10. bölüm · Bir Günce Meselesi

Bölüm 7

Aselmisimmm 🖤

Bazı dönüşler vardır; insan eve gidiyormuş gibi hisseder ama aslında geride bıraktığı şeylerden kaçıyormuş gibidir. Bugün de öyle bir gündü. Sabah erkenden uyandım. Saat daha sekizi bile göstermiyordu. Normalde yaz tatilinde bu saatte beni uyandırabilmek için küçük çaplı bir deprem gerekirdi. Ama son zamanlarda uykularım eskisi gibi değildi. Gözlerimi açtığım anda bugün Antalya'ya döneceğimizi hatırladım. Odamın tavanına baktım. Son birkaç gündür Adana'daki evimizdeydik.
Cenaze...
Taziyeler...
Köy...
Mezarlık...
Hepsi arka arkaya yaşanmıştı. Şimdi ise yeniden Antalya'ya dönecektik. Telefonuma uzandım.

hırkızlar😈 (7)
Badeee:
GÜNAYDINNNN
Badeee:
UYANDINIZ MI
Yiğit:
Hayır.
Badeee:
Mesajı kim attı o zaman
Yiğit:
Ruhum.
Badeee:
Komik değildi.
Yiğit:
Ağladım şu an.
İstemsizce gülümsedim.
Eflin (me):
Günaydın.
Badeee:
EFLİNNNN
Badeee:
YOLA ÇIKIYOR MUSUNUZ
Eflin (me):
Birazdan.
Badeee:
Canın sıkkın mı?
Mesajı görünce düşündüm. Eskiden olsa direkt "evet" yazardım. Şimdi ise cevabı bilmiyordum.
Eflin (me):
Biraz.
Yiğit:
Bu da normal.
Badeee:
Yiğit'in yeni hobisi her şeye normal demek.
Yiğit:
Normal.
Badeee:
KENDİNİ DURDUR.
Telefonu elimde tutarken odama güneş vuruyordu. Valizim yatağın yanındaydı. Dönmeye hazırdım. Ama tam olarak hazır değildim. Galiba insan bazı şeylere hiçbir zaman tam hazır olamıyordu.
Bir saat sonra yola çıktık. Bu sefer yol daha sessiz değildi. Tamamen neşeli de değildi. Ama o ağır sessizlik yoktu. Annem ara sıra dışarıyı gösteriyordu. Ablam telefondan bir şeyler izliyordu. Ben ise başımı cama yaslamış yolu izliyordum. Bir süre sonra telefonum yeniden titredi.

hırkızlar😈
Badeee:
SIKILDIM
Yiğit:
Daha sabah.
Badeee:
OLSUN
Badeee:
OYUN OYNAYALIM
Yiğit:
Hayır.
Badeee:
EFLİN
Eflin (me):
Hayır.
Badeee:
SİZ ÇOK KÖTÜ İNSANLARSINIZ.
Yiğit:
Biliyoruz.
Eflin (me):
Alıştık.
Badeee:
İHANET.
Arabada otururken istemsizce güldüm. Annem bana baktı. "Ne oldu?" Telefonumu gösterdim. "Bade." Annem başını salladı. "Anladım." Ve gerçekten anlamıştı. Çünkü Bade tek başına küçük çaplı bir doğal afet gibiydi.
12.56
Antalya'ya yaklaştıkça deniz görünmeye başladı.
Masmavi...
Sakin...
Uzakta güneş ışıklarıyla parlıyordu. Camdan dışarı bakarken ilk defa içimde farklı bir his oluştu. Acı hâlâ oradaydı. Özlem de. Ama onların yanına başka bir şey daha eklenmişti. Devam etme isteği. Belki çok güçlü değildi. Ama vardı. Ve galiba bazen insanın ihtiyacı olan tek şey buydu.
13.21
Şehir merkezine girdikten sonra yollar tanıdıklaşmaya başladı. Geçtiğimiz kafeler... Otobüs durakları... Sahil yolu... Her şey bıraktığımız gibiydi. Sanki son birkaç günde hayatımız tamamen değişmemiş gibi. Ama camdan dışarı bakarken, o “normal” görüntünün bile artık bana eskisi kadar normal gelmediğini fark ediyordum. Her şey yerli yerindeydi ama ben sanki biraz yerimden kaymıştım. Bir süre sonra apartmanın önüne geldik. Abim arabayı park etti. Bir an motor sesi sustuğunda, içimde garip bir boşluk oluştu. Valizler indirildi. Asansöre bindik. Asansör yukarı çıkarken duvarlara bakıyordum. Kat numaraları yavaş yavaş artıyordu. Sanki her katla birlikte biraz daha “geri dönüyorduk” ama ben tam olarak nereden döndüğümüzü bile bilmiyordum. Ve birkaç dakika sonra yeniden evimizdeydik. Kapı açılır açılmaz tanıdık koku burnuma geldi. Ev kokusu. Aynı koltuk, aynı duvarlar, aynı sessizlik. Ama ben aynı değildim. İnsan bazen bir yeri ne kadar özlediğini ancak geri dönünce anlıyormuş. Valizimi odama bırakıp yatağın üzerine attım. Bir süre sadece tavana baktım. Hiçbir şey yapmadan. Sadece orada durarak. Sonra kendimi yatağa bıraktım. Normalde yolculuklardan sonra ilk iş telefonuma bakardım. Ama bu sefer gözlerimi kapattım. Sadece birkaç dakika dinlenmek istiyordum. O birkaç dakika uzadı. Zaman sanki biraz yavaşlamıştı. Tam o sırada telefonum titredi.

