☀️BÖLÜM-5☀️

Vaveyla Yazarı: Sessizbiri4 🪷

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: ☀️BÖLÜM-5☀️

Keyifli okumalar☕️

[GÜNEŞ KARACA]

Etraftan gelen sesler ile gözlerimi açtım. Gözlerim sızlıyordu başımda ağrıyordu. Allahım bu nasıl acı sanki kafamı duvardan duvara vurmuşum gibi. Sahi en son bana ne olmuştu?

Aptal! Az daha gidiyorduk ya.

Aklıma gelenler ile hemen sedyeden doğruldum. Az daha tecavüze uğrayacaktım. Hatta Az daha değil abim gelmeseydi şuan burda olmayabilirdim. Hep böyle mi olacaktı? Biz kadınlar, kızlar, çocuklar olarak yanımızda bizi korumak için gezen bir erkeğe mi ihtiyaç duyacaktık.

"Ooo... hastamız uyanmış demek ki! Nasılsınız güneş hanım?"

İçeri giren doktor ile içimdeki düşüncelerden sıyrıldım. Esmer, koyu kahverengi gözlü bir adamdı. Güler yüzlüydü ama bana göre gülerek konuşması sinir damarıma baskı uyguluyordu. Allah aşkına nasıl olabilirdim! Birde soruyor. Ya sabır!

Galiba biraz gerginsin.

"Çok iyiyim sağolun!" Dedim. Her ne kadar baskın bir sesle söylesem de kibarca konuşmuştum. Sonuç olarak adamdan sinirimin hıncını çıkartamazdım değil mi?

Acı bir gerçek söyleyeyim mi?

Söyle!

Bipolarsın.

Sağol!

Doktor Elinde ki dosyaları, koluma bağlı serumun yanındaki küçük masaya bıraktı. Kolumdaki seruma yöneldi. Büyük ihtimalle bitmek üzere olan serumumu çıkartacak. BİR DAKİKA! KOLUMDA SERUM VAR? BANA BAĞLI? Bakma, bakma. Sakın bakma! Sakin ol güneş. Derin nefes al ver serumun koluna girişini görmedin ve kan akmıyor. Kendimi her ne kadar sakinleştirmeye çalışsam da başaramadım.

Oğlum beni kan tutuyor ve iğneye fobim var bana ne diye serum takıyorsunuz!

İstemsizce gözüm serumun takılı olduğu koluma kaydı, aparatın ucundaki birikmiş kanı görüncede cumburlop geriye düştüm şaşkın doktor beni tutamadan kafamı sedyenin plastiğine vurdum. Sonra da karanlık...

☀️

"La sen niye zırt pırt bayılıyorsun! Ben daha hiç bayılmadım hayatımda, nasıl bir his!" Diye merakla sorularını sıralayan ahsen ile kulaklarımı elimle tıkadım. Sabahtan beri başımın etini yiyerek daha da ağrımasına sebep oldu zaten. Bu tavrımı umursamadan devam etti "ferihaya mı özeniyorsun kız yoksa?" Dedi alayla.

Ona sinirle bakıp "Ne zırt pırtı lan! Sanki keyfimizden bayılıyoruz. Ayrıca siz bilmiyor musunuz beni kan tuttuğunu ve iğne görünce bayıldığımı! Ve beni bir sal başım ağrıyor" Dedim. Dedikten sonrada kafasına bir tane geçirdim. Flash TV oyunculukla koltuktan atlayıp inleye inleye yerde yuvarlanmaya başladı. "Ah! Kafam, kafam kırıldı!"

Side eye attıktan sonra televizyondaki yarışmayı izlemeye koyuldum.

Şu anda evdeydik. Hastanede en son bayıldığım da kafamı sert vurduğum için yarılmıştı ve doktor kafamı zımbalayıp, sarıp benim taburcu olabileceğimi söylemişti. İnsanın kafası mı zımbalanır yahu?! Ama hiç birşey hissetmemiştim o yüzden benim için sıkıntı değildi. Sadece kafamda zımbaların bulunduğunu bilmek garipti...

