Berdel ve Aşk kitap kapağı

1. bölüm / 3

Berdel ve Aşk

.1

Vaveyla Yazarı: Özlem Nur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: .1

Bazı kızlar dünyaya gözlerini açtıklarında sevgiyle karşılanırdı. Annelerinin kucağında büyür, babalarının göz bebeği olur, abilerinin koruması altında kendilerini güvende hissederlerdi...

Bense dünyaya geldiğim günden beri bu koca konağın içinde fazlalıkmışım gibi hissettim...

Ben Berfin Serhat ağanın kızıydım.

On yedi yaşındaydım. Hayallerim vardı, korkularım vardı, kimseye anlatamadığım onlarca düşüncem vardı. Fakat ne yazık ki doğduğum topraklarda bir kızın hayallerinin pek bir önemi yoktu. Hele ki büyük bir aşiretin kızıysa…

O zaman hayatı kendi ellerinde değil, ailesinin avuçlarında olurdu.

Kiminle konuşacağına, nereye gideceğine, ne giyeceğine, hatta bir gün kiminle evleneceğine bile kendisi karar veremezdi.

Benim hayatım da böyleydi..

---

-Berfin! O tepsiler hâlâ neden bitmedi?

Annemin sesi koca avluda yankılandığında elimdeki bezi bir anlığına durdurdum. Başımı kaldırıp konağın ikinci katındaki taş merdivenlere baktım. Annem Havin, ellerini beline koymuş, öfkeli gözlerle beni izliyordu.

Derin bir nefes aldım.
-Bitiriyorum anne
-Sabahın köründen beri bitiriyorsun! Bir işi de doğru düzgün yap. Akşama düğüne gideceğiz, evin daha dünya kadar işi var.
-Tamam anne.
Başka ne diyebilirdim ki?

Başımı yeniden önüme eğdim. Önümde dizili bakır tepsileri parlatmaya devam ettim. Parmaklarım soğuk sudan kıpkırmızı olmuştu. Belim ağrıyordu. Sabah kahvaltısı bile yapamamıştım ama bunları anneme söylesem alacağım cevabı ezbere biliyordum.

Bir de aç kaldın diye ağla.

Bizim evde kimse benim yorulup yorulmadığımı merak etmezdi. Benim görevim verilen işleri yapmak, söylenenleri dinlemek ve mümkün olduğunca görünmez olmaktı.

Bazen gerçekten görünmez olmayı diliyordum.

Keşke kimse beni görmese, kimse benden bir şey istemese, kimse bana kızmasa…

Keşke bir sabah uyandığımda bu yüksek duvarların ardında değil, istediğim yere gidebildiğim bir dünyada olsam.

-Kızım, duymuyor musun beni?
Bu kez yengem Nejla'nın sesiyle irkildim.

Cengiz abimin karısı olan Nejla, merdivenlerden inip yanıma geldi. Elindeki kahve fincanını avludaki masaya bıraktı ve tepsilere baktı.
-Bunlar hâlâ bitmedi mi?
-Bitmek üzere, yenge.
- Bitmek üzereymiş! Akşama kadar burada mı oturacaksın?
Gözlerimi kaldırdım.
-İşler bitince hazırlanırım.
Bana tepeden tırnağa baktı.
-Senin şu hâlinle düğüne çıkmana izin verirler mi, onu da bilmiyorum.

Dudaklarımı birbirine bastırdım.

İçimden ona söylemek istediğim çok şey vardı. Mesela benim de insan olduğumu, yorulduğumu, bazen yalnızca oturup dinlenmek istediğimi söylemek istiyordum.

Ama söylemedim.

Nejla'nın arkasından konağa girişini izledim. Sonra önümdeki tepsiye döndüm.

Bir damla gözyaşım bakırın üzerine düştü.
Hemen elimle sildim.
Ağlamayacaktım.
Çünkü bu evde gözyaşlarımın bile kimseye faydası yoktu.

