2. bölüm / 3
Berdel ve Aşk2.
Bölümler 3Şu an: 2.
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Odaya çıktığımda. Üzerimdeki elbiseyi çıkardım kısa bir duş alıp, üzerime pijama takımı giydim saçlarımı taradım ve yatağıma uzandım. Gözlerimi kapatmaya çalıştım ama başaramadım.
Sabaha kadar dönüp durdum.
Mert'in yüzü gözümün önünden gitmiyordu.
Bu kez olacak...
********
konağın içinden yükselen bağrışmalarla yeniden uyandım.
-SERHAT AĞA! SERHAT AĞA, AŞAĞI İNİN!
Yerimden sıçradım.
Bu saatte ne oluyor.
Hemen yataktan kalkıp kapşonlu hırka mı aldım. Kapıyı açtığımda koridorda hizmetlilerin telaşla koşuşturduğunu gördüm.
Aşağıdan babamın öfkeli sesi geliyordu.
-Ne demek evde değiller?!
Ardından dedemin bastonunun merdivenlere vurduğunu duydum.
-Cengiz! Mert'i bulun. Her yeri arayın!
Kalbim göğsümden çıkacakmış gibi atmaya başladı.
Mert…
Koşarak merdivenlere indim. Salonun kapısına ulaştığımda herkesin orada toplandığını gördüm.
Babam ayakta, öfkeyle birilerine talimat veriyordu. Dedem koltuğundan kalkmış, elindeki bastonu sıkıca kavramıştı. Annemin yüzü bembeyazdı. Babaannem Rojda ise sessizce dua ediyordu.
Cengiz abim telefonunu kulağına dayamıştı.
-Açmıyor! Kaç kere aradım, açmıyor!
Nejla elini ağzına kapatmış, kocasının yanında duruyordu.
Ben kapının eşiğinde öylece kaldım.
Mert yoktu.
Gerçekten gitmişti.
Tam o sırada konağın büyük kapısı açıldı.
İçeri giren adamı görünce herkes sustu.
Mert.
Ama yalnız değildi.
Yanında, başını önüne eğmiş, açık renkli bir elbise giymiş Derya vardı. Saçları aceleyle toplanmıştı. Gözlerinin altı şişmiş, yüzü solmuştu.
Mert'in elini tutuyordu.
Bir an kimse konuşmadı.
Sanki bütün konak nefesini tutmuştu.
Sonra dedemin sesi duyuldu.
-BU NE DEMEK, MERT?!
Mert elini Derya'nın elinden ayırmadı.
-Günaydın, dede.
Dedem bastonunu yere öyle bir vurdu ki irkildim.
- Bu kızın burada ne işi var?!
Mert derin bir nefes aldı.
Sonra söylediği sözlerle hayatımızın geri kalanını değiştirdi.
-Derya benim karım.
Annemin elindeki bardak yere düşüp parçalandı.
Nejla'nın ağzı açık kaldı.
Cengiz abim telefonunu indirdi.
Babam ise bir süre Mert'e baktı. Sanki duyduklarını anlamlandırmaya çalışıyordu.
-Ne dedin sen? diye sordu.
Mert başını kaldırdı.
-Derya'yla bu sabah nikâh kıydık. Artık karım.
Salon bir anda karıştı.
-SEN AKLINI MI KAÇIRDIN?!
Babamın haykırışı duvarlarda yankılandı.
Mert geri adım atmadı.
-Aklım yerinde, baba.
-Sen kimin kızını alıp bu konağa getiriyorsun?! Karahanlıların kızını! Düşmanımızın kızını!
-Ben Derya'yı aldım. Karahanlıları değil.
-Kes sesini!
Babam üzerine yürüdüğünde Mert yerinde durdu.
Derya'nın parmaklarının onun elini daha sıkı kavradığını gördüm. Kız korkuyordu ama Mert'in arkasına saklanmıyordu.
