Bölümler 6Şu an: 3-cü bölüm 🍷
- 1 1-ci bölüm 🍷1.252 kelime
- 2 2-ci bölüm 🍷945 kelime
- 3 3-cü bölüm 🍷2.648 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4-cü bölüm 🍷1.887 kelime
- 5 5-ci bölüm 🍷4.681 kelime
- 6 6-cı bölüm 🍷5.278 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kitapda geçen isimler ve olaylar tamamen hayal ürünüdür.
Beğenmeyi ve satıraralarını yorumlarla doldurmayı unutmayın 💗
İyi okumalar dilerim 🎀
Medya:Alara Aydinç
Gerçek dünyaya yavaş yavaş gözlerimi açarken, içimde derin bir tedirginlik hissi belirdi.
Olanları hatırlamaya başladığımda, boğazımda bir düğüm oluştu ve yutkundum. Elim istemsizce karnıma gitti ve üstümde kısa bir üstden ve yaramı saran sargı bezinden başka bir şey olmadığını fark ettim.
Tamamen çıplak olmasam da vücüdümün belirli bölgeleri gözüküyordu.
Ayağa kalkmaya çalıştığımda, yaramdaki sızının buna engel olmaya çalıştığını hissettim. Ama bu acıyı umursamadan, birkaç kez denedikten sonra sonunda ayağa kalkmayı başardım.
Çok kan kaybetmiş olmalıyım ki ayağa kalktığım an gözlerimin önü karardı. Dengemi korumak için birkaç saniye boyunca yatak başlığına tutundum ve kendime gelmeye çalıştım.
Nerede olduğumu anlamak için odanın içindeki pencereye yaklaştım.
Dışarı baktığımda karşımda geniş bir ormanlık alan gördüm. Bir binanın ikinci ya da üçüncü katında olmalıydım, çünkü pencereden aşağıya baktığımda çok yüksekte olmadığımı fark ettim.
Pencereden uzaklaştım ve odayı incelemeye başladım. Tek kişilik bir yatak vardı ama genişliği çift kişinin rahatça sığabileceği kadardı. Yatağın yanında komodinler ve her birinin üzerinde farklı çiçekler vardı. Çiçeklere tebessüm ederek baktım, onların zarafeti ve güzelliği içimde bir nebze huzur yarattı.
Odada üç tane kapı vardı. Büyük olasılıkla biri binanın içine açılıyordu, diğeri ise bir lavaboya.
İki kapıdan da farklı olan cam kapıya yaklaştığımda, aşağıya inen bir merdivenle karşılaştım.
Bir dakika, ben neredeydim böyle? Beynimde çakan şimşeklerle kapıdan uzaklaştım ve diğer kapıya yöneldim. Kapı kolunu indirdiğimde beklediğim gibi kilitliydi. Yaşadığım şokun etkisiyle bulunduğum yeri yeni sorgulamaya başlamıştım.
Kapıya vurarak bağırmaya başladım. "Bana bakın, hey!" diye bağırdım, elimden geldiğince yüksek sesle. Ama bağırdıkça tüm bedenimdeki gerilim yüzünden canım acıyordu. Tekrar odaya döndüm ve anılarımın ağırlığıyla gözlerim dolmaya başladı.
Kusma hissiyle koşarak lavabo sandığım kapıyı açtım ve klozete kustum. Midemde mide şiremden başka bir şey olmadığı için sadece su çıkıyordu, ama mide bulantım durmuyordu. Klozetten ayrıldım ve yüzüme birkaç kez soğuk su çarptım, kendime gelmeye çalıştım. Aklıma gelen anılar beni bu raddeye getirmeye yetmişti.
Lavabodan çıktım ve yeniden kapıya yaklaştım. "Beni duyuyorsanız buraya gelin" dedim. Bir kaç kez daha üst üste kapıya vurdum.
Karnımda hissettiğim sıcaklıkla "Siktir" diye bağırdım. Muhtemelen yaramda olan dikişler yaşadığım gerilim sonucu açılmıştı.
Peki ben kaç gündür bu yerdeydim, ve benim karnımı kim dikmişti.
Elimi kanayan yarama bastırdım ve kanamasın durdurmaya çalıştım.
Karşımda tamamen camdan oluşan kapıya yaklaştım ve kapıyı açtım.
Yavaş yavaş merdivenleri inmeye başladım ama attığım her addım, canımı yakıyor acıma acı ekliyordu.
