9. bölüm · Beklenmedik Gidişat

9.Bölüm

İkinci maho

Araf ellerimin kendiliğinden anlık gevşemesini fırsat bilse gerek beni ittirip kendini kurtarmıştı.

Şaşkınlığımı üzerimden atıp Araf'a saldırıya geçtim. Variant ile kalabilirim dediğimde demediğini bırakmayan Araf ile şu an odamdaki Araf bir olamazdı herhalde. Gerçi belki önemli bir şey olmuş- hayır önemli bir şey olsa beni uyandırmak için yanağıma dokunmaz yahut bu kadar sessiz bir şekilde bana yanaşmazdı.

Araf atağıma karşılık verdi. Birbirimizle birazcık mücadele yaşadıktan sonra Araf'ı bana karşı savunmasız hale getirmiştim ki Araf konuştu.

"Angel dur."

Angel mı? Sinirim daha da zıplarken Araf'ın boğazına yüklendim. Araf boğazındaki baskı nedeniyle zar zor konuştu.

"Açıklayabilirim?"

"Açıkla o zaman ne bekliyorsun." Diye tısladım Araf'ın yüzüne.

Araf konuşmayı denedi ama baskıdan çok beceremedi. Gözleriyle boğazındaki elimi işaret etti. Boğazından ellerimi çekip çekmemek arasında kalmıştım ama sanırım haklıydı ben boğazını o kadar sıkarken konuşamazdı.

Ellerimi boğazından çekip kollarına yöneldim. Sonuçta açıklama yapmayı bana karşı fırsat olarak bilmemeliydi.

Araf bu hareketime karşılık bana ciddi misin bakışı attı. Üzgünüm ama gözümdeki tüm değerini odama böyle girerek kaybettin...

Bu düşüncenin aklımda belirmesiyle fark ettirmeden silkelendim. Böyle birinin gözümde ne değeri olacaktı ki? Tanrım iyice saçmalamaya başlamıştım.

Araf baktı benden tık yok yavaşça odama neden girdiğini açıklamaya koyuldu.

"Normalde odana girme gibi bir planım yoktu. Yani sandığın gibi sana bir şey yapmak için odana girmedim."

Karanlıkta görüyor muydu bilmiyorum ama tek kaşım sorgularcasına kalkmıştı. "Madem düşündüğüm gibi değil o halde neden böyle sessizce odama geldin."

"Variant'ı gördüm." Duraksadı.

İşte şimdi içimdeki merak büyümeye başlamıştı. Araf'ı odama getirecek kadar Variant ne yapmıştı ki. Sabırsızlıkla Araf'ın konuşmaya başlamasını bekledim.

"Elinde bir bardak sütle seni arıyor-"

"Ballı süt." Dedim hemen Araf'ın lafını bölerek. Şu an hayretler içerisindeydim.

Araf bana inanamaz bir şekilde baktı ve devam etti. "Evet süt ballıymış. Seninde hangi odada kaldığını bilmediği için bütün odalarda seni aramaya koyulmuş. Bereket ilk katta onu buldum ve sütü sana benim verebileceğimi söyleyip ondan aldım. Gerçi ısrarla sütü onsuz içemeyeceğini söyledi." Son cümlede gözlerini devirmişti.

Hızlıca Araf'ın sözlerinin doğru olup olmama ihtimalini kafamda değerlendirdim. Yalan söyleme ihtimali yoktu çünkü Variant'ın bana süt hazırladığını bilme ihtimali sıfırdı. Ayrıca onu yatağa düşürdüğüm sırada duymuş olduğum kırılma sesi de Araf'ın hikayesini doğrular nitelikteydi.

Ellerimi Araf'ın kollarından çekip onu serbest bıraktım ve üzerinden kalktım. Onun da kalkmasına yardım edip odanın ışığını açmak için ilerledim. Tam düğmeye dokunduğum sırada aklıma gelen şey ile Araf'a döndüm.

