☀️BÖLÜM-8☀️

Vaveyla Yazarı: Sessizbiri4 🪷

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: ☀️BÖLÜM-8☀️

Bu bölümde ilk kısımda atlasın ağzından konser gününü yani ilk bölümü okuyacağız. Sonra kaldığımız yerden güneşle devam edeceğiz.

Keyifli okumalar kahvelerim☕️

[ATLAS BURAK KAYSAY]

“Toprak buradan ayrılma tamam mı?”

oturduğu taş betonda ayaklarını sallamayı durdurdu. Betondan atlayıp yanıma geldi. “Sen nereye gidiyorsun?”

“İşlerim var benim ama söz akşam tekrar geleceğim.”

Omzuma konan elle kafamı sağ tarafa çevirdim. “Abin yalan söylüyor oğlum. İşi falan yok. Bugün konsere gidecek sende git onunla.” Gözlerim sonuna kadar aralandı. Ne diyordu bu kadın!

“Anne olm-”

“Olur olur! Hemde çok güzel olur! Ben şarkı dinlemeyi severim zaten.” Yerden ne zaman aldığını anlamadığım civcivi kucağıma bıraktı. “Bekle sen beni hemen hazırlanır gelirim. Sakın bensiz gitme!” Koşarak bahçeden çıktı.

Kucağımdaki civcivi tek elime alıp yüz hizama getirdim. “Kendi yetmedi birde civcivleriyle uğraşıyoruz!” Söylenmemden rahatsız olmuş olacak ki yüzüme cikledi. Yüzümü buruşturarak yere bıraktım. Annemde bu sırada karşımdaki tekli hasır koltuğa oturdu. Gözlerini bana dikti.

“Ne olur kardeşinle iki vakit geçirsen! Çocuk büyüyünce ‘abim benimle hiç vakit geçirmiyordu, oyun oynamıyordu bana hep kötü davranıyordu.’ mu desin?” sabır çekerek koltuğa sırtımı yasladım.

“Anne çocukla aramda 22 yaş var. Ben onunla ne oyunu oynayayım Allah aşkına! Hem emin olun bu çocuk falan değil. Canavar bu canavar. Hatta şeytan sizi kullanıyor!” Önümdeki masanın üstündeki meyve sepetinden bir tane erik alarak yemeye başladı.

“Nerede kullanmış bizi söyler misin atlascığım!”

“Okulda ödevlerini yapamıyor diye oturdun sen yaptın, yalnız kalıyorum dedi köpek aldınız, çok sıkılıyorum dedi papağan aldınız onunla konuşur diye. Sonra… heh son olarak geçen hafta ‘ben sarı rengi çok seviyorum keşke öyle bir hayvanım olsa.’ dedi gittiniz civciv aldınız. 10 tane! Hatta bir ker-”

“Tamam oğlum anladım.”

“Evet! Sonunda beni anladın. Ev hayvanat bahçesine döndü!” Kafasını olumlu anlamda salladı. “Çok iyi anlıyorum seni atlas. Çocukken bende annem babam kardeşlerime bir şeyler alınca kıskanıyordum. Kıskanma ama oğlum. Ayıp sana da çok şey yaptık zamanında.” İnanamazcasına anneme baktım.

“Neyini kıskanayım anne! 28 yaşında adamım evlilik yaşım gelmiş sen ne diyorsun?” Hınzırca sırıttı. “Şimdi benim konulara geldik canım oğlum! Eee ne zaman evlenmeyi düşünüyorsun canım biricik 28 yaşında, artık yaşlanan oğlum!” Elimi enseme atarak kaşıdım. Etrafa bakarken merdivenlerden sekerek inip buraya yönelen kardeşimle ayaklandım.

“Anneciğim bak kardeşim öteden ne kadar mutlu geliyor kırmayayım hevesini çocuğun çıkalım hemen biz.” Annem somurtarak meyve sepetini kucağına aldı. Hızlı adımlarla evin içerisine girip buraya seke seke gelen toprağın ensesini tutup kapıya doğru döndürdüm. Hiç bozuntuya vermeden kapıya doğru seke seke ilerlemeye devam etti. Evden çıkarken annemin “Kaç bakalım sen. Nereye kadar kaçacaksın. İlla ki benimde seni dinlemediğim zamanlar olacak!” dediğini duydum.