Ayaklarım yapay çimenlere değdiğinde, buranın bir dinlenme alanı olduğunu gördüm.
Bir tek benim kaldığım odadan buraya bir merdiven iniyordu.
Etrafıma daha dikkatle baktığımda bir kaç çardak vardı.
Arkama baktığımda bir tane cam kapının daha olduğunu gördüm.
Kanayan yaramı daha da kanatmamak adına yavaş yavaş ilerledim ve kapıyı kendime çektim.
Kaç gündür uyuduğumu ve ne kadar kan kaybettiğimi bilmiyordum ama vücüdumdakı güç azalmıştı sanki.
Kapıdan dışarı çıktığımda o taraf bu tarafa koşturan takımlı adamlar ve resmi bir giyim giyen kadınları görmeyi beklemiyordum.
Yavaş yavaş onların içinden geçmeye başladım, hepsi kocaman açtığı gözleriyle bana bakmaya başlamıştı.
Bir an durdum ve bana bakan insan kalabalığına baktım "Ne bakıyorsunuz, hiç yaralı bir insan görmediniz mi" diye bağırdım hepsine.
Gerizekalı tabii ki karnından kan akarken rahatça insan arasında yürüyen bir ruh hastası görmemişlerdir. Beynimde duyduğum sese karşılık sadece sırıttım. Kendimle konuşmak hep beni rahatlatmıştı.
"Alara" diyen bir erkek sesi duydum arkamdan döndüğümde telaşla bana yaklaşan Edisi görmeyi beklemiyordum. O da mı burdaydı.
"Karnın kanıyor" dedi endişeli gözleriyle bir karnımdakı yaraya bir yüzüme bakarak.
Umursamazca "Biliyorum" dedim. "Ruh hastası karnın kanayarak ortalıkta dolaşman ne kadar normal?" diye sordu bana sinirle kararan gözleriyle. "Ne kadar normalse o kadar işte" dedim ve göz devirdim.
"Hem benim karnımın kanamasından sana ne Çapkın herif" dedim.
"Doğru ya senin gibi arızayla niye muhatap oluyorum ki benimle böyle konuşasın" diyip arkasını döndü.
Kendime bir tur ana avrat sövdüm çünkü kimese muhtaç olmayı sevmezdim.
"Dur" dedim çünkü ondan başka tanıdığım biri yoktu bu bok çukurunda. "Burası neresi nerdeyim ben" diye sordum sitemle.
"Bir şartla sana söylerim benimle revire geliceksin" dedi eliyle kanayan yaramı göstererek.
Normalde biri bana bir iş karşılığında bir yardımda bulunacakken bunu kabul etmezdim. Ama bu sefer meraklı yanım daha baskın olmuştu ve burada tanıdığım tek kişi bu Çapkından başkası değildi.
Olanları öğrenmek için başımı tamam anlamında salladım. "Ne tarafdan" diye sordum.
Bana destek olmak için koluma girdiğinde kolumu ondan çektim. Uyaran gözlerle ona baktım. "Birinin bana iznim dışında dokunmasını sevmem" dedim.
Beklediğimin aksine beni anlayışla karşıladı.
Bana sâğ tarafa dönmemi söylediğinde yönümü değiştirdim. Başımı kaldırıp karşıma baktığımda yedi kişiden oluşan bir gurup insanın üstümüze yürüdüğünü gördüm.
Üçü kadın dördü erkeklerden oluşan bu takıma baktım. Önlerinde lider gibi uzun boylu, sivri çene hatlarına sahip, belki de hayatımda gördüğüm kahvenin en güzel rengini taşıyan gözlerin sahibine bakmaya başladım.
Yapılı vücüduyla, çok ciddi ve etrafına soğuk bakışlar atan gözlerini bir kaç saniye kanayan karnıma oyalandırdı.
Onu gören her kes başını önüne eğip onunla olan kaçınılmaz göz temaslarından kaçıyordu.
Yanımıza yaklaştığı gibim, Edise ters bir bakış attı. "Her bir saate onu konturol et demedim mi sana" dedi. Ben yanında yokmuşum gibi konuşuyordu.
"Onu kontrol etmediğimi kim dedi" diye sordu Edis alaycı sesiyle. Yandakı sarışın yeşil gözlü adam Edise baktı "Konturol etseydin şu an dikişleri açılmış karşımızda dikilmezdi"
Edis kaşlarını çattı "Lan doğru düzgün neden burdayız onu bile demeden, bizi burda tutuyorsunuz ve bunun gibi ruh hastasına bakıcılık yapmamı mı istiyorsunuz" dedi sinirle.
