2. bölüm / 4
BİR ÖMRÜN SESSİZ MÜCADELESİ1. bölüm çocukluğum
Bölümler 4Şu an: 1. bölüm çocukluğum
- 1 ÖNSÖZ234 kelime
- 2 1. bölüm çocukluğum3.199 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2. bölüm okul hayatım277 kelime
- 4 3. bölüm bisiklet hikayem296 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Çocukluğum
Hayata İlk Adımım
Ben, 1993 yılının Mart ayında, Van’ın Erçek köyünde, yedi çocuklu bir ailenin dördüncü evladı olarak dünyaya geldim.Dünyaya geldiğimde, önümde nasıl bir hayatın uzandığından habersizdim. Henüz hayatın anlamını kavrayamayacak, insanların yaşadığı sevinçleri ve acıları anlayamayacak kadar küçüktüm. Bir çocuğun dünyası, ailesinin sesi, annesinin şefkati ve babasının varlığıyla şekillenir. Benim dünyam da böyle başladı.Ancak benim hayat hikâyem, sıradan bir çocukluk hatırasından çok daha önce, henüz kendimi bile tanımadığım yıllarda, ailemin yaşadığı ağır bir imtihanla şekillenmeye başladı.Bugün geriye dönüp baktığımda, hayatımın ilk yıllarını kendi hatıralarımdan ziyade annemin ve babamın anlattıkları üzerinden tanıyorum. Onların anlattığı her olay, geçmişimin karanlıkta kalmış bir parçasını aydınlatıyor. Çocukken farkında olmadığım fedakârlıkları, büyüdükçe daha iyi anlıyorum.İnsan bazen yaşadığı şeylerin kıymetini o anda anlayamaz. Çünkü çocukluk, çoğu zaman kendisine sunulan imkânların ardında hangi emeklerin ve hangi fedakârlıkların bulunduğunu bilmeden geçirilen bir dönemdir. Ben de babamın nelerden vazgeçtiğini, annemin hangi acılara dayandığını ve hayatımın devam etmesi için insanların nasıl çaba gösterdiğini ancak yıllar sonra daha iyi kavrayabildim.
Adımın Ardındaki Hikâye
Benim hikâyemde ilk dikkat çeken ayrıntılardan biri de ismimdir.Annem bana Ali ismini vermek istemiş. Babam ise buna razı olmamış. Çünkü onun gönlünde, kendi babasının adını yaşatmak gibi özel bir isteği varmış.Babam kararını şu sözlerle ifade etmiş:“Ben oğluma kendi babamın ismini vereceğim.”Dedemin adı Şerif olduğu için babam bana Muhammed Şerif ismini vermiş.Fakat annem bana hiçbir zaman bu isimle seslenmemiş. O, beni hep Ali diye çağırmış. Annesinin sesinden duyduğu isim, zamanla insanın kendisini tanıma biçiminin bir parçası hâline gelir. Benim için de Ali ismi böyle bir anlam taşıyordu.Aile içinde herkes bana Ali demeye başlamış. Akrabalarım, yakınlarımız ve arkadaş çevrem de aynı isimle hitap etmiş. Böylece yıllar boyunca kendi ismimin Ali olduğuna inanarak büyümüşüm.O yaşlarda bir insanın nüfus cüzdanında ne yazdığını, resmî ismiyle günlük hayatta kullanılan isminin neden farklı olabileceğini düşünmezdim. Benim için ismim, insanların bana seslendiği kelimeden ibaretti.Ta ki ilkokula başlayana kadar…O gün, öğretmenimin yoklama sırasında söylediği isim, çocuk dünyamda hiç beklemediğim bir şaşkınlığa neden olacaktı.Fakat okul sıralarında yaşadığım bu şaşkınlıktan önce, hayatımın en ağır sınavlarından birini daha çocuk yaşta vermiştim.