hırkızlar😈

Badeee:
EVE VARDINIZ MI
Eflin (me):
Evet.
Badeee:
YAŞIYOR MUSUN
Eflin (me):
Şimdilik.
Yiğit:
Şüpheli cevap.
Badeee:
BENCE DE.
Eflin (me):
İkiniz aynı kişiye dönüşüyorsunuz.
Yiğit:
Korkutucu.
Badeee:
HAKARET SAYDIM.

Telefonu yatağa bıraktım. Bir süre daha ekrana bakmadım. Pencereden dışarı baktım. Karşı apartmanın balkonunda bir kadın çamaşır asıyordu. Aşağıda birkaç çocuk top oynuyordu. Birisi bisiklete binmeye çalışıyordu. Hayat devam ediyordu. Ama bu cümle artık eskisi kadar basit gelmiyordu bana. Ben de devam etmek zorundaydım. Ama nasıl, bilmiyordum. Saatler yavaş yavaş geçti. Evdeki sesler azaldı. Odama çekildiğimde dışarıdan gelen sesler de sanki uzaklaştı. Akşam olduğunda yemek yedik. Masa kurulurken bile herkes biraz daha sessizdi. Annem biraz daha iyi görünüyordu. Babam eskisinden biraz daha fazla konuşuyordu. Ama yine de arada sırada sessizlik çöküyordu. O sessizlikte hepimiz aynı kişiyi düşünüyorduk. Sadece söylemiyorduk.
17.18
Yemeğin ardından odama geçtim. Kapıyı kapattığım an, evin sesi tamamen dışarıda kaldı. Masamın üzerindeki ajandayı açtım. Sayfalar arasında bir süre gezindim. Okulun kapanmasına yalnızca bir buçuk hafta kalmıştı. Normalde şu an tek derdim yaz tatili olurdu. Notlar... Karne günü... Arkadaşlarla yapılacak planlar... Ama bu yıl hiçbir şey normal değildi. Telefonum yeniden titredi.

hırkızlar😈

Badeee:
ÖNEMLİ DUYURU
Yiğit:
Korkuyorum.
Eflin (me):
Ben de.
Badeee:
KARNELERE 9 GÜN KALDI
Yiğit:
Bu önemli duyuru değildi.
Badeee:
BENİM İÇİN ÖNEMLİ.
Eflin (me):
Panik mi yapıyorsun?
Badeee:
EVET.
Yiğit:
Notların iyi.
Badeee:
MANTIKLI KONUŞMA.
Eflin (me):
LSŞWŞALWŞA
Badeee:
GÜLME.
Yiğit:
Gül.
Badeee:
SİZ GERÇEKTEN KÖTÜSÜNÜZ.
VE ÇOK YAKIŞIYORSUNUZ.
Yiğit:
Gidiyorum bb.
Eflin(me):
BADE!
Badeee:
TAMAM BE SUSTUM.

