Bir Duvar Öte kitap kapağı

3. bölüm / 7

Bir Duvar Öte

Kararını Verdinmi?

Yazar: Bronzunelması .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Kararını Verdinmi?

Ayakkabısının burnuyla topa öyle bir güçle vurdu ki, o an saha adeta sessizliğe büründü. Top, kalecinin solundan, ağların tam köşesine öyle bir hızla çakıldı ki, fileler neredeyse yırtılacak gibi oldu.
GOOOLL!
Stadyum bir anda kaos alanına döndü. Atlas penaltıyı gole çevirdiği an, acısını bir kenara bırakıp ellerini iki yana açarak zafer sarhoşu bir edayla tribünlerin önüne koştu.
Kaan ise olduğu yerde çivilenmişti; sahadaki o popüler, yenilmez kral gitmiş, yerine ilk kez gerçek bir rakiple karşı karşıya kalmış, gururu incinmiş bir çocuk gelmişti.
Barkın, elindeki kronometreye bakıp maçın bittiğini işaret eden o son düdüğü çaldı.Atlas, maçın galibi olarak sahayı terk ederken, Kaan hala kendi yarı sahasında elleri dizlerinde nefes nefese kalmıştı.
Pera, Kaan’ın yanına gidip bir şeyler söylemeye çalışsa da Kaan’ın onu elinin tersiyle itip doğrudan bizim tribüne, bana bakması an meselesiydi.
Sahanın tüneline girerken Atlas, sanki bir savaştan dönen muzaffer bir komutan gibi başını dik tutuyordu.
Yanından geçen herkes ona bir şeyler söylüyor, takımdakiler onu omuzlarına almak istiyordu ama o, tek bir kişinin gözlerini arıyordu: Benimkileri.Sude kolumu dürttü.
"Alya, çocuk resmen maçı tek başına aldı. Kaan’ın o surat ifadesini gördün mü? Resmen yıkıldı."
"Gördüm Sude," dedim, sesimdeki tuhaf titremeyi gizlemeye çalışarak.
"Ama daha yeni başlıyoruz. Bu çocuk... bu Atlas, her şeyi mahvedecek."
Maç bitmişti ama asıl olay okulun çıkışında kopacaktı. Çünkü o penaltı sadece bir gol değil, okulun popüler hiyerarşisine atılmış en büyük imzaydı.
Sınıfa doğru yürürken koridorun köşesinde, forması terden sırılsıklam olmuş Kaan’la karşılaştım.
Gözlerinde o her zamanki şefkat değil, saf bir hırs ve hayal kırıklığı vardı. Önümü kesti. Arkadan gelen Atlas’ın, adımlarını yavaşlatıp bizi izlediğini ensemde hissediyordum.
"Gördün mü?" dedi Kaan, sesi fısıltıdan halliceydi ama içinde devasa bir öfke barındırıyordu.
"İnsanların sana nasıl baktığını gördün mü Alya? O adamın seni ne hale getirdiğini?"
"Kaan, sadece bir futbol maçıydı," dedim, geri adım atarak.
Kaan’ın elini, sanki dokunmak ister gibi bana uzattığını ama son anda durdurduğunu gördüm.
Atlas tam o sırada yanımızdan geçip giderken, omzuyla Kaan’ın omzuna kasıtlı bir şekilde çarptı.
Durdu, hafifçe arkasına döndü ve o gıcık gülüşüyle:"Maç bitti komşu," dedi Atlas, sesi koridorda yankılanırken.
"Ama forvet forması... Cuma günü belli olacak. Bakalım abin Barkın, kaybeden birine mi yoksa kazanan birine mi o formayı verecek?"Atlas yürüyüp gitti.
Kaan, ellerini yumruk yapıp sıkarak arkasından bakarken, ben hayatımın en zor yılına girdiğimi, sadece ikisi arasında değil, kendi içimdeki bu karmaşayla da savaşacağımı artık çok iyi anlamıştım.
Bu okulda, bu 11-B'de, hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktı. Atlas ve Kaan arasındaki bu soğuk savaş, çok daha büyük bir yangına dönüşmek üzereydi ve ben... ben o yangının tam ortasındaki o kırmızı arabayı, o çamurun içinden asla çıkaramayacaktım.
Atlas’ın o buz gibi, serseri meydan okuması koridorun duvarlarında asılı kalırken, adımları merdivenlere doğru uzaklaştı.