Küçücük Bedenimde Büyük Bir Mücadele
Henüz çok küçük bir çocukken ağır bir hastalığa yakalanmışım.O günleri kendim hatırlamıyorum. Hastanelerde geçirilen zamanları, yapılan tedavileri, annemin gecelerini nasıl geçirdiğini ya da babamın hangi düşüncelerle mücadele ettiğini zihnimde canlandırabilecek doğrudan bir hatıram yok. Ancak annemin ve babamın anlattıkları, o günlerin ailemiz için ne kadar zor geçtiğini anlamama yetiyor.Günlerce hastanelerde tedavi görmüşüm. Hastalığımın ağırlığı arttıkça ailemin endişesi de büyümüş. Bir çocuğun hastalanması, anne ve babası için zaten büyük bir üzüntüdür. Hele hastalığın ağırlaştığı ve iyileşmenin belirsizleştiği bir dönemde, bu üzüntüye çaresizlik de eklenir.Babamın o günlerde tek bir amacı varmış: Evladını iyileştirmek.Ailemizin geçimini sağlamada önemli bir yeri olan koyunlarımız varmış. Babam, tedavi masraflarımı karşılayabilmek için koyunlarımızı birer birer satmaya başlamış.Her satılan koyun, ailemizin sahip olduğu imkânların biraz daha azalması demekti. Fakat babam için o günlerde başka hiçbir şeyin önemi yokmuş. Onun önceliği, sahip olduğu malları korumak veya gelecekte ne yapacağını hesaplamak değil, hastanede tedavi gören oğlunu kurtarabilmekmiş.Bir babanın evladı için yaptığı fedakârlığın büyüklüğünü, insan bazen ancak kendisi büyüdüğünde anlayabiliyor.Çocukken insan, anne ve babasının kendisi için yaptıklarını hayatın doğal bir parçası zanneder. Oysa her fedakârlığın arkasında görünmeyen bir emek, her yardımın arkasında bir vazgeçiş ve her çabanın ardında bir umut vardır.Babam da o günlerde kendi imkânlarını tüketme pahasına benim için mücadele ediyordu.Koyunlarımız satıldıkça sürümüz azalmış. Sonunda geriye yalnızca bir koyun kalmış.Fakat hastalığım henüz sona ermemişti.
Son Koyun ve Babamın Çaresizliği
Hastalığımın yeniden ağırlaştığı bir dönemde doktorlar durumumun çok kritik olduğunu söylemişler.Bu sözlerin annem ve babam için ne ifade ettiğini düşündükçe, o günlerde yaşadıkları korkuyu daha iyi anlıyorum. Bir tarafta hayatı tehlikede olan küçücük bir evlat, diğer tarafta onu kurtarmak için elinden gelen her şeyi yapmış ama artık imkânları tükenmeye başlamış bir aile vardı.Babamın elinde satılmayı bekleyen son bir koyun kalmıştı. Fakat cebinde beni yeniden hastaneye götürmeye yetecek kadar para bulunmuyordu.Bazen insan, hayatın karşısına çıkardığı zorluklar karşısında bütün yolların kapandığını hisseder. Ne kadar çabalarsa çabalasın, önündeki engeli aşmak için gerekli imkânı bulamayabilir. Böyle zamanlarda insanın yüreğinde hem bir umut hem de derin bir çaresizlik bulunur.Babam da o gün böyle bir durumdaydı.Beni hastaneye götürmesi gerekiyordu. Ancak elinde nakit para yoktu. Son koyunu satması gerekiyordu ama benim tedavim için zaman kaybetmemek de önemliydi.Bir babanın, evladını kurtarmak için yapabileceği her şeyi yapmasına rağmen kendisini çaresiz hissetmesi, kolay anlatılabilecek bir duygu değildir.Babamın o gün neler düşündüğünü, hangi duygularla mücadele ettiğini tam olarak bilemiyorum. Çünkü bunları bizzat hatırlamıyorum. Fakat yaşananları düşündüğümde, bir babanın evladını kaybetme korkusuyla nasıl bir mücadele vermiş olabileceğini tahmin edebiliyorum.İşte tam o sırada, mahallemizde yaşayan İzzettin amca hayat hikâyemin en önemli insanlarından biri olarak karşıma çıkıyor.