Mesajlara bakarken fark ettim. Zaman yine akıp gidiyordu ama bu kez daha yavaş hissediliyordu. Sanki her gün biraz daha uzuyor, her düşünce biraz daha yer kaplıyordu içimde. İlk defa gelecekle ilgili bir şey düşünüyordum.
Karne günü...
Yaz tatili...
Bir buçuk hafta sonrası... Hepsi çok yakın ama aynı zamanda garip bir şekilde uzak geliyordu. Acı hâlâ içimdeydi. Ama hayat da yavaş yavaş geri dönüyordu.
Yaklaşık on dakika kitap okuduktan sonra gruptan olduğuna emin olduğum mesajlara bakmak için kitabı yanıma bıraktım.

hırkızlar😈

Badeee:
SIKILDIM
ACİL YARDIM!
Yiğit:
Şaşırdık mı?
Badeee:
DALGA GEÇME.
Yiğit:
Geçeceğim.
Badeee:
ENGELLENECEKSİN.
Yiğit:
İşime gelir.

Mesajları görünce istemeden de olsa gülümsediğimi fark ettim ve çok geçmeden mesajlara dahil oldum.

Eflin(me):
DDPSLSŞSLSÇLSÖALS KAÇ YAŞINDASINIZ SİZ
Badeee:
EFLİN!
Eflin(me)
Buyrun benim.
Bade neden büyük yazdığını sorabilir miyim?
Yiğit:
Çok yerinde bir soru.
Badeee:
SORAMAZSIN.

Aradan iki veya üç dakika geçti. Gruba o dakikalar içinde hiçbir şey yazılmadı. Üç dakika sonra Bade ilk mesajı atan kişi olmuştu.

Badeee:
GÖRÜNTÜLÜ
Eflin(me)
NEVER!
Badeee:
SEBEP?
Eflin(me)
Çirkinim.
Badeee:
BOK ÇİRKİNSİN.
ŞU HAYATTA AĞLARKEN BİLE GÜZEL OLAN KIZ MI ÇİRKİN OLACAK?
GÜLEYİM BARİ!
Yiğit:
Haklı
Full+full
Eflin(me)
Yiğit kaç yılında kaldın?
PUHAHAHHAHANDKSÖALSLWŞSLSŞA
Yiğit:
Ne bileyim akımlarla işim olmaz benim
Badeee:
BELLİ.
NEYSE
ARIYORUM.
Yiğit:
Hayır.
Badeee:
ÇOK GEÇ.

Gerçekten çok geçti. Bade çoktan aramayı başlatmıştı. Kabul ettim tabii. İki sene tribini çekmeye niyetim yoktu(!)... Aramayı açar açmaz Bade yine yüzünü kameraya yapıştırmıştı adeta.
Eflin:
Kamera diye bir şey var ya hani.
Bade:
Sus.
Yiğit:
Ben niye buradayım bilmiyorum çıkabilir miyim?
Bade:
İşime gelir.
Eflin:
Kaç yaşındasınız siz?
Yiğit:
19
Eflin:
Mental olarak?
Bade:
5
Eflin:
Belli.
Yiğit:
Eflin'i ilk defa bu kadar ciddi görüyorum dünyanın sonu mu geliyor?
Eflin:
Moralim bozuk...
Bade:
NOLDU LAN?!
Eflin:
Ortalamam 89
Bade:
Benim 87
Yiğit:
Takdiri küsüratla aldım.
Eflin:
OHA!
Yiğit:
Şakaydı zaten
88
Bade:
Her türlü en yüksek sensin Eflin.
Kimya düşürdü değil mi?
92 miydi neydi seninki
Eflin:
Fizikle kimya
Yiğit:
Benim de.
Sizin fizikle kimya kaç?
Benim bok gibi.
Annem ağzıma sıçtı...

Kahkaha atıp konuşmaya başladım;

Eflin:
Fizik 75
Kimya 70
Bade:
Fizik 65
Kimya 70
Yiğit:
Oha
Kopya mı çektiniz lan!
Nasıl o kadar yüksek oladınız!
Eflin:
Aramızda kalsın ama evet.
Önümdeki 12. sınıf bir tane kızdı yanındaki de 11. sınıftı
Yanımdaki de on ikiydi
Arkamdakilerin biri on bir biri onuncu sınıftı.
Yanımdakinden aldım kimyası da iyiymiş.
Bade:
Benim de ona benzerdi.
Sadece önümdeki ikisi dokuzla ondu.
Fizikte çektim ben de
Ama 65'i koydu bana...
Yiğit:
OĞLUM BENİM ÖNÜMDEKİ DOKUZ ON YANIMDAKİ DOKUZ ARKAMDAKİLER ON BİR ON İKİ
ON İKİNCİ SINIF ON BİRİNCİ SINIFTAN KOPYA İSTİYOR!
Bade:
PUHAHAHAHAHAHA
KARNIM AĞRIDI!

