3. bölüm · Bir Taht Kandan Doğar

3. Bölüm

Watty Yağmuru

Babamın ölümü hayatımda birçok şeyi değiştirmişti. yalnızca iki gün içinde kilometrelerce yol gitmiş, hain olarak aralarına girmiştim. Şimdiyse tek yapmam gereken savaşı kazanmak.
çocuk oyuncağı ya hani!

Her zaman plan yaparım. Üstüne pek düşünmem. evet en ince ayrıntısına kadar bakarım. ama genelde sahadayken hızla değişir herşey.
Cassian "Hey! iyi misin" deyince düşüncelerimden koptum. Hala elini uzatmış bir şekilde sıkmam için havadaydı. bense eline bakarak düşüncelere dalmıştım. Sıkmayacağımı anlayınca elini yanına sarkıttı "Üzgünüm dalmışım" diyip geçiştirmeye çalıştım.
"Eee o zaman sarayı gezdirelim" eliyle bahçeyi gösterdi geçmem için. yavaş yavaş yürümeye başlayınca sarayı süzdüm. altın sarısı ve beyaz işlemeleri vardı. bizim saray kadar büyüktü. bahçesinde rengarenk çiçekler, çardaklar vardı.

Prens Cassian yanıma geldi ve yanıma yerleşti. sessizlik, sadece sessizlik. böceklerin, ağaçların, rüzgarın sesi ama biz sessizdik.

yere bakarak yürüdüğümü farkedince hemen gözlerimin yönü değişti. önüme bakınca ok atan insanlar vardı. yemyeşil çimlerin üzerinde ok çalışan insanları görünce yüzüm şenlendi. "Sever misin?" diye sordu yanımdaki ses. durmuş ok atan insanları izliyordum. gözlerini üzerimde hissetsemde umursamadım. "Elbette, kim sevmez ki? Sadece kılıç uzmanlık alanım" dediğimde hemen dilimi ısırdım.
ilk günden koz verdin, lie

Ok atan insanlarda göz çevirirken birden en ön tarafta duran kız gözüme takıldı. Doğal örgülü beyaz saçları çok güzeldi. yüzünü göremiyordum ama açık teni olduğunu omzundaki açıklıktan gördüm. hazırlığını yapıp yayı gerdi. oku yerleştirdi. nişan aldıktan sonra ok yaydan çıktı. hedef tahtasının tam ortasına girince ağzım açık izledim.

"Bu kız kim?" diyip Cassian'a döndüm. Cevap vermedi. sadece kıza bakıp onu süzdü. Bir süre sonra "Liora!" diye seslendi kıza. kız hemen arkasını dönüp cassian'ı gördü. Oku elinden düştü ve bize doğru koştu. Cassian'ın kollarına atladı ve sarıldı. çok tatlı bir kızdı. cassian'ın kollarından atlayınca bana döndü. çok fazla neşeliydi. açık teni ve saçı, yüz hatları... herşeyiyle çok güzeldi. Masmavi gözleri doğal olmayan bir güzellikteydi.

sıcak gülümsemesi arttı ve reverans yaptı. Bende dizlerimi kırıp karşılık verdim. oda cassian gibi elini sıkmam için uzattı. Bu sefer onun elini sıktım. "Merhabaa! Ben blackmere'ün 2. Varisi prenses Liora." deyince donup kaldım. Kardeşler miydi?

"İyide siz-"

"Evet evet, hiç benzemiyoruz. Ben anneme benziyorum" dedi ve gülümsemeye devam etti. hayatımda hiç bu kadar güler yüzlü bir insan görmemiştim.
keşke böyle olabilseydim

Ben yine düşüncelere dalmıştım ki Liora'yı Cassian'a bakarken gördüm. Liora başını bir aşağı bir yukarı sallarken Cassian'a tersini yapıyordu. gözleriyle anlaşıyorlardı.

"Eee bişey mi kaçırdım?" diyince ikisinde bana döndü. Liora Cassian'a bir kere daha dönüp muzip bir bakış attı. Cassian yapma dercesine bakıyordu. Tekrar bana dönüp "Benim ve abimin odası 2. katta. abimle benim odamın arasında bir tane boş oda var. orda kalacaksın. Sana yolu ben göstercem" derken çok heyecanlıydı.