Bir İyiliğin Bir Ömrü Değiştirmesi
Babam, içinde bulunduğu durumu anlatmak için İzzettin amcanın yanına gitmiş.İzzettin amca, babamın yaşadığı sıkıntıyı öğrenince eşine dönerek hiç tereddüt etmeden şöyle demiş:“Evde ne kadar paramız varsa getir.”Eşi de evde bulunan bütün parayı getirip ona vermiş. İzzettin amca, paranın tamamını babamın eline bırakmış.Babam mahcubiyet içinde, son koyunu sattığında borcunu ödeyeceğini söylemiş:“Yarın koyunu sattığımda ilk işim gelip borcunu ödemek olacak.”Bu sözler, babamın aldığı yardımı ne kadar ciddiye aldığını ve borcunu ödeme niyetinde olduğunu gösteriyordu. Fakat İzzettin amcanın önceliği, parasının ne zaman geri geleceği değildi.Onun için önemli olan, hastalıkla mücadele eden bir çocuğun bir an önce hastaneye ulaştırılmasıydı.İşte bu olay, yıllar sonra düşündüğümde insanlık adına beni en çok etkileyen hatıralarımdan biri hâline geldi.Çünkü bazen bir insanın yaptığı iyilik, kendisinin bile tahmin edemeyeceği kadar büyük bir sonuca vesile olabilir. Yardım eden kişi belki yalnızca elindeki parayı verir; fakat o yardım, başka bir insan için hayatının en zor anında bulunan bir çıkış yolu olabilir.İzzettin amca da o gün babama yalnızca para vermemişti. Evladını kurtarmak için çırpınan bir babanın önündeki engelin aşılmasına yardımcı olmuştu.Belki o gün yaptığı iyiliğin benim hayatımda nasıl bir yer tutacağını bilmiyordu. Belki de yıllar sonra, benim hayat hikâyemi kaleme alacağımı ve onun adını bu satırlarda anacağımı hiç düşünmemişti.Ama ben bugün geçmişime dönüp baktığımda, onun yaptığı iyiliği unutulmayacak bir hatıra olarak görüyorum.Babamın o parayla beni yeniden hastaneye götürebilmesi mümkün olmuş. Tedavim yapılmış ve Allah’ın izniyle hayata tutunmuşum.Bugün hayatta olmamı, yalnızca o günlerde yaşanan olaylardan ibaret görmüyorum. Bu hatıra bana aynı zamanda insanların birbirlerine karşı taşıdıkları sorumluluğu da düşündürüyor.Bir insanın elinden gelen yardımı yapması, başka birinin hayatında büyük bir anlam taşıyabilir. İyilik bazen çok büyük imkânlara sahip olmakla değil, ihtiyaç duyulan anda elindekini paylaşabilmekle ilgilidir.İzzettin amcanın yaptığı da benim için böyle bir iyilikti.
Annemin Unutamadığı Hastane Günleri
Hastanede yaşadığım günlerden annemin hafızasına kazınan bir başka olay daha vardı.Yıllar sonra annem bana o günleri anlattığında, yaşadıklarının onun üzerinde bıraktığı derin etkiyi daha iyi anlamaya başladım.Tedavi sürecinde bana çok sayıda serum ve iğne yapılmış. Hastalığımın ağırlığı nedeniyle vücudumda damar yolu açılabilecek yerler giderek azalmış. Kollarımda, ellerimde ve vücudumun farklı bölgelerinde yeni damar yolu açmak giderek zorlaşmış.Bir gün hemşirelerden biri, damar yolu bulabilmek için başımın derisinde damar aramaya başlamış.Defalarca denemesine rağmen başarılı olamamış.Ben ise küçücük bedenimle acı içinde ağlıyormuşum.Bu olayı annemin ağzından dinlediğimde, onun neden bu kadar etkilendiğini daha iyi anladım. Bir anne için evladının hastalanması başlı başına büyük bir acıdır. Evladının tedavi olması için çaba gösteren insanlara güvenmek ister. Fakat o tedavinin bir parçası olan müdahaleler sırasında evladının acı çektiğini görmek de anne yüreğini derinden yaralar.Annem, yaşadığım acıya daha fazla dayanamamış.Hemşireyi üzerimden çekerek müdahale etmiş ve devam etmesine izin vermemiş.Belki ben o günleri hatırlamıyorum. Belki hastane odasında yaşananların hiçbir görüntüsü zihnimde kalmadı. Ancak annemin anlattıkları sayesinde, benim iyileşmem için nasıl bir mücadele verdiklerini öğrenmiş oldum.Bir insanın kendi hayatına ait hatıraları bazen kendisinde değil, onu seven insanların hafızasında saklıdır.Benim çocukluğumun bu dönemi de büyük ölçüde annemin ve babamın anlattıklarıyla şekilleniyor.Onların hatırladığı korkular, yaptıkları fedakârlıklar ve yaşadıkları acılar, benim geçmişimin bir parçası hâline geliyor.Bugün bu olayları yazarken yalnızca çocukluğumu anlatmıyorum. Aynı zamanda beni bugünlere getiren insanların emeğini ve fedakârlığını da kayıt altına almak istiyorum.Çünkü zaman geçtikçe insan birçok şeyi unutabilir. Fakat kendisi için yapılan büyük fedakârlıkların unutulmaması gerektiğine inanıyorum.
