2. bölüm · Bir Futbolcunun Doğuşu
Hayale Açılan Kapı
Ertesi sabah büyük bir heyecanla uyandı. Hemen dayısının yanına koştu ve:
— Ne zaman çıkıyoruz? diye sordu.
Dayısı gülerek:
— Sakin ol bakalım. Git ve güzelce kahvaltını yap, sonrasında çıkarız, dedi.
Annesi ona harika bir menemen yaptı. Ebubekir’in en sevdiği yemeklerden biri de menemendi. Menemeni hemen bitirdi ve dayısına:
— Hadi çıkalım, dedi.
Yaklaşık bir saat sonra tesislere vardılar. Ebubekir çok heyecanlıydı, içi içine sığmıyordu. Dayısı bu durumu fark etmişti. Ebubekir tam soyunma odalarına gidecekken onu durdurdu ve konuşmaya başladı:
— Sakin olmalısın. Eğer heyecan yapmazsan kesinlikle seçileceksin. Sen harika bir oyuncusun, bunu unutma. Bunu sıradan bir halı saha maçı gibi düşün. Git ve eğlen, dedi.
Ebubekir biraz olsun sakinleşmişti.
Soyunma odasına doğru yürüdü. Odaya girince gözlerine inanamadı. İlk defa böyle bir yerde bulunuyordu. Burası çok büyük ve çok güzeldi. Her oyuncu için ayrı bir yer vardı.
Hemen çantasından kıyafetlerini çıkardı ve giymeye başladı. Kramponunun bağcıklarını bağlarken içeriye hoca girdi ve konuşmaya başladı:
— Öncelikle hepiniz hoş geldiniz. Bugün aranızda gerçekten iyi oynayanları seçip kulübün altyapısına alacağız. Elimden geldiğince adaletli olacağıma emin olabilirsiniz. Öncelikle sahada beş tur koşacaksınız. Ardından bir pas ve şut organizasyonumuz var. Daha sonra maç yapacağız. Maç bitiminde seçilenlere haber vereceğim.Ve ardından sahaya çıktılar.
Ebubekir, sahaya ilk adımını attığında her şeyi unutmuştu. Artık sadece futbol ve o vardı.
Pasları isabetli ve temizdi. Çektiği beş şutun her biri harika bir şekilde gol olmuştu. Şimdi sıra maçtaydı.
Maç, Ebubekir’in santrasıyla başladı. İlk atakta, kanattan koşu yapan arkadaşına mükemmel bir ara pası verdi. Arkadaşı topa yetişti ve havadan harika bir orta açtı. Ebubekir zamanlamasını kusursuz ayarladı ve kafayı vurdu.
Ancak kaleci, bir panter gibi uzanarak topu kornere çelmeyi başardı.
İlk yarıda Ebubekir için başka önemli bir pozisyon olmadı. Ama o sabırlıydı. Doğru anın geleceğini biliyordu.
İkinci yarıda, rakibin kullandığı bir kornerde kaleci topu yakaladı ve hiç beklemeden ileriye, Ebubekir’e doğru uzun bir pas gönderdi.
Bu, Ebubekir’in en sevdiği pozisyondu.
Topu kontrol etti. Rakip defans oyuncusunun sağından atıp solundan geçti. Şimdi kaleciyle karşı karşıyaydı.
O anda zaman sanki yavaşladı.
Ebubekir kafasını kaldırdı. Kalecinin öne çıktığını gördü.
Ve topun altına girerek yumuşak bir aşırtma vuruş yaptı.
Top havalandı.
Kaleci geriye doğru koştu ama artık çok geçti.
Top ağlara süzüldü.
Gol.
Ebubekir derin bir nefes aldı. İçinde tarif edemediği bir mutluluk vardı.
Maç kısa bir süre sonra sona erdi.
Tüm oyuncular soyunma odasının önünde toplanmıştı. Herkes sessizdi. Sadece kalp atışları duyuluyor gibiydi. Ebubekir’in kalbi göğsünden çıkacak gibi atıyordu.
Antrenör elinde bir kağıtla yanlarına geldi.
Herkes nefesini tuttu.
Antrenör isimleri okumaya başladı.
Ebubekir’in kulakları uğulduyordu. Sanki hiçbir şey duyamıyordu.
Sonra bir isim duydu.
— Ebubekir Kuşkapan.
Ebubekir bir an donup kaldı. Doğru duyduğuna emin olamadı.
Antrenör ona baktı ve gülümsedi.
— Tebrikler evlat. Artık bu takımın bir parçasısın.
Ebubekir’in gözleri doldu. Hayatında ilk defa hayallerine gerçekten yaklaştığını hissediyordu.
Dayısı uzaktan onu izliyordu. Gözlerinde gurur vardı.
Ebubekir o an anladı.
Bu daha başlangıçtı.