"Her şeyi anladım ve teşekkür de ediyorum lakin." Dudağımı ıslatıp devam ettim "Hâlâ yanağıma dokunma kısmına bir anlam veremedim." Işığı yakıp Araf'a baktım. Bakalım buna nasıl bir cevap verecekti.

"Aslında o kısım planımda yoktu. Odanın ışığı yanmayınca uyuduğunu anladım hatta bardağı da geri götürecektim ama Variant sütü içmen konusunda o kadar ısrarlı olunca bende sütü odana bırakıp sabah içmenin daha faydalı olacağını düşündüm. Hem süte bir şey girmesin diye ağzını da kapatacaktım."

"Araf bu anlattıkların iyi güzel de hâlâ yanağıma dokunma kısmını açıklamıyor."

Araf kafasını sallayıp anlatmaya devam etti. "Sütü yanındaki sehpaya koymak için yanına geldim. O sıra koymadan gözüm yüzüne takıldı. Daha doğrusu yanağındaki çiziğe. O çiziği daha önce yanağında görmediğime yemin edebilirim."

Oda karanlıkta olsa ayın ışığı hafif aydınlatıyordu odayı muhtemelen öyle fark etmişti çiziği Araf. Elim yanağımdaki çiziğe gitti. Araf haklıydı görmemişti çünkü o çizik gözükmesin diye bolca kapatıcı kullanıyordum.

"Haklısın görmedin çünkü kapatıcı ile kapatıyorum."

Araf bana doğru yaklaştı. "Derine benziyor nasıl oldu." Tekrar dokunacakken geri çekildim. O çizikten nefret ediyordum. Araf da benim geri çekilmem üzere bir adım geri gitmişti.

"Sütü getirdiğin için teşekkür ederim ama artık uyusak iyi olacak malum sabah uzun ve yorucu geçecek."

Araf yüzünde hayal kırıklığı da oluşsa anlayış gösterip kafasını salladı. "Sen nasıl istersen öyle olsun. Odana sessizce girdiğim için özür dilerim."

"Önemli değil ama bir daha tekrarlamazsan senin açından iyi olur zira ikinci sefere bu kadar anlayış gösteremeyebilirim."

Araf güldü. "Valla korkmadım desem yalan olur neredeyse altında son nefesimi veriyordum."

Son cümlesiyle hafif güldüm. "Her ne kadar burada bir ağa olmasak da biz de kendi çapımızda yapıyoruz bir şeyler." Dedim böbürlenerek.

Araf'ın kaşları havaya kalktı. "Ağanın ne olduğunu bilmene mi yoksa kendine olan güvenine mi şaşırsam bilemiyorum."

"Seçenek bol Araf'cım hangisini istersen ona şaşırabilirsin hatta istersen ikisine de şaşır diğeri üzülmesin."

Araf kahkaha attı. "Sonunda neredeyse eşek cennetine gidecektim ama değdi be şenlendim." Dedi.

"Eşek cenneti?" Dedim anlamayarak.

Araf bana bakıp sırıttı ama sırıtması hiç hoş gözükmüyordu. "Seçenek bol Angel'cım hangi kelimeyi istersen onu öğren hatta istersen tüm kelimeleri öğren ama eşek cennetini de öğrenmeyi atlama üzülmesin sonra." Dedi sonunda dudağını büzerek.

"Araf!" Dedim biraz önce onu boğarkenki öfkem geri gelirken.

Araf bunu anlamış olsa gerek hemen açık olan kapıdan çıkıp kapıyı kapattı.

"Seni orada boğarak öldürmeliydim." Dedim sinirle kapalı kapıya vurarak. Araf ise buna karşılık kahkaha atmıştı. Pislik...

Sinirimi yatıştırmak için durduğum sırada elim yanağımdaki çiziğe gitti. Buraya gelmeden önceki son beyaz oda cezamda geçirdiğim kriz ile kendim yapmıştım o çiziği. Titredim. Hatırlaması bile ürpermeme neden oluyordu.