Hayatta Kalmanın Bana Öğrettikleri
Çocukluğumun ilk yıllarında yaşadığım bu olayları bugün değerlendirdiğimde, hayatımın ne kadar erken bir dönemde büyük bir sınavla karşılaştığını görüyorum.Henüz yaşadıklarımı anlayabilecek durumda değildim. Hastalığımın ne anlama geldiğini, ailemin neden endişelendiğini veya babamın neden koyunlarımızı sattığını bilmiyordum.Bütün bunları ancak yıllar sonra öğrendim.Öğrendikçe de geçmişime başka bir gözle bakmaya başladım.Babamın benim için yaptıkları, annemin yaşadığı acılar ve İzzettin amcanın yardımı, hayat hikâyemin unutamayacağım parçaları oldu.Bazen insanın geçmişi, bugünkü düşüncelerini anlamasında önemli bir yere sahiptir. Ben de geçmişimi düşündüğümde, hayatın yalnızca sahip olduklarımızdan ibaret olmadığını daha iyi anlıyorum.İnsan bazen elindeki imkânları kaybedebilir. Bazen önüne çıkan engeller karşısında kendisini çaresiz hissedebilir. Bazen de hiç beklemediği bir anda, bir başkasının yardımıyla yeniden ayağa kalkabilir.Benim hayatımın daha ilk yıllarında yaşananlar, bunları anlamam için bir başlangıç oldu.Bugün geriye dönüp baktığımda, hayatımı Allah’ın bir lütfu olarak görüyorum. Babamın fedakârlığını, annemin şefkatini ve İzzettin amcanın yardımını da bu hikâyenin unutulmaz parçaları olarak hatırlıyorum.Benim için bu hatıraların en önemli tarafı şudur: İnsan, kendi hayat hikâyesini anlatırken yalnızca kendisini anlatmaz. Kendisinin hayatında izi bulunan insanları da anlatır.Ben bugün bu satırları yazarken, o günlerde yanımda olan ve benim için mücadele eden insanlara karşı duyduğum minneti de ifade etmek istiyorum.Çünkü ben daha hayatın ne olduğunu öğrenmeden önce, hayatımın devam etmesi için mücadele eden insanlar vardı.Ve onların fedakârlıkları, benim hikâyemin başlangıcında yer alıyordu.
İlkokulda Öğrendiğim Gerçek
Aradan yıllar geçti.Hastalığımın yaşandığı o günler geride kalmış, ben de yavaş yavaş büyümeye başlamıştım. Artık okul çağına gelmiştim.Altı yaşıma geldiğimde ilkokula başladım. O güne kadar dünyam büyük ölçüde ailemden, köyümden ve çevremdeki insanlardan ibaretti. Okula başlamak, benim için yeni bir dünyanın kapısını aralamak demekti.Ancak okulun ilk günlerinde beni bekleyen sürpriz, derslerden veya öğretmenlerden önce kendi ismimle ilgiliydi.Öğretmenimiz sınıfta yoklama alıyordu.Bir isim söyledi:“Muhammed Şerif…”Ben yerimden kalkmadım.Çünkü o ismin bana ait olduğunu bilmiyordum.Öğretmen tekrar seslendiğinde yine karşılık vermedim. Ardından arkadaşlarım bana bakmaya başladı. O an ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.Benim bildiğim isim Ali’ydi. Evde, akrabalarımın yanında ve arkadaş çevremde herkes bana Ali diye sesleniyordu. Muhammed Şerif isminin bana ait olabileceğini hiç düşünmemiştim.O gün nüfus cüzdanımda yazan gerçek ismimin Muhammed Şerif olduğunu öğrendim.Çocuk aklımla hem şaşırmış hem de bu duruma alışmakta zorlanmıştım.İnsanın kendisi hakkında bildiği bir şeyin aslında farklı olduğunu öğrenmesi, küçük yaşlarda daha da şaşırtıcı olabilir. Benim için de öyle olmuştu.Böylece hayatımın ilk okul hatıralarından biri, kendi ismimi yeniden öğrenmek oldu.Fakat okulda karşılaşacağım zorluklar bununla sınırlı değildi.
