12. bölüm · BİR ESMER SEVDİM
10. BÖLÜM: BAZALT TAŞININ GÖZYAŞI
🎶 (Servet Kocakaya) Pîro 🎶
🎶( Nurettin Rençber )Aşk Sana Benzer 🎶
BAŞLANGIÇ:
Sokakların kendi adaleti vardır derler; ama o adalet, güçlülerin iki dudağı arasından çıkan bir kelimeyle altüst olmaya mahkumdur. Fırtınadan önce çöken o sessizlik, mahallenin dar küçelerinde fısıltıların kesilmesine, kapıların sıkıca kapanmasına sebep olur. Çünkü herkes bilir ki, dağın gölgesi bir kez sokağa düştü mü, artık kimse güvende değildir.
Bu bölüm; meydan okuyanların bedel ödediği, sessiz kalanların ise sırasını beklediği o karanlık gecenin başlangıcıdır. Raconların bittiği, namluların soğuk yüzünü gösterdiği ve Yunus Emre için geri dönüşü olmayan o yolun ilk adımıdır.
"Biz bu sokaklara ömrümüzü verdik Ali Ağa... Gerekirse canımızı da veririz ama burayı senin o kirli çarkına meze etmeyiz!"
𓆩❤️🔥𓆪 𝓨𝓾𝓷𝓾𝓼 𝓔𝓶𝓻𝓮 𓆩❤️🔥𓆪
“𝓚𝓾𝓻𝓽𝓵𝓪𝓻 𝓼𝓸𝓯𝓻𝓪𝓼ı𝓷𝓭𝓪 𝓿𝓮𝓯𝓪 𝓪𝓻𝓪𝓷𝓶𝓪𝔃… 𝓱𝓮𝓼𝓪𝓹 𝓼𝓸𝓻𝓾𝓵𝓾𝓻.” 𓆩🖤𓆪 𝓐𝓵𝓲 𝓐ğ𝓪 𓆩🖤𓆪
“𝓒𝓮𝔃𝓪𝔃ı 𝓴𝓮𝓼𝓲𝓵𝓮𝓷𝓲𝓷, 𝓯𝓮𝓻𝔂𝓪𝓭ı 𝓭𝓾𝔂𝓾𝓵𝓶𝓪𝔃.” ---
Gece, Diyarbakır’ın üzerine bir karabasan gibi çökmüştü. Sokağın lambaları titreyerek yanıyor, dar küçelerden çıt çıkmıyordu. Feraye’nin gidişinin üzerinden saatler geçmişti ama Yunus Emre hala o barakanın önündeydi. Gözlerini bir an bile kırpmamış, sokağın başındaki o karanlık köşeyi izliyordu. Ali’nin sağ kolunun attığı o sinsi bakış, sessiz bir savaş ilanından başka bir şey değildi.
Yunus, sokağın yukarısından gelen ayak seslerini duydu. Gelen Hamza’ydı. Ama aralarındaki o kahvehane baskınından sonra eski samimiyetten eser kalmamıştı; adımları ağır, bakışları sitem doluydu. Yunus, ceketinin cebindeki eski çakmağını parmaklarının arasında çevirirken başını bile kaldırmadı.
Hamza, aralarındaki o buz gibi mesafeyi koruyarak barakanın önünde durdu. Yüzü kireç gibi beyazlamış, sesi her zamankinden daha derin ve gergindi.
"Hala o masayı devirdiğin günkü gibi öfkelisin Yunus," dedi Hamza, gözlerini sokağın karanlığına dikerek. "Ama bu sefer mevzu benim kahvemi basmaya benzemez. Ali Ağa bizzat mahalleye giriş yapmış. Siyah arabaları meydanın ortasına çekmişler. Herkesi susturmuş, sadece seni soruyor. 'O meydan okuyan delikanlı gelsin, bu sokağın sahibini görsün' demiş."
Yunus çakmağını cebine koydu, yavaşça ayağa kalktı. Hamza’nın gözlerinin içine, o geçmişin vebalini hatırlatır gibi sertçe baktı.