Dedem ağır adımlarla ikisinin önüne geldi.
-Sen bu evin töresini çiğnedin. Aileni hiçe saydın. Düşmanımızın kızını gizlice nikâhına aldın. Şimdi de karın diye karşımıza getiriyorsun!
Mert'in sesi ilk defa biraz yükseldi.
-Çünkü seviyorum onu!
Dedem acı acı güldü.
-Sevgi mi? Senin yaşında ben aşiret yönetiyordum! Sen ise gidip düşmanımın kızına nikâh kıyıyorsun!
-Ben sizin düşmanlığınız yüzünden sevdiğim kadından vazgeçmeyeceğim.
Bu sözün ardından babamın yüzündeki ifade değişti.
-O kız bu konakta kalmayacak.
Derya'nın başı biraz daha eğildi.
Mert hemen konuştu.
-O zaman ben de kalmam.
İşte o an anladım.
Mert yalnızca sevdiği kızla evlenmemişti.
Gerekirse bu konaktan da vazgeçmeye hazırdı.
Ve dedem bunu asla kabul etmezdi.
-İkinizi de bu kapıdan kovarım! diye bağırdı dedem.
Mert'in cevabı gecikmedi.
-Kovsan da karımı bırakmam.
O an gözlerim doldu.
Çünkü Mert'in gözlerinde ilk defa birinin önünde eğilmeyen, korkmadan kararının arkasında duran bir adam görüyordum.
Keşke benim de böyle bir cesaretim olsaydı.
Ama daha o an, kendi hayatımın da onlarınkine benzer şekilde elimden alınacağını bilmiyordum.
******
Aradan belki on dakika geçmişti.
Babam, dedemle birlikte Mert'in yaptığı şeyin hesabını nasıl soracaklarını konuşuyordu. Cengiz abim öfkeyle salonda dolaşıyor, Mert'e dönüp dönüp bakıyordu.
-Sen bizi bitirdin, Mert! Bizi bitirdin!
Mert cevap vermiyordu.
Derya ise onun yanında dimdik durmaya çalışıyordu.
Tam o sırada dışarıdan araba sesleri yükseldi.
Önce bir tane.
Sonra birkaç tane daha.
Ardından avludan gelen bağrışmalar duyuldu.
-Karahanlılar geldi!
Bu sözle hepimiz kapıya döndük.
Babamın yüzü gerildi.
Dedem bastonunu kavradı.
Cengiz abim belindeki silaha uzandı.
Ben olduğum yerde kaldım.
Karahanlılar gelmişti.
Derya'nın ailesi…
Bir anda konağın kapısında büyük bir hareketlilik başladı. Adamlar avluya doluşuyor, birbirlerine sesleniyorlardı.
Ve ardından Baran Karahanlı içeri girdi.
Üzerinde siyah bir gömlek, siyah bir pantolon vardı. Yüzü öfkeden taş kesilmişti. Sağında ağabeyi Yaman, solunda Murat yürüyordu. Arkalarından babaları Erkan ve dedeleri Musa Ağa geldi.
Baran'ın bakışları salonda dolaştı.
Önce dedemi, sonra babamı gördü.
Ardından gözleri kardeşine takıldı.
-DERYA!
Derya irkildi.
Baran'ın sesi o kadar sertti ki ben bile korkuyla geri çekildim.
-Buraya gel!
Derya'nın parmakları Mert'in eline kenetlendi.
- Abi…
- Sana buraya gel dedim!
Mert öne çıktı.
-Derya'yla bu şekilde konuşamazsın.
Baran yavaşça başını ona çevirdi.
Gözlerinde öyle bir öfke vardı ki insanın bakmaya bile cesaret edemeyeceği türdendi.
-Sen kimsin de benim kardeşimle nasıl konuşacağımı söylüyorsun?
-Kocasıyım.
Baran'ın çenesi kasıldı.
Bir saniye sonra eli beline gitti.