Kaan’ın çene kemiğinin kasıldığını, öfkeden gözlerinin dolduğunu görebiliyordum. Okulun ulaşılamaz, popüler çocuğunun gururu, yüzlerce kişinin gözü önünde ilk kez bu kadar ağır bir darbe almıştı.
"Alya," dedi Kaan, sesindeki o hırslı titremeyi gizlemeye çalışarak bana doğru bir adım attı.
Gözlerindeki o hep bana sakladığı, kimsenin bilmediği o yumuşak bakış gitmiş, yerine hırslanmış bir aslanın korumacı öfkesi gelmişti.
"Bu çocuk kim olduğunu sanıyor bilmiyorum ama Muğla’yı ona dar edeceğim. Seni de o serserinin oyunlarına alet ettirmeyeceğim, bunu bil."
"Kaan, lütfen sakin ol," dedim, koridordaki birkaç meraklı gözün bize kaydığını fark
ederek. "Onun derdi benimle, çocukluktan kalan saçma bir mesele işte. Sen onun seviyesine inme."
Kaan derin bir nefes alıp saçlarını arkaya attı, o eski popüler ve mesafeli duruşunu takınmaya çalışarak hafifçe gülümsedi ama gözleri hala alev alevdi.
"Benim seviyeme çıkamaz zaten. Cuma günü o sahada kimin kalacağını abin de, o da görecek."
Başını hafifçe sallayıp yanımdan ayrıldı.Ben olduğum yerde çakılı kalmışken, Sude ve Arda koridorun köşesinden adeta fırlayarak yanımda bittiler.
"Kızım şaka mısınız siz ya?!" diye fısıldadı Arda, heyecandan gözleri yuvalarından fırlamış gibiydi.
"Kaan resmen az önce sana 'benimsin' mesajı verdi, Atlas da arkadan 'hadi oradan' çekti.
Okulun ilk haftasından kaosun dibine vurduk!"
"Aynen öyle," dedi Sude, koluma girip beni çıkış kapısına doğru çekiştirirken.
"Ayrıca fark ettin mi bilmiyorum ama Pera az önce Kaan'ın yanından geçerken Kaan onu resmen görmezden geldi. Pera şu an okul bahçesinde hırsından tırnaklarını kemiriyor. Bu kız sana rahat vermez, benden söylemesi."
"Aman, Pera eksikti zaten," diye mırıldandım başımı sallayarak.
Okul bahçesine çıktığımızda Ege'nin o sıcak ikindi rüzgarı yüzüme vurdu.
Çıkış kapısının önü ana baba günüydü ama benim gözlerim ister istemez kaldırımın kenarında duran o siyah spor arabayı aradı.
Atlas, çoktan üstünü değiştirmiş, üzerine siyah bir tişört geçirmiş şekilde arabasının kapısına yaslanmış duruyordu.
Elindeki araba anahtarını parmağında sallarken, etrafındaki birkaç kıza tamamen ilgisiz bir şekilde doğrudan okul kapısından çıkan beni izliyordu.
Abim Barkın da onun yanındaydı, hararetli bir şekilde futbol takımı hakkında konuşuyorlardı.
Barkın beni görünce el salladı.
"Alya! Hadi kızım, Atlas’la dönüyoruz, acele et!"
"Eyvah," dedim Sude ve Arda’ya dönerek.
"Yine o klostrofobik arabaya binmek zorundayım. Dua edin de yolda birbirimizi öldürmeyelim."
"Dikkat et kanka," dedi Arda sinsi bir gülüşle.
"Arkadaki o serseri her an dikiz aynasından yeni bir kağıt fırlatabilir."
Bizimkilerden ayrılıp adımlarımı arabaya doğru yönlendirdim.
Kaan’ın okulun çıkışındaki merdivenlerden bana doğru baktığını, gözlerini bir saniye bile üzerimden ayırmadığını görebiliyordum.
Atlas ise benim Kaan’a baktığımı fark ettiği an anahtarı sallamayı bıraktı. O sol yanağındaki gıcık gamzesi sinir bozucu bir şekilde tekrar belirdi ve arabanın arka kapısını benim için açtı.
"Buyur geç bakalım, Kayra," dedi, sesindeki o derin, alaycı tonla.
"Şans melekleri ön koltuğu kaptı, sana yine arkası düştü."
Arabaya doğru adımlarken Kaan’ın arkamdan gelen sesini duymamla birlikte adımlarım olduğu yerde çakıldı.
