5. bölüm · Bir Günce Meselesi

Bölüm 3

Aselmisimmm 🖤

Sabah güneşi pencerenizden veya perdenizin arasından süzülürken nasıl bir görüntü oluşturuyor ve siz bunu seviyor musunuz, bilmem. Ama güneş benim toz pembe perdelerimden içeri süzülürken oluşan görsel şöleni şahsen ben çok seviyorum. Toz pembe deyince aklıma Manifest'in şarkısı olan Toz Pembe geldi. Kusura bakmayın, bende ADHD* var da...(!) Konuya dönelim. Ailen neden 18 yaşında birine toz pembe perde kullandırıyor diye sorarsanız, küçüklüğümden beri aynı odayı, aynı perdeyi, aynı masayı ve daha nicesini kullanıyorum. Ve bundan rahatsız da değilim. En sevdiğim renk pembe olmasa da oda dizayn edilirken kullanıldığında en sevdiğim renk pembe olabiliyor. Ama tonuna bağlı tabii...
Uyandığımda yine o görsel şölen karşıladı beni. Yatağın yanında pencere sekisi olduğu için daha da güzel bir görsele uyanıyordum. Sonunda tamamen uyandığımda yatağımın yanına şarja taktığım telefonumu, koyduğum şifonyerin üstünden aldım. Biraz İnstagram'da gezdikten sonra saatin daha 09.30 olduğunu görüp zaman geçsin diye kitap okumaya karar verdim. Kitaplığım odanın diğer ucunda olduğu için tabletten okumaya karar verdim. Çünkü şu hayatta görüp görebileceğiniz en üşengeç kişi olduğum için odanın diğer ucunda olduğunu söylediğim, ama aslında odanın diğer ucunda olmayan kitaplığıma gidip kitabımı almaya bile üşeniyorum. Ben nasıl son iki günüdür bu kadar uzun cümle kuruyorum, anlamadım.
Dinliyoruz ama yargılamıyoruz, hatta isterseniz yargılayın ama bence internete yazılan çoğu kitap basılan bazı kitaplardan daha güzel.
Ablam beni kahvaltıya çağırdığında saatin çoktan 10 olduğunu görmemle yerimden sıçradım. Kurt gibi açım! Tabletimi şifonyerin üzerine koyduktan sonra sonunda yataktan çıkıp alt kata indiğimde açlığımı tekrar hatırlatan koku, merdivenlerden indiğim anda beni karşılamaya başlamıştı bile... Mutfağa "Mmm, çok güzel kokuyor, ellerine sağlık ablaların bir tanesi!" diyerek girdiğimde hızımı alamayıp masadan da ağzıma bir tane salatalık atayım demiştim ama ablam "Hop hop, önce abini kaldır güzelim," diye uyarınca hevesim kursağımda kaldı.
Yukarı çıkıp abimi de uyandırdım ama bu kolay olmadı. Asla da olmazdı zaten... Her neyse, abimle beraber aşağıya indiğimizde masa bu sefer tamamen hazır olmuştu. Oturup az önce yiyemediğim salatalığı ağzıma attıktan sonra tabağıma omletten bir parça koydum. Ablam yaptı diye demiyorum ama omleti bir ayrı yapar. Canınız çektiyse özür dilerim, ama bu da benim güncem olduğu için detayları bildirmek zorundayım. Daha yeni olan ekmekten de bir parça koparıp önüme alıp artık yemeye başladım.
Artık üçümüz de yemeğimizi bitirmek üzereyken abim "Ben evde aşırı sıkıldım, bir planınız yoksa bugün film izler miyiz?" diye sordu. Ablama baktım, çünkü sevgilisi olan oydu ben değildim. Benim için bir sorun olmadığını söyledikten sonra ablam da aynı cevabı verdi. Ağzıma bir kaç lokma daha attıktan sonra masadan kalkıp tekrar odama gittim. Filmi seçme görevi yine bana verildiği için hemen telefonumdan Netflix'e girip film aramaya başladım.