Son duyduklarımla kaşlarımı çattım "Sana kim bana bakıcılık yap dedi çapkın herif, siktir git gözümün önünden yalancı piç. Bana neden burda olucağımızı söyleyecekmiş, kendisi bile bilmiyor" dedim sinirle bağırarak.
"Lan ruh hastası ben sana kaç kez benimle düzgün konuş diyicem" diyip kaşlarını olabildiğince daha çok çattı.
Ağzımı açıp bir küfür daha savuracakken birinin beni kucağına almasıyla duraksadım.
Az önce lider gibi yürüyen adamın kucağında kendimi bulunca afallamıştım. Ama bu bir kaç saniye çekti.
"Sen kim oluyorsun da bana izinsiz dokunuyorsun" diyip kucağından atlamaya çalıştım.
Kor gibi yanan kollarının arasında kan kaybından buzlaşmış vücüdüm çözülüyordu.
Bir kaç kez daha çırpındım ama ona vurmalarım etkisizmiş gibi karşısına bakarak yürümeye devam ediyordu.
Ondan aldığım hafif limon ve portakalın karışığı olan rahatlatıcı koku uyuşmama yardım ediyordu.
Bir kapının önüne geldiğimizde, bizden önce yanında olan kadınlardan biri kapını açtı ve bir odaya girmemizi sağladı.
Turuncu saçları ve yeşil gözleri olan çok güzel bir kadındı.
Odaya girdiğimizde buranın revir olduğunu anladım. Bir kadın yanıma geldi ve karnımdaki sargı bezini kaldırdı.
Odaya yayılan kanın kokusu midemi bulandırmaya yetmişken. Geçmiş anıların içine yuvarlanmamam için nefesimi tuttum ve "Biraz hızlı olurmusunuz" dedim. Gözlerimi kapatarak kanı görmemi engelledim.
"Gözlerini aç" diye emir veren otoriter erkek sesi, gözlerimi açmamı sağladı. Sanki sesin kendisi bile bir tokat gibi suratıma çarpmıştı.
Kaşlarımı çattım "Bana emir vermeye kalkışmayın" dedim.
Ayağa kalkmaya çalıştığımda, kızıl saçlı kadın omzuma hafifçe bastırdı, "Biraz dinlenmelisin" dedi, rahatlatıcı ses tonuyla. Sesi adeta bir ninni gibi kulağımda yankılandı.
"Benden ne istiyorsunuz?" diye sordum adama bakarak. "Diğer eğitmenler de gelsin, öyle konuşuruz" dedi kadın, sanki ben bir suçluymuşum da duruşmamı bekliyormuşum gibi.
"Siz neden benim her sorduğum soruya cevap vermiyorsunuz?" diye çıkıştım kadına. Sinirlerimi dizginlemek için mutlaka birini benzetmem gerekiyordu.
İçimdeki ses, "Sen çok salaksın, bunu biliyor musun?" diye bir şeyler geveledi. Gözlerimi devirdim. Kimsenin duymayacağı şekilde, "Sanki sen çok akıllısın da," diye karşılık verdim.
"Sen kimle konuşuyorsun?" dedi adam bana, gözlerini kısıp bakarak. "Kendi kendime konuşuyorum, var mı bir diyeceğin?" dedim bu sefer adama.
Hiçbir şey söylemeden odadan çıktığında kızıl da onun ardınca çıktı.
Çıkarken "Biraz dinlen yaran çok taze" demeyi de unutmamıştı. Sanki ben yaramın yeni olduğunu bilmiyordum.
Birkaç dakika sonra, odaya hiç kimsenin gelmediğini gördüm ve bana son söylenenleri umursamadan ayağa kalktım.
"Bu keçi tutumun yüzünden, bir gün başına dert alıcaksın" dedi yanımda gördüğüm kadının silüeti. "Zaten başım yeterince dertte değil mi" diye sordum. "Başının dertte olması, yeni bir dert bulmana sebep olamaz" dedi. "Şu an benim seninle konuştuğumu gören biri beni tımarahaneye götürür bunu biliyormusun? Sana kaç kez ulu orta yerlerde ortaya çıkma dedim" diye sitem ettim. "Tamam be yardım da etmek suç olmuş arkadaş" dedi. "Senin yardımın amk siktir ol şimdi yanımdan" dediğimde artık susmuştu bu sesler.
