3. bölüm / 3
Beklenmedik ResimBölüm 3.
Bölümler 3Şu an: Bölüm 3.
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Fizik2 dersini alttan alıyordun, değil mi? Şansına bir de Ali girermiş dersine," dedi Nevra alayla gülerken. Bense ürperdim. "Tuhaf bir adamdı," diye yorumda bulunduğunda başımı salladım. İneceğim durağa gidene kadar havadan sudan sohbet ederek konuyu geçiştirdim. Çünkü belli etmemem gereken düşüncelerim vardı, gizlenmesi gerek korkularım vardı. Babama ait bir sırrın içinde zihnim dolu ellerim bağlı bir vaziyetteydim. Ne teslimdim ne özgürdüm.
Nevra ile vedalaşıp metrodan indim. Metro son süratle arkamdan geçerken merdivenlere yöneldim. Yürürken yanımdan geçen insanların rüzgarları bile beni tedirgin ediyordu. Nevra'yı yerde baygın şekilde bulalı sadece bir gün olmuştu. Benim için zaman orada kırılmıştı. Gece nasıl uyuduğumu, sabah nasıl uyandığımı, okula ne şekilde gittiğimi bile hatırlamıyordum. Sanki refleksten ibaretti her hareketim.
Yurda girdiğimde yemekhanede garip bir telaşın sesi geliyordu.
"Yemeğin içinden çıkan hamamböceğinden sonra burada yemek yiyemeyiz," dedi iki kız yanımdan geçerken. Kızların arkasından merdivenlere koyuldum. Sarı ceketli tesettürlü kız başındaki şalı sıyırırken öfkeyle solumaya başladı. "İstediğin yere şikayet et. Yurdun müdürü iyi yere kapak atmış, şikayetler para etmiyor!"
Yanındaki zayıf ve uzun boylu olan kız göz ucuyla bana bakıp arkadaşını dürttü. Susturmak istedi arkadaşını, fikirlerine ket vurarak dostunu korumak istedi. İnsanlar korkuyordu. İnsanlığı savunmaktan, insan olma çabasını korumaktan korkuyordu. İnsanlığın üzerine kürekle toprak atıyorlardı ama suçlu buna gocunanlardı. Suçlu bizdik.
Elindeki şalı sıkıca tutup çantasına sıkıştırdı kız. Arkadaşının onu susturmasına boyun eğdi. Ne yapacaktı ki? Ulu orta kim fikrini söyleyebiliyordu?
Odamın kapısını açtığımda havasız hafif rutubetli koku karşıladı beni. Pencereyi açıp banyoya girdim. Hızlıca duş aldıktan sonra pijamalarımı giydim. İçimdeki gerginlikle savaşırken bilgisayarı açtım ve internete girdim.
Önce babamın adını yazdım. Enteresan bir bilgi aradım, gözden kaçırdığım bir detay bulmaya çalıştım. Babamın ne sosyal medyası vardı ne de internette ölüm haberiyle ilgili bir başlık bulabilmiştim.
Sonra Ali Aslan'ı arattım internette. Binlerce Ali aslan arasında onu bulmam zordu. Farklı ya da dikkat çeken bir başlık yoktu. Okulun sayfasından profiline baktığımda sosyal medya hesabı açıktı. İki tane fotoğrafı vardı; ilk fotoğrafta kamptaydı, ikinci fotoğrafta CERN (European Organization for Nuclear Research) laboratuvarındaydı. Takipçiler kısmına 'Aslan' yazdım ve tanıyor olabileceğim birini aradım. Tuna Aslan, Selma Aslan ve Ceyhan Aslan vardı. Hepsinin profiline girip bir şeyler aradım ama profilleri gizliydi. Tuna Aslan'ın profilinde güneş gözlüklü bir adam elinde büyük bir kupa tutuyordu. Selma aslan'ın profil resminde kucağında küçük bir bebek olan kadın vardı. Yüzü tam seçilmiyordu kucağındaki bebeğe eğilmişti. Ceyhan Aslan'da da takım elbiseli bir kadın vardı, iş bulma sayfasındaki profil resimlere benziyordu.
Tekrar Ali Aslan'ın profiline döndüm.