Toprağı arabaya bindirip kemerini taktım. Arabaya binip çalıştırdım. Heyecanla ayaklarını sağlıyordu. Göz ucuyla bakıp bilmeme rağmen “heyecanlı mısın?” Diye sordum. “Evet! Müzik dinlemeye gideceğiz değilmi?” olumlu anlamda kafamı salladım.

“Peki kim söyleyecek şarkıları ya da tanıyor musun?” İstemsizce gülümsedim.

“Çok ünlü biri ve güzel.” Anlamsızca bana baktı anlamayarak önüne döndü. Yol boyu bir sürü soru sorup beni darladıktan sonra arabayı park etmemle hemen inerek açık alandaki armut koltuklara doğru koştu. Hemen arabadan inip peşinden koşsamda bir anda kayboldu. Sağa sola baksamda bulamadım. Endişeyle güvenliğe doğru ilerledim. “Kolay gelsin.” Elimle belimin biraz altını göstererek “şu boylarda, kahverengi saçlı, iri gözlü, koşarak giden bir çocuk gördünüz mü?” Eliyle ileriyi gösterdi. “Şuradaki çocuktan mı bahsediyorsunuz?” Elini takip edince armut koltuklarda oturan yakın arkadaşım acar ve toprağın etrafına toplanmış bir sürü kız görünce oraya kitlendim. Güvenliğe dönmeden teşekkürler anlamında el kaldırıp seri adımlarla yanlarına ulaştım. Beni gören toprak hemen ayaklanarak çocukların oturması için ayrılmış yere, sahnenin önüne, gitti. Muhtemelen acarın kardeşinin yanına gidecekti. Ona beni beklememesinin hesabını sonra sormaya karar verdim. Acarın arkasında dikilerek cümlelerini tamamlamasını bekledim.

“Yani bebeğim istersen bu akşam buluşabiliriz. Ben boşum.”

Kızların çoğu ben gelene kadar gitmişti zaten. Son konuştuğu kızda beni fark edince ayağa kalkıp başka yere gitti. Sinirle acarın kulağına eğildim. “Ben seni bu gece doldururum acar.” yerinden sıçradı. Seri hareketlerle ayağa kalktı. “Vallahi aklımı aldın atlas.” Kalktığı yere oturdum.

“Ben seni buraya kendine kız bul diye mi çağırdım!”

“Hayır tabii ki o yüzden çağırmadın. Aklımı çıkardın ama ya.”

“Bari burada yapma acar. Uzun zaman sonra istanbula geldim, buluşalım konuşalım diye çağırdım.”

“Nasılsınız?”

Bartının sesiyle ayağa kalktım. Karşıma gelerek bana sıkıca sarıldı. “Hoşgeldin kardeşim.”

“Hoşbuldum.”

“Bana sarılmayın zaten. Acar kimki dış kapının dış mandalı.”

“Olur mu öyle sende geliyorsun buraya.” Elini kaldırıp acarıda aramıza kattıktan sonra sarılmayı sonlandırdım. Kalktığım yere geri oturdum. Acar benim yanıma onun yanına bartın oturdu. Sessizce otururken sessizliği acar bozdu.

“Oturmaya mı geldik?” Bartın kollarını dizlerine yaslayarak öne eğildi kafasını bu tarafa çevirdi. “Ne yapalım acar mezdeke mi oynayalım?”

“Fena mı olur? Şurda çocuk şarkıları dinleyeceğimize iki göbek atardık.”

“Boş boş konuşma ne güzel kardeşini eğlendirmeye getirmişsin.”