Kafamı bir kaç kez salladığımda kendime gelmeye çalıştı.
Revirin kapısını açıp dışarı çıkacağım esnada, biri benden önce davranıp kapıyı açmıştı.
"Alara hanım, sizi bekliyorlar, benimle gelin," dedi uzun boylu, kel bir adam. Hiçbir zorluk çıkarmadan arkasından gitmeye başladım, çünkü burada dönen olayları merak ediyordum.
Bir asansöre bindiğimizde bir kart çıkardı ve asansörün akıllı sensörüne yaklaştırıp, yedinci katın tuşuna bastı.
Birkaç dakika sonra, üzerinde "Toplantı Odası" yazan bir kapının yanında durmuştuk. "Sizi içerde bekliyorlar," dedi. "Adın ne?" diye sordum. "Henüz bunu size söyleyemem," dedi. "Çok da meraklısıyım adının," diye çıkıştım ona. Kısık sesle güldüğünü duydum. Onun gülüşü, benim de gülmemi sağlamıştı.
Kapıyı aralayıp içeri girdiğimde, odanın kalabalık olduğunu gördüm. Herkes uzun bir masanın etrafında toplanmış, beni bekliyorlardı.
Tanıdığım kişilerin içinde, Edis, Saner, kızıl saçlı kadın ve dilsiz adam vardı. Diğerleriyse az önce gördüğüm kızıl ve dilsizle olan adamlardı.
Ve benim yaşlarda iki kız bir erkekten oluşan, tanımadığım bir grup genç daha vardı.
Allahım, aklıma mukayyet ol! Burada ne boklar dönüyordu böyle?
"Geç otur, Alara," dedi en tepede olan, ellilerine merdiven dayayan adam. Gidip Edis'le, sarı saçlarının her halinden gerçeklikle bir alakası olmayıp yapay olduğu belli olan kızın arasına oturdum.
"Sizi bura toplamamızın nedeni, gelecekte çok iyi ajanlar olucağınız". Duyduklarımla kaşlarımı çattım. "Bu salakları bilmiyorum ama benim ajan olmak istediğimi kim söyledi, kusura bakmayın ama ben buraya yanlış gelmişim" diyip ellerimi masaya koydum ve kalktım.
"Sözümü dinlemeden bu masadan kalkamazsın" dedi bana kaşkarını çatarak.
"Pardon da siz kim oluyorsunuz da ben sizin sözünüzü dinliyiceğim" diye ona karşılık olarak alayla konuştum.
"Lan ruh hastası susup dinle" diyip kolumdan çekip beni yeniden sandalyeye oturttu Aras denen piç. "Lan sana benim iznim olmadan dokunma demedim mi" ellerini teslim olurcasına kaldırdı.
"Hiç bir şey yapmıyorum ama yeter ki susup dinle" dedi. "Sana mı kalmış dinlemek istemiyorum" dedim.
Şu an her kesin delici bakışların üzerimde hissediyordum. "Bu inatçı keçiyle başara bilirmisin diyorsun" diye bir ses duydum.
Gözlerimi kısıp konuşanlara baktım. Dilsiz adam dudağındakı alaycı sırıtışla beni izliyordu "Soru yanlış oldu o benimle başarabilicek mi diye sormalıydın" dedi yanında siyah saçlı mavi gözlü adama.
"Ne kadar saygısız bir kız bu böyle ya" diye sızlanan benim yaşlarda güzellik manyağına baktım. Saçlarının kendisinin olmadığı her halinden belliydi, çakma sarışındı, gözlerinde yeşil lens sarı saçlarıyla uyum içerisindeydi. Dolgun dudaklarına sürdüğü ruj güzelliğine güzellik katsa da ne de olmasa çakmaydı.
"Sana ne be benim saygımdan ya da saygısızlığımdan çakma güzel" söylediğim sözlerle söylemeye bir şey bulamadı ve sus pus olup sakinliğini korudu.
"Yeter" diye otoriter bir erkek sesi sözlü tartışmamızı böldü. "Karşınızda bir büyüğün olduğunu unutacak kadar saygısızsınız" dedi kızgın ve yüksek sesle.
Ben de uzatmak istemediğim için sakince durmayı tercih ettim. Edis bu halime sırıttı "Böyle sıçarsın altına işte" ona göz devirdim. Kısık sesle "çıkışta bekle de kimin altına sıçıcağını sana gösteriyim". Tabii ki beni ciddiye almamıştı. Bu yaralı halimle ona hiç bir şey yapamayacağımı düşünüyordu. Ama benim 11 yaşımdan sokaklarda hangi tehlikelerle karşılaştığımı bilmiyordu.
