Benden Sonra Ben kitap kapağı

1. bölüm / 4

Benden Sonra Ben

Kıyıya Vuran Sessizlik

Vaveyla Yazarı: Alin Karadağ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Kıyıya Vuran Sessizlik

İnsan bazen hayatının değişeceğini, değişmeden hemen önce hisseder.

Aslı o sabah bunun farkında değildi.
Yine de gözlerini açtığında içinde garip bir huzursuzluk vardı. Ne tam olarak bir korkuydu bu ne de kötü bir şey olacakmış hissi. Daha çok, uzun zamandır aynı yerde duran bir şeyin artık yerinden oynayacağını söyleyen sessiz bir his...
Telefonunun ekranına baktı.
Saat 07.12'ydi.
Alarmı aslında 07.30'a kurmuştu ama son zamanlarda alarm çalmadan uyanmaya başlamıştı. Birkaç saniye tavana baktı. Odasının beyaz tavanında, perdelerin arasından sızan sabah ışığı vardı.
Kıyı'da sabahlar böyle olurdu.
Güneş bir anda doğmazdı.
Önce gökyüzünün rengi değişirdi. Sonra denizin üstüne ince bir ışık düşer, sokaklar yavaş yavaş hareketlenirdi. Fırınların önünde insanlar belirir, otobüs duraklarında bekleyenler telefonlarına bakar, sahilde yürüyen birkaç kişi her sabah aynı saatte aynı yolu kullanırdı.
Şehir küçük değildi.
Ama Aslı'ya bazen küçücük gelirdi.
Çünkü insan aynı sokaklardan her gün geçtiğinde, bir süre sonra şehrin bütün köşelerini değil, kendi düşüncelerini ezberliyordu.
Aslı yatağından kalktı.
Perdeyi açtı.
Karşısında deniz görünmüyordu ama denizin kokusu sabahları odasına kadar gelirdi. Kıyı'nın en sevdiği tarafı buydu. Deniz her yerde görünmese bile kendini hatırlatırdı.
Penceresini biraz araladı.
Serin hava yüzüne vurdu.
Bir süre dışarı baktı.
Karşı apartmanın balkonunda yaşlı bir adam çiçeklerini suluyordu. Alt sokakta bir kadın elinde ekmek poşetiyle hızlı hızlı yürüyordu. Bir çocuk okul çantasını sürükleyerek annesinin arkasından gidiyordu.
Herkes bir yerlere yetişiyordu.
Aslı ise ilk kez nereye yetişmesi gerektiğini bilmiyormuş gibi hissetti.
Sonra bu düşüncesine kendi kendine güldü.
"Sabah sabah ne düşünüyorsun sen?"
Kendi kendine konuşmak alışkanlığı değildi.
Ama bazen insanın konuşacak birine ihtiyacı olmazdı.
Kendi sesini duymaya ihtiyacı olurdu.
Banyoya gidip yüzünü yıkadı. Aynaya baktığında karşısındaki kız tanıdık geldi ama yine de ona biraz uzaktı.
On sekiz yaşındaydı.
Bunu söylemek kolaydı.
On sekiz.
Sanki bu yaşın içinde bir yerde insanın ne istediğini bilmesi, doğru kararlar vermesi ve geleceğinden emin olması gerekiyormuş gibi.
Oysa Aslı hiçbirinden emin değildi.
Üniversiteye yeni başlamıştı.
Psikoloji okuyordu.
İnsanların neden böyle davrandığını anlamaya çalışıyordu.
Neden bazı insanlar sevdiklerini kırıyordu?
Neden bazıları özür dilemek yerine susuyordu?
Neden insanlar bazen gitmek istedikleri halde kalıyor, kalmak istedikleri halde gidiyordu?
Belki de psikoloji bölümünü seçmesinin sebebi buydu.
İnsanları anlamak istiyordu.
Belki de asıl istediği kendisini anlamaktı.
Aslı saçlarını topladı, odasına döndü ve yatağının üzerinde duran telefonunu aldı.
Bir mesaj vardı.
Duru: Uyan artık. İlk derse geç kalırsan seni hocaya ben anlatırım.
Aslı istemsizce gülümsedi.
Aslı: Uyandım.
Mesajı gönderdikten birkaç saniye sonra telefon tekrar titredi.
Duru: Uyandım demek yatakta olduğun anlamına gelmiyor.
Aslı kaşlarını çattı.
Aslı: Nereden biliyorsun?
Duru: Çünkü seni tanıyorum.
Aslı ekrana bakıp gülümsedi.
Duru ile tanışalı yıllar olmuştu.
Bazı arkadaşlıklar büyük olaylarla başlamazdı.
Bir sırada yan yana oturursun.
Bir kalem istersin.
Sonra aynı gün birlikte eve dönersin.
Bir süre sonra o insanın hayatındaki yerini fark edersin.
Duru, Aslı'nın hayatında öyle biriydi.
Onun yanında Aslı kendini açıklamak zorunda hissetmiyordu.
Sessiz kaldığında "Neyin var?" diye sormuyordu.
Sadece yanında oturuyordu.
Bazen bir insanın yapabileceği en büyük iyilik buydu.
Yanında kalmak.
Aslı hazırlanıp odasından çıktı.
Mutfaktan annesinin sesi geliyordu.
"Neredesin Aslı?"
"Çıkıyorum anne."
Nermin mutfaktan çıktı. Elinde bir bardak çay vardı.
"Bir şey yemeden gitme."
"Aslında geç kaldım."
"Beş dakikada bir şeyler yersin."
Aslı masaya oturdu.
Annesi önüne bir tabak koydu.
"Üniversite nasıl gidiyor?"
"İyi."
Nermin birkaç saniye kızına baktı.
"Gerçekten iyi mi?"
Aslı durdu.
"İyi."
Bu kez daha yavaş söyledi.
Nermin başını salladı.
"Bir şeye ihtiyacın olursa söyle."
Aslı annesine baktı.
Bu cümleyi daha önce de duymuştu.
Ama nedense annesine gerçekten ihtiyacı olan şeyi hiç söyleyememişti.
Çünkü bazı ihtiyaçların adı yoktu.
İnsan bazen "Bana sarıl" diyemezdi.
"Beni anla" diyemezdi.
"Ben de yoruldum" demek bile bazı insanlara ağır gelirdi.
Aslı çantasını aldı.
"Ben çıkıyorum."
Nermin arkasından seslendi.
"Akşam erken gel."
Aslı kapının önünde ayakkabılarını giyerken başını çevirdi.
"Tamam."
Kapıyı kapattığında bir an durdu.
Apartmanın merdivenleri sessizdi.
Aşağıdan bir kapının kapanma sesi geldi.
Aslı derin bir nefes aldı.
Sonra yürümeye başladı.