Bilmediğim Bir Dilde Yeni Bir Hayat
Ben Kürt bir ailenin çocuğuydum. Evimizde herkes Kürtçe konuşurdu. Günlük hayatımızı, aile içindeki sohbetlerimizi ve çevremizle iletişimimizi bu dil üzerinden sürdürüyorduk.İlkokula başladığımda ise Türkçeyi neredeyse hiç bilmiyordum.Öğretmenimizin anlattıklarını anlamakta zorlanıyor, söylenenleri kavramaya çalışıyor ve kendimi ifade etmekte güçlük çekiyordum.Okula başlayan bir çocuk için yeni bir çevreye alışmak zaten başlı başına bir süreçtir. Yeni arkadaşlar edinmek, öğretmeni tanımak, sınıf düzenine alışmak ve dersleri öğrenmek zaman ister.Benim için bunlara bir de dil meselesi eklenmişti.Öğretmenimizin söylediklerini anlamak için çaba gösteriyor, sınıfta anlatılanları kavramaya çalışıyordum. Fakat henüz yeterince bilmediğim bir dilde eğitim görmek, öğrenme sürecimi zorlaştırıyordu.Üstelik bu durumu yaşayan yalnızca ben değildim. Benim gibi birçok arkadaşım da aynı güçlüklerle karşılaşıyordu.Okulun ilk günleri bizim için kolay geçmedi.Bugün yetişkin bir insan olarak düşündüğümde, çocukların eğitim hayatına başlarken içinde bulundukları şartların ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyorum. Bir çocuk, kendisine anlatılanları anlayabildiğinde öğrenmeye daha kolay katılabilir. Fakat dili yeterince bilmediğinde, bazen bildiği şeyleri bile ifade edemeyebilir.Bizim için de süreç böyleydi.Buna rağmen okula devam ettik. Zamanla yeni kelimeler öğrendik, öğretmenimizin söylediklerini daha iyi anlamaya başladık ve kendimizi ifade etme konusunda ilerledik.Her yeni kelime, önümüzdeki engellerden birinin biraz daha azalması demekti.O yaşlarda bunun hayatla mücadele etmek anlamına geldiğini bilmiyordum. Ben yalnızca okuluma gidiyor, öğrenmeye çalışıyor ve günlerimi geçiriyordum.Ancak bugün geriye dönüp baktığımda, çocukluk yıllarımda yaşadığım bu deneyimin bana önemli bir şey öğrettiğini düşünüyorum.İnsan, doğduğu şartları seçemez. Hangi ailede dünyaya geleceğini, hangi imkânlara sahip olacağını veya hayata hangi zorluklarla başlayacağını belirleyemez.Fakat karşısına çıkan zorluklar karşısında nasıl bir çaba göstereceği konusunda zamanla sorumluluk almayı öğrenebilir.Benim mücadelem de daha çocuk yaşta, kendi hâlimde, böyle başladı.
İKİNCİ BÖLÜM
Okul Hayatım
Ablam Habibe’nin Fedakârlığı
Altı yaşıma geldiğimde ilkokula başladım. Ablam Habibe ise sekiz yaşındaydı.Babam, ablamı benden bir yıl geç okula başlatmıştı. Bunun özel bir sebebi vardı. Ben daha küçüktüm ve babam, okulda bana göz kulak olması için ablamın benimle birlikte okumasını istiyordu.Bu nedenle ablamın okul hayatı bir yıl ertelenmişti.O günlerde bunun ne anlama geldiğini kavrayabilecek yaşta değildim. Benim için ablamın yanımda olması, kendimi daha güvende hissetmemi sağlayan doğal bir durumdu.Ancak bugün geriye dönüp baktığımda, bu kararın ablam açısından ne anlama geldiğini daha iyi anlıyorum.O da henüz çocuktu. Onun da okula alışmaya, öğrenmeye, arkadaşlarıyla vakit geçirmeye ve kendi çocukluğunu yaşamaya ihtiyacı vardı. Buna rağmen babamın isteği doğrultusunda, benim yanımda bulunması için okul hayatı bir yıl ertelenmişti.Böylece daha çocuk yaşta, kendi ihtiyaçlarının yanında kardeşinin ihtiyaçlarını da gözetmesi gereken bir sorumluluk üstlenmişti.Habibe ablam benim için yalnızca bir kardeş değildi.O, hayatımın ilk yıllarında kendimi güvende hissetmemi sağlayan, beni koruyup kollayan ve her zaman yanımda olan bir insandı.