“Ah ah! sen birde bana sor. Tabii senin kardeşin yok ya rahat rahat hazırlandın ellerini sallaya sallaya buluşmaya geldin…”

Konuşmalarından sahnenin kırmızı perdesinin arasından bakan kişiyle koptum. Sarı saçları hafif eğilmesinden dolayı gözüküyordu. Endişeli ve kaygılı görünüyordu. Onun kim olduğunu elbetteki biliyordum. Uzun bir aradan sonra karşımda görmek iyi hissettirmişti. Hafifçe gülümsedim. Tatlı ve sevimliydi. Tıpkı civciv gibi.

“Lan atlas kime gülüyon oğlum?” acarın beni sallamasıyla geçirdiğim birkaç huzurlu dakikam son buldu.

“Rahat bırak belki aklına sevdiği biri gelmiştir.”

“Konuştu bay romantik!” gözlerimi sahneden ayırıp bana bakan iki çift göze çevirdim.

“Birşey geldi aklıma ona gülümsedim.” Bartın hafifçe tebessüm edip üstlenmedi. Acar ise bana yaklaşarak üzerimde gözlerini gezdirdi.

“Sende bir haller var ama çıkar yakında kokusu.”

Tekrar sahneye bakmadan gözlerimi çocuk alanına çevirdim. Fakat acarın kardeşinin yanında toprak yoktu.

“Toprak yok!”

İşte o an 2 saatlik toprağı arama sürecimiz başlamıştı. Önce acarın kardeşi laraya toprağın nereye gittiğini sormuş bilmediğini öğrenince her yere dağılıp aramıştık güvenliklerede haber vermiştik. Konser bitimine yakın toprağı acar kuliste bulduğunu telefondan arayarak söylemişti. Toprağı arabaya bindirip yol boyu söylenip azarlamıştım yetmeyip evde anneme anlatırken de kızmıştım.

Suçunu kabullenerek odasına çıkıp hemen yatağına girmişti. Kısa bir süre sonra akşam yemeğine çağırmamıza cevap vermeyip gelmemişti.

Elimdeki tepsiyi çalışma masasına bırakarak yatağının yanına oturdum. Saçlarını okşadım. Hemen arkasını dönüp “barıştın mı benimle?” Dedi. Kafamı olumsuz anlamda salladım.

“Hayır küçük adam. Sana iyi davranmamın sebebi yemek yemen içindi. Şimdi sana getirdiğim yemeği ye.”

üzülerek çalışma masasına oturdu ve getirdiklerimi yemeye başladı.

“Üzgünüm abi sana haber vermediğim için.”

“Bir daha sakın yapma.”

“Yapmam zaten pişman oldum.” Yatağına oturmayı bırakarak kalktığı yere yatıp ellerimi başımın altına koydum.

“Kedi sanmıştım.” Kaşlarımı çattım.

“Neyi Kedi sanmıştın abim?” Elindeki kaşığı tepsiye bırakarak yanıma geldi.

“Karnına yatarak anlatabilir miyim?” kafamı salladım. Karnıma kafasını koyarak anlatmaya başladı.

“Sesler geliyordu bende Kedi sanıp takip ettim. Sonra sesin geldiği odaya girdim ama içeride kedi yoktu. Civciv vardı.”

“Civciv mi?”

“Evet civciv. Kocaman göbekli hemde. Kavga etti benimle bizim dilimizi biliyordu.” Derin bir kahkaha attım.

“Demek bizim dilimizi biliyor. Bu kişi insan olabilir mi?”

“Hayır abi cidden civciv. Hatta tüyleri çok uzun ve çok sarıydı.”

“Tüyleri neredeydi.” Kafasının üstüne dokunarak saçlarını elledi.

“Onlar saç toprak.”

“Değildi abi onlar tüy hatta şarkıyı söyleyecek olan o civcivdi.”

Demek benim meraklı kardeşim benim daha gidip konuşamadığım açılamadığım kızla konuşup kavga etmişti.

“Civcivin adı güneş miydi?” Heyecanla karnımdan kalktı.

“Evet! Bir tane abla ona kızmıştı o yüzden gittiler. Bana chucky'nin yan kasası dedi hatta.” İçimdeki kahkahaları daha fazla tutamadım.

“Abi neden gülüyorsun?”