Elimi yanağımdan çektiğim sırada gözüm yere düşmenin etkisiyle bilmem kaç parçaya ayrılmış olan bardağa kaydı.

Süt bardağının kırılmasından oluşan akıntının yanına gidip akıntıya temas etmeyecek şekilde oturdum. Hâlâ hayretler içindeydim Variant neden bana ilaçlı sütü hazırlama zahmetine girmişti bir anda? Yerdeki sütün haplı olduğunu biliyordum aksi takdirde Araf'a içerken ben de yanında olmalıyım diye ısrar etmezdi. Yavaşça birikintiye dokunmadan ayağa kalktım sanırım Araf'a bir teşekkür borçluyum beni ilaçlı sütü içmekten kurtarmıştı.

Acaba diye geçirdim içimden Araf ona yapacaklarımı bilseydi de sütü bana kendi getirmek ister miydi?

Yakın zamanda bir kitapta okumuştum şöyle diyordu: hayatta hep başkalarının günahlarının bedellerini ödersin.

Bu herkes için geçerli miydi bilmiyorum ama bizim için durum tam da böyleydi. Ben amcamın Araf da ailesinin bedellerini ödüyordu ve ödeyecekti de...

Telefonumu elime alıp amcama sabah için istediklerimi yazıp yazmadığımı kontrol ettim. Yazmıştım telefonu geri kapatıp kendimi tekrar yatağıma bıraktım. Sabahı vukuatlı olacağı gibi onu bağlayan gecede vukuatlı olmuştu iyi mi....

&&&&

Çalan alarm ile kalkıp hemen alarmı kapattım. Asla tahammül edemediğim şeylerin başında bu alarm sesi vardı.

Telefonun ekranından saate baktığımda tam altı olduğunu gördüm. Tam telefonu kapatıp hazırlanmaya koyulacağım sıra telefonum titredi. Amcam istediğim sayıdaki korumayı Azad ağanın yakınlarına konumlandırmıştı. Biz Variant ile konağın önünde olunca onlar da yanımızdaki yerlerini alacaklardı.

Bu kan davası işini araştırırken yeni bir şey daha öğrenmiştim. Bu işi bitirmek için bir meblağ para da yetiyormuş. Eh bu bizim için çocuk oyuncağıydı. Amcama korumalardan dört tanesine birer valiz dolusu para temin etmesini de istemiştim. Bu işlerde hangi birimin kabul gördüğünü bilmediğimden dört valizin de para birimini farklı istemiştim. Biri Türk lirası biri sterlin biri dolar ve diğeri ise Kuveyt dinarı doluydu. Herhalde bu kadarı yeterliydi eğer ikna olmazlar ise biraz daha takviye yapardık.

Giysi dolabının önüne geçip rahat bir kıyafet seçtim. Eğer herhangi bir şey olursa kendimi savunmak durumunda kalırsam daha pratik olurdu. Hava sıcak olmasına rağmen belimdeki silahı saklaması için üzerime kombinimle aynı siyah bir trençkot tercih ettim. Altına spor bir ayakkabı giyip tamamladım.

Çantamın içine İstanbul'dan belki de burada kullanırım ziyan olmasın boşuna diye getirdiğim incir ağacı özünü ve yedek mermileri de koydum. Çantamın içine bir iki şey daha tıktıktan sonra çantam ve ben hazırdık. Elime telefonumu da alıp kapıdan çıktım. Yavaş ve temkinli hareketlerle Variant'ın bulunduğu kata indim. İşte orada kapının önünde beni bekliyordu.

"Günaydın Bay Glory."

Variant'ın kaşları kalktı. "Size de günaydın Bayan Glory."

"Hazır mısınız?"

"Hazırım ama durum raporu vermek isterseniz de hiç hayır demem." Dedi Variant

Kafamı sallayıp kafamdaki planı Variant'a anlatmaya başladım. "Şimdi Vari yaptığım araştırmalar neticesinde kan davasını bitirmenin üç yolu olduğunu buldum."