Kıyı sabahları başka görünürdü.
Gün içinde kalabalıklaşan sokaklar sabahları daha sakin olurdu. İnsanların yüzlerinde henüz günün yorgunluğu yoktu.
Aslı otobüs durağına doğru yürürken kulaklığını taktı ama müzik açmadı.
Bunu sık sık yapıyordu.
Kulaklık takmak, insanların onunla konuşmasını engelliyordu.
Müzik dinlemese bile.
Bazen insan dünyadan uzaklaşmak için müziğe ihtiyaç duymazdı.
Sadece kendisine küçük bir duvar örmesi yeterdi.
Otobüse bindiğinde cam kenarındaki koltuğa oturdu.
Şehir dışarıda akıyordu.
Bir kitapçı.
Bir çiçekçi.
Bir kahve dükkanı.
Bir banka.
Bir çocuk parkı.
Sonra deniz.
Otobüs sahil yoluna geldiğinde Aslı başını cama yasladı.
Deniz griydi.
Gökyüzü de.
Ama bu onu üzmedi.
Aslı gri havaları severdi.
Çünkü güneşli günlerde herkes mutlu görünmek zorundaymış gibi hissederdi.
Gri günlerde ise kimse senden gülümsemeni beklemezdi.
Telefonu tekrar titredi.
Duru arıyordu.
Aslı açtı.
"Efendim?"
"Otobüstesin, değil mi?"
"Evet."
"Kaç dakika?"
"On."
"Yalan."
Aslı güldü.
"Nasıl anladın?"
"Çünkü sen her zaman on dakika dersin. En az yirmi dakika."
"Duru..."
"Tamam, tamam. Seni bekliyorum."
Telefon kapandı.
Aslı tekrar dışarı baktı.
Duru'nun onun için beklemesi garip bir şekilde hoşuna gidiyordu.
Belki de insanın hayatındaki bazı insanlar, büyük cümleler kurmadan kendilerini belli ederlerdi.
Sadece beklerlerdi.
Sen gelene kadar.

