3. bölüm · Bir bahar sabahı...

Aslında her şey yalanmış...

kıvanç çiğdem

Aslında her şey yalanmış,
‎seninle aramızda yaşanılan,
‎o en ince ayrıntısına kadar,
‎duygularımızın eşliğinde,
‎seninle yaşadığımız o heyecanlar,
‎her ne kadar gerçek gibi dursa da,
‎o camın yansıması gibi bir anda kaybolup gitti.
‎Senden bana kalan tek şey,
‎o sıcacık dokunuşlarındı.
‎Hani o ellerini tutarken,
‎teninin sıcaklığını hissettiğim o anda,
‎ ben gökyüzündeki maviliklerle adeta bütünleşiyordum.
‎Her gün yeşeren umutlarım oluyordu,
‎gök kubbe altında yaşadığım her an,
‎belki de nefesimi aldığım, her bir saniye bu umutlarla yaşıyordum.
‎Ama sen o umudu da kırdın.
‎beni böylece bitirdin, bitirdin sen.
‎Adeta baltayı eline alıp,
‎odunu parçalarcasına yüreğimi de paramparça ettin...

‎Sen var ya sen,
‎beni öyle yıkık virane bir hale düşürdün ki,
‎şu anda yerin de adeta rüzgârlar esiyor.
‎Ardından hiçbir şey bırakmadın,
‎sadece o güz güllerinin solduğu gibi,
‎beni de öylece soldurup gittin ya,
‎alacağın olsun be kadın, alacağın olsun,
‎senden benim bir alacağım olsun.
‎Hani bana ömrüm demiştin ya,
‎buraya her gelemeyeceğim dediğinde
‎ben bir nefes gibi,

‎o kadar çok muhtaç olmuştum ki,
‎senin gelebilme ihtimalin bile,
‎beni mutlu edebiliyordu.
‎sen o ihtimali de aldın, benim elimden
‎beni öyle çaresiz bıraktın ki,
‎sanki bir kuşun kanatları kırık bir hâlde gökyüzünden süzülüp de yere çakıldığı gibi,
‎işte ben de öylece yere çakılı verdim.
‎Öyle kamikaze gibi yeryüzüne daldım ki,
‎bedenim paramparça oldu.
‎Düştüğüm toprakları kanlarımla yıkadım.
‎Aslında bunlar aşkın bir bedeliydi...

‎Ben çok sevmiştim, hem de çok sevmiştim,
‎senin tahmin edemeyeceğin kadar çok sevmiştim.
‎Sen ise parmaklarınla o klavyede yazdığın cümlelerden ibarettin.
‎Aslında bana söylediğin sözler gerçekliği olmayan sanaldan başka bir şey değildi.
‎Belki de pembe bir yalandı,
‎seni seviyorum deyişlerin,
‎şimdi düşünüyorum da ne kadar safmışım,
‎öyle ya, sevenler çok saf olurmuş
‎ben de bu safiyane duygularımla seni çok sevmiştim.
‎Bazen arada durup da,
‎seni düşündüğümde,
‎gözyaşlarıma hakim olamıyordum.
‎Sorduklarında da bazen hüzünlendiğimden dolayı,
‎dertlerimin içine gömüldüğümdendir derdim.
‎Gözlerimden dışarı yaşlar akardı,
‎göz yaşlarımı hep saklardım,
‎belki de aşkının bir yansımasıydı,
‎o hıçkırıklarım bile...

‎Şimdi söyle;
‎be hey sevgili,
‎mutlu musun şimdi, olduğun yerde?
‎ve beni aklından bir saniye bile geçirdin mi?
‎ama lütfen doğruyu söyle,
‎çünkü yalana katlanacak ne bir takatim kaldı,
‎ne de tüketecek bir nefesim kaldı.
‎Öyle çaresizim ki şu anda,
‎bıraksalar adeta düşeceğim yere doğru
‎ve çaresizce ellerimden birilerinin tutmasını bekleyeceğim...

‎İşte benim sana sevdam böyle bir şeydi biliyor musun?
‎Bazen sesli harflerle cümlelere döktüğüm heceler gibiydi.
‎Bazen de sessizce, gözlerimin soluk ve yorgun bir şekilde seni bekleyişim gibiydi.
‎İste böyle bir şeydi sevmek,
‎ama sen bunu nereden bilecektin ki, bunlar sana çok yabancı duygulardı,
‎kalbin ve ruhun bir olmadıktan sonra, dilinde beni haykırsan neye yarardı ki...