Silahını çıkardığında salondaki herkes hareketlendi.
-BARAN, YAPMA! diye bağırdılar.
Ama Baran silahını indirmedi.
Aynı anda Cengiz abim de silahını çekti. Babamın adamları harekete geçti. Karahanlıların adamları da silahlarına uzandı.
Bir anda salonun ortasında onlarca namlu birbirine çevrildi.
Annem çığlık attı.
Nejla ağlamaya başladı.
Babaannem beni kolumdan çekip arkasına aldı.
-Başını eğ, kızım!
Ama ben başımı eğemiyordum.
Gözlerim Mert'teydi.
Derya, Mert'in önüne geçmişti.
-Baran, ne olur! Yapma! Biz evlendik!
- SUS!
Baran'ın sesi salonu titretti.
-Sen benim kardeşimsin! Benim haberim olmadan, bu adamla, bu evde mi yaşayacağını sanıyorsun?!
Derya'nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
-Ben onu seviyorum!
-Ben de seni korumaya çalışıyorum!
-Beni sevdiğim adamdan ayırarak mı koruyacaksın?!
Baran bir an sustu.
Sanki kardeşinin bu sözleri onu daha da öfkelendirmişti.
Sonra bakışlarını Mert'e çevirdi.
-Bu iş burada bitmedi.
Mert'in sesi sakindi.
-Benim için bitmedi. Derya benim karım ve onu bırakmayacağım.
Baran'ın parmağı silahın üzerinde gerildi.
Tam o sırada dedem öne çıktı.
-Yeter!
Sesi öyle güçlüydü ki iki tarafın adamları bir an duraksadı.
-Burası benim konağım! Bu evde benim iznim olmadan kimse kimseye kurşun sıkamaz!
Musa Ağa da öne çıktı.
-Biz de kızımızı almadan buradan gitmeyiz!
Dedem ona döndü.
-Kızınız mı? Kızınız gidip torunumuza nikâhlanmış. Bu işin hesabını önce siz vereceksiniz!
-Bizim hesabımızı kimse soramaz, Celal!
-Ben sorarım, Musa!
İki yaşlı adam birbirine öfkeyle bakarken silahlar hâlâ havadaydı.
Bir kurşun sıkılsa…
Bu konakta kaç kişinin yere düşeceğini düşünmek bile istemiyordum.
Baran bir adım attı.
-Kardeşim bu adamla yaşayamaz.
Mert'in sesi yükseldi.
-Yaşayacak!
-Sana mı soracağız?!
-Nikâhımız kıyıldı. İster kabul et, ister etme!
Baran bir anda Mert'e doğru yürüdü.
Silahının namlusu Mert'in göğsüne doğrulmuştu.
Derya ağlayarak Baran'ın koluna sarıldı.
-Abi, ne olur! Onu vurma!
Baran bir an kardeşine baktı.
Yüzündeki öfkenin altında başka bir şey gördüm.
Korku muydu?
Belki de kardeşini kaybetme korkusu…
Ama bu, elindeki silahı indirmesine yetmiyordu.
Tam o sırada babam konuştu.
-Bu mesele böyle çözülmez.
Herkes ona döndü.
Babamın yüzü sertti. Gözlerini önce Musa Ağa'ya, sonra Baran'a çevirdi.
-Bir anlaşma yapacağız.
İçime açıklayamadığım bir korku düştü.
Çünkü bizim ailemizde anlaşma denilen şeyin çoğu zaman birilerinin hayatına mal olduğunu biliyordum.
Silahlar tamamen indirilmemişti ama kimse henüz ateş etmemişti.
Dedem elini kaldırarak adamlarına geri çekilmelerini işaret etti. Musa Ağa da aynı şeyi yaptı.
Herkes yeniden salonun ortasında toplandı.
Ben babaannemin arkasında duruyordum. Annem kolumu öyle sıkı tutuyordu ki canım acıyordu.