Sonra da kızlarla beraber hastaneden çıkıp karakola gitmiştik abimi görmek için. Aslında birnevi de burak beye beni sakinleştirdiği ve atağım büyümeden doktora getirdiği için teşekkür etmek amacıyla. İkisi de beni hastaneye bıraktıktan sonra barbarosu dövmüşler ondan dolayı bir gün sorgu için nezarethaneye atmışlar. Barbaros ise tekrar mahkemeye çıkmak için tutuklanmış. Bunlarıda bana Ahsen tek tek, abartarak anlatmıştı iki saat önce. Sonra alya onu sürükleyerek mutfağa götürmüştü ama bir fırsatını bulup yanıma kaçıp yerde acıtasyon yapmaya devam etmişti.

Hepimiz de bu olay olmamış gibi davranıyorduk. En azından ben ve kızlar öyle davranıyorduk. Abimle bu konuyu daha konuşamamıştık hapis olayından dolayı. Annem, babam ve Emre abime ise daha anlatmaya cesaret edemedim. Çünkü her seferinde durup durup bu olayların gündeme gelmesinden hem onlar hem ben acayip şekilde sıkılmıştık zaten yanıma tekrar gelemezlerdi çünkü konser için zaten gelmişlerdi.

Ben unutmaya çalıştıkça karşıma çıkıyordu. Ne kadar silmeye çalışsam da sanki tükenmez kalemle yazılmış gibiydi.

Oturduğum koltuktan kalkıp mutfağa yöneldim. Mutfağa bakmak lazımdı, sonuçta alya temiz iki saattir mutfakta, sözde akşam için, yemek hazırlıyordu. Ahsen de acıtasyon seansı bitmiş olacak ki hemen arkamdan koşarak mutfağa geçti. Geçerken de 'çok açım inşallah yemeği yapmışsındır!' diye bağırdı. Kızda ki açlık artık neyse. Sanki hiç yemek vermiyoruz! Bir şeyde değil elaleme rezil de eder bu!

Bende hızlanıp mutfağın kapısına vardım. Ahsen ağzı bir karış açık, mutfağın kapısından içeriye bakıyordu. Bende korka korka kafamı çevirdim. Kocaman çığlığı da arkasından bastım. L tezgahın her yeri bulaşık ve sebze çöpleri ile doluydu, siyah dolaplar ise ıslak elle dokunulduğu için hep parmak iziydi beyaz kulplarında da salça izleri vardı. Tezgahta bulunan iki lavabo tıkanmış ve ağzına kadar su doluydu! Alya, buzdolabından domates ve marul çıkartıyordu. Kafamı ocağa çevirdiğimde taşmakta olan çorbayı gördüm

"BU MUTFAĞIN HÂLİ NE?! BURDA KAÇINCI DÜNYA SAVAŞINI ÇIKARDIn!" Diye bağırarak hızlıca ocağa gidip taşan çorbayı kapattım. Siyah ankastre seti hep batmıştı.

Bunlardan bir halt olmaz!

Alya buzdolabını kapatırken "gülüm sakin ol. Abarttığın kadar kötü değil mufak, biz toparlarız. Sen git dinlen." Dedi. Sinirli halimi görüp sustu.

"Akşama abim gelecek ya hani! Afedersiniz ama mutfağın içine etmişsiniz." Ağlamaklı konuştuktan sonra tekrar mutfağa baktım. Berbat! Burayı tek başlarına kısa sürede temizlemeleri imkansız.

"Güneşim. Bebeğim. Sen git dinlen, bana güven azıcık ya! Hallederim söz." Güvenceyle konuşan alyayı dinleyerek arkamı dönüp mutfaktan çıktım. İnşallah ona olan güvenimi boşa çıkarmaz.

Ahsende "sana kolay gelsin. Çok işin var daha dolap, ocak sileceksin. Biz gidelim! Güneşin başında durmam lazım. Benim işimde ne kadar zor arkadaş!" diye dalga geçerek arkamdan geldi. Yanıma gelirken son anda ayağı kapının kenarında bulunan kocaman saksıya çarptı ve yere yapıştı. Sözde benim ayağa kalkmamı ve bana birşey olmasını engelleyecek diyerekten benim başıma dikmişlerdi. Ama bunun kendine hayrı yok ki bana olsun! Daha kendi ayakta kalamıyor.

Endişeyle yere eğildim.