İkinci Annem Gibi
Habibe ablamın bana gösterdiği sevgiyi ve fedakârlığı bugün bile unutmuş değilim.Okulda da köyde de beni yalnız bırakmamaya çalışırdı. Elinde ne varsa benimle paylaşır, kendi yiyeceğini bana verir, suyunu benimle paylaşırdı.Bunlar dışarıdan bakıldığında küçük davranışlar gibi görünebilir. Fakat çocukluk döneminde insanın yanında duran, kendisini düşünen ve ihtiyaçlarını önemseyen birinin varlığı çok büyük bir anlam taşır.Özellikle imkânların sınırlı olduğu bir ailede, paylaşmak yalnızca bir alışkanlık değildir. İnsan elindekinin değerini bilir ve ona rağmen başkasıyla paylaşmayı seçer.Habibe ablam da daha çocuk yaşta bunu yapıyordu.Kendisi de çocuk olmasına rağmen bana bir annenin şefkatiyle yaklaşıyordu. Beni koruyor, kolluyor ve ihtiyaçlarımı gözetiyordu.Onun yanında olduğumda yalnız olmadığımı hissediyordum.Bugün çocukluk yıllarımı düşündüğümde, insanların hayatımıza bıraktığı izlerin her zaman büyük olaylarla oluşmadığını anlıyorum. Bazen bir insanın sürekli yanımızda olması, ihtiyaç duyduğumuzda elimizden tutması veya sahip olduğu şeyi bizimle paylaşması, hafızamızda ömür boyu kalacak bir yer edinir.Habibe ablamın benim hayatımdaki yeri de böyleydi.Belki o günlerde yaptığı fedakârlıkların ne kadar kıymetli olduğunu tam olarak anlayamıyordum. Çünkü çocuklukta insan, çoğu zaman kendisine gösterilen sevginin büyüklüğünü ölçemez.Fakat yıllar geçtikçe insanın bakış açısı değişiyor. Geçmişte sıradan gördüğü olayların ardındaki emeği ve sevgiyi fark etmeye başlıyor.Ben de bugün ablamın o yıllarda benim için yaptıklarını düşündüğümde, ona duyduğum minneti daha güçlü hissediyorum.O, benim çocukluğumun unutulmaz insanlarından biriydi.
Üçüncü Sınıf ve İbrahim Erkul Öğretmenim
Zaman hızla geçti ve üçüncü sınıfa geldik.Okul hayatım boyunca beni etkileyen, kendisini sevgiyle hatırladığım öğretmenlerimden biri de o yıllarda karşıma çıktı.Kütahyalı İbrahim Erkul öğretmenim…İbrahim öğretmenim beni gerçekten çok severdi. Başarılı bir öğrenci olduğum için bana ayrı bir ilgi gösterirdi. Çoğu zaman beni kendi masasının yanına oturtur, benimle ilgilenir ve bir evladı gibi yaklaşırdı.Bir öğretmenin öğrencisine gösterdiği ilgi, bazen derslerde öğrettiği bilgilerden çok daha uzun süre hatırlanır. Çünkü çocuklar, kendilerine güvenen ve onları önemseyen insanların yanında kendilerini daha değerli hissederler.İbrahim öğretmenimin bana gösterdiği ilgi de bende böyle bir iz bırakmıştı.Onun sevgisini ve güvenini hissetmek, bana moral veriyordu.Öğretmenimin bana duyduğu güven, okul hayatımda kendime bakışımı etkileyen güzel hatıralardan biri oldu. Başarılı bir öğrenci olarak görülmek, yaptığım şeylerin fark edildiğini bilmek ve bir öğretmenin takdirini kazanmak benim için önemliydi.Bugün o günleri hatırladığımda, insanın hayatında karşılaştığı iyi öğretmenlerin ne kadar değerli olabileceğini düşünüyorum.Bir öğretmen yalnızca ders anlatan kişi değildir. Aynı zamanda öğrencisinin yeteneklerini fark edebilir, ona cesaret verebilir ve kendi potansiyelini görmesine yardımcı olabilir.İbrahim Erkul öğretmenim, benim çocukluk hafızamda bu yönüyle yer edindi.