-sen bu tepsiyi parlatana kadar üstüne yeni bir tepsi doğuracaksın!
Başımı kaldırdığımda Mert abimi gördüm.
Avlunun kapısına yaslanmış, beni izliyordu. Yüzünde o tanıdık, alaycı gülümsemesi vardı.

Onu görünce istemsizce irkildim.
Sesindeki ciddiyet yüzünden sustum.
Bana baktı. Sonra avlunun kapısına doğru gözlerini çevirdi.
-Bu akşam düğünde ne olursa olsun, kimsenin yanından ayrılma. Anladın mı?
Kaşlarımı çattım.
-Neden?
-Sadece dediğimi yap.
Cevap vermeden uzaklaştı.

Ben ise onun arkasından bakarken aklımda tek bir isim vardı.
Derya.
Mert'in yıllardır gizlice sevdiği kız.
Karahanlı aşiretinin kızı.
Bizim en büyük düşmanımızın ailesinden biri.
Ve eğer dedem bunu öğrenirse Mert'in başına neler geleceğini düşünmek bile istemiyordum.

---

Öğle vakti geldiğinde konağın büyük salonunda herkes toplanmıştı.

Dedem Celal Ağa, her zamanki yerinde oturuyordu. Yılların verdiği ağırlık yüzüne yerleşmişti. Elindeki bastonunu yanına dayamış, önündeki kahveden ağır ağır içiyordu.

Dedemin bir sözüyle koca konakta hayat durabilirdi.

Babam Serhat ise onun hemen yanında oturuyordu. Aşiretimizin işlerini çoğunlukla babam yürütse de son sözü yine dedem söylerdi.

Annem Havin, babaannem Rojda ve Nejla da salondaydı.
Ben kapının yanında sessizce duruyordum.

-Akşam herkes düzgün davranacak, dedi dedem. O düğüne davetliyiz. Bizi çağıran aileye saygısızlık istemiyorum.
Babam başını salladı.
-Elbette baba.
-Karahanlılar da orada olacak.
Bu sözle salondaki hava değişti.

Karahanlılar…

Adını duyduğumda bile içimde bir huzursuzluk belirirdi.
İki aile arasındaki düşmanlığın ne zaman başladığını tam olarak bilmiyordum. Çocukluğumdan beri duyduğum hikâyeler birbirine karışmıştı. Bir arazi meselesi diyen vardı, eski bir kan davasından söz eden vardı. Herkes başka bir şey anlatıyordu.

Ama sonuç değişmiyordu.
Biz Karahanlılardan nefret ediyorduk.
Onlar da bizden.
En azından bana öğretilen buydu.
Dedem bastonunu yere vurdu.

-O aileden kimseyle gereksiz konuşulmayacak. Özellikle gençler kendilerine dikkat edecek.
Mert'in çenesinin kasıldığını gördüm.
Babam ona baktı.
-Duydun mu?
-Duydum baba.
-O zaman aklını başına topla.

Mert cevap vermedi.
Dedem bir süre sustuktan sonra bana döndü.

-Berfin.
-Buyur dede.
-Akşam düzgün giyineceksin. Saçın başın yapılacak. Bizim evin kızısın, ona göre davranacaksın.
-Peki dede.
-Bir de önüne gelene bakıp durmayacaksın.

Başımı eğdim.
-Tamam.
-Berfin'in de geleceğini düşünmenin vakti geliyor.
Olduğum yerde kaldım.
Dedem kahvesini masaya bıraktı.
-Her şeyin bir zamanı var. Vakti geldiğinde konuşuruz.
Kalbim hızlandı.
Benden bahsediyorlardı
Geleceğimden
Daha on yedi yaşındaydım.

Ama bu evde yaşımın küçük olması, kararların dışında kalacağım anlamına gelmiyordu.

Hızlıca salondan çıktım.
Koridorun sonuna geldiğimde sırtımı soğuk duvara yasladım.