Atlas arabanın kapısını tutmuş, gözlerini kısmış bir şekilde bize bakıyordu ama Kaan onu tamamen yok sayarak aramızdaki mesafeyi kapattı.
Okul bahçesindeki kalabalık, Kaan'ın bana doğru yürüdüğünü görünce yeniden fısıldaşmaya başlamıştı.
Kaan, tam önümde durup o derin, hareleri koyulaşmış gözlerini doğrudan gözlerime dikti.
Artık okulun popüler çocuğu maskesi falan kalmamıştı; karşımda sadece hislerini daha fazla saklayamayan, içi içine sığmayan bir çocuk vardı.
"Alya, bir dakika dinle lütfen," dedi, sesi bahçe gürültüsünün arasında sadece benim duyabileceğim bir tonlamayla ama acayip bir netlikle yankılandı.
"Sahada herkesin içinde söylediklerim... Bir anlık bir hırs ya da o yeni gelen serseriye inat yapılmış bir şey değildi. Uzun zamandır içimde taşıdığım, ama bir türlü doğru zamanı bulamadığım gerçeklerdi."
Nefesimi tutmuştum. Barkın arabanın oradan
"Kaan, hayırdır oğlum?" diye seslendi ama Kaan başını bile çevirmedi.
"Sana olan aşkımı artık gizlemek istemiyorum," diye devam etti Kaan, gözlerimin içine o kadar dürüst ve savunmasız baktı ki, içimde bir yerlerin cız ettiğini hissettim.
"Ama şu an kafanın ne kadar karışık olduğunu görebiliyorum. Senden hemen şimdi bir cevap beklemiyorum. Sadece... benden kaçmayı bırakmanı, söylediklerimi düşünmeni ve bana bir şans verip vermeyeceğine dair bir karar vermeni istiyorum. Ben senin kararını bekliyor olacağım."Kaan’ın bu net, dürüst ve olgun konuşması göğüs kafesimin sıkışmasına neden oldu. O popüler, ulaşılamaz çocuğun benim önümde bu kadar savunmasız kalması kalbimi hızlandırırken, arkamdan gelen o sert, ölümcül krampon sesleri bahçedeki tüm havayı bir kez daha buz kesti.
Atlas, arabanın kapısını hışımla kapatıp aramıza doğru öyle bir adım attı ki, öfkesi resmen elle tutulur bir hal almıştı.
Çene kemiği gerilmiş, gözlerindeki o kapkara yangın adeta etrafı saracak boyuta ulaşmıştı.
Sol yanağındaki o gamzeden eser yoktu; yüz hatları tamamen sertleşmişti. Kaan’ın tam karşısında durduğunda, aralarındaki boy savaşı bu sefer çok daha tehlikeli bir boyuta taşındı."
Sen ne dediğini sanıyorsun lan?" diye tısladı Atlas, sesi okul bahçesindeki son uğultuyu da bıçak gibi kesti.
Kaan’ın üzerine doğru tehditkar bir şekilde yürürken ellerini yumruk yapmıştı.
"Kimin önünde, kime karar verdirtiyorsun sen? Fazla havalandın sen, sahadaki o bacak arası yetmedi galiba sana!"Kaan hiç geri adım atmadı.
"Ben Alya ile konuşuyorum, Atlas. Seni ilgilendiren bir durum yok burada," dedi sakin ama meydan okuyan bir sesle.
"Alya ile ilgili her durum beni ilgilendirir!" diye kükredi Atlas, gözleri öfkeden tamamen kararmış bir şekilde.
Sonra aniden kafasını bana çevirdi, o kahverengi gözlerindeki hayal kırıklığı ve deli dehşet öfke karışımı bakış doğrudan ruhuma işledi.
"Arabaya geç, Kayra. Hemen.”
Kaan bana son bir kez,"Düşün ve kararını ver, Alya," der gibi baktıktan sonra arkasını dönüp ağır adımlarla uzaklaştı.
Ben ise iki fırtınanın tam ortasında, Kaan’ın kalbimi paramparça eden o dürüst itirafı ve Atlas’ın yanardağ gibi patlayan o saf öfkesi arasında kalmıştım.
Bu sefer sadece sahadaki forvet forması için değil, doğrudan benim kalbim için geri dönülmez bir savaş ilan edilmişti.