Babam ağır adımlarla masanın başına geçti.
-Bu mesele iki aşiretin arasında yeni bir kan davasına dönüşmeyecek.
Musa Ağa sertçe karşılık verdi.
-O zaman kızımızı bizimle gönderin.
Mert hemen konuştu.
-Derya hiçbir yere gitmeyecek!
Baran ona öyle bir baktı ki Mert'in sözlerini yarıda keseceğini sandım.
Ama babam araya girdi.
-Mert nikâh kıymış. Artık o iş geri döndürülemez. Fakat bu evlilik yüzünden iki aşiretin birbirine girmesine de izin vermem.
Dedem başını salladı.
-Bir bedeli olacak.
Derya'nın yüzü bembeyaz oldu.
Mert'in elleri yumruk hâline geldi.
-Ben ne gerekiyorsa yaparım.
Babamın gözleri Mert'e döndü.
-senin yapacağın bir şey kalmadı.
Ardından bakışları Karahanlıların büyüklerine çevrildi.
-Bu evlilik yüzünden aramızdaki düşmanlık bitmeyecekse bile en azından silahlar susacak. İki aile arasında bir bağ kurulacak.
Musa Ağa kaşlarını çattı.
-Ne bağı?
Babam bir an sustu
Sonra hayatımı ikiye bölen o cümleyi kurdu.
-Baran Karahanlı ile kızım Berfin evlenecek.
Önce ne duyduğumu anlayamadım.
Sanki bütün sesler bir anda kesildi.
Baran…
Ben…
Evlenmek mi?
Dizlerimin bağı çözüldü.
Annemin elini kolumdan çektiğini hissettim ama hareket edemedim.
Dedem başını salladı.
-Böylece iki aile arasında kan bağı kurulmuş olur. Mert'in yaptığı evlilik de bu düşmanlığın bahanesi hâline getirilemez.
Babam devam etti.
-Bizim kızımız Karahanlı konağına gelin gider. Onların kızı da bizim evimizde kalır. Herkes yerini bilir. Kimse bu evlilikleri bahane ederek birbirine silah doğrultmaz.
Baran'ın yüzüne baktım.
İlk kez göz göze geldiğimizde hissettiğim o korku, şimdi içimde katlanarak büyüyordu.
Çünkü o adam artık yalnızca düşman aşiretin ağası değildi.
Babamın gözünde, benim gelecekteki kocamdı.
Baran bir süre babama baktı.
Sonra başını çevirip kapıya doğru yürümek istedi.
Fakat dedesi Musa Ağa'nın sesi onu durdurdu.
-Baran!
Baran durdu.
-Bu anlaşma yapılacak.
Ben yalnızca anlaşmanın diğer tarafıydım.
Bir eşya gibi.
Bir toprak parçası gibi.
İki adamın el sıkışmasıyla kaderi belirlenen bir kızdım.
Tam o sırada Baran'ın bakışları bana döndü.
Olduğum yerde donakaldım.
Gözleri yüzümde bir süre dolaştı.
Dedem Celal Ağa elini uzattı.
Musa Ağa ona baktı.
Uzun, ağır ve sessiz birkaç saniyenin ardından elini uzattı.
İki düşman aşiretin büyükleri el sıkıştı.
Anlaşma yapılmıştı.
Mert ve Derya'nın evliliğinin bedeli bendim.
- Ben evlenmeyeceğim!
Kendi sesimi duyduğumda ben bile şaşırdım.
Salondaki herkes bana döndü.
Annemin gözleri büyüdü.
-berfin, sus!
Ama bu kez susmak istemiyordum.
Gözlerim dolmuştu. Ellerim titriyordu. Yine de konuşmaya devam ettim
Babamın yüzü karardı.
-Sesini alçalt
- Hayır!
Bu kelime ağzımdan çıktığında kalbim yerinden fırlayacak sandım babam yanıma gelip tokatı atması ile yere düşmüştüm..
Gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü.
Baran ise hiçbir şey söylemeden beni izliyordu.
Onun gözlerinde ne vardı, anlayamıyordum.
Öfke mi?
Acıma mı?
Yoksa yalnızca bu karmaşanın bir an önce bitmesini isteyen bir adamın sabırsızlığı mı.
Babam bana son kez baktı.
-Bu akşam yüzükler takılacak. Yarın da hazırlıklar başlayacak.
-Baba, ne olur…
Sesim fısıltıya dönüşmüştü.
-Ben istemiyorum.
Babam arkasını döndü.
-Konu kapanmıştır.
İşte o an içimde bir şey kırıldı.
Çocukluğum boyunca bana ne söylenirse yapmıştım. Annemin sözünü dinlemiş, dedemin karşısında başımı eğmiş, babamın kararlarına itiraz etmemiştim.
Belki bir gün beni de seveceklerini düşünmüştüm.
Belki bir gün benim de fikrimi soracaklardı.
Ama o gün gelmemişti.
Ve görünüşe göre hiçbir zaman gelmeyecekti...
*****
Herkes anlaşmanın ayrıntılarını konuşmak üzere salonda kalırken ben arka koridora kaçtım.
Gözyaşlarımı durduramıyordum.
Bir pencerenin önüne oturdum. Dışarıda sabah güneşi konağın taş duvarlarına vuruyordu.
Ne kadar garipti.
Dün gece bu saatlerde yalnızca Mert'in yakalanmasından korkuyordum.
Şimdiyse birkaç saat içinde hayatımın geri kalanını kaybetmiştim.
-Ağlamak bir şeyi değiştirmeyecek.
Başımı hızla kaldırdım.
Baran Karahanlı birkaç adım önümde duruyordu.
Onu görünce hemen ayağa kalktım.
-Ben…
-Rahat ol. Sana bağırmaya gelmedim.
Sesi hâlâ sertti ama salondaki kadar öfkeli değildi.
Aramızda birkaç adımlık mesafe vardı.
Ben gözlerimi yere indirdim.
-ben sizinle evlenmek istemiyorum.
Bunu söylerken sesim titredi.
Baran birkaç saniye cevap vermedi.
İlk kez onun gözlerine bu kadar yakından bakıyordum.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra beklemediğim bir şey söyledi.
-Benden korkuyor musun?
Dürüstçe cevap vermek istiyordum.
-Evet.
Yüzünde belli belirsiz bir değişiklik oldu.
-Neden?
-Çünkü herkes sizden korkuyor. Acımasız olduğunuzu söylüyorlar. Öfkelendiğinizde kimsenin karşınızda duramadığını anlatıyorlar.
Baran başını hafifçe yana eğdi.
-Peki, sen ne düşünüyorsun?
Bu soruya hazırlıklı değildim.
-Sizi tanımıyorum ki.
İlk kez yüzünde küçücük, hemen kaybolan bir ifade belirdi. Gülümseme değildi ama alay da değildi.
-En azından bunu biliyorsun.
Ardından ciddileşti.
Gözlerim yeniden doldu.
-Peki ya ben?
Baran sustu.
-Benim hayatım ne olacak? Ben sizin konağınıza gideceğim. Ailemi bırakacağım. Tanımadığım insanlarla yaşayacağım. Herkesten korkarak mı geçireceğim ömrümü?
Baran'ın yüzü sertleşti.
-Benim evimde kimse sana dokunmayacak.
Bu söz beni rahatlatmalıydı.
Ama rahatlatmadı.
Çünkü benim istediğim şey, birinin bana zarar vermemesi için söz vermesi değildi.
Kendi hayatımı yaşayabilmekti.
Sonra arkasını döndü.
Gitmeden önce durdu.
-Bu akşam yüzük takılacak. O zamana kadar kendini toparla.