Bade gülmekten ölürken ben sadece tebessüm ettim.

Bade:
Buluşsak mı?
Yiğit:
Ne zaman?
Bade:
Şimdi?
Yiğit:
Benlik sıkıntı yok.
Ama
Sizlik olabilecek bir sıkıntı var
Eflin:
NOLDU LAN?
Yiğit:
Efe vardı ya?
Bade:
Eee?
Yiğit:
O Antalya'ya taşınmış.
Bade:
Tabii tabii gelsin.
Eflin:
OOOO
ARTIK EFE ENİŞTE DİYECEĞİM!
Bade:
Lan yok öyle bir şey.
Yiğit:
BOK YOK!
KIZARDIN İKİ DAKİKADA!
İNŞALLAH BİZİM SINIFA DÜŞER!
Eflin:
AMİN!
Bade:
Sizi shiplememi istemiyorsanız susun.

Ağzıma fermuar çekme işareti yapıp sustuktan sonra Bade kaçta müsait olabileceğimizi sordu. Ben de altı, altıyı çeyrek geçe falan hazır olacağımı söyledim.

Bade:
O zaman altıyı yirmi geçe bizim evin oradaki sahilde.

Kafamızı salladıktan sonra arama kapandı. Üstüme hemen dolabımdan bir etek ve bir tişört geçirdikten sonra biraz makyaj yaptım. Göz altlarım hâlâ biraz mor olduğu için kapatıcı sürdüm. Kirpiklerimi kıvırıp üstünden de maskara sürdüm. Yanaklarıma da biraz allık sürdüm ve favori aşamama geçtim. Lip combo... Önce dudaklarımı renklendirmek için renksiz lip balmlarımdan birini sürdüm. Dudağımın çizgilerini de dudak kalemiyle belirgin hale getirdikten sonra dudağımın ortasına biraz tint sürüp tint ve dudak kalemini birbirine karıştırdım. Bitirince de en son gloss sürüp sabitleme spreyi sıktım. Makyaj makyaj görünümü sevmediğim için sade bıraktım.
Saçlarımı da at kuyruğu toplayıp iyice sabitledikten sonra yanıma küçük, dışarı çıkarken taktığım çantamı aldım. İçine cüzdanımı, dudak kalemimi ve tint koyduktan sonra telefonumu da alıp aşağı indim. Anneme "Anneeee! Ben Badelerle buluşacağım, çıkıyorum!" dedikten sonra annem de sorgulamadan kabul etti. Ve o bitirici söz olan cümleyi söyledi; ÇOK GEÇ KALMA.
Ayağıma en sevdiğim ayakkabım olan Sambalarımı geçirip evden çıktım. Zaten sahil yakın olduğu için yürüyerek gidecektim. Bade'nin evinin önüne geldiğimde onu biraz bekledim. Aşağı indiğinde içimden bir oha çektim. Saçlarına fön çekmişti. Bade asla sevdiği birisi olmadığı sürece saçlarına önem vermezdi. Benimle buluştuğunda bile çekmezdi! Gerçi o biraz samimiyetimizden dolayı olabilir ama neyse...
Biraz konuşup evin önünde de Yiğit'i bekledik. Yiğit de geldiğinde yürümeye başladık. Yiğit benim aklımdaki soruyu sordu. "Bade hayırdır, bu kadar süslendin?" dedi. "Ya ne alaka? Yeni tarzım bu benim. Karne gününe kadar elimi alıştırıyorum bir kere!" dedi ve önden yürümeye başladı. Biz de iki saniye Yiğit'le birbirimize bakıp ona yetişmek için koşmaya başladık. Bade "Hem Eflin'e niye bir şey demiyorsun, o da etek giymiş?!" dedi sahte de olsa trip atan sesini kullanarak. "Köyde ve Adana'da bütün eşofman ve pantolonlarımı kullanınca bu kaldı canım yaa." dedim şaka yapan bir sesle. Yiğit de "Aldın mı cevabını?" deyince kahkahalarla gülmeye başladık.