Cassian'a döndüm ve göz göze geldik. "Bende sizinle geliyim." dediğinde saraya yürümeye başladık. Altın sarısı ve beyazdan oluşan saraya girdik. İçerisi o kadar muazzamdı ki dışından farksızdı. Yürürken Cassian'a Liora'ya dönüp "Hey Beyaz İnci! Bu kadar heyecanlı olma" dedi yakışıklı sesiyle.

"Yanii ne yapabilirim ki? Uzun zamandır saraya misafir gelmemişti. Gelsede ya yaşıtım değil ya da kafa dengi olmuyo." diye şakıdı. Sözüne devam ederken gösterişli merdivenlerden yukarı çıkıyorduk.
"Özellikle annem öldükten sonra kimse gelmedi. Babamın arkadaşları dışında" bunu gülerek söyledi. Diğer herşeyi gibi. Tanrım bir insan annesinin ölümünden bu kadar neşeyle bahsedebilir miydi?

Cassian'a baktım, o da bana bakıyordu. Gözlerinden akan o duyguysa... Suçluluk...

Cassian'a sevdiğim söylenemezdi. Hayır aslında gıcıktı. Hislerim genel olarak doğru çıkar ve ben bunu hissettim. Liora'ya aksine çok iyi anlaşacağımızı düşünüyorum
Ben... Liora'yı öldüremezdim

Merdivenden çıktıktan sonra uzun gösterişli bir koridor bizi karşıladı. Ben ve Cassian'a yan yana yürürken Liora önümüze geçip bireyler anlatmaya başladı.

Bu saray, bu ev, bu yuva, bu insanlar, bu ailenin katili ben olacaktım. Hayatım savunma sanatlarını öğrenmekle geçti. Bana hep acımasız olmam gerektiğini, acımasız olmayanların hükümdar olamayacağı öğretildi. fedakar insanlar katledilir, katleden ol... babama karşı bir keresinde karşı çıktım. normal olmak istiyorum diye. olmadı, vurdu, dövdü, yaktı, acıttı ama ben kabul etmedim. Bir insan olmaya çalıştım. insanları öldürmek hayvanlıktan başka bişey değildi. ama zamanla inandım. kaçırdılar beni. yaktılar beni. acıttılar beni. o günden sonra intikamı öğretti babam. izin verdim, dinledim. Bu sefer bir kulağımdan giren diğer kulağımdan çıkmadı. Bana savaşı öğretti. avcılığı öğretti. öl ya da öldür...

"Coralie!" Liora'nın endişeli sesiyle. elini koluma yerleştirdi ve gözlerime baktı. Etrafıma baktım. koridorda öylece duruyorduk. Liora önü bize dönük şekilde gözlerime bakıyordu. gözlerinde kelimeler akıyordu sanki iyi misin diyordu.

Cassian'ın olduğu tarafa baktım. oda endişeyle yüzümü süzüyordu. Başımın ağrısı o kadar arttı ki gözlerim kararmaya başladı. Ayaklarım tutmayacak gibi olduğunda Cassian'a bunu tahmin edip beni kucakladı. Son kez yukarı baktım ve onu gördüm. Liora'ya sesleniyordu sanırım. hayal meyal hatırlıyordum. gözlerimiz birbirini buldu ve bilincimin kapandığını hissettim.

...

Gözlerimi açtığımda Ellie'yi yan tarafa doğru bakarken gördüm. almıştı ve uyandığımı fark etmemişti. gözlerimdeki doluluğu geçirmeye çalıştım. kirpiklerimi kırpıştırdım. Sanki nefessiz kalmıştım. derin bir nefes alınca Ellie duydu ve bana döndü.

hemen bana eğilip ellerime tutuştu "Yine mi oldu?" gözlerini büyüttü. Bana soran gözlerle baktı. Uzun süre uyuyor olmalıyım ki hareket edemedim başta. zar zorda olsa başımı yukarı aşağı salladım. anlıyorum dercesine başını salladı.

"iyide nasıl? gündüz olmamalıydı" ayağa kalkmam için geri çekildi. yatağın ön kısmına yürüyüp önünde durdu. Bende bir süre hareket etmeye çalıştım. Ara ara yaşadığım bir şeydi. Yatakta oturur hale gelince ayaklarımı sarkıttım. Bir süre öyle bekleyip yataktan çıktım.

gecelik giydirmişlerdi. hizmetçi olsalar bile asla izin vermezdim. vücudumu kimse göremezdi. başımı eğdim ve bacaklarıma baktım. giydirdiler gecelik dizime kadar geliyordu. kulaklarımın arkasına sıkıştırdım kömür siyahı saçlarım başımı eğince açıldı.

izlerim...
Bacağımdaki kırbaç, yanık izleri...
Hepsi görmüştü, hepsi, hepsi, hepsi...
Ben bittim...
Ya söylerlerse lie, ya gerçek lie açığa çıkarsa

Hala bacaklarıma baktığını gören Ellie hemen yanıma gelip kollarımı tuttu. Başım öne eğik gözlerim dolmuştu. kollarımdan sıkıp "Kendine gelmelisin Coralie" başımı kaldırdı.