Dudaklarım titredi
Ardından uzaklaştı.
Ben ise pencerenin önünde kalakaldım.
Bu akşam onunla nişanlanacaktım.
******
Akşam olduğunda konakta hazırlık başladı.
Sanki sabah silahların çekildiği, insanların birbirini öldürmenin eşiğine geldiği o ev burası değilmiş gibi herkes hazırlık yapıyordu.
Salona büyük bir masa kurulmuştu. Masanın üzerine çaylar, kahveler ve tatlılar yerleştirilmişti. Büyükler en önde oturacaktı. Aşiretlerin ileri gelenleri de törene katılacaktı.
Ben odamda, yatağımın kenarında oturuyordum.
"******"
Saçlarımı maşayla dalgalı yaptım yüzüme hafif makyaj yaptım.
Aynada kendime baktım.
içimde yalnızca korku vardı.
Kapı açıldı. Annem içeri girdi.
-Hazır mısın?
Başımı salladım.
Annem yanıma geldi, elbisemin omzunu düzeltti.
-Bu akşam kimsenin önünde ağlamayacaksın.
-Anne…
-Ne diyeceksen onları yut. Bu akşam yüzümüzü yere eğdirmeyeceksin.
Aynaya baktım.
-Benim yüzümü düşünen var mı?
Annemin elleri bir an durdu.
-Berfin.
Her zamanki cevabıydı.
Hiçbir zaman sırası gelmiyordu.
Ayağa kalktım.
-Peki anne.
Çünkü artık itiraz edecek gücüm kalmamıştı.
Merdivenlerden indiğimde salondaki bütün bakışlar bana çevrildi.
Baran bize ayrılmış sandalyelerden birinde oturmuş,Üzerinde bu kez siyah bir takım elbise vardı. Yüzü her zamanki gibi sertti.Başını kaldırıp baktı.
Yanına geçtim.
Oturduğumda ellerimi kucağımda birleştirdim. Parmaklarımın titremesini kimsenin fark etmemesini umuyordum.
Dedem konuşmaya başladı.
-Bugün burada iki büyük ailenin anlaşmasını resmiyete dökmek için toplandık. Yaşananların ardından herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor.
Musa Ağa başını salladı.
-Bu anlaşmanın iki aile için de hayırlı olmasını diliyorum.
Hayırlı…
Bu kelimeyi duyunca gözlerim doldu.
Benim için hayırlı olan neydi?
Sevmediğim bir adamla evlenmek mi?
Tanımadığım bir eve gelin gitmek mi?
Yoksa ailemin beni bir anlaşmanın parçası olarak görmesi mi?
Babam bana döndü.
-Berfin, ayağa kalk.
Yavaşça ayağa kalktım.
Baran da kalktı.
Yan yana durduğumuzda aramızdaki boy farkı daha belirgin hâle geldi. Başımı kaldırıp ona bakmaya cesaret edemedim.
Aile büyüğümüz yüzükleri getirdi.
Kırmızı kurdeleyle birbirine bağlanmış yüzükler, aile büyüğümüzün ellerindeydi. Yüzüklere baktım. Birkaç dakika sonra parmağıma takılacak olan o halka, hayatımın geri kalanını değiştirecekti.
Dedesi yüzükleri taktı ve kurdeleyi kesti teker teker herkesin eliniöptük.
Salon bir anda sessizleşti.
Daha sonra birlikte terasa çıktık karşı karşıya duruyorduk duvara yaslanmış elleri cebindeydi ben ise rüzgarın her esintisinde titriyordum.
-iyi misin"
-sence böyle bir durumda nasıl iyi olabilirim"bir adım atıp aramızdaki mesafeyi sıfırladı çenemden tutup yüzümü kaldırdı gözlerine baktım.
-Artık Baran karahanlının karısı oluyorsun Berfin ona göre davran"
-davranmazsam"
-pişman olursun"....
Bölüm etkileşimi