“Hiç öylesine. Neyse sen bir daha ayrılma yanımdan habersiz başına kötü bir şey gelebilirdi. Hadi yat artık.” Yerinden kalkarak yorganı ona açtım. Hemen içine girdi.

“Abi gitmeyip bugün benimle uyur musun?”

“Uyurum. Kay bakayım yana.” Bana açtığı yere girerek onu göğsüme yatırdım.

“Abi ben göğsüne yatmasam çok kaslısın ya sen, işte o yüzden çok sert. Yatamıyorum.”

Azıcık kenara kayarak kolumu uzattım. Hemen koluma kafasını koyup sarıldı.

“İşte şimdi oldu.”

[ GÜNEŞ KARACA ]

Kalbim ağzımda atarken ahsen hafif kısık çığlık atarak ayakta tepindi.

"Ay! Bu çok hızlı gelmedi mi? Güneş sen hemen benimle geliyorsun seni hazırlıyorum. Alya sende kapıya bak çocuk gidecek şimdi."

Ben hâlâ olayı algılamadan ahsen koluma girerek beni peşinden sürükledi. Biz merdivenleri depar atarak çıkarken alya da kapıya gitti. Sonunda odaya çıktığımızda yorgunlukla dağınık yatağıma oturdum. Ahsen hemen banyodan giyinme odama geçerek tahminen dolabımı kurcalamaya başladı.

"Siz varya hayatımda gördüğüm en kahpe en soysuz en karaktersiz arkadaşlarsınız. İnsan arkadaşının telefonunu alıp bir erkeğe mesaj yazar mı?"

Diye söylenerek yatağa yattım. Biraz süre geçti geçmedi banyomdan çıktı. Sol elindeki kırmızı, ipek kumaşlı, göğüs dekolteli, orta boylarda gözüken elbiseyi güzelce yatağın yatmadığım tarafına koydu. Diğer elinde tuttuğu kırmızı safir taşlı takı setini komidine koydu.

"Kalk hadi! Bunları giy gel saçını yapayım hemen."

Yatmaya devam ettim maden onlar çağırdı onlar gitsin yemeğe banane. Arkamı dönüp yastığıma sarılmıştım ki kıçımın etini sıkıp bükmesiyle çığlık attım.

"Kız kalk! Hadi!"

"Lan kıçımı niye sıkıyorsun ne günahı var garibimin! Tamam kalkıyorum."

Elbiseyi yataktan aldım banyoda üstümü değiştirdim. Elbise vücuduma tam oturmuştu ama arka fermuarı asla kapanmıyordu. Zaten elimle zor yetişiyordum. Sinirle kapıyı açtım.

"Kilo almışım olmuyor bu elbise bok vardı da çağırdınız adamı!"

Elindeki maşayı bırakıp yanıma geldi.

"Dön arkanı ben çekerim çikolatam."

"Deme bana çikolatam. Diye diye çikolata oldum iyice."

Göz devirerek arkama geçti. Eliyle fermuarı yukarı çekmeyi denedi, her türlü, beş on dakika geçtikten sonra oflayarak fermuarı bıraktı.

"Çekemedin değil mi dedim ben sana! Çok kilo almışım. Ne yapacağız şimdi?"

"Bir sus! Çözüm bulmaya çalışıyorum... Şu göğüs dekoltesini az kesip derinleştirsek olur sanki." Kendi kendine konuşup karar almasına laf edecektim ki aynalığımda duran makası almasıyla vazgeçtim. Beni kesmediği sürece istediğini yapabilirdi tabii... aniden elbisenin göğüs kısmından beni kendine çekerek kıyafetin dekoltesini aşağıya doğru ‘cart’ diye kesmeseydi. Az önce olmayan elbisemin fermuarını yukarı doğru çekti. "İşte oldu. Şimdi geç şuraya saçlarını yapayım lüle lüle güzel olur." Sonuç olarak olmayan elbisem olmaya başlamıştı. Aynanın Karşısına geçip etrafımda döndüm.

