3. bölüm / 3
Benden Sana Kalan3.BÖLÜM | ihtimallerin ardında
Bölümler 3Şu an: 3.BÖLÜM | ihtimallerin ardında
- 1 1. BÖLÜM | henüz gün doğmadan686 kelime
- 2 2. BÖLÜM | Tesadüf788 kelime
- 3 3.BÖLÜM | ihtimallerin ardında971 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Inst/pint: brtuqbamisimart_777
Mos elina - find me
İhtimallerin Ardında
Sevmek mi, sevilmek mi?
Bu soru beni hep durdururdu. Hareketlerimi, sesimi, kalbimi durdururdu. Bir tek gözyaşımı durdurmazdı; yalnızca o hareket ederdi. Ve ben yine kaybederdim.
hep hayal kırıklığı olarak mı kalacaktım?
Babam öyle demişti. Kimse de hayır dememişti zaten. Ben de kabul etmiştim. Gerçekleri, zor olsa da, omuzlarımda onlara yer açarak taşımayı öğrenmiştim.
Çünkü ben ne sevmiştim ne de sevilmiştim.
Şimdi ise bunu herkes bilecekti.
Acı olsa da bilecekti.
Aras gitti. Diğerleri de öyle.
Harun Amca'yla baş başa kalmıştık. Bana o gün okuduğu kitaplardan birkaçından bahsetmişti. Bugünün kitap alıntısını sizden de saklamayayım.
Sylvia Plath'ın Sırça Fanus kitabındaki incir ağacından bahsetmişti bana. Bir insanın önünde duran bütün ihtimalleri aynı anda istemesini, fakat birini seçtiği anda diğerlerinden vazgeçmek zorunda kalmasını anlatıyordu.
İncirlerin hepsini ayrı ayrı istiyordum ama birini seçmek, ötekilerin hepsini kaybetmek demekti.
Ve ben orada karar vermeden otururken incirler birer birer buruşup kararıyor, sonunda toprağa, ayaklarımın dibine düşüyordu.
Bu alıntıyı sevmiştim.
Belki de en çok, bir şeyleri seçmenin başka şeylerden vazgeçmek anlamına gelmesinden dolayı.
Harun Amca bana anlattığı ve çok beğendiğim alıntıları tuttuğum bir defter vermişti. O an elim deftere gitse de sırası olmadığını hissettim. Belki sonra yazardım.
Sesimi çıkarmadım.
Vakit epey ilerlemişti. Birkaç müşteri gelmiş, kitaplarını alıp gitmişti. Hepsinin aldıkları kitaplara bakarak nasıl bir karaktere sahip olduklarını tahmin etmeye çalışıyordum.
Yalnızlıktan bulduğum saçma bir oyundu bu.
Bir süre sonra Harun Amca atkısını ve kabanını giyinmiş hâlde yanıma geldi. Sağ avucuma dükkânın anahtarını, yaşlı ve buruşuk elleriyle bıraktı.
“Lal kızım, benim biraz acelem var. Bugün dükkânı sen kapatırsın.”
Sesi kırgın geliyordu. İstemeden de olsa endişelenmiştim.
“Harun Amca, iyi misin? Bir sorun yok, değil mi?”
Endişeyle çıkan kısık sesim, Harun Amca'yı da telaşlandırmıştı.
“Yok kızım, telaş edilecek bir şey yok. Tonks'u veterinere götüreceğim. Aşısı olacak.”
Tonks...
Harun Amca'nın köpeğiydi. Çok tatlıydı. Beni de çok severdi. Onu alıp dışarıda gezdirirdim. Harun Amca da cebime üç beş harçlık sıkıştırırdı. Reddetsem de ısrarcı kişiliği hep baskın çıkardı.
Tonks, golden cinsi, uzun ve sarı tüylü bir köpekti.
“Anladım Harun Amca. Sorun değil, ben kapatırım bugün dükkânı. Ama Tonks'un hasretinden mahrum bırakma beni, olur mu?”
İnce dudakları güzel bir tebessümle yukarı kıvrıldı.
“Olur Lal kızım.”
Bu sözünün ardından dükkândan çıktı. Kapının üzerindeki zilin tiz sesi kulaklarımı doldurdu.
Önüme dönüp müşterilerin dağıttığı kitapları tek tek yerlerine dizmeye başladım.
Felsefe rafındaydım. Bu dükkânın hemen sağ tarafında kalan raflardan biriydi. Tozlanmış kitapların üzerindeki tozları tüylü fırçayla alıyor, ardından kitapları yerlerine özenle yerleştiriyordum.
Eski, kahverengi kapaklar pek nostaljik görünüyordu.
İşe daldığım sırada kapının açılmasıyla zil yeniden çığlık atmıştı.
Elimdeki kitapları kenara bıraktım. Kasaya doğru ilerlerken müşterinin ayak seslerinin bana doğru geldiğini hissediyordum.
Gelen kişi Aras'tı.
Bağcıkları hâlâ açıktı.
“Aras.”
Adı istemsizce çıktı ağzımdan.
Bundan pişman olmuştum.
Daha çocuk benim varlığımdan haberdar değildi belki ama ben gitmiş, adını söylemiştim. Kesinlikle onu çok düşündüğümü sanacaktı.
“Eflal.”
Adımı biliyor muydu?
Eflal...
Bu adı babam söylerdi sadece.
Lal demezdi.