"Kaç gündür yatıyorum ben?" dedim sertçe. gözlerinin içine baktım. gözlerinde mahcupluk vardı.

Kollarımı ondan kurtardım ve söylenmeye başladım. sinirliyim, gündüz olmaması gerekirdi.

"Kaç gündür yatıyorum ben?" dedim tekrardan.
"İki!" derken arkaya adımlar atıyordum.
Kahretsin, koskoca iki gün
Dönüp kaldım. Sadece düşündün. Sadece. Ne olacaktı. Krala söylendiyse. Ya sorun olduysa. Hangi yalanla bu sefer kendimi temize çıkaracaktım.

"Elliesen! Kral biliyor mu?" dedim yine sertçe. Başını iki yana doğru sallayınca derin bir nefes verdim.

Etrafıma baktım. Her zamanki gibi altın ve beyaz kaplamalı duvarlar, evimdeki kadar büyük oda, çalışma masası ve balkon...

Bunlar bana yeterdi ama balkon çok severim. Elliesen'a yalnız kalma ihtiyacım olduğunu söyleyince memnuniyetle karşıladı. Bense günlük hazırlanmama başladım.

Kendime bir elbise seçip giyinmeye başladım. Elbisenin içi krem rengi omzu açıktı. kolları uzanıyor bileklerinden kapanıyordu. Kahverengi korseyi elime aldım ve göğsüme geçirdim. Aynanın karşısına geçip önünden sıkmaya başladım. Aynaya sürekli bakıp duruyor, gözüm takılıyordu. Hep kendimle göz göze geliyordum. içimden geçen onca söz o kadar başımı ağrıtıyorduki genelde yaptığım gibi aynaya söylerim. korse nefesimi kesti ama çok güzel durdu. eteğiyse ayaklarıma kadar zümrüt yeşili biraz mat bir etekti.

Saçlarım hafif dalgalıydı. Yeni fark ettim ki akşam uyanmıştım. muhtemel olarak saat 23.00 civarıydı. Balkona çıktım ve ellerimi korkuluğu koydum. yanlara doğru açtım elimi. serin ama güzel havayı içime çektim. gözlerimi kapayıp birkaç kez bunu yaptım.

Yenide gözlerimi açınca göz gezdirdim etrafa. sarayın yan tarafında bir balkon daha vardı. çaprazımda duruyordu. alttan alttan o tarafa bakıyordum ki onu gördüm. Cassian. Balkonda benim gibi dışarıyı seyrediyordu. refleksle bu tarafa dönünce hemen başımı çevirdim. gözlerimi üzerinde hissediyordum. gece mavisi gökyüzünü izledim. Bir süre sonra sanki ilk defa bakıyormuş gibi etrafa bakındım. Bu sefer direk ona döndüğümde beni seyrediyordu. gözlerimiz buluştu. onun dudakları kırıldı benimse kaşlarım çatıldı.

Beni iyice bir süzdü. sonra bişey dedi ama anlamadım. dudaklarını hareket ettirdi. Hoşgeldin.
Başımla karşılık verdim ama daha fazla muhattap olmak istemediğim için arkama bakmadan içeri girdim.

Tüm gece ne yapabilirdim ki? Ellie bana kırılmış olmalıydı. Bu uyanışlarımdan sonra genelde sinirli olurdum. bazen düşüncelerim ağır basar ve bayılırdım. en uzun yatışım 1 aydı. ama ilk zamanlardı. kontrol altına almıştık. son 5 yılda çok zara sıra olmuştu. 24 yaşında yani bu yıl 0'a inmişti. Ara ara oluyo dediklerimde en fazla 2 saat yatardım. normaldi. burada tuhaftı.
Dikkat et lie, Kabusların başladı

Canımın sıkıntısından dışarı çıktım. 2 gündür bişey yemediğimden kurt gibi açtım. sıkılmamak için -eşyaların yerini bilmediğimden- liora'yı çağıracaktım.