"Ah! Canım iyi misin? Bir yerine bir şey oldu mu bebeğim?" Diyerek devrilmiş saksıdan düşen aşk merdivenimi aldım. Ahsen ise bana şaşkınca bakıp ayağa kalktı. Sanırım ona dediğimi sanmıştı. Kinayeyle "sağol bende çok iyiyim!" Dedi ve tirip atarak salona yöneldi. Aman canım! Az sonra dondurmaları nereye sakladın diye gelirdi.

Kapıda olduğumuz için olayı gören alya ise yarılarak halimize gülmeye başladı. Bende kapının ortasında durmuş aşk merdivenime sarılıyordum. İllaki birileri burada ki toprakları ve porselen parçalarını temizlerdi o yüzden kimseyi takmayarak dış kapıdan çıktım, arka taraftaki bahçeye doğru yürümeye başladım.

"Ay annesinin gülü gülü."

☀️

Yorgunlukla eğildiğim yerden doğruldum. Minik çiçeğimi dikene kadar akşam olmuştu bile. Etrafta bakışlarımı gezdirdiğimde evin etrafındaki lambaların açıldığını gördüm. Demekki sandığımdan daha fazla vakit geçirdim çiçeklerim ile.

Hazır aşk merdivenimi dikmişken diğer çiçeklerede toprak eklediğim için işim biraz uzun sürmüştü. İki adım ilerimdeki musluğa gidip ellerimi bir güzel yıkadım. Kenarda bulunan küçük kabı ellerime alıp su doldurdum ve çiçeğimin yanına geri döndüm.

"Kırılmadan önceki saksına, küçükken dikmiştim seni, şimdi ise annesinin kuzusu kocaman olmuş da saksılara sığmıyor." Duygulu ve gururlu tonla söylemiştim bunu, ona doldurduğum kaptaki suyu dökerken. Bu özel günler bana hiç yaramıyordu. En ufak şeye bile duygulanıyordum.

Belki de sadece yaşadıklarımı bu özel gün bahanesiyle boşaltmaya çalışıyordum...

Minik aşk merdivenimi mavi saksısından kucaklayıp bahçeden eve doğru yürümeye başladım.

Kapının önündeki hareketliliği görüp adımlarımı hızlandırdım. Abim gelmişti yanında ise emre abim, gonca ve burak bey vardı!

Vardı Burak Bey!

Bey Burak vardı!

Burak vardı bey!

Bey vardı Burak!

Vardı bey Burak!

Hadi az daha çabalarsan sökeceksin okumayı yazmayı.

Adımlarımı hızlandırıp yanlarına ulaştım. "Hoşgeldiniz abi." Duraksadım "Düzeltiyorum, abilerim ve burak bey." dedim içimdeki garip heyecanı sesime yansıtmamaya çalışarak. Cümlemin sonunda sevimlice sırtım. Çağrı abim ile goncahoşbulduk deyip kapıyı açan alya ile içeri geçerken burak bey ve emre abim şaşkınca bana bakıyorlardı. Kafamı sağıma ve soluma çevirip arkama bakmaya çalıştım. Ne vardı ki canım? Sadece giydiğim krem rengi eşofmanım, beyaz tişörtüm ve neon yeşili çoraplarım, fosforlu sarı crocslarım çamurdu. Birazda açık saçlarım.

Adamlar senin en paspal halini gördüğü için olabilir mi?

İç sesime omuz silkip "Gelmicek misiniz?" Diye sordum hala şaşkınca bakınca terlikerimi kapıda çıkarttım, tek elime alıp içeri girdim. Tabi hâlâ kapı açıktı.

Adamda şaşkın bakmak herhalde vazgeçemediği bir özellik.

Mahidevrana hayali random atıp merdivenlerden çıkmaya başladım. Duş alsam fena olmazdı.

Odama geldikten sonra kapıyı hemen kapattım. Elimdeki saksıyı yatağımın karşısındaki televizyon ünitesinin kenarına koydum. Dümdüz ilerleyip açık olan güneşliği kapattım.

Odam çok geniş değildi ama ferahtı. Çünkü banyom, gömmeli giyinme odasına bağlıydı ve tek giriş yeri banyo olduğu için eşyalar kalabalık yapmıyordu. Odamın balkonu ise küçük olduğu için minik çiçeklerim ile doldurmuştum. Çevremde ki herkes çiçeklere olan zaafımı bildiği için özel günlerde bana hep çiçek hediye ederlerdi, bende o çiçekleri balkonuma koyup özel olarak ilgilenirdim. Ayrıca benim odam ikinci katın sonunda olduğu için çatı katına çıkan merdivende otomatikmen benim odamda olmuş oluyordu. Bu yüzden de çatı katında ki oda da benimdi. Onu da kendi zevkime göre döşemiştim, eve taşınmadan önce. Orayı kütüphane olarak kullanmayı planlamıştım ama sonra oraya da yatak koyarak mükemmel bir sığınak haline getirmiştim.