"Mesele ne ye, tu zani Hamza... (Mesele ne, sen çok iyi biliyorsun.)" dedi Yunus, sesi buz gibiydi. "Siz o gün o durağa o otobüs yanaştığında benim hayatımı satarken korkmadınız da, şimdi Ali Ağa mahalleye girdi diye mi dizleriniz titriyor? Sokağın gölgesiyle yüzleşmeden bu mahallede nefes alamazdık. Yürü bakalım, görelim Ali Ağa dedikleri o devasa dağı."
Hamza yutkundu, içindeki o eski dostluğun kırgınlığıyla Yunus’un omzuna elini koyacak gibi oldu ama elini geri çekti. "Ben senin katilin olmak istemedim Yunus... O gün de istemedim, bugün de istemiyorum. Ama Ali Ağa bu mahalleyi yakar, altında hepimiz kalırız," diye fısıldadı.
Yunus hiç cevap vermedi. Ceketinin yakasını düzeltti ve önden yürümeye başladı. Mahallenin meydanına doğru ilerlerken, pencerelerin arkasından gizlice bakan gözler, bu iki eski dostun sessiz ama ölüme yürür gibi gidişini izliyordu.
Meydana vardıklarında, üç tane siyah lüks araç kahvenin önünü kapatmıştı. Arabaların etrafında takım elbiseli, sert bakışlı adamlar dizilmişti.
Orta arabanın kapısı yavaşça açıldı. İçinden, saçlarına kır düşmüş, siyah uzun paltosuyla ağır adımlarla Ali Ağa indi. Gözlerindeki o soğuk ve kibirli ifade, sokağın tüm havasını bir anda ağırlaştırdı. Yunus’a doğru birkaç adım attı, onu tepeden tırnağa süzdü.
"Demek benim adamlarıma kafa tutan, 'Esmer' davasına racon kesen sensin, Yunus Emre," dedi Ali Ağa. Sesi alçaktı ama meydandaki her taş duvar bu sesi yankılattı. "Cesaretine hayran kaldım çocuk. Ama bilmez misin, fazla cesaret bu mahallede insanı erkenden kara toprağa götürür?"
Yunus, Ali Ağa’nın tam karşısında durdu. Aralarındaki o birkaç adımlık mesafede adeta görünmez kıvılcımlar çakıyordu. Yunus çenesini dikti, gözlerini Ali'nin gözlerine sabitledi:
"Biz topraktan korksaydık, bu çamurlu küçelerde büyümezdik Ali Ağa," dedi Yunus, geri adım atmadan. "Senin gücün arkandaki o adamlara, siyah arabalara yeter. Ama bu sokağın çocuklarının ahı, o arabaların zırhını deler geçer. Hamza'ya dün gece el kaldırmışsınız. Bizde dosta el uzatanın, o eli kırılır."
Ali Ağa hafifçe gülümsedi ama bu gülümseme ölümcüldü. Sağ elini havaya kaldırdı, adamlarına küçük bir işaret verdi. O sırada kahvenin köşesinden, gizlice olan biteni izleyen Feraye’nin korku dolu çığlığı mahallenin sessizliğini böldü:
"Yunus, yapma! Git buradan!"
Ali Ağa, sesin geldiği yöne doğru bakıp tekrar Yunus’a döndü. "Demek zayıf noktan bu kız... Güzel. Şimdi sana sokağın asıl kuralını öğreteceğim Yunus Emre. Benim olduğum yerde kuralı ben yazarım, cezayı da ben keserim."
Ali’nin adamları hamle yaparken, Yunus elini ceketinin iç cebine doğru götürdü. Artık geri dönüşü olmayan o çizgi aşılmıştı.
Bölüm Sonu (Anlatıcıdan):
"Gölge büyüdükçe ışık kaybolur, namlular çekildiğinde ise kelimeler hükmünü yitirirdi. Yunus Emre, Ali Ağa’nın karşısında dimdik durarak sokağın en büyük kumarını oynamıştı. Ama bu kumarın bedeli sadece kendi canı değil, arkasında bıraktığı Feraye’nin de geleceği olacaktı. Silahların gölgesinde başlayan bu hesaplaşma, Diyarbakır sokaklarına unutulmayacak yeni bir vebal bırakmak üzereydi."
"Dağın gölgesi ağırdır derler, ama unuttukları bir şey var: En yüksek dağ bile, altındaki toprağın çöküşüyle devrilir."
♡ İYİ OKUMALAR ♡