11.15
Bütün Netflix'i yerle bir edip sonunda bir tane korku filmi buldum ama bunu daha önce ben de izlemedim... Bulduğum film Talk To Me. Konusu ise bir grup gencin, mumyalanmış gizemli bir eli tutup belirli sözleri söyleyerek ruhlarla iletişim kurabildiklerini keşfetmesi ve başta bunu eğlence için yapmaları. Ancak kuralları ihlal edince çok tehlikeli doğaüstü varlıklar peşlerine düşer. Özellikle Mia adlı ana karakterimiz, yaşadığı kişisel kayıplar nedeniyle bu ruhlarla daha fazla bağlantı kurmaya çalışırken gerçek ile doğaüstü olanı ayırt edememeye başlar. Film, giderek artan gerilim ve beklenmedik olaylarla ilerler. Böyle bir şey. Yani sanırım. Instagram'da falan böyle söyleniyor. Filmi gece izleyeceğimiz için biraz daha araştırmak istedim filmi. Editlerine, içeriğine falan baktım. Sanki suç teşkil edip etmediğine bakıyorum bu nedir be! Her neyse, filmde yetişkin içerik yokmuş sanırım. O yüzden daha fazla araştırmayı bırakıp yarım bıraktığım kitabıma döndüm. Zaten internete yazılan kitapların bölümleri daha kısa olduğu için genellikle, akşama kadar biter diye düşünüp uygulamaya girdim ve kitabı okumaya başladım. Cümlenin devrikliği şaka mı?
Yaklaşık yarım saat kadar sonra telefon ışığından dolayı gözüm ağrıdığında telefonu elimden bıraktım. İlkokul öğretmenimiz, gözlerimizi dinlendirmek için bir masaj şekli gibi bir şey öğretmişti. Onu uygulamaya başladım. Masaj yaklaşık 1-1,5 dakika falan sürüyor. Bitirince gözlerimin gerçekten dinlendiğini hissettim. Böyle zamanlarda kafamı boşaltmak için hep resim çizerim. O yüzden masama geçip kağıt, kalem ve silgi çıkardım. Pinterest'e girip çizecek resim aramaya başladım. Ben renkli çizimlerden çok karakalem çizimleri sevdiğim için özellikle karakalem çizimlere bakıyordum. Bir tane natürmort* çizim bulduğumda çizmek için gerekli iskelet çizgilerini çizdim. Resim çizmeyi severim, ama daha önce hiç kursa falan gitmedim. Küçükken Bade gidiyordu, o öğretmişti. Her neyse... Çizmeye çalıştığım şey kitapların üstünde duran vazonun içindeki çiçeklerin olduğu bir resimdi. Kitapların iskelet çizgilierini tamamladıktan sonra, onları silip önce kitapların taslağını oluşturdum. Daha sonra kitapların üzerindeki vazonun iskelet çizgilerini aynı şekilde çizdim. Vazo, bardak veya herhangi bir meyvenin iskeletini çizmek bana çok zor geliyor. Ressam varsa söylesin, gerçekten mi zor, yoksa ben mi beceremiyorum?!
Yaklaşık 7-8 dakika sonra vazonun iskeletini ve taslağını da bitirdikten sonra içindeki çiçeklere geçtim. Resimdeki vazonun içindeki çiçekler petunya çiçeğine benzer bir çiçekti, ama ben resimdeki çiçekler yerine vazonun içine zambak çizecektim. En sevdiğim çiçek olduğu için değil, ama bir aralar en sevdiğim çiçekti. İlk üçümü sorarsanız ise -sormadınız ama- iskelet çiçeği, ortanca ve lotus derim. İskelet çiçeğini bire koymamın sebebi ise normalde beyaz renkte olup yağmur yağdığında veya ıslandığında şeffaf olması. Ve gerçekten çok zarifler! Neyse, toplam 4 tane zambak çizecektim. 2 büyük ve 2 küçük şeklinde. Birinci küçüğün taslağı bitmişti. Aklıma bir şey geldi. Acaba bir zekilik yapıp tonlama mı çalışsam? Denemeden gelişemem ki! Belki çok güzel yapacağım ve en iyi olduğum konu olacak... Hayır, en iyi olduğum konu sanırım dans veya buz pateni. Veya bale. Aslında baleyi 4-5 yaşlarında ablamın zoruyla yapmıştım. Bir kaç ay devam ettim sadece o ne alakaysa... Buz patenini de İstanbul'da yapıyordum ama Antalya'ya taşınınca bırakmak zorunda kaldım. Dans ise küçüklüğümden beri severek yaptığım hobilerimden bir tanesi. Hatta birkaç yarışmaya katılıp ödül de alamamıştım. Neyse, son bilgiye gerek yok... Zaten biraz daha konuşursam resmi yarıda bırakacağım. Hem resim çizerken bunlar nasıl aklıma geldiyse!?
