1. bölüm / 2
BİR GRUP MESELESİ1.1
Bölümler 2Şu an: 1.1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM 1
LÂL
Bazı İnsanlar İlk Bakışta İnsanının Sinirini Bozar
Bir insanın bir yere ait hissedip hissetmediğini anlamanın kolay bir yolu vardır.
Sessizliğini izlersiniz.
Çünkü insan kalabalığın içinde de sessiz olabilir, ama bir yere ait olmayan insanın sessizliği başka olur; sanki konuşsa bile sesi oraya karışmayacakmış gibi durur.
Ben bu okulda üç yıldır okuyordum ve hâlâ bazen kendimi misafir gibi hissediyordum.
Öyle çok dışlanan biri olduğumdan değil.
Kimseyle kavgalı değildim.
Kimsenin arkasından konuşmazdım.
Ama insanların büyük çoğunluğunun aynı şeyleri sevmesi bana hep biraz tuhaf gelmişti.
Herkes aynı insanları konuşuyor, aynı çocuklardan hoşlanıyor, aynı şarkıları paylaşıyor, aynı kavgaları büyütüyordu.
Ve nedense herkes birbirinin hayatına fazlasıyla karışıyordu.
Bir insanın kiminle konuştuğu neden bu kadar önemliydi mesela?
Kantinde sırada beklerken önümde duran iki kızın konuşmasını istemeden duymuştum geçen hafta.
“Kız görmedin mi? Çocukla göz göze geldiler bayağı.”
“Kesin sevgili olurlar.”
İnsanlar ne kadar da hızlı karar veriyordu.
Ben birine iki saniyeden fazla bakınca onun yüz simetrisini inceliyor olabilirdim mesela.
Ama bunu açıklamaya kalksam muhtemelen garip bulunurdum.
Zaten insanlar açıklama istemezdi.
Kendi hikâyelerini yazmayı daha çok severlerdi.
Koridorun sonundaki pencerenin önünde durup bahçeye baktım.
Kasım ayı yeni başlamıştı ve hava, kararsız bir insan gibi ne yapacağını bilmiyordu. Gökyüzü griydi ama yağmur yağmıyordu. Rüzgâr vardı ama üşütmüyordu. İnsanların montlarını çıkarmakla çıkarmamak arasında kaldığı o garip havalardan biri…
Alt katta bir grup öğrenci bağırıyordu.
Birileri top oynuyordu.
Bir öğretmenin sesi yankılandı.
“Koridorda koşmayın!”
Kimsenin dinlediği yoktu tabii.
Okulun bazı sesleri hiç değişmezdi.
Teneffüs zili.
Metal sıranın yere sürtünmesi.
Kalem düşmesi.
Gülüşmeler.
Dedikodular.
Ve gereksiz yüksek erkek kahkahaları.
İşte o sonuncudan özellikle hoşlanmazdım.
Kitabımı çantama koyup sınıfa gitmek için döndüğüm sırada telefonum titredi.
Ece.
Kaşımı kaldırdım.
Benimle aynı sınıftaydı ama arkadaş demek biraz fazla olurdu. Daha çok… denk geldikçe konuştuğum biriydi. Çok konuşurdu. Gereğinden fazla hem de.
Telefonu açtım.
Ece:
“KIZ MÜDÜR SENİ ÇAĞIRIYOR”
Altına üç tane ağlayan emoji koymuştu.
Arkasından yeni mesaj geldi.
“Bir şey mi yaptın sen 😭”
Gözlerimi devirdim.
Lâl:
“Bir şey yapmış olsam sana söyler miydim?”
Üç saniye sonra cevap geldi.
“Tamam kesin bir şey yaptın.”
İnsanların beni suçluymuş gibi düşünme hızına bazen hayran kalıyordum.
Telefonu kapatıp merdivenlere yöneldim.
Müdür odası alt kattaydı.
Yürürken omzuma çarpan bir çocuk özür bile dilemeden geçti.
Arkasından baktım.
Gerçekten insanlar neden bu kadar kaba?
