1. bölüm / 3
Benden Sana Kalan1. BÖLÜM | henüz gün doğmadan
Bölümler 3Şu an: 1. BÖLÜM | henüz gün doğmadan
- 1 1. BÖLÜM | henüz gün doğmadan686 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. BÖLÜM | Tesadüf788 kelime
- 3 3.BÖLÜM | ihtimallerin ardında971 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Inst/pint: brtuqbamisimart_777
Isaiah sheffield - cowpoke
~GİRİŞ~
Bazı insanların hayatı bir gecede değişmezdi; yavaş yavaş eksilirdi. Önce bir ses susar, sonra evin içindeki bir sandalye boş kalır, ardından sofradaki bir tabak kaldırılırdı. İnsan, kaybettiklerine alıştığını sanırken aslında yalnızca onların yokluğuyla yaşamayı öğrenirdi. Eflal lal de uzun zamandır bunu yapıyordu; yaşamayı değil, eksik olanlarla aynı evin içinde nefes almayı öğreniyordu. Her sabah gözlerini açtığında yeni bir güne başlamış olmuyordu, yalnızca yarım bıraktığı bir günün devamına uyanıyordu. Üstelik kimse ona ne kadar yorulduğunu sormuyordu; belki de sorsalar bile vereceği cevabı kendisi bilmiyordu. Çünkü bazı yorgunlukların adı olmazdı. İnsan yalnızca bir gün, hiçbir şey olmamış gibi karşısındaki duvara bakarken, içinde taşıdığı bütün hayatın omuzlarından biraz daha ağır olduğunu fark ederdi.
Alarmın ince tiz sesi kulağıma dolarken kafamı solumda duran saate çevirdim.
05.18
Elimi saatin üzerine doğru savurduğumda, bedenimi kandırmaya ve birkaç dakika daha uyuyabileceğime inandırmaya çalışıyordum. Fakat ayaklarım yavaşça yataktan sarktığında bunun yalnızca kendimi kandırmak olduğunu anlamıştım.
Yine o baş ağrısıyla uyanmıştım. Bu durum artık şaşırtıcı değildi.
Oldukça sessiz hareket etmeye çalışarak odadan çıktım. Küçük yeğenimi uyandırmak istemiyordum. Aşağı kata doğru ilerlediğimde annemi çoktan uyanmış, sofrayı kurarken gördüm. Ona bakmadan, o kısmı görmezden gelmek istercesine lavaboya doğru ilerledim.
Ahşap ve spiral desenli kulp, soğuk avuçlarımla buluştuğunda omuzlarıma biraz daha yorgunluk bindi. Musluktan akan tazyikli soğuk su yüzümle buluşunca hafifçe irkildim.
Tam doğrulacakken bacağıma sarılan küçük ellerle olduğum yerde kaldım.
Yavaşça ona doğru döndüm.
“Lallll... Ne zaman uyaydın? Hiiç duymadım.”
İnce ve hafif peltek sesi, bazı kelimeleri henüz tam söyleyemediğini belli ediyordu. Kırmızı yanakları ve iki yandan bağlanmış saçlarıyla bana baktıkça içim biraz daha yumuşuyordu.
“Asıl sen ne zaman uyandın, Bade'cim?”
Onun konuşmasını düzeltmeden, aksine sesini taklit ederek sevimli bir karşılık verdim. Yüzünde sıcak gülümsemelerinden biri daha belirdi. İstemsizce küçük bir gülücük tüm yüzüme yayıldı.
Banyodan çıkıp mutfaktaki kahvaltı sofrasına doğru yönümü çevirdim. Annem göz hizama girdiğinde Bade'yi kucağımdan indirip sandalyesine bıraktım. Ardından ben de annemin karşısına geçtim.
“Günaydın, Lal.”
Annem bana çay koyarken bir yandan da konuşmaya başladı.
“Günaydın,” diyerek karşılık verdim anneme. Yüzümde o samimiyetsiz gülücüklerimden birini eksik etmemiştim.
Bade her zamanki ısıtılmış sütüyle ilgilenirken ben de tabaktaki zeytinleri saymakla meşguldüm. Yine çok sessizdi o sofra. Kimse konuşmuyordu. Sanki aynı masanın etrafında oturan üç insan değil de, birbirinden habersiz üç yabancıydık.
Oturduğum yerden kalkınca annemle Bade'nin dikkatini üzerime toplamıştım.
“Okula geç kalmayayım ben.”
Oldukça kısık bir sesle söylediğim bu cümleden sonra annem bakışlarını önüne çevirdi. Bade ise hemen kucağıma gelmek istediğini belli edercesine kollarını yukarı kaldırdı.
Onu kucağıma aldığımda önce sol gözümün altına küçük bir öpücük kondurdu. Ardından, poliosis saçlarımın önündeki beyaz tutam yine onun dikkatini dağıtmıştı. Minik avuçlarının arasına aldığı beyaz tutamı büyük bir ilgiyle incelemeye başladı.
“Hemen gidecek misin, Lal?” diye sordu nazlı çıkan sesiyle.
Küçük burnuna bir öpücük bırakıp, “Hemen, Bade'cim,” diye yanıtladım.
Gözleri saçlarımdan kaşlarıma doğru yönelirken hemen ardından başka bir soru geldi.
“Şiydi olan hemen mi, Lal?”
Bu sorusu beni istemsizce kıkırdattı.
“Öyle, bebeğim. Ama akşam erkenden geleceğim. Hem o sevdiğin ballı sütten de alırım sana.”
Yaptığım teklif, Bade'nin gözlerindeki ışığı bir anda çoğaltmıştı.
“Geyçekten mi?” diye sordu büyük bir iştahla.
“Gerçekten.”
Aynı abartıyla karşılık verdiğimde küçük kollarını boynuma doladı. Birkaç saniye öylece sarıldıktan sonra onu yavaşça tekrar sandalyesine bıraktım.
“Ama şimdi ablanın hazırlanması lazım, değil mi? Yoksa sana ballı sütü tek başına nasıl getirsin?”
Bade büyük bir ilgiyle başını salladı.
“Tabii, Lalcım. Sen hemen git. Tek geyemez baylı süt...” Sonra sesini alçaltıp yavaşça, “Koykay yoksa,” dedi.
Gülümseyerek ona baktım.
“Korkar, Bade'cim.”
Odama çıkıp geceden hazırladığım kıyafetleri üzerime geçirdim. Beyaz, tüylü kazağımı ve orta bel, bol bir siyah kot giydim. Askılıkta duran deri ceketimi üzerime geçirip ayakkabılarımı giydim.
“Ben çıkıyorum,” demekle yetindim.
Çelik kapıyı arkamdan kapattığım anda soğuk rüzgâr yüzüme çarptı, saçlarımı geriye savurdu. Psikoloji kampüsünün önüne geldiğimde derin bir nefes çektim. İçimdeki bütün yorgunluğu birkaç saniyeliğine geride bırakmaya çalışarak kampüse doğru ilerledim.
Selammm. Umarım bu kitabı okurken kendinizden bir parça bulabilirsiniz. Henüz yolun başında olan bir yazarım; ama içimde büyük bir heyecan ve yazma isteği var. Bu satırlar, o heyecanın bir ürünü.Bu sayfalar bir ustalığın değil, bir arayışın ürünü. Kelimeler bazen tökezledi, bazen fazla sustu. Ama her satırda tek bir şey vardı: anlatma isteği. Umarım bu yolculuk size de dokunur.🪽☀️
𝓣𝓾𝓰𝓫𝓪 𝓑𝓸𝓭𝓾𝓻
Bölüm etkileşimi