10-15 dakika sonra bütün resmin taslağını bitirdiğimde tam zamanlamayla abim içeri daldı. "Oha ayı! Kapı kırılacak yavaş!" diye sitemle konuştuğumda abim de "Ne bağırıyorsun be! Saat 13.33 oldu onu haber verecektim!" dedi. "Abiciğim filmi akşam izleyeceğiz ya," diye abime hatırlattığımda abim kafasını sallayıp çizdiğim resmi göstererek "Güzel olmuş," deyince kafamı sallayıp gülümseyerek odamın kapısını gösterdim, abim odadan çıktıktan sonra ellerimi biraz dinlendirmek için ve en son ortaokul 5. sınıfta kullandığım ama şu anda Ceyda'nın kullandığı boya kalemlerimi aramak için biraz ara verdim.
Biraz durduktan sonra doğrudan Ceyda'nın odasına gidip resim çantasını aramaya başladım. Çantası fosforlu pembe olduğu için bulması zor olmadı. Şaka. Çantası fosforlu pembe olduğu için değil, masasının altında olduğu için kolay bulabildim. Tekrar kendi odama geçtim. Benim odam, çatı katında olduğu için evin en geniş odalarındandı. Çatının alçaldığı tarafın duvarı tamamen kitaplıktı. O yüzden babam paraya kıyıp kendisi kitaplık yaptırmak zorunda kaldı bana. Baba parası arkadaşlar, para babası olup ne yapacaksınız?! Neyse, bunu geçelim… Kitaplığımın 1 metre kadar ilerisinde pencerem, ve penceremin önünde de pencere sekisi vardı. Pencere sekisine beyaz bir minder ve bazı şekilli yastıklardan koymuştum. Penceremin bir kısmını ise benim prenses perdesi olarak adlandırdığım ve gerçekten doksanları anımsatan üste doğru kavisli olan ve geri kalanını salmış olduğum pembe-beyaz perdelerim vardı. Penceremin hemen önünde ise yatağım var. Yatağımı neden bileceksiniz? Gerek yok. Bunu geçtim. Yatağımın yanında ise sürekli bahsettiğim beyaz şifonyerim var. Bunu da kısa geçtim. Benim yatağım ranza gibi, ama değil. Yatağıma merdiven ile çıkıyorum, ama altta yatak değil, ders kitaplarımı koyduğum ve çalışma masamın olduğu ışıklı bir alan var. Çalışma masam çok geniş, ancak bunun altının bir kısmını masanın dolabı kaplıyor. Dolabımda telefon kılıflarım, şarj aletimin koruyucuları, telefon ve tabletimin kutusu, kulaklığımın kutusu ve cetvel takımlarım falan var. Çok gereksiz şeyler varmış, ben de fark ettim. Beyninizi doldurduğum için özür dilerim… Onun dışında masamın karşısında çerçevelettiğim bazı fotoğraflarım, duvar saati, boyadığım CD’ler, duvardan boydan boya sarkan sahte sarmaşıklar ve led ışıklar vardı. Duvarın köşesinde ise boy aynam vardı. Odamda bir de balkon kapısı vardı. Balkonum cam balkon olduğu için bazen orada da kitap okuyordum. Kitabı ise tavana astığımız tekli ev salıncağında okuyordum. Odamda beni sürekli hasta eden klimadan bilerek bahsetmedim… Klima tam olarak yatağımın üstündeydi ve üzerime vuruyordu. Neyse. Ben en son resim çiziyordum?
Boş yapmayı bırakıp resmi çizmeye başladım. Önce kitapları renklendirmekle başladım. En alttaki kitabı yeşil ve krem rengi yapacaktım. Önce renk geçişlerini ayarlamak için kitabın yan kısmının eğimli tarafını koyu mavi ile boyadım. Maviyi daha az bastırarak bütün kenara uyguladıktan sonra üstünden sarı ile geçmeye başladım. Çok açık olduğu için sarı ile maviyi birbirine karıştırdıktan sonra aynı tonlama şeklini kullanarak üstünden koyu yeşil ile geçtim. Kalan şeritleri ise sarı ve krem rengini karıştırarak elde ettim. Daha sonra kitabın üst yüzeyinin görünen kısmını daha açık bir yeşille boyadım. Yeşil boyadıktan sonra üstünden yine açık yeşil marker kalem ile tonlamasını tamamladım. Üstündeki kitabı ise lacivert yapacaktım. Yine eğimli kısmını koyu mavi yaptım ve bu sefer tonlamasını yapmak için eğimli kısımlarını marker kalemle boyadım. Üst kısmını da aynı şekilde yaptıktan sonra önce çiçeklere geçtim. Çiçeklerin çizgilerini sildikten sonra zambakların iç kısmından uçlarına kadar pembeyle tonladım.
