Liora! sen öldün!" derken sarayın ortasına kadar gitmişti. bense öylece duruyordum. herkes uyuduğu için bağırmamaya çalışıyordu. Liora 20'li yaşlarındaydı. Aslında çok güzel ve tatlı bir kızdı. ama onu hiç az önceki haliyle göreceğimi düşünmemiştim.

"Kusura bakma o biraz şeydir" deyince Cassian'a döndüm.
Başımı aşağı yukarı salladım "aa tamam" diyip mutfağa girdim. Tencereden biraz et çıkarıp tezgahdaki tabakalardan birine koydum. "Yesem bir sakıncası olur mu?" Diyip Cassian'a baktım. Olmaz dercesine başını salladı. Bende onayladım başımla. Bazen konuşmaya hiç gerek duymazdım. Şuanda o anlardan biriydi. Sanırım oda bu konuda benim gibiydi.

Tabağı tezgaha koyup sandalye çektim. Cassian'da karşıma oturdu. Ona baktım ve beni izliyordu. Biri beni izlerken nasıl yicektim. Rahatsızlık hissi veriyor bana. Alttan attığım bakışla "tamam tamam" dedi ve yan oturdu. Kapının olduğu tarafa bakarken düşünüyor gibiydi. Bende yemeye başladım. Karnım bir nebze olsa doyunca ona döndüm. Dirseklerimi tezgaha koydum.

Ela gözleri bana bakmıyordu. Kumral saçlarının gölgesi yüzüne düşüyordu. Daha önce fark etmediğim bir detay fark ettim. Yere kadar uzanan bir pencere vardı tezgahın yanında. Aysa tam ortadaydı. Işığı bizi aydınlatıyordu.

Dirseklerim dayalı olan masaya daha da yaslandım "Biliyor musun Ay'ı çok severim" dediğimde bana baktığını hissettim. Ona dönmedim, bakmadım, sadece hissettim. Ay'ı izlerken yüzümü aydınlatan ışığının hiç gitmemesini istedim. Oysa hikayede Ay kötüydü, peri onun için kendini feda etmişti. Oysa Ay onun için daha kuru bir çiçek dışında birşey yapmamıştı.

İmkansızdı. Ay ve perinin aşkı... Biri yerdeydi diğeri gökyüzünde. Oysa perinin tek suçu sevmekti. Sevmenin bedelini ödedi...

"Ay'ı severim çünkü karanlığın içinden çıkan Güneş gibi. Hiçbir Umut yokken çıkan bir fırsat, herşey bitmişken gelen şans"

"imkansızlıktır Ay" dedim ve izlemeye devam ettim. "Ay'ı çok severim çünkü karanlıkta kalınca olan tek fenerin" aslında kimseye birşey anlatmazdım ama olmuştu işte. Burda yanımda kim olsa böyle yapardım. Ay'ı gördüm çünkü. Dolunayı...

"İyide peri Ay için kendini feda etti" dediğinde aniden ona döndüm. Sırtımı dikleştirdim ve ona şaşkın bir şekilde baktım. "Ama siz-" demiştim ki "sakin ol gecenin kraliçesi, sadece bir tahmindi" derken iki elini teslim oldum şeklinde yukarı kaldırdı.

Sadece bir tahmin, buna inanacak mısın lie

"Ama siz onu nerden bilebilirsiniz ki?" Dedim kinayeli bir ses tonuyla.

"Bilmediğin çok şey biliyorum küllü ay" derken oda keyifliydi.

"Liora'ya noldu" diyince gerildiğini hissettim. Bunu gerçekten merak ediyordum. Ne kadar yeni tanısamda, Liora'yı sevmiştim.

"Büyük ihtimalle ok attı. O yüzden bu kadar pasaklı olmalı" diyince yalan söylediğini hissettim.
yalan söylüyor lie

Bir süre Ay'ı izledim. Yemeğimi bitirince tezgaha boş tabağı yerleştirdim. Sonrasında bir adam mutfağa girdi ve Cassian'da el sıkıştı. Mavi gözlü, koyu kahve saçlı bir adamdı. Cassian ile çok yakın olmalıydı. Öyle hissetmiştim. Hatta hissetmekle kalmadım konuşmalarına şahit oldum. Çok yakınmışçasına konuşuyorlardı. Biri naber diyorsa diğeri iyi sen diyordu. Bu fazla samimiydi bence.

Adamın kim olduğunu anlamaya çalışırken adam bana döndü ve "Majesteleri" diyerek eğildi ve bende reverans yaparak karşılık verdim. Bunu yaparken "Kim olduğunu bilmediğim bayım" diyince ikiside güldü. Komik birşey söylememiştim ki.

"Ben Prensin koruması aynı zamanda en yakın arkadaşı Alrik Therin" diyince sıkmam için uzattığı eline baktım. Hiç dokunmak istemediğinden başımla onayladım. "Tanıştığıma sevindim" derken gülümsedim. Eli havada kalınca Cassian'a döndü.

"O öyle takma" diyince gözlerimi ona çevirdim.
"Anlamadım"
Az önce o beni ben yanındayken aşağılamış mıydı? Ciddi misin tavrıyla baktım ve derin nefes alıp başımı ve omuzlarını dikleştirdim.
tamam lie, sakin ol

İkisine de baktım ve gözlerimi devirip kapıya ilerledim. "Sizler gerçekten çocuksunuz" diye mırıldandım. Yine kendi kendime konuşmaya başlıyordum ki arkamdan "sen değil misin?" Sorusu geldi. Oysa kapıyı açmıştım ve tam çıkıyordum. Elim kapıda şeklinde ona döndüm. "Hayır değilim" dedi cüretkar sesim... Evet öyleyim dedi hüzünlü iç sesim...

Hemen sonrasında arkama bakmadan mutfağı terk ettim. Görevim gerçekten zor olacaktı. İçlerine sızıp savaş çıkarmak. Harika olacak.