18. bölüm · BİR ERKEK DAHA EKSİLDİ
18. BÖLÜM KEKOLAR KAPATILSIN
Kızlar çalkantılı bir görüntülü konuşma içerisindelerdi. Hepsi arabalarının içerisinde, farklı farklı yerlere gidiyordu. Özde, challenge’ının ilk buluşmasında yaşadıklarını anlatıyor; kızlar da onu dinleyip cevap veriyorlardı. Ama bu cevapların çoğu, ilk damat adayına bol sövme içeriyordu.
Bu konuşma sürerken Sıla, Altınçam Sonsuzluk Konutları’nın açılışına; Özde, üç kızın da mezun olduğu 9 Eylül Üniversitesi’ne psikoloji söyleşisine; Alara ise bir davasına gidiyordu.
Özde en sonunda bu tatsız konuya bir son verip, “Bana ikinci adaydan bahsetsene, Sıla.” dedi.
Sıla anlatmaya başladı:
“Fatih Gür, 27 yaşında. Araç alım-satım işiyle uğraşıyor. Mavi gözlü. Senin isteğin üzerine buluşmayı erken bir saate ayarladım, bir kafede buluşacaksınız.” dedi ve kızlar konuşmayı sonlandırdılar.
Sıla, sitenin bulunduğu müfite ulaşmıştı. Sitenin kapısının önünde, açılış konuşmasından sonra kesilmesi için kırmızı bir kurdele çekilmişti. Sitenin kapısının önünde üç kişi duruyordu: Sitenin sahibi Çağla Hanım; sarışın, kıvırcık saçlıydı. Kendisine çok yakışan bir renk olan siyah kayık yaka bir elbise ve yine aynı şekilde siyah stilettolar giymeyi tercih etmişti.
Sıla ise haki yeşili boğazlı bir bluz, kahverengi kumaş bir pantolon, gold takılar, yine aynı şekilde kahverengi bir kemer ve kahverengi bir stiletto giymeyi tercih etmişti. Mahmut Bey ise siyah klasik bir takım elbise giymişti.
Kadınların tam ortasında duran Mahmut, açılış konuşmasına başladı:
“Altınçam Sonsuzluk Konutları’nın açılışına hepiniz hoş geldiniz.” dediğinde topluluktan bir alkış yükseldi.
“Çağla Hanım’la işbirliğimizin devamını diler, Sıla Hanım’a bu güzel sitenin yapımındaki emekleri için teşekkür ederim.” dedi ve kırmızı kurdeleyi gümüş bir makasla kesti.
---
Özde’nin söyleşisi nasıl mı geçti? Önce ne giydiğinden bahsedeyim size: Beyaz kayık yaka, kolsuz bir bluz; mavi kot pantolon ve yine aynı şekilde beyaz stilettoları tercih etti. Bu kombin, küt kahküllü sarı saçlarına çok yakışmıştı.
Gri bir koltukta bacak bacak üstüne atmış oturuyordu. Siyah bir takım giymiş, esmer, uzun saçlı sunucu kadın tatlı bir gülümsemeyle,
“Öncelikle hoş geldiniz, Özde Hanım. Eğer hazırsanız, ilk sorumuzla söyleşimize başlıyoruz.” dedi.
Özde hafif bir gülümsemeyle, “Hazırım.” dedi.
---
Sunucu: “Özde Hanım, 9 Eylül Üniversitesi Psikoloji bölümünde okurken sizi en çok etkileyen ders veya hoca hangisiydi?”
Özde: “Kesinlikle Klinik Psikoloji dersi beni çok etkilemişti. O derste insan davranışlarını anlamanın ne kadar derin ve karmaşık bir süreç olduğunu fark ettim. Ayrıca Pervin hocamızın vaka örnekleriyle dersi işlemesi, mesleğe olan ilgimi daha da artırdı.”
Kadın, anladığını belirten bir gülümsemeyle devam etti:
“Peki o zaman, ikinci sorumuza geçelim.”
---
Sunucu: “Psikoloji okumak isteyen bir öğrenciye 9 Eylül Üniversitesi’ni neden önerirsiniz?”