İlk defa geleceğimden bu kadar korkuyordum.

---

Akşam yaklaşırken konağın içi adeta savaş alanına döndü.

Hizmetliler bir taraftan yemek hazırlıyor, diğer taraftan herkes düğün için giyinmeye çalışıyordu. Annem bir odadan diğerine gidiyor, Nejla durmadan birilerine talimat veriyor, Cengiz ise telefonuyla konuşarak avluda dolaşıyordu.

Benimse daha saçım bile yapılmamıştı.

Sonunda odama çıktığımda üzerime koyu bordo, uzun bir yöresel elbise hazırlamışlardı. Elbisemi giyip aynanın karşısına geçtim. Saçlarımı maşayla hafif dalgalı yaptım. Annem gelip boynuma ince bir altın kolye taktı.

Aynadaki yansımama baktım.
Kendimi güzel bulup bulmadığımı bilmiyordum.
Zaten kimsenin beni güzel bulmasını da istemiyordum.
Çünkü bu evde bir kızın güzelliği bile bazen başına dert açabilirdi.

Annem arkamda durdu.
- Bu gece sakın başımıza iş açma.
- Açmam anne.
- Karahanlıların gençleri de orada olacak. Onlardan uzak duracaksın
-Tamam.
-Özellikle Baran'dan.
Kaşlarımı hafifçe çattım.
-Baran
Annemin yüzü bir anda ciddileşti.
-Karahanlıların ağası.
Adını daha önce duymuştum.
Baran Karahanlı.

Yirmi altı yaşında olduğunu, genç yaşına rağmen koca bir aşireti yönettiğini biliyordum. İnsanlar onun hakkında konuşurken seslerini alçaltırlardı. Acımasız olduğu söylenirdi. Öfkelendiğinde kimsenin karşısında duramadığı, verdiği kararlardan kolay kolay dönmediği anlatılırdı.

Babası Erkan, dedesi Musa hayattaydı ama aşiretin asıl gücünün Baran'ın elinde olduğu söyleniyordu.
Bana son kez baktı.
-Hadi. Baban bekliyor.

---

Düğün konağına vardığımızda gece iyice kararmıştı.

Araçtan indiğimde gözlerim istemsizce etrafa kaydı. Büyük bir avlu, yüksek taş duvarlar, her köşeye asılmış ışıklar ve uzaktan yükselen davul sesleri…

Düğün, sıradan bir düğünden çok daha büyüktü.

Çünkü evlenen adam, iki düşman aşiretin de saygı duyduğu güçlü bir ortağın oğluydu. Böyle gecelerde kimse eski hesaplarını tamamen unutmazdı ama herkes birbirine karşı dikkatli davranırdı.

Bizim konvoy avluya girdiğinde babam önden yürüdü. Dedem onun yanında ilerlerken Cengiz ve Nejla arkalarından geldi. Ben de annemin koluna girerek onları takip ettim.

Daha birkaç adım atmıştık ki avlunun öbür tarafında bir hareketlilik başladı.

Siyah araçlardan oluşan uzun bir konvoy kapının önünde durdu.

Önce birkaç adam indi. Ardından uzun boylu, sert yüzlü bir adam belirdi.

Yaman Karahanlı.
Onu tanıyordum. Baran'ın ağabeyiydi..

Ardından Murat indi.
Murat, diğerlerine göre daha rahat görünüyordu. Etrafına bakıyor, tanıdığı birkaç kişiyle selamlaşıyordu.

Sonra…
Onu gördüm
Baran Karahanlı.

Siyah takım elbisesi, geniş omuzları ve sert yüzüyle kalabalığın içinde hemen fark ediliyordu. Yürürken acele etmiyordu ama insanlar onun önünden çekiliyordu. Yanındaki adamlar bir şeyler söylüyor, o ise başını hafifçe sallayarak dinliyordu.

Yüzünde gülümseme yoktu.
Bakışları soğuktu.