5-6 dakika sonra tüm zambaklar bittiğinde ise bu sefer vazoya geçtim vazoyu düz beyaz yaptım ve eğimli kısımlarının gölgesini belirlemek için açık gri marker kullandım.
Resmi tamamen bitirdiğimde saat çoktan 15.48 olmuştu. Ablam ve abimin ne yaptığına bakmak için aşağıya indiğimde abimi göremesem de ablamı mutfakta bir şeyler yaparken gördüm. “Ne yapıyorsun?" diye sorduğumda ablam da “Pasta," diye kısaca cevapladı beni. Kafamı salladım. Ne pastası olduğunu sormadım, çünkü yapabildiği tek pasta bisküvili pastaydı. Yani sizin deyiminiz ile fakir pastası. Neyse, burada olanlar çok gereksiz, anlatmayacağım…
17.07
Ablam çoktan pastayı bitirmiş, soğuması için de dolaba koymuştu. Abim de yaklaşık 45 dakikadır dışarıdayadı, ve hava kararana kadar da geleceğe benzemiyordu. Ben de akşam olana kadar odama gidip masamı falan temizleyip düzenlemek istemiştim ama abartmıyorum, 36 dakikadır bununla uğraşıyorum. İlk önce masamı temizledim, bunu yapmam zaten 20 dakikamı falan aldı. Çünkü meğerse Ceyda hanım ben yokken masamdaki prizden yararlanıp silikon kullanması gereken ödevini, mutfağa inmeye tenezzül bile etmeyip benim odamda yaptığı için masamın her tarafı silikondu. Bu yeni değildi aslında. Daha önce de fark etmiştim ama dikkat etmemiştim fazla. Olmayan Türkçe'm de iyice bozuldu, Allah rahmet eylesin... İkide bir devrik cümle kuruyorum! Neyse, buna gerek yoktu... Ceyda olduğunu anlamam fazla zor değildi, çünkü ablamın da masasında priz var ve koskoca kız neden benim odama gelip silikon kullansın? Ahmet'in zaten odama girmesi yasak, girmez de zaten. Abim de evde olmadığı için geriye bir tek Ceyda kalıyor. Annemle babam da zaten kullanmaz, hele ki babam oturduğu yerden kalkmaya bile yeltenmiyor, ama annem kullansa zaten mutfakta kullanacağı için Ceyda'nın yaptığını anlamam falza sürmemişti.
Masamı temizlerken hızımı alamayıp bir de ders kitaplarımın olduğu kitaplığımı temizlemeye başladım. Giderek anneme benziyorum galiba! Neyse... Okulların kapanmasına 27 gün falan kaldığı için çoğu hoca ders işlemiyordu. Çok saçma... Sene sonunda YKS var yaa... Ama don't panik tabii ki. Neyse ne... Ders işlenmeyen derslerin kşraplarını atacaktım aslında ama sonra sınava çalışırım belki diye atmaktan vaz geçtim. Sadece seçmeli derslerin kitaplarını ayırıp attım. Bu kadar, finish.
Saat çoktan altı olduğunda abimi arayıp nerede olduğunu sordum. Abim de yolda olduğunu söyleyince salona inip filmi hazırlamaya başladım. Film Netflix'ten kaldırıldığı için internetten kaçak siteden açacaktım. Ama tabii ki Türkçe dublaja karşı bir fobimiz olduğu için ülkecek, alt yazılı bulmak zorunda bırakılmıştım... İnternette genelde sadece dublajlı olduğu için ChatGPT'ye güvenilir ve altyazılı izleyebileceğimiz bir site sordum. 20 dakika sonra(!) cevap verdiğinde önerdiği siteye girdim. Ablamın pastayı ve patlamış mısırı hazırlamayı bitirdiği esnada ise abim de gelmişti.
19.28
Filmin bitmesine yaklaşık 7-8 dakika kalmıştı. Abimin gerizekalılığına uyup ışıklar kapalı izlediğimiz için ablam veben evden gelen her seste çığlık atmıştık ve işin kötü yanı hiç zorba olmayan(!) abimin telefonunda o hallerimizin videoları vardı! Arkadaşlarına gösterirse halimiz tam olarak şu olur; sıçtık! Ablam her ne kadar abime silmesini söylese de abim gerizekalı, gerizekalı sırıtmış ve silmemişti. Kullandığım argo kelimeler için özür dilerim, ama ben de böyleyim işte...