Eflal derdi.
“Sylvia Plath... Bu kitabı almaya gelmiştim.”
Harun Amca'nın bana anlattığı kitaptı. İçindeki alıntı çok içimi ısıtmıştı.
Aras da beğenmiş olmalıydı.
Harun Amca ona da anlatmıştı demek.
Ona da “oğlum” demişti.
Ben Harun Amca'nın tek çocuğu olduğumu sanıyordum.
İçim burkuldu.
Ama Aras ilk geldiğinde neden kitabı istemediğini geçirdim içimden. İstemeden.
“Tabii. Takip et beni.”
Arkamı döndüm.
Aras da peşimden geldi.
Kitapların sırtlarında sağ elimi gezdirirken saatimle bilekliğimin birbirine çarpması dışında hiçbir ses çıkmıyordu.
Sahafın sessizliğine alışmıştım.
Kitabı bulduğumda istemsizce sevindim.
Arkamı döndüğümde Aras'la istemeden yakınlaşmıştık. Rahatsız olacağımı düşünüp anında geri adım attı.
Ben de kitabı ona uzattım.
“Hiç okudun mu?”
Sohbet etmek istiyordu benimle.
“Okumamıştım ama bugün okumayı düşünüyordum. Harun Amca beni bu kitaba ısındırdı sanırım.”
Sesim sessiz bir mırıltıya dönüşmüştü.
Aras tebessüm etti.
Sessiz kıkırdayışı kulağımda dalgalandı.
Tek ben gülemiyordum zaten.
Lanet her yanımı sarmıştı.
Aras, kitabı aldığı yerden aynısından bir tane daha aldı.
Buna şaşırsam da kız arkadaşına almış olabileceğini düşündüm.
İkisinin de kasadan geçirip barkodlarını okuttum. Aras kartıyla ödeme yaptı. Kitapları sahafımıza ait kahverengi karton poşetlere koydum.
Poşetin üzerinde bir güneş sembolü, en altında ise Sahaf Güneş'in adı vardı.
Aras'a uzattığım poşetin içinden aldığı diğer kitabı çıkarıp kasanın üzerine önüme doğru sürükledi.
“Senin de okumanı isterim. Hem belki beraber okuruz. Özrümü de dilemiş olurum.”
Ona çarptığım için miydi bu nezaketi?
Konuşmamı beklemeden sahafın kapısından çıktı.
Kitabı elime aldım.
Arkasındaki kısa özeti okurken içeri bir çiçekçi girdi.
Şaşkınlıkla elindeki bukete baktım.
“Eflal Lal Deren?”
Çiçekçi, elindeki küçük kartona bakıyordu.
“Bunlar sizin.”
Elime lotus ve zambaklarla dolu bir buket verdi.
İmza istemişti. Şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak imzamı attım.
Çiçeklerin güzelliğine dalmışken üzerindeki notu sonradan fark ettim.
Bununla beraber çiçekleri kimin gönderdiği de aklıma geldi.
Dikdörtgen bir nottu.
El yazısıyla yazılmıştı.
Eflal, Lal
Bu çiçekleri seçerken güzelliklerinden çok, taşıdıkları anlamı düşündüm.
Lotus, en karanlık sulardan geçmesine rağmen yeniden yüzeye çıkmayı bilir.
Zambak ise bütün bunlara rağmen zarafetini kaybetmez.
Belki de bazı insanlar böyledir.
Hayat onları ne kadar yorsa da içlerinde hâlâ açacak bir yer kalır.
Bu buket sana, geçmişte kaldığını sandığın şeylerin seni tanımlamak zorunda olmadığını hatırlatsın.
Bazı çiçekler çamurdan çıkar.
Bazı insanlar ise kendi karanlıklarından.
— Aras Karaca
Aras'ın ismini görmemle istemsizce şaşırdım.
İyi de neden?
Çiçeklere şaşkınlıkla bakarken kitaplıktaki bir kitap seslice yere düştü.
Sanat rafından gelmişti ses.
Hızlı adımlarla sese doğru ilerledim.
Yerdeki kitabı gördüğümde duraksadım.
Sabah baktığım sanat kitabıydı.
Ama daha çok, içinden çıkmış olduğu belli olan kart dikkatimi çekmişti.
Eğilip kitabı ve kartı yerden aldım.
Kartın kenarları altın varaklarla çerçevelenmişti. Altın varaklar içeri doğru ilerledikçe yerini bordoya bırakıyordu.
Üzerinde dizlerinin üzerine çökmüş, ağlamakdan helak olmuş bir kadın vardı.
üst sol kosedeysei henüz yaşanmamış bir yaş cümleleri işlenmişti.
Elime gelen ıslaklıkla kartı sol elimden sağ elime aldım.
Sol elimdeki kanları gormem ürpermeme neden oldu.
Ve o an...
Bu kartın tesadüfen karşıma çıkmadığı artık çok daha açıktı.
Buraya kadar benimle olduğun için teşekkür ederim. Umarım bu bölüm sana güzel duygular bırakmıştır. Şimdilik burada küçük bir ara veriyoruz ama hikâyemiz henüz bitmedi. Bir sonraki bölümde yeniden buluşmak üzere, kendine iyi bak sevgili okuyucum. 🪽☀️
𝓣𝓾𝓰𝓫𝓪 𝓑𝓸𝓭𝓾𝓻
Bölüm etkileşimi