Üniversiteye vardığında saat 08.56'ydı.
Duru fakültenin girişinde onu bekliyordu.
"Aslı!"
Aslı elini kaldırdı.
Duru yanına geldi.
"Sonunda."
"Geç kalmadım."
"Bir dakika kaldı."
"Bu da geç kalmadığım anlamına geliyor."
Duru gözlerini devirdi.
"Senin mantığını bir gün çözmeye çalışacağım."
Birlikte binaya girdiler.
Koridor kalabalıktı.
Aslı insanları izlemeyi severdi.
Bir grup öğrenci sınavdan konuşuyordu.
İki kişi tartışıyordu.
Bir kız aynada saçlarını düzeltiyordu.
Bir çocuk merdivenlerden ikişer ikişer çıkıyordu.
Hepsinin bir hikâyesi vardı.
Aslı bunu düşündü.
Birbirinin hayatından habersiz yüzlerce insan aynı binada yürüyordu.
Belki yanından geçen kişi o gece ağlayacaktı.
Belki gülerek konuşan kızın içinde kimsenin bilmediği bir korku vardı.
Belki çok mutlu görünen biri eve gidince kendini yalnız hissedecekti.
İnsanların yüzleri, hikâyelerinin sadece kapaklarıydı.
İçini açmadan kimseyi gerçekten tanıyamazdın.
Aslı bunu düşündüğünde farkında olmadan yavaşladı.
Duru koluna girdi.
"Yine ne düşünüyorsun?"
"Hiç."
"Senin 'hiç' dediğin şeyler genelde en az on dakikalık düşünceler."
Aslı güldü.
"İnsanları düşünüyordum."
"Sabah sabah insanları düşünme. Daha kahvaltı bile yapmadın."
"Psikoloji okuyorum."
"Bu sana herkesi analiz etme hakkı vermiyor."
"Analiz etmiyorum."
Duru ona baktı.
"Aslı."
"Tamam, biraz."
İkisi de güldü.
Ders başladı.
Aslı defterini açtı.
Hocanın anlattıklarını dinlerken bir cümleyi defterine yazdı.
"İnsan, kendisini nasıl gördüğünü çoğu zaman başkalarının ona nasıl baktığından öğrenir."
Bir süre o cümleye baktı.
Sonra altına küçük harflerle başka bir şey yazdı:
"Peki ya herkes yanılıyorsa?"
Kalemini bıraktı.
Bu sorunun cevabını bilmiyordu.
Henüz.

Öğle arasında Duru ile kampüsün arkasındaki küçük kafeye gittiler.
Burası üniversitenin en güzel yerlerinden biriydi.
Bahçesinde eski ahşap masalar vardı.
Ağaçların gölgesi masaların üzerine düşerdi.
Kafeden deniz görünmezdi ama rüzgar geldiğinde tuz kokusu hissedilirdi.
Duru iki kahveyle geldi.
"Şekersiz."
Aslı bardağı aldı.
"Teşekkür ederim."
"Bugün sessizsin."
"Aslında normalim."
"Hayır."
Aslı ona baktı.
Duru kahvesinden bir yudum aldı.
"Bir şey söyleyeceğim."
"Söyle."
"Sen son zamanlarda çok fazla düşünüp çok az konuşuyorsun."
Aslı gülümsedi.
"Ben zaten çok konuşmam."
"Eskiden konuşurdun."
Aslı sustu.
Duru bunu fark etti.
"Bak, illa anlat demiyorum."
"Biliyorum."
"Ne zaman anlatmak istersen buradayım."
Aslı başını salladı.
"Biliyorum."
Duru elini masanın üzerine koydu.
"Bir de kendini herkes için açıklamak zorunda hissetme."
Aslı kaşlarını kaldırdı.
"Neden bunu söyledin?"
"Bilmem."
Duru omuz silkti.
"İçimden geldi."
Aslı birkaç saniye sustu.
Bazen bir insanın söylediği bir cümle, söylendiği anda anlamsız gelir.
Ama sonra hayatın başka bir yerinde karşına çıkar.
O gün Aslı bunun sadece sıradan bir cümle olduğunu düşündü.
Yıllar sonra ise Duru'nun o sözünü hatırlayacaktı.
Çünkü bazı cümlelerin anlamını, onları duyduğun gün değil, onlara ihtiyaç duyduğun gün anlarsın.