Aramızda didişirken yaşlı adam yeniden konuşmaya başladı. "Bizimle çalışacaksınız, çünkü hayatınız artık bize emanet" duraksadı.
"Hepiniz çocukluktan beri bir terör örgütü tarafından izleniyorsunuz, bunun nedeniyse yaşıtlarınızdan farklı güce ve beceriye sahip olmanız"
"Peki bizi neden kaçırdılar" diye sordu, siyah saçlı siyah gözlü yapılı bir erkek. Sağ yanağında gözünün altında başlayıp çenesinin üstünde biten bir iz vardı. Ama bu onun yakışıklı yüzünde küçük bir kusurdan farklı değildi.
"Çünkü onların asıl amacı, sizi kendi çıkarları için çalıştırmak ve sizden faydalanmak," dedi. Yakışıklı ve çekici yüzlü, dilsiz sandığım adam sözü devraldı.
"Bir daha böyle bir durumla karşılaşmamanız için size kendinizi koruma yollarını ve silah kullanmayı öğreteceğiz. Bununla da kalmayacak, farklı eğitimlerden geçeceksiniz," dedi.
Gözleri birkaç saniye yüzümde takıldıktan sonra diğer çocuklara da baktı.
"Eğer onlar sizi istiyorsa ve kaçırıyorsa, demek ki biz de sizinle anlaşarak bir iş yapabiliriz. Onlarla aramızdaki tek fark, tüm olasılıkları önceden açıkça söylememiz," dedi.
Bunlar delirmiş olmalılar! Onlarla çalışmak istemediğimi kaç kez söylemiştim. "Sizinle çalışmak istemediğimi söyledim," dedim.
Hiçbir cevap vermediler. Aralarında sessiz bir bakışma geçti. Kısa kahverengi saçları ve kahverengi gözleri olan kadın ayağa kalktı.
Dolgun dudakları ve kedi gözlerine benzeyen gözleri ona farklı bir asalet katıyordu.
"Bizimle kalıp çalışmak isteyenler ellerini kaldırsın. Bu işin gelecekte size getireceği ayrıcalıkları ve önünüze sunacağı hayatı göz önünde bulundurarak kararınızı verin," dedi.
Etrafıma baktığımda, yüzünde iz olan erkek elini kaldırdı; ardından çakma güzel sonrasında Edis ve toplantı başladığından beri sessiz kalan, kısa simsiyah saçlı ve bal rengi gözlü ikinci kız da elini kaldırdı. En sonunda, Saner de elini kaldırdığında ona hayretle baktım. Kendi gölgesinden bile korkan, sessiz biri değil miydi bu çocuk? Bu bok çukurunda bu haliyle ne yapacaktı?
Bir tek ben elimi kaldırmamıştım, ama eğitmenlerin yüzünde hiç şaşkınlık yoktu, sanki bunu yapacağımı biliyorlardı.
"Saner, Edis, Aras, Kader ve Ceylin kalmayı seçtiler. Alara ise bundan sonra bizimle olmayacak," dedi kadın.
"Kalanlar, eğitmenleriyle tanışsın. Yarından itibaren kendinizi koruma eğitimleri başlayacak," diyerek ayağa kalktı yaşlı adam.
Onun kalkmasıyla masadaki herkes ayağa kalktı, ama iki kişi oturmaya devam ediyordu. Bunlardan biri dilsiz, diğeri ise bendim.
Yaşlı adam odadan çıktığında, odada sadece eğitmenler ve biz kalmıştık. Sabahdan beri konuşmayan, güzellik tanrıçası Freya nihayet ayağa kalktı. Bir dergide okumuştum, Norse mitolojisinde Freya, aşk, sevgi, güzellik, savaş ve ölüm tanrıçasıydı.
Bu kadının güzelliği gerçekten göz kamaştırıcıydı. Yüzünde ve bedeninde operasyonlar olmasına rağmen, yaptırdığı bu yapay dokunuşlar o kadar da göze batmıyordu. Freya, "Biz sizi önceden seçtik ve kendinizi koruyup iyi bir ekip olmanız için sizi eğiteceğiz," dedi.
Burada kalmamakla doğru bir karar verdiğimi düşündüm. Ne de olsa köpek miydim ben, eğitilecektim de?