Özde: “Çünkü hem akademik anlamda güçlü bir kadroya sahip, hem de öğrencilerine uygulamalı çalışma fırsatları sunuyor. Özellikle İzmir gibi canlı bir şehirde okumak, sosyal deneyim açısından da kişisel gelişime katkı sağlıyor.”
Kadın, anladığını ve hak verdiğini belirten bir edayla kafa salladı ve üçüncü sorusunu yöneltti:
“Peki o zaman…” dedi, harfleri uzatarak.
“Üniversite yıllarında psikolojiye dair bakış açınız nasıl değişti?”
Özde: “Başta psikolojiyi sadece ‘insanları anlamak’ olarak görüyordum ama okudukça bunun bilimsel bir alan olduğunu, araştırma ve etik sorumluluk gerektirdiğini anladım. Bu farkındalık beni çok olgunlaştırdı.”
---
“Peki o zaman, geçelim sonraki sorumuza.” dedi sunucu kadın ve sorusunu yöneltti.
Sunucu: “Psikolog olarak çalışmaya başladığınızda, okulda öğrendiklerinizle gerçek hayatta karşılaştıklarınız arasında fark oldu mu?”
Özde soruyu beğendiğini gösteren bir edayla cevap verdi:
“Evet, oldu. Teorik bilgiler çok önemli ama sahada empati, sabır ve gözlem gücü daha çok öne çıkıyor. Gerçek insanlar ve hikâyeleriyle karşılaşınca, mesleğin ne kadar insani bir yönü olduğunu görüyorsunuz.”
---
Özde’den cevap aldıktan sonra kadın, “Gelelim son sorumuza.” dedi.
Sunucu: “Psikoloji alanında ilerlemek isteyen öğrencilere ne tavsiye edersiniz?”
Özde: “Bol bol kitap okuyun, sadece derslerle sınırlı kalmayın. Gönüllü stajlara katılın, insanlarla iletişim kurmaktan çekinmeyin. Ve en önemlisi, önce kendinizi tanımaya çalışın; çünkü psikoloji, başkalarını anlamadan önce kendini anlamayı gerektiriyor.”
Kadın, bu cevaptan sonra,
“Söyleşimize zaman ayırıp katıldığınız için teşekkür ederiz, Özde Hanım.” dedi.
Özde gururlu bir edayla,
“Rica ederim. Mezun olduğum üniversitenin söyleşisine katılmak benim için bir gururdu.” dedi.
---
Alara, mahkeme salonunun önünde mübaşirin onları çağırmasını beklemekteydi. Bu dava, müvekkili Mustafa Alkor’un karısı Münevver Alkor’dan boşanma davası ve ikiz çocukları Nazlı ile Ali’ye şiddet uyguladığı gerekçesiyle açılmış velayet davasıydı.
Bir süre sonra mübaşir yüksek sesle bağırdı:
“Davacı Mustafa Alkor, davacı vekili Avukat Alara Uluca! Davalı Münevver Alkor, davalı vekili Avukat Deniz Yılmaz!”
Taraflar salona girdi. Gergin bir hava hâkimdi. Hakim dosyayı önüne alıp konuşmaya başladı:
“Dosyayı inceledim. Davacı taraf, davalı Münevver Alkor’un çocuklara fiziksel şiddet uyguladığını iddia ediyor. Davacı vekili, savunmanızı alalım.”
Alara ayağa kalktı, dosyasını önüne aldı ve kararlı bir ses tonuyla konuşmaya başladı:
“Sayın hâkim, müvekkilim Mustafa Alkor, eşi Münevver Alkor’un 3 yaşındaki ikiz çocukları Nazlı ve Ali’ye defalarca kez fiziksel şiddet uyguladığını iddia etmektedir. Bu iddia yalnızca sözlü beyanla sınırlı değildir; somut delillerle desteklenmektedir. Dosyaya sunduğumuz kanıtlar arasında, pediatri uzmanı Dr. Kadir Karaca tarafından 12 Mart 2025 tarihinde düzenlenen adli muayene raporu bulunmaktadır. Raporda, çocukların vücutlarında morarma ve tırnak izlerine rastlanmıştır.”