On dakika sonra sahile vardığımızda Efe de gelmişti. Söze ilk ben girdim; " Ohaaa Efeee! Oğlum glow up'ın vücut bulmuş halisin!" deyince sırıttı. "Siz de çok değişmişsiniz! Eflin en son Samsung kullanıyordu, iPhone'a geçmiş!" dedi. Kahkaha attım. "Sadece ben mi? Bade de Oppo'dan iPhone'a geçti." dedim. Bade de "Yiğit hâlâ aynı." dedi. "Teşekkür ederim." "Bu bir iltifat değildi." Bade ve Yiğit'in tartışması Efe'nin oturma isteğiydi. Sahilin kenarında boş bir yer bulduğumuzda oturduk. Bade ve Efe'yi bilerek yan yana oturtmuştuk. Ben ve Yiğit ise duygularımızı bildiğimiz için sorun etmiyorduk.
Yirmi dakika sonra Bade " Sen tek başına mı taşındın yoksa ablan falan da mı geldi?" dedi. " Ohooo! Benim ablam evlendi bile. İstanbul'da yaşıyor onlar. Babamla annem de düzenlerini bozmak istemediğinden İzmir'de kaldılar kardeşim Semra'yla . Ben tek geldim." dedi. Kafamızı salladıktan sonra Efe tekrar "Yiğit, Eflin, siz sevgili misiniz?" diye sordu. Ani soruyla beraber vücudumdaki bütün kanın yanaklarıma toplanmasını hissetmiştim. Bu soruya cevap vermeye her ne kadar utansam da eğer cevap verseydim 'İnşallah bir gün' derdim. Ama diyemedim. Çünkü ben cevap vermeyince Yiğit "İnşallah bir gün Efe'ciğim ama henüz hayır." demişti. Bu cümle kafamı dizlerime gömmeme sebep olmuştu. Artık tek kızaran yer yanaklarım değildi. Artık Yiğit sayesinde bütün yüzüm kıpkırmızıydı. Öbür yandan da Bade ve Efe aynı anda " Oooo" deyince ben de utangaç bir sesle "Yaaaa susunnnn!" dedim, iki elimle yüzümü kapatarak. Bade " İnşallah Yiğit inşallah." deyince omzuna bir tane geçirdim. " İnşallah siz de Badeciğim! " dedim. Bade de bana bir tane geçirdi. Biz de böyle anlaşıyoruz işte n'aparsınız... Bade koluma vurduktan sonra hepimiz gülmeye başladık. Efe başını iki yana sallayıp, "Ben daha geleli yarım saat oldu, bütün dedikoduları öğrendim." dedi. "Daha hiçbir şey öğrenmedin." dedi Yiğit. "Korkuyorum." dedi Efe. "Haklısın." diye ekledim.
Akşam güneşi yavaş yavaş denizin üzerine düşüyordu. Sahil kalabalıktı. Çocuklar bisiklet sürüyor, insanlar yürüyüş yapıyor, bazıları da bizim gibi oturup sohbet ediyordu. Dalgaların sesi konuşmaların arasına karışıyordu. Bir süre sonra konu okuldan açıldı. "Sınıflar ne zaman açıklanıyordu?" diye sordu Efe. "Karne gününden birkaç gün önce." dedi Bade. "İnşallah aynı sınıfa düşeriz." dedim. "İnşallah." dedi Efe. Yiğit bana dönüp kaşlarını kaldırdı. "Sen herkesle aynı sınıfa düşmek istiyorsun galiba." "Evet?" "Sosyal kelebek." "Kes sesini." Efe güldü. "Eflin eskiden de böyleydi." "Bak, biri beni anlıyor." "Hayır." dedi Yiğit. "Hayır ne?" "Seni anlamıyor." "Nereden biliyorsun?" "Çünkü ben de anlamıyorum." Bade kahkaha attı. "Bu çocuk niye bugün herkese sataşıyor?" "Karakter özelliği." dedi Yiğit. Gülüşmeler arasında telefonuma bir bildirim geldi. Ekrana baktım. Annemdi.

ANNEMMMMM💐:
Çok geç kalmayın.