Kaan’ın arkasını dönüp kendinden emin ç adımlarıyla okul bahçesinden uzaklaşmasını izlerken, kalbimin göğüs kafesimi delip geçecek gibi çarptığını hissediyordum.
Tüm okulun gözü önünde kalbini avucuma bırakmış, benden bir karar, bir şans istemişti.
Yıllardır ulaşılamaz bir kral gibi koridorlarda yürüyen o çocuk, benim karşımda gardını tamamen indirmişti resmen.
"Sana arabaya geç dedim, Kayra!"
Atlas’ın hemen yanı başımda patlayan sesiyle irkilerek kendime geldim.
Sesi o kadar boğuk ve öfkeli çıkmıştı ki, bahçede kalan birkaç öğrenci bile ürkerek adımlarını hızlandırdı.
Çene kasları sinirden titriyor, ellerini kot pantolonunun cebine sokmuş, yumruklarını sıkmaktan boğumlarının beyazladığını gizlemeye çalışıyordu.
"Bana emir verip durma, Atlas!" diye diklendim, gözlerimin içine çöken o kapkara yangına inat geri adım atmayarak.
"Sen benim neyimsin ki bana hesap soruyorsun? İstediğimle konuşur, istediğimi dinlerim!"
Atlas aniden bana doğru bir adım attı. Aramızdaki o bir adımlık mesafeyi tamamen yok ettiğinde, o taze nane kokusuna karışan öfkesinin sıcaklığını tenimde hissettim.
Başını hafifçe aşağı eğdi, gözlerini gözlerime dikti.
Sol yanağındaki o gıcık gamze tamamen yok olmuştu; yüzü adeta taştan yontulmuş gibi sert ve tavizsizdi.
"Senin neyin miyim?" diye fısıldadı, sesi tehlikeli bir fısıltıyla kısılarak.
"Ben senin çocukluğunu gömdüğün adamım, Alya. O çamurlu kırmızı arabayı da, o arabanın sahibini de o çocuk herife yar etmem, bunu o kafana soksan iyi edersin. Şimdi... Geç. Arabaya."
Daha fazla bir şey söylememe izin vermeden arkasını döndü ve sürücü koltuğunun kapısını hışımla açıp içeri atladı. Kapıyı o kadar sert kapatmıştı ki araba yerinden oynadı.
Bana Alya demişti, hemde ilk defa.
Abim Barkın, ön koltukta şaşkın şaşkın bir bana bir Atlas’a bakıyordu.
"Oğlum ne oluyor size? Okulun ilk gününden beri kedi köpek gibisiniz. Kaan’la ne derdiniz var sizin?" diye sordu kafasını kaşıyarak.
"Yok bir şey abi," diyerek arabanın arka kapısını açtım ve kendimi o deri koltuklara bıraktım.
Araba, Atlas’ın gaz pedalına acımasızca yüklenmesiyle okulun bahçesinden bir ok gibi fırladı.
Yol boyunca dikiz aynasından gözlerini bir saniye bile üzerimden çekmedi. O kahverengi gözlerdeki dumanlı öfke, arabanın içindeki havayı solunmaz hale getiriyordu.Kafamı cama yaslayıp dışarıda hızla akan ağaçları izlemeye başladım.
Kaan’ın "Sana ihtiyacım var, düşün ve kararını ver" deyişi zihnimin bir köşesinde yankılanırken, Atlas’ın "Seni o çocuk herife yar etmem" diyen o serseri, sahiplenici tonu diğer köşeyi ele geçiriyordu.
Evlerin arasındaki yollarda hızla ilerlerken, cuma günkü seçmelerin sadece bir başlangıç olduğunu ve bu iki çocuğun arasındaki savaşın beni çoktan geri dönülmez bir seçimin eşiğine sürüklediğini biliyordum.
Ve ben, hangi tarafa adım atarsam atayım, arkamda devasa bir enkaz bırakacaktım.
Araba nihayet bizim evin önünde sert bir frenle durduğunda, tekerleklerin asfalttan çıkardığı o tiz ses sessiz mahalleyi böldü. İçerideki o ağır, basık hava kapıların açılmasıyla nihayet dağılırken derin bir nefes aldım.
Barkın arabadan inerken esnedi ve hiçbir şeyden haberi olmayan o rahat tavrıyla Atlas’ın omzuna vurdu.
"Oğlum cuma günkü seçmelere kadar o bileği iyice dinlendir, takıma sağlam lazımsın. Hadi eyvallah," diyerek bahçe kapısına doğru yürüdü.