“Gerek yok. Adam yarım saattir bekliyor. Hemen ineyim.”

telefonumu ve pembe küçük cüzdanımı alarak odamdan çıktım. Merdivenlerden indikten sonra karşıda, kapının önünde, hâlâ ayakta bekleyen burakla gözlerimi kıstım. Sevgili arkadaşım adamı neden içeri almamış derken ayakkabılığın yanında üzerinde gözleriyle uygun kahverengi kalem elbiseyle hazır bir şekilde oturmuş oyununa kilitlenmiş alyayla sabır çektim. Bir iki adım atmam ile iki çift göz bana döndü. “Şükür, gele bildiniz. Hadi gidelim artık.” cümlenin sonlarına doğru çoktan kapıdan çıkan arkadaşımın arkasından şaşırarak baktım.

Güneş içime tercüman olmuşçasına arkasından bağırdı “gerizekalı sen nereye gidiyorsun!” cevap gelmeyince elini bir yaparak kaldırdı ve siyah tüylü terliğini giyerek dışarı çıktı.

Hafif kıkırdayarak tekrar odağımı burağa verdim. Gözleriyle birkaç saniye dudaklarıma bakarken bende boş durmayıp ela gözlerini detaylıca inceledim Göz göze geldikten sonra eliyle geçmem için işaret verdi.

Ah! Ne kadar centilmen bir erkek! Yapışalım güneş sakın bırakmayalım!

İçimden mahidevrana söverken dışımdan kibarca başımı sallayarak önüne geçtim.

Ayakkabılıktan en kolay giyebildiğim düz kırmızı babetimi alarak ayağıma terlik giyer gibi hızla geçirdim. Arkalarını düzeltmek için ayağımı kalçama doğru çekerek eğilmeden düzelttim.

“Elbisen yakışmış.”

“Teşekkür ederim.” ağzını açmış bir şey diyecekken gözleri pörtlemiş, beti benzi atmış ahsen geldi. Suratıma bile bakmadan eve girdi.

“Ben iki dakika arkadaşıma baksam olur mu? Gerçekten özür dilerim.”

“Sorun değil sen bak bende arabayı çalıştırmaya gideyim ısınsın öyle gelirsin.”

gözlerimi kırpıp babetlerimi çıkararak içeri girdim. Salonda yastığa sarılmış yatıyordu.

“Ne oldu ahsen?”

Başında dikildiğim için kafasını kaldırarak bana baktı.

“Güneş, alyada sizle gidiyormuş. Çünkü arkadaşlarıda varmış burağın. Onlarda geliyormuş hatta şu gölün karşısında restoran varya oraya gitcekmişsiniz.” Kaşlarım çatıldı.

“Kalk sende geliyorsun! Olur mu öyle”

kolundan tutup ayağa kaldırdım.

“Hayır zaten benimde hazırlanmamı söyledi alya. Ama kapıda onu gördüm garajın önünde burada, gelirsem bir şey yapar.”

kaşlarım bu sefer hayretle havalandı. O benim arkadaşıma elini bile süremezdi! Elini bırak gözleriyle bile bakamazdı!

“Sen hazırlan. Ben halledeceğim, alya seni arabasında bekliyor olacak acele et.”

kolundan tutup merdivenlere sürükledim. İtiraz etsede dinlemedim. O da beni dinlememişti sonuçta. Oyalanmadan babetlerimi giyip dışarı çıktım. Garaja yürürken sokağın karşı kaldırımında beklediğini gördüm. Şerefsiz! Dik dik bakarak daha öncede zor bulup bindiğim burağın arabasına yürüdüm. Arabaya yaklaştığımda ön koltuğun dolu olduğunu görünce arka kapıyı açtım. Tek elimde telefonla alyaya ahsenle ilgilenmesi gerektiğini anlatan özet bir on satırlık yazıyı yazıp gönderdim.

Arabaya binmeden arabasına baktım, ön camdan tik işareti yapınca arabaya bindim.

“Hoşgeldin.”

Hafif sinirli çıkan sesiyle bozguna uğradım. Hani centilmendi mahidevran!