Mesajı görünce istemsizce gülümsedim. Anneler dünyanın neresinde olursa olsun aynıydı. Telefonu tekrar cebime koydum. Sohbet uzadıkça uzadı. Bir ara okul anıları konuşuldu, sonra öğretmenler, sonra da tamamen alakasız bir şekilde çocukken yaptığımız saçma şeyler. Meğer Yiğit ilkokulda bir keresinde okulun zilini yanlışlıkla çalmıştı. "YANLIŞLIKLA OLDU." diye kendini savundu. "Buna kim inanır?" dedi Bade. "Ben inanıyorum." dedim. "Teşekkür ederim." "Çünkü senden beklerim." Efe ve Bade aynı anda gülmeye başladı. "İhanet." dedi Yiğit. "Normal." dedi Bade. "Bana bulaşma."
Hava biraz daha karardığında sahildeki ışıklar yanmaya başladı. Deniz artık gündüzkü kadar parlak görünmüyordu ama daha huzurluydu. Bir an konuşmaların arasından sıyrılıp ufka baktım. Birkaç gün önce mezarlıkta durmuştum. Şimdi ise burada, arkadaşlarımla birlikte oturuyordum. Hayat gerçekten garipti. İnsanı bir gün içinde bile bambaşka yerlere götürebiliyordu. Tam o sırada Bade ayağa kalktı. "Dondurma." "Ne?" dedik üçümüz aynı anda. "Canım dondurma çekti." "Bu bilgiyle ne yapacağız?" diye sordu Yiğit. "Bana alacaksınız." "Niye?" "Çünkü ben istedim." Efe gülerek ayağa kalktı. "Tamam, gel." "İşte gerçek dostluk." dedi Bade. "Bu dostluk değil." dedi Yiğit. "Peki ne?" "Pes etmek." dedi. Onlar büfeye doğru giderken ben ve Yiğit sahilde kaldık. Birkaç saniye boyunca ikimiz de konuşmadık. Dalgaların sesi duyuluyordu. Sonra Yiğit sessizce, "Daha iyi misin?" diye sordu. Sorunun ne anlama geldiğini anlamıştım.
Notları sormuyordu.
Yolculuğu sormuyordu.
Son birkaç günü soruyordu.
Birkaç saniye düşündüm. "Tam olarak değil." dedim. Başını salladı. "Olmak zorunda da değilsin." Gözlerimi denize çevirdim. "Galiba." "Zaman lazım." Bu sefer cevap vermedim. Çünkü haklıydı. Bazı şeyler düzelmiyordu. Ama zamanla taşınması biraz daha kolay hale geliyordu. Uzakta Bade'nin bağırışı duyuldu. "EFLİNNN!" "Ne var?!" "ÇİKOLATALI KALMAMIŞ!" Birkaç saniye ona baktım. Sonra gülmeye başladım. Gerçekten de hayat devam ediyordu. Bade'nin çikolatalı dondurma krizini yaklaşık on dakika boyunca dinledikten sonra eve dönmeye karar verdik. Hava tamamen kararmaya başlamıştı. Sahildeki ışıklar yanıyor, insanlar yavaş yavaş evlerine dönüyordu. "Ben gidiyorum." dedi Efe. "Yarın da gel." "Davet mi bu?" diye sordu. "Hayır." dedi Yiğit. "Tamam o zaman gelirim." Bade gözlerini devirdi. "Bu çocuk bize çok benzeyecek." Vedalaştıktan sonra yollarımız ayrıldı. Bade kendi sokağına döndü. Yiğit'le ben ise bir süre aynı yönde yürüdük. "Yarın plan var mı?" diye sordu. "Yok sanırım." "Güzel." "Neden?" "Bade kesin plan yapar." Hak vermemek elde değildi. "Doğru." Birkaç dakika sonra onun da yolu ayrıldı. "İyi geceler." "İyi geceler." Eve vardığımda saat sekizi biraz geçmişti. Annem salonda televizyon izliyordu. "Eğlendiniz mi?" "Evet." Gülümsedi. "İyi olmuş."
Odama geçip kapıyı kapattım. Günün yorgunluğu yavaş yavaş üzerime çöküyordu. Çantamı masanın üzerine bıraktım. Aynadaki yansımama baktım. Sabahki halimden biraz farklı görünüyordum. Daha mutlu değil. Ama daha hafif. Belki de bugün buna ihtiyacım vardı. Üzerimi değiştirip yatağa uzandım. Telefonumu elime aldığım anda beklediğim şey oldu.

hırkızlar😈

Badeee:
EVE VARDINIZ MI
Yiğit:
17 dakika önce.
Badeee:
KONTROL EDİYORUM.
Eflin(me):
Yes.
Badeee:
GÜZEL.
Yiğit:
Annem misin?
Badeee:
EVET.
Yiğit:
Başımız sağ olsun.
Badeee:
TERBİYESİZ.
Eflin(me):
PUHAHAHAHAHA

Birkaç dakika boyunca saçma sapan mesajlar atıldı. Sonra konu yine karneye geldi.