Sanki bulunduğu yerdeki herkesin kim olduğunu, ne düşündüğünü ve ne kadar tehlikeli olabileceğini tek tek hesaplıyordu.

Ben farkında olmadan ona bakakalmıştım.
Tam o sırada Baran başını çevirdi.
Göz göze geldik.
Bir anlığına nefesim kesildi.

Gözleri koyuydu. Bakışlarında ne merak ne de sıcaklık vardı. Yalnızca insanın üzerinde gereğinden fazla duran, huzursuz edici bir dikkat…

Hemen gözlerimi kaçırdım.
Kalbim neden hızlanmıştı, bilmiyordum.

Korkudan
Muhtemelen.

Çünkü annemin anlattığı adam tam karşımda duruyordu.

Ve ilk kez, bir insanın yalnızca bakışıyla bile etrafındaki havayı değiştirebildiğini anlıyordum.

-Berfin!
Annemin kolumu sıkmasıyla irkildim.
-Ne bakıyorsun öyle?
-Bir şey yok.
-O zaman önüne bak.
Başımı eğip yürümeye devam ettim.
Ama o bakışları üzerimden çekip çekmediğini bilmiyordum.
Arkamı dönmeye cesaret edemedim.

----

Bize ayrılan masaya oturduğumuzda Karahanlılar da karşı taraftaki masaya yerleşmişti.

Baran, Yaman ve Murat'ın ortasında oturuyordu. Yanlarında anneleri Heja, babaları Erkan, dedeleri Musa ve babaanneleri Dilşah vardı.

Heja Hanım, oğluna bir şeyler anlatıyor; Erkan Bey ise çevresindeki adamlarla konuşuyordu. Musa Ağa'nın yüzünde yılların sertliği vardı. Dilşah Hanım ara sıra torununa dönüp bir şeyler söylüyordu.

Baran ise önündeki su bardağını eline almış, etrafı sessizce izliyordu.

Bir ara Yaman ona eğilip bir şey söyledi.
Baran yalnızca kısa bir cevap verdi.
Yaman sustu.
Bunu görünce içimden, Demek anlatılanlar doğruymuş, diye geçirdim.

Bu adamın yanında kendi ağabeyi bile fazla konuşamıyordu.

Önüme konulan yemeğe bakarken bir türlü rahatlayamıyordum. Annem durmadan dik oturmamı söylüyor, Nejla elbisemin eteğini düzeltiyor, Cengiz ise masanın diğer ucunda telefonuna bakıyordu.

Mert'i göremiyordum.

Başımı hafifçe kaldırıp etrafı taradım.
Sonunda onu avlunun öbür tarafında gördüm.
Yalnız değildi.
Karşısında Derya duruyordu.
Kalbim bir anda hızlandı.
Derya Karahanlı…
Baran, Yaman ve Murat'ın kız kardeşiydi. Onu birkaç kez uzaktan görmüştüm ama hiç konuşmamıştık.

Şimdi Mert'in karşısında duruyordu.
İkisi de etraflarına bakıyor, kimsenin kendilerini fark etmemesine dikkat ediyordu.

Mert'in yüzünü tanıyordum.

Onu çocukluğumdan beri tanıyordum. Ne zaman yalan söylediğini, ne zaman öfkelendiğini, ne zaman üzülüp bunu saklamaya çalıştığını bilirdim.

Şimdi yüzünde daha önce hiç görmediğim bir ifade vardı.

Korku.

Ama kendisi için değil.
Derya için korkuyordu.

Mert'in yıllardır sevdiği kız gerçekten karşısındaydı. Ve aralarındaki tek engel ailelerimizin düşmanlığıydı.

Gözlerim doldu.
Birbirlerini seviyorlardı.
Bunu artık inkâr etmek mümkün değildi.