Ali Aslan çok garip bir adamdı. Hem bilimin ışığında giden yoldaydı hem de... hem de neydi? Ne denirdi? Bilmiyordum.
Bilgisayarın ışığında yorulan gözlerimi yumdum ve bilgisayarı gözlerimi açmadan komodinin üzerine koydum. Yarın yeni bir gündü.
*
Karnımdaki ağrılarla Fizik2 dersine girdim. Orta sıraların birine oturup tabletimi çıkardım masaya. Ellerim çok terliyordu ve kağıt tutmam zor olduğu için not alırken tablet kullanıyordum. Çantamın içinden gözlüklerimi çıkardım. Kirli gözlük camımı bluzumun içiyle silerken yanımdaki boş sandalye hareketlendi. Kaşlarımı çatıp hafifçe dönüp baktığımda onu gördüm. Kalbim sırtımda atmaya başladı.
"Selam," dedi çantasını kucağına alıp defterini çıkarırken. Defterinden rastgele bir sayfa açtı ve kalemini arasına sıkıştırdı. Dağınık saçları, hafif kızarık gözleri uykusuz olduğunu gösterirken kıyafetleri aksine bir o kadar özenliydi. Mavi ekoseli gömleğin altına siyah kalın kemerli kumaş bir pantolon giymişti.
"Selam," diye fısıldadım. Onunla konuşmaya alışık değildim. Onun soluk mavi gözleri üzerimdeyken onunla konuşmak boğazımı terletiyordu. Elimi boynuma sarıp önüme döndüm. Ali Aslan'ı öğretmen masasında evrak çantasından bir şeyler çıkarırken görünce irkildim. Elim boynumdan düştü, sertçe yutkundum.
"Okula yeni gelmiş Ali hoca. Umarım sınavı insaflıdır," diye fısıltıyla yorum yaptı. Doruk dirseklerini masaya yaslayıp bana yaklaştı. Nefesimi tuttum, dikkatim dağılmıştı ki Ali Aslan ile göz göze geldim. Gizemli bakışları hedef tahtasına saplanan okun sivriliğindeydi. Yutkunmak istesem sanki boğazımı kurutacaktı. Bakışlarını benden Doruk'a çevirdi.
"Uzun arkadaş," diye seslendi Doruk'a. "Projeksiyonu açabilir misin?" Doruk başını sallayıp yanımdan kalktı tahtaya yürüdü. Ali Aslan, projeksiyonu açabilirdi. İkisinin de boyu hemen hemen aynıydı. Üniversitede hocaların birçoğunda olan ego elbette onda da varmış gibi duruyordu. Ali Aslan, normal bir hoca değildi onu hangi kategoriye sokacağımı bilemiyordum. "Bu dersin sınavı olmayacak, sunum yapacaksınız. Sunumdan kalanlar bütünlemeye girmeyi düşünmesin." Projeksiyonla bilgisayarını ekrana yansıttı ve kendi hazırladığı ders sunumunu açtı. "Bütünlemede geçemezsiniz. Sunumlarınıza iyi hazırlanın." Sert uyarısını yaptı ve dersi anlatmaya başladı. Dersin amacı ve müfredat konularından kısaca bahsetti. Sunum konu ve kurallarını sisteme yükleyeceğini söyleyip dersi bitirdi. Hızla toplandım ve sınıftan neredeyse ilk ben ayrıldım. Dersliğin biraz ilerisinde Nevra'y buldum.
"Ali Aslan'la ilk ders nasıldı?" Kaşlarımı çattım, nereden biliyordu? "Sınıf grubunda konuşmuşlar, sunum için arkadaş arıyor herkes."
"Evet bir şeyler yapacakmış derste..." Gergince etrafa bakındığımda Doruk'u yanımızda görmeyi beklemiyordum. Omzumdaki çanta askısına tutundum. Gülümsemeye çalıştım. Yüzümden okunan gerginliği anlayabilmiş miydi bilmiyorum ama kaşları hafifçe çatıldı.
"Hızlı çıktın dersten sana yetişemedim. Sunum için grup olalım mı, diye soracaktım." Doruk'un teklifi karşısında boğazım kurudu. Ellerimin ıslanmaya başladığını hissedebiliyordum.