Badeee:
KARNEMİ ALINCA BAYILACAĞIM.
Yiğit:
Dramaya bak.
Badeee:
SEN SUS.
Eflin(me):
Daha 8 buçuk gün var.
Badeee:
HATIRLATMA.
Yiğit:
Keşke hatırlatmasaydın.

Bir süre sonra grup sessizleşti. Ben de yatağın başlığına yaslandım. Dışarıdan cırcır böceklerinin sesi geliyordu. Antalya geceleri farklıydı. Adana'nın ağır sıcağı yoktu. Köyün sessizliği de. Ama yine de güzel geliyordu. Tabletimi alıp Instagram'a gireceğim sırada telefon yeniden titredi. Bu sefer özel mesajdı ama bu sefer WhatsApp'tan değil, Instagram'dandı. Yiğit.

Yiğit:
Uyudun mu?
Eflin:
Hayır.

Mesajı gönderdikten birkaç saniye sonra cevap geldi.

Yiğit:
İyi olmana sevindim.

Ekrana birkaç saniye baktım. Ne diyeceğimi bilemedim. Sonunda yazdım.

Eflin:
Tam iyi değilim.
Yiğit:
Biliyorum.
Eflin:
Belli mi oluyor?
Yiğit:
Biraz.
Eflin:
O kadar mı kötü?
Yiğit:
Hayır.

Birkaç saniye sonra yeni mesaj geldi.

Yiğit:
Sadece seni tanıyorum.

Nedense o mesajı görünce içim ısındı.

Eflin:
Teşekkür ederim.
Yiğit:
Ne için?
Eflin:
Son birkaç gün için.

Uzun süre yazıyor gözükmedi. Sonra kısa bir cevap geldi.

Yiğit:
Her zaman.
Eflin:
Yiğit.
Bir şey soracağım.
Yiğit:
Tabii ki.
Eflin:
Bu gün söylediklerinde ciddi miydin?
Yiğit:
Daha uygun bir zamanda konuşalım olur mu?
İyi geceler Eflin...
Eflin:
Peki...
İyi geceler Yiğit...

Telefonu göğsümün üzerine bıraktım. Tavanı izledim. Son birkaç gün gözümün önünden geçti.
Köy.
Cenaze.
Yolculuk.
Dönüş.
Sahil.
Arkadaşlarım.
Acı hâlâ geçmemişti. Belki uzun süre de geçmeyecekti. Ama bugün ilk defa şunu hissetmiştim. Hayat durmuş değildi. Ve ben de onunla birlikte yavaş yavaş ilerliyordum.

23.20

hırkızlar😈
Badeee:
UYUYOR MUSUNUZ
Yiğit:
Evet.
Badeee:
MESAJI KİM ATTI O ZAMAN
Yiğit:
Ruhum.
Badeee:
AYNI ŞAKAYI İKİNCİ KEZ YAPAMAZSIN.
Eflin(me):
Bence yapar.
Badeee:
İKİNİZİ DE ENGELLİYORUM.
Yiğit:
Normal.
Badeee:
YETER ARTIK ŞU NORMALİ BIRAK.

Yastığa kafamı gömerek gülmeye başladım. Sonra telefonu kapatıp komodinin üzerine bıraktım. Dışarıdaki ışıklar perdeye vuruyordu. Gözlerim yavaş yavaş kapanırken aklımdan geçen son düşünce şuydu:
Belki yarın biraz daha kolay olurdu.
Kapanışımızı da yapalımmm! Yarın "Bir Günce Meselesi vardı!" diye uyanacak ve Denizlerin Güncelerine yedinci sayfayı açacaktım.

Ballarım bundan sonra bölümleri uzun yazacağım o yüzden geç gelebilirrr🤍💐