Fakat dedem öğrenirse Mert'i asla affetmezdi. Babam da aynı şekilde düşünürdü. Karahanlılar ise kızlarının bizim aileden birine âşık olduğunu duyarlarsa neler yapardı, tahmin bile edemiyordum.

Tam o sırada Derya başını kaldırdı.
Gözleri beni buldu.
Bir an birbirimize baktık.

Yüzünde korkuyla karışık bir yalvarış vardı.
Sanki bana sessizce, Ne olur kimseye söyleme, diyordu.
Başımı çok hafif salladım.
Ona bir şey söylemeyecektim.

Çünkü Mert bu evde bana iyi davranan tek insanlardan biriydi.

Onun mutlu olmasını istiyordum.
Ne pahasına olursa olsun…

---

Bir süre sonra kalabalık halay için ayağa kalktı. Davulun sesi yükseldi, avludaki insanlar birbirine karıştı.
Annem de beni kolumdan tutup ayağa kaldırdı.

-Hadi, biraz oynayalım.
-Anne, ben oturmak istiyorum.
-Herkes oynuyor. Sen neden oturacaksın?

İtiraz etmedim.

Kadınların arasına katıldım. Birkaç dakika boyunca yalnızca müziğe ayak uydurmaya çalıştım. Sonra kalabalığın arasından sıyrılıp avlunun daha sakin bir köşesine geçtim.

Biraz hava almak istiyordum.

Taş sütunlardan birinin yanına geldiğimde derin nefes aldım.
---

Masaya döndüğümde Mert hâlâ ortalıkta yoktu.

Annemin yanında otururken göz ucuyla avluyu izledim. Birkaç dakika sonra Mert'i gördüm. Bu kez arka taraftaki dar geçide doğru yürüyordu.

Ardından Derya'nın geldiğini fark ettim.

İçime bir korku düştü.

Onların peşinden gitmek istemiyordum. Başımı belaya sokmak da istemiyordum. Ama ya biri onları görürse?

Ya Cengiz?
Ya Baran?
Dayanamadım.

Kimseye fark ettirmeden masadan kalkıp avlunun arka tarafına ilerledim. Taş duvarın köşesinde durup dar geçide baktım.

Mert ve Derya karşı karşıya duruyordu.
Derya'nın sesi titriyordu.
-Daha fazla bekleyemem, Mert.
Mert ellerini onun ellerinin üzerine kapattı.
-Biliyorum.
-Her gün seni bir daha göremeyeceğim diye korkuyorum. Evdekiler benden şüphelenmeye başladı. Nereye gittiğimi, kiminle konuştuğumu sorup duruyorlar.
Mert başını eğdi.
-Seni bu hâlde bırakmayacağım.
-Bunu kaç kere söyledin?
-Bu kez olacak.

Derya'nın gözleri doldu.

-Nasıl olacak? Bizim ailelerimiz birbirinden nefret ediyor. Senin dedenin beni senin yanında görmesi bile yeter. Benim abilerim öğrendiğinde ne yapacak, biliyor musun?

Mert iki elini onun yüzüne götürmek ister gibi hareket etti ama son anda durdu.

-Seni seviyorum, Derya.
Bu sözleri duyduğumda gözlerim doldu.
Mert'in sesini daha önce hiç böyle duymamıştım.

-Seni herkesten çok seviyorum. Ama seni bu düşmanlığın içinde kaybetmeyeceğim.

Derya başını iki yana salladı.

-Ben de seni seviyorum. Ama böyle yaşayamıyorum artık.

Bir süre birbirlerine baktılar.
Sonra Mert cebinden küçük, katlanmış bir kâğıt çıkardı.

-Yarın gece, dedi alçak sesle. Her şey hazır. Sen yalnızca bana güven.

Derya kâğıdı aldı.
-Gerçekten gidecek miyiz?
-Evet.
Derya'nın gözlerinden yaşlar süzüldü.Mert onun elini sıktı.
Artık daha fazla dinleyemededim ve oradan uzaklaştım...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 6beğeni 9yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18