Freya gözlerini Edis'in üzerinde gezdirdi ve, "Edis'i ben eğiteceğim," dedi. Edis'in dudakları kıvrıldı ve gözlerindeki muzip ifadeyle eğitmenine baktı. Bu piç gerçekten de çapkının tekiydi. Kendinden büyük kadınlara bile kur yapıyordu.
Ama Feya'ya yaşlı demek cehennemde yanmama neden olurdu, çünkü kadın bize taş çıkartacak güzellikteydi.
Sabahdan beri hiç konuşmayan, sarı saçlı yeşil gözlü adam, çakma güzeli süzdü. "Ceylin, seni ben eğiteceğim," dedi. Adam resmen bir Rus'a benziyordu. Adının Ceylin olduğunu öğrendiğim çakma güzel, eğitmeninin yanına gitti, tek kelime etmeden.
Az önce bana keçi diye hitap eden adam Saner'e baktı ve artık onu seçtiğini belli etti. Kızıl kafa, "Aras'cım, yanıma gel, seni ben eğiteceğim," dedi. Böylelikle yüzünde yara olan çocuğun adının Aras olduğunu öğrendim. Sona ise kedi gözlü eğitmen kaldı, "Benimle eğitimine devam edeceksin, Kader," dedi bal rengi gözleri olan kıza.
Son olarak iki eğitmen kalmıştı. Biri duygusuzca bana bakan dilsiz, diğeri ise hepimize sevecen gözlerle bakan bir adamdı.
"Barut bizim hacker'ımız, operasyonlarımızın en kıymetlisi, bize hep ekran başında yardım eden hacker'ımız. Eğer bu işlere ilginiz varsa ona yaklaşabilirsiniz," dedi eliyle hepimize sevecen gözlerle bakan adamı işaret ederek.
Bir eğitmenin ismini öğrenmiştim, acaba diğerlerinin isimleri neydi?
Ama hepsine taktığım takma adlar şimdilik idare ederdi. Zaten onlar hayatımın hiç bir köşesinde karşıma çıkmayacaklardı.
"Alara'cım, artık aramızda olmadığına göre seni evine bırakalım," dedi kızıl kafa. "Ama bu tesis hakkında hiçbir yerde konuşmayacaksın, çünkü burası gizli bir kurum," diye ekledi.
Başımı salladım, "Merak etmeyin, tesisiniz hakkında konuşmanın meraklısı değilim," dedim.
Saatler sonra:
Arabada yanımda oturan duygusuz herife bakıyordum. Yüzünde olan keskin kemikler, yüz hatlarıyla uyum içerisindeydi. Kahverengi gözlerinin ardında sanki alevler vardı. Benim yaşadığım mahallenin önünde durdu. "Sana hayatında bolca şans diliyorum," dedi soğuk bir sesle.
İçimdeki ses ismini sormam gerektiğini söyledi. Dikkatini bana versin diye birkaç kez öksürdüm. "İsminiz neydi?" diye sordum, sormaz olaydım.
Duraksadı, "İsmimi öğrenmek için hayatımda değerli bir yerinin olması gerek," dedi hissizce. Ona göz devirdim. "Çok da meraklıyım ismine, küstah herif."
Arabadan ineceğim esnada bir kartı bana uzattı. "Bir gün yardıma ihtiyacın olursa tesisle iletişime geçmekten çekinme." Kartı elinden yırtarcasına aldım. "Yeniden sizin gibi insanlardan yardım alacağımı sanmıyorum."
Arabadan indiğimde ev arkadaşım Gazel'i aradım. Birkaç kez çaldıktan sonra telefonu açtı. "Nerdesin sen, Alara? Herkes birbirine girdi. Kaçırıldığını söylediler."
Olanlar hakkında konuşmak istemediğim için, "Eve geliyorum, gelince konuşuruz," dedim.
Arkama baktığımda, siyah arabanın beni bıraktığı yerde olmadığını fark ettim.
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Bölümü nasıl buldunuz?
En beğendiğiniz sahne hangisi oldu?
Alaranın bu inatçı tutumuna ne demeli?
En beğendiğiniz karakter?
Sizce gelecek bölümde neler olacak?
Bölümler hakkında daha fazla bilgi almak için Instagram sayfasını takip edelim
Ig:benikendindenkurtar.official
Sevgi ve sağlıkla kalın 💗🫠
Bölüm etkileşimi