Kafamın arkasındaki zımbalı bölgeyi su geçirmeyecek şekilde pansumanlayıp kısaca duş aldım. Ardından giyinme odasına geçip rahat siyah bir eşofman, üstüne ise siyah bol gelen bir tişört giydim. Saçlarımı tarayıp ıslakken ördüm. Ayağıma beyaz bir çorap geçirip odamdan çıktım.

Salondan ve mutfaktan sesler geliyordu. Hangisine gitsem acaba?

Tercihimi mutfaktan yana kullanıp mutfağa gitmek için hızlandım. Allahım nolur mutfağı toplamış olsunlar. Nolur, nolur, nolur.

Mutfağa girişimi yaptığımda ağzım açık kaldı tabiri caizse. Çünkü mutfak eskisinden bile daha temiz duruyordu. İçeride ise Ahsen ve gonca vardı, sofra için yemekleri ayarlıyorlardı ve arkaları bana dönüktü.

"Aferin size bir işe yarıyorsunuz." Diye kollarımı ikisinin boynuna doladım. Böylelikle de ortalarına geçmiş oldum. İkisininde yanaklarını öptüm. "Ay sizi çok seviyorum ya!" Tekrar öptüm. Bu sevimsizlere sevgim depreşti. Canım arkadaşlarım benim.

Ahsen tepki vermedi, yoğurtları doldurma işine devam etti. Sanırım sabah ki olay için böyle bir tepki vermişti yoksa o da beni öperdi. Biraz yüzüm düştü ama hemen geri toparladım ne de olsa az sonra dondurmalar nerede diye sorardı.

Sabahta öyle demiştin ama gelmedi?

Gelecek bana güven o dondurmasız yaşayamaz.

Sanki sen farksız durumdasın. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş!

Olabilir, dondurma candır gerisi yalandır.

Gonca da şaşkınlıktan elindeki kepçeyi çorba tenceresine düşürdü. Bu sabah ki alyanın yaptığı çorba değildi. Sabahki çorba yayla çorbasıydı ama bu tarhanaydı. Sabahtan beri hiç birşey yemiştim tadına baksam bence birşey olmazdı. Fırsattan istifade edip kepçeyi doldurum ve içtim. "Of! Çok güzel olmuş bu ya!" Diye övgülerimi yağdırırken de kepçeyi muslukta yıkayıp goncanın eline geri tutuşturdum. Bu olay on saniye falan sürmüştü.

Elimi kaldırdım göğsüme vurup havaya kaldırdım "hadi eyvallah!" Dedim. İkisi de aynı anda "sağol!" Diye bağırdı.

Niye bağırıyorsunuz biz buradayız.

Arkamı dönüp kapıya ilerliyordum ki Ahsen enseme havluyu fırlatıp, tezgahın en ucundaki tabakları ve çatalları gösterdi. Normalde o havluyu kafama füze atarcasına atardı, sanırım kafamda zımba olduğu için enseme atmıştı. Düşünceli arkadaşım benim.

Tabakları alıp salona gittim. Abimler ve burak bey derin bir konuyu konuşuyor gibi gözüküyordu. Alya da onlardan en uzak köşede telefondan oyun oynuyordu. Burak bey göz ucuyla bana bakıp konuşmaya geri döndü. Onları takmadan silinmiş masaya tabakları yerleştirmeye başladım. Ardından da çatalları, altlarına peçete koyarak, güzelce yerleştirdim.

İşim bittikten sonra alyanın oturduğu koltuğun dibinde, yere oturdum. Gözlerim istemsizce burak beye kayıyordu. Çok yakışıklı gözüküyordu, bide konuşurken hafif tebessüm etmesi kenarındaki minik çukurun belirginleşmesini sağlıyor yakışıklılığını taçlandırıyordu.

Bu ne yakışıklılık burak beyciğimiz!