Alara belgeleri hâkime uzattıktan sonra devam etti:
“Ayrıca, komşuları Yasemin Yıldırım’ın verdiği tanık ifadesinde, davalı Münevver Alkor’un çocuklara sık sık bağırdığı, evden ağlama sesleri geldiği belirtilmiştir. 23 Şubat tarihli ses kaydında da davalının çocuklara ‘Susun, yeter artık!’ şeklinde bağırdığı açıkça duyulmaktadır.”
Salonda kısa bir sessizlik oldu. Davalı Münevver başını öne eğmiş, avukatı Deniz Yılmaz ise not defterine bir şeyler yazmaktaydı.
Alara, ses tonunu yumuşatarak son cümlesini kurdu:
“Sayın hâkim, tüm bu deliller ışığında, çocukların fiziksel ve psikolojik güvenliği açısından velayetin davacı Mustafa Alkor’a verilmesini talep ediyoruz.”
Dava salonundan çıkarken Alara gururluydu. “Size bu davanın lehimize olduğunu söylemiştim,” dedi.
Mustafa, ellerinden tuttuğu çocukları Alara’ya dönüp, harfleri uzatarak tiz sesleriyle, “Teşekkürler, Alara abla.” dediler. O sırada Alara'nın çantasındaki telefonundan bildirim sesi geldi. Alara telefonunu çıkarıp baktı; gruptan bir mesaj gelmişti:
SILA: “Ödişşş, buluşmanaaa 1 saat kaldıııı.”
Ardından Sıla’ya yanıt geldi:
ÖZDE: “TAMAMDIRRRR SILOŞŞŞŞ.”
Bu mesajdan sonra Özde hemen hazırlanmaya başladı. Çünkü bir kadın olarak bir saat mi anca hazırlanırdı? Söyleşiden kalma kombini gayet yeterliydi. Makyajını tazeleyip saçına maşa yaptı. Maşa yapmak zaten zor, ama kısa paça şey yapmak daha zordu; bir saatini tamamen o aldı. Hazır bir kombin olmasaydı ne yapacağını düşünmek bile istemedi.
Özde, Sıla'nın yolladığı konuma ulaştı. Butik bir kafeydi burası. Bir masadaki adam elini kaldırdı ve Özde’ye eliyle “gel, gel” yaptı. Bu adam saçı jöleli, dar paça açık mavi kısa bir pantolon giyen ve dar bordo bir gömlek giymişti. O gömleğin düğmelerinin yarısı açıktı ve kolları katlanmıştı. Yani anlayacağınız, adamın profili Özde’nin beklentisine uygun değildi; o yüzden adamla konuşmaya bile tenezzül etmeyecekti. Zaten bu adamın muhabbetinin konusu ve kelime dağarcığı masaya koydu. Sigara paketi ve üzerindeki BMW araba anahtarından belliydi.
O yüzden aniden Özde’in kendini kurma dürtüsü devreye girdi ve adamı görmemiş gibi davrandı. Öyle bir seviyedeydi ki şu anda kör taklidi bile yapabilirdi. Özde, şu anda adamın sesini duyamayacağı bir mesafedeydi. O yüzden bunu bir avantaj olarak kullanıp telefonun ekranını kapatıp eline aldı ve sanki çok kötü bir haber almış gibi davranıp ortamdan koşarak uzaklaştı. Ardından adama, “Çok özür dilerim, annem hastalandı, onun yanına gitmek zorundayım.” yazdı ve gruba yazdı:
SİZ: “Kızlar, herif kekonunun dibi çıktı, ben kaçaroti.”
Ardından Alara, “Özde’nin kendini koruma mekanizması takdire şayan.” yazdı.
Sıla ise, “Keko'yu gördün mü, kaç” yazmayı uygun gördü.
Ardından Alara’nın evinde dedikodu kazanının bol bol kaynatıldığı bir akşamdan sonra günü kapattılar.