Derslerden sonra Aslı eve gitmedi.
Kıyı'nın sahiline indi.
Bunu sık yapardı.
Derslerden sonra doğrudan eve dönmek yerine biraz yürür, denizin kenarında oturur, sonra eve giderdi.
Sahil bugün sakindi.
Aslı ayakkabılarını çıkarıp kumların üzerine oturdu.
Deniz birkaç metre önündeydi.
Dalgalar kıyıya vuruyor, sonra geri çekiliyordu.
Aslı uzun süre onları izledi.
Dalgaların gitmesini izlemek garip bir şekilde huzur veriyordu.
Çünkü her dalga geri dönüyordu.
Belki insan da böyleydi.
Gittiğini sandığın bazı şeyler başka bir biçimde geri dönüyordu.
Bir anı.
Bir insan.
Bir cümle.
Bazen de kendin.
Aslı çantasından defterini çıkardı.
Sayfayı açtı.
Bugün derste yazdığı cümleye baktı.
"Peki ya herkes yanılıyorsa?"
Altına yeni bir cümle ekledi.
"Belki insanın kendisi hakkında vereceği en zor karar, başkalarının kararlarına inanmamaktır."
Kalemi elinde bir süre hareketsiz kaldı.
Sonra defteri kapattı.
Başını kaldırıp gökyüzüne baktı.
Kıyı'da akşam yavaş yavaş başlıyordu.
Güneş denizin üzerine düşmüş, suyun üzerinde uzun bir yol oluşturmuştu.
Aslı o ışığa baktı.
İçinde ilk kez garip bir huzur oluştu.
Henüz hiçbir şey değişmemişti.
Hayatı aynıydı.
Ailesi aynıydı.
Dostu yanındaydı.
Üniversitesi aynıydı.
Kendisi bile aynıydı.
Ama bazen değişim, hayatın dışından başlamazdı.
İnsanın içinde küçücük bir düşünceyle başlardı.
Ve Aslı'nın içinde o gün küçücük bir düşünce doğdu:
"Belki ben sandığım kadar güçsüz değilim."
O düşünceyi hemen ciddiye almadı.
Çünkü insan kendisi hakkında güzel bir şeye inanmakta, kötü bir şeye inanmaktan daha çok zorlanabiliyordu.
Aslı defterini çantasına koydu.
Ayağa kalktı.
Ayakkabılarını giydi.
Eve doğru yürümeye başladı.
Telefonu çaldı.
Ekranda bir isim vardı.
Mert.
Aslı birkaç saniye ekrana baktı.
Sonra aramayı açtı.
"Merhaba."
Karşı taraftan Mert'in sesi geldi.
"Ne yapıyorsun?"
"Aslında eve gidiyorum."
"Yine sahile mi gittin?"
"Evet."
"Senin bu sahil sevdan hiç bitmeyecek."
Aslı gülümsedi.
"Belki de bazı yerler insanı kendisinden daha iyi tanıyordur."
Mert güldü.
"Yine garip bir şey söyledin."
Aslı da güldü.
"Boş ver."
Konuşmaya devam ettiler.
Aslı yürüdü.
Kıyı'nın sokakları akşam ışıklarıyla dolmaya başladı.
O sırada Aslı bilmiyordu.
Bu telefon konuşmasının, hayatında uzun süre kalacak bir şeyin başlangıcı olduğunu da bilmiyordu.
Daha önemlisi...
Bunun sonunda kendisine ulaşacağı uzun yolun ilk adımı olduğunu hiç bilmiyordu.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza bizi mutlu etmek için girmez.
Bazıları bize kendimizi unutturur.
Sonra gider.
Ve biz onların ardından, kaybettiğimizi sandığımız kişinin aslında kendimiz olduğunu fark ederiz.
Aslı o akşam henüz bunu bilmiyordu.
Ama hayat, bazı dersleri önceden haber vermez.
Sadece yaşatır.
Sonra anlamını yıllar sonra öğretir.
Ve Aslı'nın hikâyesi daha yeni başlıyordu.
Çünkü bazen insanın kendisine dönmesi için önce kendisinden ne kadar uzaklaştığını anlaması gerekir.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 9beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18