Ben burak beye odaklanmış onu izlerken içeriden goncanın sesiyle kafamı kendime gelmek için sallayıp ondan gözlerimi çektim.

"Alya!"

Oyundan başını kaldırmadan cevap verdi. Bu da iyice oyun manyağı oldu. "Ne!"

"Yardıma gel!"

"Tamam" diyerekten kalktı. Beni görünce çığlık attı. "Kızım sen ne zaman geldin!" Onun çığlığı yüzünden odada bulunan herkes bize odaklandı.

"On dakikadır buradayım yeni mi algıladın? Artık oyuna nasıl dalmışsan algıların kapalı!" İlk başta şaşkınlıktan tepki vermedi, sonra "Madem buradasın salon koltuk dolu otursana. Ne diye kedi gibi bacağımın dibine, betona oturuyorsun!" Diye söylene söylene mutfağa gitti.

"Güneş niye yerde oturuyorsun sen hasta olursun kalk ordan. Yanımıza gel." emre abime tebessüm ettim.

"Çok sıcak abi ya ben burada iyiyim."

Sert bir bakış atıp eliyle, çağrı abim ve kendi arasını gösterdi. Karşılarında ise burak bey vardı. Gergince yerimden kalkıp abimin gösterdiği yere oturdum. Gözlerim size güveniyorum, bakmayın Burak beye olurmu? Bu sırada da burak bey ve çağrı abim tekrar sohbet etmeye dönmüştü. Emre abimi görün nasılda düşünüyor beni.

Çağrı abin ne yapsın adam bıktı senden hep böyle anormalsin çünkü!

Emre abim belimi koluyla sarıp yaramın olduğu yeri öptü. Acıdığı için kısık sesle inledim fark etmese iyi olurdu. Ama fark etti.

Aptal mısın güneş kafamızın arkasındaki koca bandajı nasıl fark etmesin!

Ama ben onu örgümle kapattım. Hatta anlamasın diye sıkı değil bol örmüştüm. Hem abiye gelince sadece benim abim, kafama gelince niye bizim kafamız oluyor mahidevran! Bunu seninle akşam yatmadan önce konuşacağız.

Örgüme elini götürüp açtı. Sonrada elini kafamda gezdirdi. Bende bu sırada dudaklarımı çiğniyordum gerginlikle. Eli bandajı bulunaca duraksadı ve kaşlarını çattı.

"Burana ne oldu güneş güzeli?" Sorusuyla kafamı kaldırınca burak beyle göz göze geldik. O da kaşlarını çatmıştı.

"Şey... Abi... Vurdum ya ben oramı." Endişeyle saçlarımın ortasını ayırarak, saçlarımı iki omzumdan attı ve bandajı dikkatle açtı. Çağrı abimde eğilerek kafama baktı.

"Ne zamam oldu bu? Dün o şerefsiz mi yaptı?" Emre abim... Dünkü olayları biliyordu. Ama kim anlattı ki? O zaman annem, babamda öğrenmiştir. Endişeli bir nefes aldım. Çağrı abim endişemi anlamış olacak ki "Merak etme annem ve babam bilmiyorlar." Dedi rahat bir nefes verdim. Bilselerdi iyi olmazdı.

Emre abim bandajı geri kapatmak yerine çıkardı ve yerinden kalktı.

"Burada bekle pansumanı tekrar yapalım bir de sen mi yaptın pansumanı?" Kafamı olumlu anlamda salladım.

"Bandaj su geçirmemiş sıkı bantlamışsın ama bir daha kendin yapma ve duş alman yasak bunu kimse söylemedi mi?" Duş almam yasakmı? Benim niye bundan haberim yok canım!

"Hayır taburcu olabileceğimi söylediler... He birde ağrı kesici verdiler." Sinirle söylene söylene odadan çıktı.

"Bende kızlara yardım edeyim yarım saattir bir sofrayı kuramadılar!" Dedi çağrı abim giderken. Şimdi biz burak beyle yalnız kalmıştık koca salonda. Yerinden kalkıp yanıma oturdu. Bende heyecandan kazık yutmuş gibi dik durdum. Kafama eğilip baktı nefesi enseme geliyordu. İyi de ben çok huylanırdım.

Adamda nasıl nefes varsa ejderha mübarek! O kadar uzaklıkta ensene nasıl değiyorsa artık nefesi.

