5. bölüm · BİR ÇOCUĞUN YAŞAMI VE YAKIN ÖLÜMÜ
V. Bölüm: Boğuk rakamlar
Gözde için okulun her koridoru artık bir labirent, her sınıfı ise yeni bir sorgu odasıydı. Türkçe dersindeki o aşağılanmadan sonra matematik dersine girdiğinde, sayıların netliği bile zihnindeki bulanıklığı gidermeye yetmedi.
Matematik öğretmeni, elinde tebeşiriyle tahtaya devasa denklemler yazarken sınıfın havası buz gibiydi. Gözde, defterine bir şeyler karalıyor gibi görünse de aslında sadece elinin titremesini durdurmaya çalışıyordu. Matematik, hataların affedilmediği bir dersti ve Gözde, hayatının en büyük hatasını o tuvalet kabininde yapmış gibi hissediyordu.
"Gözde, buraya gel," dedi öğretmen, sesi tahtaya vuran tebeşir kadar sertti. "Şu denklemi çöz bakalım. Dersi dinliyor gibi görünüyorsun ama aklın nerede, merak ediyorum."
Gözde yavaşça kalktı. Tahtaya yaklaştıkça rakamlar birbirine girmeye başladı. x’ler ve y’ler sanki birer parmaklığa dönüşüp onu içine hapsediyordu. Elindeki tebeşir o kadar ağırdı ki, tahtaya tek bir çizgi bile çizemedi.
Arka sıralardan bir fısıltı yükseldi: *"Denklemi çözemez ki, o sadece fotoğraf çekilmeyi bilir."*
Sınıfta boğuk bir gülüşme koptu. Gözde'nin bakışları tahtadaki rakamlardan kayıp sınıfa döndü. Herkesin yüzünde o alaycı ifadeyi gördüğünü sandı. Öğretmen, masasına yaslanmış, kollarını kavuşturmuş bir halde ona bakıyordu.
"Hadi Gözde, sınıfta sadece sen varmışsın gibi davranma," dedi öğretmen sabırsızlıkla. "Basit bir denklem bu. Neden bu kadar beceriksizleşmeye başladın? Eskiden böyle değildin."
"Beceriksiz" kelimesi, kalbine atılan bir dikiş gibi canını yaktı. Gözde, tebeşiri yavaşça bıraktı. "Yapamıyorum hocam," dedi, sesi o kadar kısıktı ki öğretmen bile "Ne dedin?" diye sormak zorunda kaldı.
"Yapamıyorum!" diye tekrar etti, bu sefer sesi biraz daha yüksek ama çok daha kırıktı.
Öğretmen derin bir iç çekti. "Yerine geç. Matematikten de bir sıfır ekliyorum yanına. Ailene ne diyeceksin bilmiyorum, bu gidişle karneni hayal bile edemezsin."
Sırasına dönerken, hırkasının altındaki kolu sanki matematik öğretmeninin o sert bakışları altında daha çok sızlamaya başladı. Sayılar yalan söylemezdi; notları düşüyordu, başarısızlığı tescilleniyordu ve en acısı, ailesinin tek gurur kaynağı olan "başarılı öğrenci" kimliği de ellerinden kayıp gidiyordu. Bir sonraki teneffüste, zorba kızların yanından geçerken attıkları "Sıfırların kraliçesi" lakabı, Gözde’nin zihnindeki o karanlık listeye eklenen son madde oldu.
İşte matematik dersindeki o yıkımdan sonra, Gözde'nin okulun en tekinsiz yerlerinden biri kantin.
Matematik öğretmeninin o soğuk "Sıfır" kelimesi, Gözde’nin zihninde yankılanmaya devam ediyordu. Teneffüs zili çaldığında, sınıfta kalıp Asena'nın acıyan bakışlarına maruz kalmamak için kendini koridora attı. Ayakları onu istemsizce kantine sürükledi; kalabalığın içinde kaybolabileceğini umuyordu. Ancak kantin, sessizce saklanabileceği bir liman değil, aksine vahşi bir arenaydı.
Sıraya girdiğinde, arkasındaki gruptan gelen kıkırtıları duydu. Zorba kızlar yine oradaydı. Grubun lideri, elindeki meyve suyunu yudumlarken Gözde’nin hırkasını süzdü.
"Şuna bak, matematik dâhisi (!) bugün de formundaydı," dedi, sesini herkesin duyabileceği kadar yükselterek. "Rakamları bile unutmuş. Acaba o gün tuvalette kaç fotoğraf çekildiğini sayabiliyor mudur?"
Gözde, sanki karnına sert bir yumruk yemiş gibi iki büklüm oldu. Kantindeki uğultu bir anlığına kesildi ve birkaç yabancı yüzün ona doğru döndüğünü hissetti. Boğazındaki o dikenli teller, yutkunmasını imkânsız hale getiriyordu. Bir şey demedi, diyemedi. Kantinden bir şey almadan, kalabalığı yararak dışarı kaçtı.
Okulun arka bahçesindeki ıssız bir banka çöktüğünde, ellerinin titremesi artık durdurulamaz bir boyuttaydı. Hırkasının kolunu hafifçe sıyırdı; kolundaki o derin çizik, ruhundaki çatlaktan daha yavaş iyileşiyordu. "Beceriksiz," dedi kendi kendine. "Beceriksiz, çirkin, rezil..." Başkalarının ona söylediği her hakareti, artık kendi iç sesiyle kendine haykırıyordu.
Eve dönüş yolunda adımları her zamankinden daha ağırdı. Sanki her an dizlerinin üstüne düşüp bayılacakmış gibi bitkin bir hali vardı. Matematik notunun sisteme girildiğini ve babasının telefonuna o meşhur "Düşük not" bildiriminin gittiğini biliyordu. Apartman kapısının önüne geldiğinde durdu, 6. kattaki pencerelerine baktı. Işık yanıyordu. Babası evdeydi.
İçeri girdiğinde, evin havasındaki o elektriği hemen hissetti. Babası elinde telefonla koltukta oturuyordu, annesi ise mutfakta hiçbir şey olmamış gibi bulaşık makinesini boşaltıyordu.
"Gözde, buraya gel!"
Babasının sesi, matematik öğretmeninden çok daha sert, çok daha yıkıcıydı. Gözde, titreyen bacaklarıyla salona girdi. Babası telefonu ona doğru fırlatırcasına gösterdi.
"Bu ne? Matematikten sıfır mı? Biz seni oraya uyumaya mı gönderiyoruz? Rezil edeceksin bizi, tüm sülale senin başarını konuşurken şu hale bak!"
Gözde başını önüne eğdi. "Hastayım..."
"Bana hikaye anlatma!" diye bağırdı babası. "Hastasın madem, o bilgisayarın başında neden saatlerce oturuyorsun? O saçma sapan animasyonlarla uğraşacağına iki soru çözseydin bu halde olmazdın. O bilgisayarı ve telefonu bugün alıyorum elinden. Adam olana kadar da yok!"
Gözde'nin dünyasındaki son ışık da sönmüştü. Bilgisayarı, onun tek kaçış noktası, telefonu ise tek tesellisiydi. Şimdi o da elinden alınmıştı. Odasına girdiğinde, aynanın üzerindeki o çarşafa sarılıp yere çöktü. Karanlık artık sadece odasında değil, yarınında da vardı.