Dik dik yanında oturan kıza aynı benim az önceki şerefsize baktığım gibi baktı ve sabır çekerek direksiyonu sertçe çevirerek arabayı sokaktan hızla çıkarttı. Kız ise sırıtarak dikiz aynasından bana baktı.

“Lan bu sergideki kız değil mi?!” diye böğürdüm. Tabii ki içimden.

Güneş geç kaldık işte kapmışlar gül gibi adamı.

Sen kes sesini her şeye karışma.

Nasıl karışma! Gitti bal gibi adam.

Derin bir nefes çekerek telefonumda gezinmeye başladım. Ani frenle araba durunca elimle kızın yaslandığı koltuğa elimle baskı uyguladım. “İn eve gir beni daha da celallendirme!”

“Niye kızıyorsun şimdi bana ben ne yaptım…tamam, bakma öyle özür dilerim. Hadi görüşürüz, anneme selam söyle.”

Arabadan inmeden burağın yanağına öpücük kondurup önünde durduğumuz eve koştu. Burak arabadan inerek benim tarafıma gelip kapımı açtı.

Soran gözlerle bakınca “Öne gel arkada kalma. Az önce olanlar içinde kusura bakma. Normalde böyle davranmaz” kim olduğunu sormak istesemde sustum. Kızın gerçekte kim olduğunu pekâlâ biliyordum. Sergide video çekmek için oturduğum masadaydı. Adı da… aman banane hatırlamıyorum.

İçimdekileri yansıtmadan arabadan inip çoktan açılmış ön kapıdan tekrar bindim. Burak da açık olan iki kapıyı da kapatarak tekrar arabaya bindi. Yol sessiz geçerken bu kadar sessiz kalmak beni daralttığı için kısık ses oflayarak cama döndüm. Ben konuşmadan duramam ki! şimdiye kadar konuşamamam bile mucize! Bu hayatta tek konuşmadığım zaman uyurken, o da rüya görüyorsam onda da susmuyorum. Tekrar oflayarak kafamı diğer tarafa çevirdim.

Gözlerim, burnumun dibinde bana bakan yüzün önce gözlerine sonra tam burnumun hizasında olan dudaklarına kaydı. Gözlerine tekrar baktıktan sonra genzimi temizleyerek kapıya sırtımı yasladım. Koltukta yan otururken kafamı ön cama çevirdim ve dışarıya bakmaya başladım. Çok pis kaşınıyorum varya! Dursana işte durduğun yerde gerizekalı!

Arabanın anahtarını çıkartarak kapısını açtı. O kapısını açınca bende açtım. Arabadan indim. Arabayı kilitledikten sonra yanıma geldi.

“İçeri değil balkon tarafından yer ayırtmış bizimkiler oraya geçelim.” diyerek beni girişin zıttı olarak yukarıya çıkan merdivenlerin oraya yönlendirdi.

Giydiğim elbisenin arka kısmını tutarak tek kişilik merdivene baktım. Burak neden çıkmadığımı anlamış olacak ki merdivenden önce o çıkmaya başladı. Şaşkınlıkla bende çıkmaya başladım.

Leb demeden leblebiyi anlamasının iki sebebi olabilirdi. Ya daha önce sevgilisi vardı ya da ailesi gerçekten tam bir beyefendi yetiştirmişti. Goncanın sergi günü “...hayatına da hiç kız girmemiş.” Dediği cümle yankılandı saf berrak her şeyi unutan zihnimde. İlk seçenek elendiğine göre… sırıta sırıta arkasından ilerlemeye devam ettim.

☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️

~kestikkkk

Uzun bir zaman sonra tekrar bir aradayız.

Bu aralar pek yazamıyorum sıcak havada hiç bir şey çekilmiyor yazabildiğim kadar yazıyorum.

Bölüm hakkındaki düşünceleriniz?

Diğer kitabıma bakmayı unutmayın🥺

Ve yorum atmayı unutmayın beğenmeyide.

Umarım yaz tatiliniz güzel geçiyordur☀️

Allaha emanetsiniz💐

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

224okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.