"Eee neymiş o yollar?" Dedi Variant sesindeki bastıramadığı merakla.

"Birinci yol evlilik. Vurulan taraftan bir erkek vuran kişinin tarafından bir kız alıyormuş ya da tam tersi vuran vurulandan mı alıyordu." Bu kısmı hep karıştırıyordum. "Neyse sen de takdir edersin ki bizim bu kısımla bir işimiz yok o yüzden bu öncülü geçelim. İkinci yol ve bizim ilk tercihimiz olan yol da para. Karşı taraf belirli miktardaki parayı alınca davasından vazgeçiyormuş."

"Enteresan peki ne kadarlık bir paraymış bu?

Variant da bakıp ben de bilmiyorum der gibi omuz silktim. "O kısım belli değil sanırım karşı taraf belirliyor miktarı. Ben dört valiz hazırlattım tedbiren."

Variant'ın gözleri büyüdü. " Dört valiz Türk lirası." Cümlesini bitirir bitirmez ıslık çalmıştı. "Vay be."

"Türk lirası, dolar, sterlin ve Kuveyt dinarı." Diye düzelttim onu.

Variant kaşlarını çattı. "Anlamadım ülkeler gibi paralar da mı birleşmiş."

"Hayır sadece hangisini kabul edeceklerini bilmediğimden dolayı tedbir aldım."

Variant bir iki dakika durdu. "Eğer." Diyip tekrar durdu. "Onlar kabul etmezse valizleri ben alabilir miyim? Türkiye'ye gelirken benim valizler kırılmış da."

"Vari kendini topla onlar zaten senin paraların." Dedim.

Saymadığım bilmem kaçıncı duraksamasından sonra Vari'nin yüzünde bir aydınlanma belirdi. Zavallıma ülke değişikliği hiç iyi gelmemişti.

"Doğru diyorsun." Kendisine çeki düzen verdi. "Hadi şu kan davasını bitirelim ve bu olay hiç olmamış gibi davranalım." Diyerek benim önümden konağın dış kapısına doğru yol aldı.

Bu olay hiç yaşanmamış gibi davranalım dediğindeki olayın kan davası değil de valiz olduğuna yemin edebilir ama kanıtlayamazdım.

Ben de Variant'ın arkasına düşüp onu takip ettim. Dış kapıya çıktığımızda güvenlikler ile biraz muhabbet etmek zorunda kalmıştık(!)

Vari ile ben amcamın bize Mardin'de ulaşımımızı sağlamamız için tahsis ettiği araçlara binmiştik. Azad ağanın konağının yerini ise bulmamız bir dakika bile sürmemişti.

Yaklaşık 20 dakika sonra söz konusu konağa varmıştık. Arabamı park edip indim. Variant da arabasını benim arabamın arkasına park edip inmişti. Variant ve ben kapıya doğru ilerlerken amcamdan istediğim güvenlik ordusu da bize eşlik etmişti.

Kapıda Arafların evinin aksine güvenlik yoktu. İşte bu oldukça kuşku uyandırıcıydı....

Variant ile göz göze geldim anlaşılan o da benimle aynı şeyi düşünüyordu. Konağın kapısını açmadan silahımı çıkarıp ateş etmeye hazır hale getirdim. Arkamdakiler de benimle birlikte silahlarını hazır hale getirmişti. Konağın kapısının kolunu indirip kapıyı açtım. Ayağımla kapıyı ittirip silahımı doğrulttum ve bingoo... Tam tahmin ettiğim gibi normalde dışarıda olması gereken güvenlikler içerideydi.

Tüm gözler kapının açılırken çıkardığı ses ile beraber kapıda duran bana çevrildi ve tabii ki biraz önce birbirlerine çekmiş oldukları silahların namluları da bana çevriliydi...