"Kafana ne oldu? Kim yaptı bunu?" Diye sordu. "Çok derin değil fakat çok acıtır pek anlamam ama annem doktor oradan biliyorum birkaç şey. Ve yalan söyleme sakın. O şerefsiz yapmadı çünkü dün yoktu kafanda böyle bir yara. Hangi pislik yaptı?" Ondan biraz uzaklaşıp ona döndüm.

"Niye yalan söyleyeyim canım. Ayrıca çok ayıp sedyeler pislik değildir!"

Aferin sıçtın ortamın içine! SALAK!

Sen ne diyorsun kardeş gibisinden baktı. "Yani şey ben... Kan... Bayıldım o zaman vurdum." Derin bir nefes çektim. Ben niye konuşamıyorum ya. Anladım dercesine kafasını salladı.

"Doktorlar nerdeydi o zaman?"

"Yoktu. Yani yanımdaydı... Yetişemedi tutmaya ve şey siz beni anlıyor musunuz? Şey de-"

"Seni kan tutuyormuş kanı görmüşsün bayılmışsın kafanı da sedyeye vurmuşsun."

Tam nikah basmalık adam!

Her şeyi anladım da sedyeye vurduğumu nereden çıkardın be adam! Yanımdan kalktı, tekrar eski yerine oturdu. Bana ufak bir tebessümle baktı.

"Sedyeler pislik değil demiştin oradan anladım!" Gözlerim şaşkınlıkla açıldı. LAN BEN ONU DIŞIMDAN MI SÖYLEDİM! Beynim yanaklarıma utanma duygusunu bocalarken içeriye kurtarıcım geldi.

"Güneş güzelim ağrı kesici kremin bitmiş yatmadan önce sürsen iyi olurdu çok ağrı yapar." Sıkıntılı sesiyle konuştu emre abim. Yanıma gelip ilk yardım çantasında ki malzemeler ile pansuman yapmaya başladı.

"Yok abi ağrımıyor zaten, hissetmiyorum bile!" Yalancı bir tebessüm yolladım. Yalan söyledim cayır cayır yanıyor ve ağrıyordu ama kim gidecek ilaç almaya şimdi.

☀️

Abim pansumanımı yapana kadar, biz hariç herkes, sofra kurulumuna yardım etmiş - burak bey bile - tamamlamıştı. Sonrada hep beraber gülüp, eğlenip yemeklerimizi yemiştik. Tarhana çorbası, mevsim salata, yoğurt, pilav, musakka gibi yemekler vardı. Bu yemeklerin hepsini de kızlar yapmış sözde, ben inanmadım demiştim ama gerçektende onlar yapmıştı. Musakka ile pilavı löp löp mideme indirmiştim ve ahsen yapmış. Bunu sofra kalktıktan ve ben ayıla bayıla övdükten sonra söylemişti Alya. Bilseydim övmezdim! Arkadaşlık vazifemi yerine getirir, gömerdim.

Burak beyle aramızda biraz daha samimiyet kurulmuştu mesela bey ve hanım kelimelerini aramızdan kaldırmıştık. Onun gelme nedeni çağrı abimmiş barbarosu beraber dövdükleri için teşekkür amaçlı getirmiş. Daha doğrusu sürüklemiş diyebilirim. Emre abim de annem ve babamla ankara da yaşıyordu. İstanbula yani buraya gelme sebebi de goncanın sergisiymiş. Uçağı ertelendiği için bugün gelebilmiş ve sergiyi kaçırmış. Geldiğinde ise çağrı abimin yanına gidip olayları öğrenmiş ve onları karakoldan alıp beraber buraya gelmiş. Bugün için sadece çağrı abimi beklerken beş kişiden, altı kişiye çıkmıştık bir anda.

Yemekten sonrada çay içmiştik. Yanında da çağrı abimin getirdiği kurabiyeleri yemiştik.

Şimdi de kapıda onları yolcu ediyordum. Sadece ben. Çünkü kızlar bir saat önce yatmaya gitmişti. Saat de gecenin biriydi. Bizde ne kadar çok oturmuşuz öyle!

Arabalara binerken el sallayarak arkalarından bağırdım "Görüşürüz, yine bekleriz, iyi geceler!" Kapıyı kapattım. Sırtımı kapıya yasladım. Yavaşça aşağıya doğru kaydım. Sonunda yalnız kalabildim. Sızlayan gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Elimi ağzıma bastırdım daha sessiz ağlamak ve hıçkırıklarımı kimseye duyurmamak için. Duygusal patlama yaşıyordum.