Helikopter Hayali
İbrahim öğretmenimiz, öğrencilerini motive etmek amacıyla güzel bir ödül hazırlamıştı.Sınıftaki en başarılı beş öğrenciyi helikoptere bindirecekti.Ben de bu beş öğrenciden biriydim.Düşününce, o yaşlarda bir çocuk için bunun ne kadar heyecan verici bir fırsat olduğunu anlamak zor değil. Helikopter, her gün karşılaşılan veya her çocuğun kolayca deneyimleyebileceği bir şey değildi.Üstelik bu ödül, başarılı olan öğrenciler için hazırlanmıştı. Derslerinde çaba gösteren, öğretmeninin takdirini kazanan çocuklar arasına ben de girmiştim.Bu, benim için güzel bir mutluluk kaynağı olabilirdi.Ancak önümüzde, çocuk aklımızla aşmakta zorlandığımız başka bir engel vardı.
Yoksulluğun Çocuk Kalbinde Bıraktığı İz
Doğru düzgün giyecek kıyafetlerimiz yoktu.Üzerimizdeki elbiseler yıpranmıştı. Başkalarının arasına çıkarken kıyafetlerimizden dolayı utanıyorduk. Bu yüzden içimiz ne kadar istese de helikopter gezisine katılmaya cesaret edemedik.Öğretmenimizin hazırladığı ödülü kazanmıştık ama o ödülden yararlanmak için kendimizi yeterince rahat hissedemiyorduk.İşte çocukluğumun en unutulmaz hatıralarından biri de budur.Bir çocuk için başarı, normalde mutluluk ve gurur kaynağıdır. Çalışır, emek verir, öğretmeninin takdirini kazanır ve bunun karşılığında güzel bir fırsat elde eder.Fakat bazen hayat, insanın en güzel anlarının içine bile beklenmedik bir engel koyar.Bizim önümüzdeki engel de sahip olduğumuz imkânların sınırlı olmasıydı.Helikoptere binme fırsatını elde etmiştim. Buna rağmen üzerimdeki eski kıyafetlerden dolayı insanların arasına çıkmaktan çekiniyordum.O gün, bu kararın arkasında nasıl bir duygu bulunduğunu belki tam olarak açıklayamıyordum. Ancak insan çocukken de çevresindeki insanların bakışlarından etkilenebilir. Kendisine ait olmayan bir eksiklikten dolayı mahcubiyet duyabilir ve aslında hakkı olan bir fırsattan uzak durabilir.Biz de içimizdeki heyecana rağmen o geziye katılmaya cesaret edemedik.Belki dışarıdan bakan biri için bu, yalnızca bir helikopter gezisine katılmamak gibi görünebilir.Fakat benim hafızamda kalan, helikoptere binememiş olmaktan daha fazlasıdır.Asıl aklımda kalan, başarılı olmama rağmen imkânlarımızın sınırlı olması nedeniyle güzel bir fırsattan uzak durmamdır.O günlerde bunun üzerine uzun uzun düşünecek yaşta değildim. Fakat bugün geriye dönüp baktığımda, yoksulluğun yalnızca maddi ihtiyaçlarla sınırlı olmadığını daha iyi anlıyorum.Yoksulluk bazen insanın sahip olmak istediği bir şeyi alamamasıdır. Bazen ihtiyaç duyduğu kıyafeti bulamamasıdır. Bazen de bütün şartları yerine getirdiği hâlde, kendisini başkalarının yanında rahat hissedemediği için bir fırsattan vazgeçmesidir.Benim helikopter hatıram, işte bu duyguyu temsil ediyor.