“Özür dilemek ücretsiz,” diye söylendim alçak sesle.
Yanımdan geçen kız hafif güldü.
Güzel.
En azından bir kişi normaldi.
Merdivenden inerken önümde bir grup basket takımından çocuk vardı. Sesli konuşuyorlardı. Kahkahalar koridorda yankılanıyordu.
Tam yanlarından geçecekken biri aniden döndü.
Ve…
Çarpıştık.
Kitabım elimden kayıp yere düştü.
Kapak sesi koridorda yankılandı.
Bir saniyeliğine nefes verdim.
Harika.
Gerçekten harika.
Tam eğilecekken başka bir el de kitaba uzandı.
Uzun parmaklar.
Siyah bileklik.
Bir erkek eli.
İçimde sebepsiz bir sıkıntı oluştu.
Başımı kaldırdım.
Tabii.
Demir.
Çünkü evren bazen insanın sinirini bozmak için ekstra uğraşıyordu.
Onu tanımamak imkânsızdı zaten.
Herkes tanıyordu.
Basket takımındaydı.
Popülerdi.
Öğretmenlerin sevdiği tiplerdendi.
Ve nedense herkes onun aşırı komik olduğunu düşünüyordu.
Ben düşünmüyordum.
Bana göre fazla rahattı.
Bir insan bu kadar rahat olmamalıydı.
Kitabı eline aldı.
Kapaktaki kırışığa baktı.
Sonra bana.
“Önüne bakarak yürümeyi denedin mi hiç?”
Bir saniye sustum.
Gerçekten mi?
Özür dilemek yerine bu muydu?
Kollarımı bağladım.
“Deniyorum,” dedim sakin bir sesle, “ama bazı insanlar aniden yoluma çıktığı için zor oluyor.”
Yanındaki çocuklardan biri hafif güldü.
Demir’in ağzının kenarı kıvrıldı.
Sinir bozucu şekilde.
“Yoluna mı çıktım?”
“Bence çarptık,” dedim. “Türkçe açısından ikisi farklı şeyler.”
Yanındaki çocuk “Oha” diye güldü.
Demir başını hafif yana eğdi.
İnceler gibi bakıyordu.
Bu bakıştan hoşlanmadım.
Sanki beni çözmeye çalışıyormuş gibi.
İnsanlar çözülmesi gereken bulmaca değil.
“Sen hep böyle misin?” dedi.
Kaşımı kaldırdım.
“Nasıl?”
“Biraz…” durdu, sonra gülümseyerek ekledi, “keskin.”
Bir insanı iki dakikada sinir etme konusunda gerçekten yetenekliydi.
Kitabı elinden aldım.
“Sen hep böyle misin?”
“Nasıl?”
“Gereksiz rahat.”
Yanındaki çocuk bu sefer kahkahayı bastı.
Demir birkaç saniye bana baktı.
Ama bu sefer yüzünde garip bir ifade vardı.
Sinirlenmiş gibi değil.
Eğlenmiş gibi.
Bu daha kötüydü.
“İlginçsin,” dedi sonunda.
İşte.
Şu cümle.
Şu dünyadaki en sinir bozucu cümle.
İlginçsin.
Ne demekti bu şimdi?
Garip misin?
Normal değilsin mi?
İnsanlar “ilginç” derken ne kastettiğini asla açıklamazdı.
“Sen de fazla konuşuyorsun,” dedim.
Omzunun yanından geçip yürümeye başladım.
Arkamdan hafif bir gülüş geldi.
Bir saniye durdum.
Dönüp bakmadım.
Ama içimden geçeni inkâr edemeyecektim.
Bu çocuk sinir bozucuydu.
Fazlasıyla.
Ve bir daha konuşmamayı umuyordum.
Hayatın bana küçük bir şaka hazırladığını henüz bilmiyordum.
Çünkü müdür odasının kapısını açtığımda…
İçeride ilk gördüğüm kişi yine oydu.
Ve yüzündeki ifade tam olarak şunu söylüyordu:
“Eyvah. Yine sen.”
Bölüm etkileşimi