Ne kadar ağladım bilmiyorum ama bu ağlama kalbim sıkışana kadar devam etti. Kalbim daha fazla sıkışmaya ve ağrımaya başlayınca çöktüğüm yerden kalktım. Yanımdaki dresuarın üstündeki kutuyu açtım. Ellerim titreye titreye ilacı aldım, mutfağa sarsak ve yorgun adımlarla girdim su almak için. İlacı acilen içmem lazım. Hemde çok acil.

Suyla beraber ilacımı içtikten sonra rahatladığımı hissettim. Ama kendimi çok kastığımdan olsa gerek yaram zonkluyordu, sanki zımbalar patlayıp atacakmış gibi.

Bu aralar sürekli duygusal boşalmalar yaşıyordum her ne kadar dışarı ve çevreme mutlu bir imaj vermeye çalışsamda boşluktaydım. Sanki hayatımı üçüncü bir kişi şeklinde izliyormuş gibi.

Tıklatılan kapıyla yaslandığım tezgahtan ayrıldım. Kimdi gecenin bu saatinde. Dolaptan bir tane teflon tava alıp kapıya doğru yürüdüm. Delikten kim olduğuna baktım ama gözükmüyordu. Bismillahirrahmanirrahim Allahım nolur kötü bişi olmasın diye dua ederek kapıyı açtım karşımda gördüğüm kişiyle hemen tavayı arkamda iki elimle tuttum. Göz yaşlarımı sildim, burnumu çektim.

Gelen Burak beydi elinde de eczane poşetleri vardı. Elini ensesine atıp gergince gülümsedi.

"Biliyorum saat çok geç gecenin bu saatinde burada ne yaptığımı sorguluyorsun hemen açıklayayım Akşam emre, sizde ağrı kesici krem olmadığını ve kafanın çok ağrıyacağını söylemişti o yüzden bunları sana getirdim." Dedi ellerindeki eczane poşetlerini havaya kaldırdı. "Beni ilgilendirmez ama çok ağrıyor-"

Nikâh masasına ne taraftan gidebiliriz sağ mı? Sol mu? yoksa düz mü devam ediyoruz?

"Çok teşekkür ederim. İki gündür yardıma ihtiyacım olduğu anlarda yanımda beliriyorsun."

İstemsizce tebessüm edip, bana uzattığı poşetleri elinden aldım. Gözükmeyen elimde de tavayı tutuyordum.

İki elini de indirdi, bir elini cebine atıp cebinden dikdörtgen birşey çıkarttı. Daha dikkatli baktığımda bunun telefon olduğunu hatta benim telefonum olduğunu gördüm. Onda ne işi vardı? Telefonumu bana uzattı.

"Dün seni kucağıma alırken gonca koşarak elime vermişti seni hastaneye bırakırken yanına koyayım diye ama onlarda hemen arkamdan hastaneye gelince ve çağrının yanına dönünce koymayı unuttum. Bugün akşamda yemekte vermeyi yine unuttum."

Demekki gonca dün beni bırakmamıştı telefonumu almaya gitmişti. Akan burnumu çekip teşekkür ettim poşeti tuttuğum elimle telefonu aldım. kapıyı kapatırken tekrar konuştu "İyi misin sen, sesin iyi değilsin gibi geliyor." Dedi endişeli sesiyle. son günlerde yaptığım gibi yalancı bir tebessüm gönderdim.

"İyiyim sadece abiminde demesi gibi başım ağrıyordu. Ama şimdi aldığın kremler sayesinde geçer... İyi geceler." Dedim.

Kapıyı kapatırken onunda iyi geceler demesini duydum.

☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️

~Kestik~

Umarım bölümü beğenmişsinizdir ve okurken eğlenmişsinizdir.

Karakterler hakkındaki düşüncelerinizi alalım.

Emre.

Çağrı

Gonca

Alya

Ahsen

Güneş

Burak

Şuralarda bir yerde bulunan güzel KALBE basarsanız çok sevinirim. 🩵

Seviliyorsunuz kahvelerim ☕

Allah'a emanetsiniz 💐

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

219okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.