"Nevra'yı bekletmemek için erken çıktım. İşimiz vardı benim dersimin bitmesini bekledi-" Kendimi fazla detay verirken yakaladım. Bir an önce buradan uzaklaşmak istememin yanı sıra Doruk'la sohbet ediyor olmak da cabasıydı. "Evet, tabii grup olabiliriz."
"Harika, sen çıktıktan sonra Ali Hoca derste sunumun uygulama üzerinden de olabileceğini söyledi." Ali Aslan, sınıftan çıktı. Üzerindeki uzun ceketi koluna asmış, diğer eliyle de bilgisayarın olduğu çantayı tutuyordu. Kalın kaşları çatık, yüzü gergindi. Biraz dalgındı bakışları. "Uygulama üzerinden anlatmak daha iyi olabilir. Maket tasarlayabiliriz. Maketi Fizik laboratuvarında tasarlayabiliriz hatta, Ali Hocadan müsaade alıp." Doruk'un ders hakkındaki hevesini oturup seyretmek isterdim manzara gibi şu an bir an önce burayı terk edip izimi kaybettirmek istiyordum.
"Ali Hocadan izin alın, sizden önce laboratuvarı kullanmak isteyen çıkabilir," dedi Nevra. Dehşetle ona döndüm. Beni düşürdüğü vaziyeti bilmediği için rahatça sırtını duvara yasladı, ellerini kot ceketinin cebine sıkıştırdı. Cebinden telefonunu çıkarıp saate bakarken
Doruk, başında ampul yanmış gibi bana döndü. Ali Aslan yanımızdan geçerken: "Hocam," diye seslendiğinde arkamı dönüp sessizce uzaklaşmamak için başımı eğdim. Onunla göz göze gelmek dahi istemezken sohbet etmek zorunda bırakılmıştım. "Sunum için maket hazırlamayı düşünüyoruz. Laboratuvarı kullanabilir miyiz?"
"Laboratuvarı kullanmak isteyen çok kişi var. Dilekçe yazın sıraya alayım sizi."
"Ne zaman yazalım dilekçeyi?" Doruk, ders konusunda biraz takıntılıydı. Bu dersi ortalama yükseltmek için aldığını biliyordum. Hocalarla arası iyiydi ders haricinde de okulda hocaların çalışmalarına yardım ediyordu. Onunla partner olmak istiyordum, onunla vakit geçirecek olmak beni heyecanlandırıyordu. Ali Aslan'ın dersinde onunla partner olmuş olmak ise heyecanlandırmıyordu.
"Şimdi gelin ofisime yazın. Bu hafta konferansım var, yokum."
"Şimdi derse yetişmem gerek. Beliz sen halledebilir misin?" Başıma Doruk'a çevirdim. Benden onay bekleyen bir ifadeyle bakıyordu. Gür ve kıvrık kirpikleri elmacık kemiklerine gölge düşürürken omzundaki çanta askısına sarıldı. Gitmeye hazırlanıyordu.
"Olur," diye ağzımda gevelerken Ali Aslan'ı takip etmeye başladım odasına kadar. Koridorun sonunda asansörün arkasındaki odayı kullanıyordu. Nevra kapıya kadar eşlik etti ama girmedi. Onu tedirgin etmemek adına odaya benimle geçmesini istemedim odaya. Derin bir nefes aldım ve Ali Aslan'ın ardından odaya girdim.
"Hiç düşündün mü?" Kapattığı kapının yanında dikilirken nefesimi tuttum. Ona hiç bakmadım ve cevap vermedim. Her şeyin aslını kendim öğrenmeliydim. Ali Aslan'a güvenemezdim. "Bir resim, bir insanı nasıl öldürebilir?"
"Dilekçe-"
"Hayatına bu gerçekle nasıl devam edebiliyorsun?"
"Sen nasıl devam edebiliyorsun?" Gözlerine baktım. "Babam madem çizdiği bir tablo yüzünden öldürüldü, sen de katilin kim olduğunu biliyorsun demek. Çünkü olaya bu kadar hakimsen kişileri de bilirsin." Üzerine yürüdüm. "Ya sen katilsin ya da katil öyle biri ki deşifre edemiyorsun." Yüzümü buruşturdum. "Sen öyle asıl, hayatına bu gerçekle nasıl devam edebiliyorsun?"
Bölüm etkileşimi