Ben de çantamı tek omzuma takıp hızla arabadan inmeye yeltendim ama daha kapıyı kapatamadan Atlas’ın derin, pürüzlü sesi beni koltuğa geri çiviledi.
"Alya."
Yine yapmıştı. Bana 'Kayra' dememişti. Adım onun dudaklarından ikinci kez döküldüğünde, göğsümün ortasında bir yerlerin sıkıştığını hissettim.
Dikiz aynasından bana bakmıyordu; ellerini direksiyona sıkıca dolamış, doğrudan önüne, boş yola bakıyordu.
Parmak boğumları hâlâ bembeyazdı."Cuma gününe kadar," dedi, sesi o kadar kısık ve tehditkardı ki tüylerim diken diken oldu.
"O çocuk herifin söylediklerini tek bir saniye bile düşünmeyeceksin. Kafandan o seçeneği tamamen sileceksin."
"Sen benim zihnime de mi hükmedeceksin Atlas?" dedim, sesimin titrememesine özen göstererek kapıyı arkamdan hızla çarptım.Eve girip odama kapandığımda kendimi doğrudan yatağa attım.
Kafamın içi tam bir savaş alanıydı. Telefonumu elime aldığımda ekranda Kaan’ın adını gördüm.
Birkaç dakika önce gelmiş tek bir mesaj vardı:“Eve sağ salim vardın mı? Atlas bir taşkınlık yapmadı umarım. Söylediklerimi unutma, ben her zaman buradayım.”Mesaja cevap yazamadım.
Ekranı kapatıp göğsüme bastırdım. Kaan’ın o popüler, kusursuz dünyasındaki güvenli liman mı, yoksa Atlas’ın hayatıma adım attığı andan itibaren her şeyi altüst eden o karanlık, öfkeli fırtınası mı?
Hangisi daha tehlikeliydi, ayırt edemiyordum.
Günler hızla akıp geçti ve o kaçınılmaz cuma sabahı nihayet kapıya dayandı.
Okula adım attığım andan itibaren koridorlardaki havanın bile değiştiğini hissedebiliyordum. Herkes öğleden sonraki büyük seçmeyi, Kaan ve Atlas’ın sahadaki o yarım kalan hesabını konuşuyordu.Sırama oturduğumda Sude hemen bana doğru döndü.
"Kızım, Kaan sabah seni kapıda bekliyordu, görmedin mi? Yüzü çok gergindi ama gözü sürekli sendeydi.
Bir cevap bekliyor gibi hali var.""Bilmiyorum Sude, gerçekten kafam çok dolu," dedim, çantamdan defterlerimi çıkarırken.
Tam o sırada arkamdaki sırada bir hareketlilik oldu. Başımı çevirdiğimde Atlas’ın sırasına oturduğunu gördüm. Üzerinde okul forması yerine şimdiden altına giydiği yeşil antrenman şortu ve beyaz tişörtü vardı.
Sol bileği hafifçe bandajlıydı ama yürüyüşünde en ufak bir aksama yoktu.Göz göze geldiğimizde, o günkü öfkeli çocuk gitmiş, yerine yine o gıcık, her şeyle dalga geçen serseri gelmişti.
Sol yanağındaki o tek gamze yavaşça belirdi. Elindeki siyah tükenmez kalemi parmaklarının arasında döndürmeye başladı.
Tık. Tık. Tık.
"Hazır mısın, komşu?" diye fısıldadı öne doğru eğilerek.
"Bugün o çok güvendiğin popüler kralın tahtından inişini izleyeceksin."Cevap vermeme fırsat kalmadan sınıfın kapısında Kaan belirdi.
Üzerinde kırmızı antrenman yeleğiyle, o ulaşılamaz karizması ve arkasındaki futbolcularla tam bir lider gibi duruyordu. Gözleri doğrudan bizim sıraya, bana kaydı.
Atlas’la göz göze geldiklerinde, sınıfın ortasında görünmez bir yıldırım çaktı
.Kaan bana bakarak hafifçe gülümsedi ve dudaklarını oynattı: "Kararını verdin mi?"
Atlas ise kalemi sıraya sertçe bırakıp arkasına yaslandı, meydan okuyan gözlerini Kaan’a dikti.
Seçmelere sadece dakikalar kalmıştı ve bu maç, hayatımdaki tüm dengeleri sonsuza dek değiştirecekti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

97okunma 12beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…