Film bittiğinde içimden geçen tek şey gece gizlice abimin telefonundan o videoları silmek oldu. Ve bunu yapacağım tabii ki! Uyandığında kesin fark etmez ama fark ederse kesin benden şüphelenecek. Bunun için de bir bahanem vardı tabii. Telefonunun hafızasının dolmuş olabileceğini söyleyecektim. Çok klasik, ama abim gibi bir beyinsiz bunu yerdi. Abimi de severim yani, baş düşmanı değilim yanlış anlamayın da...
23.36
Abim sonunda uyuduğunda -yarın erkenden dışarı çıkacağı için erken yattı.- Kapısının açık olmasını fırsat bilip emekleye emekleye abimin odasına gittim. Telefonunun şifresini bilfiğim için hiiiç sıkıntı değil. Sonunda odasına ulaştığımda telefonunu bu sefer yastığının altına koyduğu için hemen bir bahane bukup onu kaldırmalıydım. Buldum! Abim tamir işlerinden anlıyor... Fısıldayarak "Abi... Abi... ABİ!" ilk iki seslenmemde uyanmadığı için üçüncüyü vurarak ve biraz daha yüksek sesle söyledim. Abim sadece biraz korktuğu için geçmişime kadar sövdü, ama bunu görmezden geldim. Çünkü her kardeş gibi bana bir şey yaptığı anda onu babama ve anneme söylemek için elime koz geçmişti. Neyse... "Abi mutfaktaki musluk akıtıyor da... Bir baksana ona." "Eflin saat 12'ye çeyrek var farkında mısın!?" diye azarladığında ben de hızlıca yeni bir yalan uydurdum; "Su faturası arşa çıkınca babam kızardı, keşke söylemeseydim kusura bakma," dedim. 'Baba' kelimesini duyar duymaz bütün uykusuzluğu geçti ve aşağı indi. Ben de o odadan çıkarken kendi odama geçiyor gibi yaptım ama aşağı inince hemen onun odasından telefonunu aldım.
İki dakikadır videoları arıyorum ama ya gizliye almış, ya da silmiş. Silseydi son silinenlerde olurdu. Çünkü bir şeyi silip onu da son silinenlerden silecek IQ yok bunda. Heh! Buldum! Hemen son silinenlerden de silip telefonu lapattım va tekrar yastığın altına koydum. Abimin yukarı çıkma seslerini duyduğumda hemen kendi odamdan çıkıyor gibi yaptım. Abimin "Musluk falan akıtmıyor Eflin!" diye kızmasıyla ben de "Tamam kızma be! Tam kapatamamışım demek ki!" dememle abim kendi odasına geçti. Elde ettiğim sözde zafer ile kemdi çapımda bir övünme seansı yaptıktan sonra saatin on ikiye yaklaştığını gördüm ve bir kapanış konuşması yapmam gerektiğini fark ettim.
Bu hayatta yapamam gözüyle baktığınız şeyleri eğer gerçekten yapamadığınız sürece yapamıyorum demeyin. Hatta hiçbir zaman yspamıyorum demeyin. Hayatınızda denediğiniz her şeyi ilk veya ikinci defada yapamazsınız zaten. Örneğin kendimden örnek vereyim; bugüne kadar renkli resim yapamadığımı sanıyorumdum ama bunu denedim ve yapabildiğimi fark ettim. Sürekli yapamam diyordum. Çünkü daha önce denediğimde kötü yapmıştım. Yani söylemek istediğim şu; daha önce yapamadığınız şeyi sözde olduğu gibi eskide bırakın. Önceden yapamamış olmanız, hiçbir zaman yapamayacağınız anlamına gelmez... Saat de 12 olduğuna göre son sözümü söyleyeyim yarın "Bir Günce Meselesi vardı!" diye uyanacak ve Denizlerin Güncelerine dördüncü sayfayı açacaktım.

*-Dikkat dağınıklığı veya dikkat bozukluğunun bilimsel ismi.
*-Cansız nesnelerin çizildiği veya resmedildiği sanat türüdür.

Arkadaşlar özür dilerim bu bölüm biraz geç geldi ama artık haftada bir veya iki bölüm atmayı düşünüyorummm. Bu bölümden sonra veya 4. bölümden sonra tanıtım gelebilir. Karakterleri kesinleştirmeden atmak istemedimm. Bu bölümde çoğu kızın küçükken veya hâlâ hayali olan ama belki de gerçekleştiremediği hayallerini Eflin yapmış gibi gösterdimm. Oda için de öyleee🤍
Spoiler: Tanıtımda yine Yiğit olmayacak çok sorryy 😔
Neysee şimdilik bu kadar ballarımmmm🤍🌸💐(Yazım yanlışları için de özür dilerimmm)