Başarının Yetmediği Bir Gün
O gün öğretmenimin gözünde başarılı öğrencilerden biriydim.Derslerimde gösterdiğim çaba sayesinde helikopter gezisine katılmaya hak kazanmıştım. Ancak okul başarısı, hayatın bütün zorluklarını ortadan kaldırmaya yetmiyordu.Başarılı olmak başka bir şeydi, sahip olduğun imkânlarla kendini rahat hissedebilmek başka bir şey.Bizim yaşadığımız durum da tam olarak buydu.Helikoptere binmek istiyorduk. Öğretmenimizin verdiği ödülden yararlanmak istiyorduk. Diğer öğrenciler gibi o günü güzel bir hatıra olarak yaşamak istiyorduk.Fakat üzerimizdeki kıyafetlerden utanıyorduk.Bu nedenle o fırsatı değerlendiremedik.Bugün o günleri düşündüğümde, çocukların maddi imkânsızlıklar nedeniyle yaşadıkları mahcubiyetin ne kadar ağır olabileceğini daha iyi anlıyorum. Çocuk, içinde bulunduğu şartları kendi seçmez. Ailesinin maddi durumunu belirlemez. Hangi kıyafetlere sahip olacağını veya hangi imkânlarla büyüyeceğini kendisi tayin etmez.Buna rağmen bazen bütün bunların ağırlığını kendi üzerinde hisseder.Biz de o yaşlarda, sahip olmadığımız şeylerin mahcubiyetini taşıyorduk.Helikopter gezisine katılmamak, benim için yalnızca kaçırılmış bir etkinlik değildi. Aynı zamanda çocukluk dönemimde yoksulluğun duygularımızı ve kararlarımızı nasıl etkileyebildiğini gösteren bir hatıraydı.
Yıllar Sonra Geriye Baktığımda
Aradan yıllar geçti.Çocukluk günlerim geride kaldı. O günlerde yaşadığım olayları bugün daha farklı bir bakış açısıyla değerlendiriyorum.İbrahim Erkul öğretmenimin bana duyduğu sevgiyi ve güveni hâlâ güzel bir hatıra olarak taşıyorum. Helikopter gezisine katılamadığım günü de unutmuş değilim.Bir tarafta başarılı olduğum için elde ettiğim bir fırsat, diğer tarafta imkânlarımızın sınırlı olması nedeniyle hissettiğim mahcubiyet vardı.Bugün o hatırayı yazarken öğretmenimin niyetini ve bana gösterdiği ilgiyi de özellikle anmak istiyorum. Çünkü o, öğrencilerini teşvik etmek ve başarılı olanları ödüllendirmek için güzel bir girişimde bulunmuştu.Benim geziye katılamamam, onun bana duyduğu güveni veya gösterdiği sevgiyi değiştirmiyor. Aksine, onun bana gösterdiği ilgi, yıllar sonra bile hatırladığım değerli bir hatıra olarak kalıyor.Fakat o günün benim üzerimde bıraktığı başka bir iz daha var.İnsan, çocukluk döneminde yaşadığı bazı olayların anlamını hemen kavrayamaz. Olayın üzerinden yıllar geçtikten sonra, yetişkin olduğunda geçmişini yeniden değerlendirmeye başlar.Ben de bugün çocukluğumu düşündüğümde, yaşadığım zorlukların yalnızca geçmişte kalmış olaylardan ibaret olmadığını görüyorum. Onlar, hayat hikâyemin bir parçası ve beni bugüne taşıyan tecrübeler arasında yer alıyor.Bazen bir insanın hayatında en çok hatırladığı şey, elde ettiği başarı değildir. O başarıya rağmen yaşayamadığı bir mutluluk da hafızasında yer edinebilir.Benim helikopter hatıram da böyle bir hatıra.Belki o gün helikoptere binemedim.Ama o günü ve hissettiklerimi yıllar sonra hâlâ hatırlıyorum.Çünkü bazı hatıralar, yaşandıkları anda değil, insan büyüdükten sonra anlam kazanır.Ve bazen çocuklukta yaşanan küçücük bir olay bile insana, hayatın yalnızca başarıdan ibaret olmadığını; imkânların, şartların ve insanın kendisini nasıl hissettiğinin de hayat üzerinde büyük bir etkisi bulunduğunu gösterir.Benim okul hayatımın ilk yılları da güzel hatıralarla, fedakârlıklarla, zorluklarla ve içimde iz bırakan olaylarla geçti.Henüz hayatın başındaydım.Önümde öğreneceğim çok şey, karşılaşacağım birçok zorluk ve yaşayacağım uzun bir yol vardı.Ben ise bütün bunlardan habersiz, çocukluğumu yaşıyordum.
Bölüm etkileşimi
